Bizi takip edin
Bizi takip edin
Blog

Anadolu'da İslam'ı güncelleştirenler



21.4.2018 08:44:57

Arap gezgin İbn-i Batuta, Aydın beyliğini ziyarete gider. Şeyhe benzeyen biri içeri girince herkes ayağa kalkar. Kur’an okuyan hafızlardan daha yüksek yere oturur. Bu kim diye sorar, Yahudi doktor deyince ‘Bir Yahudinin hafızlardan daha yükseğe oturmasına nasıl izin veriyorsunuz?’ diyerek bağırır çağırır. Halbuki bu olay Anadolu’da doktora ve bilime önem verilen sıradan bir olaydır

İslam’ın güncelleşmesi tartışılırken bu konuyu yüzyıllar önce atalarımız çözmüşlerdi. Ne yazık ki, XVI. yüzyıldan itibaren Anadolu’daki toprağa bağımlı ekonomik yapının bozulmasıyla dirliğimiz ve düzenimiz de bozulmaya başlamıştır. Bunun sonucu Yunus Emre İslam anlayışı gitmiş. Ebussuud İslam anlayışı gelmiştir.

ANADOLU SELÇUKLULARI’NDA İSLAMIN GÜNCELLENMESİ

Ahmet Yesevi’ye “Türkistan’ın doksan dokuz bin pirinin piri, Hacı Bektaş Veli’ye de Horasan erenlerinin piri” denmiştir. Hacı Bektaş Veli’nin Ahmet Yesevi’den destur aldığı söylenir. Rivayete göre HBV Horasandan bir güvercin olmuş, Türkistan pirinin havaya fırlattığı yanan ağaç dalının düştüğü bugünkü Hacı Bektaş ilçesine gelmiştir. (1)

Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletinde kuruluş ve yükseliş döneminde topraklar devlete aitti yani miriydi. 1071 ve 1193 yılları arasında Anadolu’da hiç medrese yoktu. 1193 yılında Kayseri’de ilk medrese açıldığında Arap egemenliğinde olan Halep’ te 40 medrese vardı. (2) Bu iki devlet de katı bir Sünniliği benimsemiş değildi. Sünni-Hanefi şehirli insan olsun ya da Babai ve sonradan göçebe ve köylülerin inancı olan Bektaşilik ismini alacak olan inançlar katı mezhepçi anlayışta değillerdi. (3) Topraklar ne zaman ki beylerin ve ağaların eline geçti, çöküş ve dini hoş görü de ortadan kalktı. Devletçi toprak düzeninin bozulduğu, Moğol saldırılılarıyla Anadolu halkının inim inim inlediği 1240-1299 tarihleri arasında HBV, Yunus Emre, Tabduk Emre, Şeyh Edebali ve Ahi Evran vb. gibi büyük insanlar halkı ırksal ve dinsel bir ayırım yapmadan birleştirdiler. Halkın anlayacagı bir dille İslamiyeti güncelleştirdiler. İslamiyet temiz ahlak dediler HBV: “Eline, diline, beline, işine, aşına ve eşine sahip ol” dedi. Kadınları dışlamadılar ve onlarla beraber ibadet ettiler. Halkın anlayacağı Türkçeyle iletişim kurdular.

Yunus Emre, Anadolu’da Arapça, Farsça dil egemenliğini de kırmıştır. Mevlana Celaleddin-i Rumi dinsel ayinleri sıklaştırarak İran müziğinin saraya girmesini sağlamıştır. Şiirlerini Farsça yazmış ve Moğol işgal kuvvetlerinden yana olmuştur. Türkmenleri dışlamıştır. Türkmenlerin kadınlı erkekli zikir ve sohbet yapmalarını da eleştirmiştir. Şöyle der: “Yapım için Grek işçileri, yıkım için ise aksine Türk işçileri almak gerekmektedir. Zira dünyanın yapımı Greklere özgüdür. Yıkım ise Türklere ayrılmıştır.”(4) Mevlana, Konya’da egemen Selçuklu-Moğol sömürücü saray sınıfına yakınken, HBV ve Yunus Emre yoksul köylüyle iç içe olmuştur.

Yunus Emre, “Bana namaz kılmaz dime/ben kılarım namazımı/kılar isem kılmaz isem/o hak bilir niyazımı. Haktan başka kimse bilmez/kâfir Müslüman kimdir/ben kılarım namazımı/hak geçirdiyse nazımı./Çalış kazan ye yedir/bir gönül ele geçir/yüz kâbeden yirektir/bir gönül ziyareti.

HBV şöyle diyor: “İslamın temeli güzel ahlak; ahlakın özü bilgi; bilginin özü akıldır.”

OSMANLI DEVLETİ’NDE İSLAMIN GÜNCELLEMESİ

Arap gezgin İbn-i Batuta, Aydın beyliğini ziyarete gider. Şeyhe benzeyen biri içeri girince herkes ayağa kalkar. Kur’an okuyan hafızlardan daha yüksek yere oturur. Bu kim diye sorar, Yahudi doktor deyince “Bir Yahudinin hafızlardan daha yükseğe oturmasına nasıl izin veriyorsunuz?” diyerek bağırır çağırır.(5) Halbuki bu olay Anadolu’da doktora ve bilime önem verilen sıradan bir olaydır.

Osmanlı Devleti 1299 yılında; HBV, Yunus Emre, Şeyh Edebali ve Ahi Evran’ın kurduğu büyük bir hümanist İslam anlayışının üzerine kuruldu. HBV’nin kurucusu olduğu Bektaşilik Suriye’den Macaristan’a kadar gelişen ve Osmanlı’nın desteklediği bir İslam anlayışı oldu. Bektaşi babası olan Gül Baba türbesinin, Suriye sınırında, Ankara Ulus’ta ve Macaristan’da olması tesadüf değildir. Sarı Saltuk’un Osmanlının yedi bölgede mezarı vardır. Kanunu Sultan Süleyman, Gül Baba’yı seferlere giderken ziyaret ederdi. Geyikli Babanın kılıcını Hazine-i Hümayun’a koydurarak saygısını belirtmiştir.(6)

Osmanlı fethettiği topraklardaki serflik düzenini yıkmıştır. Devletçi kamucu düzen olan dirlik toprak düzenini getirmiştir. Her köylüye 80-150 dönüm toprak dağıttı. Başına da devletin memuru olan sipahiyi koydu, sadece vergi aldı. Avrupa köylüsü feodal ağaların zulmü altında inim inim inlerken, Osmanlı köylüsü olan Kürt, Türkmen, Ermeni, Rum vb. dirlik toprak düzeninde mutlu bir şekilde yaşıyordu. Osmanlı Yeniçeri ordusunu da Bektaşi ocağına bağladı. Osmanlı devlet adamları sınıfları gereği kendileri Sünni-Hanefi devlet anlayışını kabul etmişlerdi. Üretici köylünün ve göçebenin inancı olan Bektaşilik bugünkü adıyla Anadolu Aleviliğini Osmanlı devleti belli bir döneme kadar destekledi. Dirlik toprak düzeni ve Bektaşilik Osmanlının Anadolu da ve Avrupa da hızla yayılmasını sağladı.

İbn-i Batuta XIV. yüzyılda Türklerin şölenlerinde müzik, şarkı, raks olduğunu ve alkollü içkiler kullandığını yazıyor. İbn-i Batuta Türklerin kadına saygılı olduklarını, Sünni bölgelerinde bile kadının kapanmadığını yazar.(7) XIV. yüzyılda yaşayan Johann Schiltberger isimli yeniçeri. 1397 yılı Bursa’sını şöyle anlatıyor: “Şehirde Hristiyan olsun, Müslüman olsun, Yahudi olsun fakirler konuk edilirdi. Sekiz fakirhane/hayır evi vardı.” 1432 yılında ise Bursa ya gelen Fransız seyyah, “Hastaneye benzeyen çok hoş yerler vardı. Buralardan üç ve dördünde Allah namına isteyenlere ekmek, et ve şarap dağıtılıyordu” der.(8)

Ahi teşkilatı da Bektaşilik içinde yer alan manevi bir güçtü. Ahilik sadece erkekleri değil, kadınları da üretici yapmıştır. Anadolu’da kadını tarlada ve atölyede görüyoruz. Kadınlar şehirde örgücülük ve dokumacılığa yönelmişlerdir. İbni Batuta şöyle diyor: “Burada kadınlar erkeklerden kaçmazlar ve yola çıkacağımız zaman akraba, gibi ya da hane halkı gibi bizimle vedalaşırlar, bu ayrılıktan dolayı üzüntülerini gözyaşları dökerek belirtirlerdi.”(9)

EBUSSUUD İSLAMI’NA GEÇİŞİN SEBEPLERİ

Osmanlı Devleti, Avrupa’da başlayıp bizi de etkileyen enflasyonun sonucu devlete ait olan miri araziyi para karşılığı kiraya vermek zorunda kaldı. Kesimci toprak düzenine geçilmek zorunda kalındı. Düşük fiyatla toprağı devletten alan mültezim (müteahhit), köylüden bunu vergilerle misliyle çıkarmaya başladı. Zamanla topraklar devletin elinden çıktı. Osmanlı’da huzursuzluk ve bağnazlık o zaman başladı. Halil İnancık şöyle diyor: “Reayanın ilk büyük çapta isyanlarına ağır vergiler, yolsuzluk ve güvensizlik duygusu yol açmıştır.”(10) Özellikle XVI. yüzyıla gelindiğinde Anadolu ve Rumeli köylüsünün büyük çoğunluğu Bektaşi idi.(11)

1511 yılında ilk köylü (Kızılbaş)* ayaklanması olan Şah Kulu ayaklanması Celali İsyanlarıyla devam edecektir. Bu köy Bektaşilerine 1826 Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığı tarihe kadar Kızılbaş, 1826 yıllarından sonra ise Alevi diyeceğiz.

Ekonomik alt yapının bozulmasının sonucu olarak köylü ayaklanmalarını anlamayan II.Beyazıt, Yavuz Sultan Selim ve Kanunu Sultan Süleyman, çözümü Kemal Paşazade ve Ebussuud Efendi’ye havale etmişlerdir. Ebussuud zamanında faizden serbestçe bahsedilmiş, tefecilik yaygın hale gelmiştir. Matematik, felsefe ve kelam medreselerden çıkarılmıştır. 1494 yılında Molla Lütfü’nün idamıyla başlayan bilim düşmanlığı, Molla Kabız, Şeyh İsmail Ma’Şuki, Şeyh Muhyiddin Karamani ve Şeyh Hamza Bali gibi bilim adamlarının idamıyla devam etmiştir. 1580 yılına gelindiğinde veba salgınının sebebi olarak rasathane gösterilerek yerle bir edilerek yıkılmıştır.(12)

Ebussuud zihniyeti, Bektaşi olan köylüyü Sünnileştirerek, ya da köylü ayaklanmalarını kanla bastırmakla yetinmiştir. Köylü ve göçebe ayaklanmalarını bastırmak için din adamlarından fetva alınmıştır. Bunlar ‘mum söndü yapıyorlar’ vb. iftiraların ilk örneğini 1240 yılında Niğdeli Kadı Ahmet vermiştir. XVI. yüzyıla kadar dirlik toprak düzeni sayesinde ekonominin iyi gitmesinden dolayı hiçbir iftira görmüyoruz. Ne zamanki toprak düzenin bozulmuş ayaklanmaları bastırmak için aynı iftiralar ortaya çıkmıştır.(13) Bu sefer Niğdeli Kadı Ahmed’in yerini Kemal Paşazade ve Ebussuud almıştır.

Toprak düzenini bozulmasıyla yeni tarikatlar ortaya çıkmıştır. III.Ahmet (1673-1736) dönemine geldiğimizde Cemali tarikatı da dahil 24 tarikat kurulmuştur. 24 tarikata önceden beri gelen 12 tarikat eklenerek tarikatların çeşitliliği dikkati çeker.(14) Bu dönemde Arap kültürü ağırlığını iyice hissettirmiştir. Rüşvet ve peşkeş normal hale gelmiş, devlet kademeleri parayla alınır satılır olmuştur. Tarihimizde Kemal Paşazade ve Ebussuud efendinin ekonominin bozulmasıyla ayaklanan Kızılbaş (köy Bektaşisi) katliamlarına ilişkin fetvalarına rağmen insanlar arasında karşılıklı mezhep savaşı olmamıştır. Bu toprakların büyük bir başarısıdır. Ayaklanmalar devlet içindeki egemen sömürgeci güçlere karşı olmuştur.

SONUÇ

Atalarımız yüzyıllar önce İslamı güncellemişlerdir. Ahmet Yesevi, HBV, Yunus Emre, Ahi Evran, Şeyh Edebali, vb. bunu başarmışlardır. Bu anlayış üzerinden yükselen Osmanlı devleti, dirlik toprak düzeni sayesinde sosyal adaleti ve iç barışı belli bir döneme kadar gerçekleştirmiştir. Türkiye olarak yapmamız gereken galiba kamucu-halkçı, sosyal devlet anlayışına geçerek, Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre’yi örnek almamızdır.

KAYNAKLAR:

1- Rafet Aydoğan, Osmanlı Toprak Düzenlerinin Mezheplere Etkisi, Kurgu Yayınları, Ankara 2015, s.30.

2- Age, s.64.

3- Heath W. Lowry, Erken Dönem Osmanlı Devleti’nin Yapısı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2010, s.7. Ayrıca bkz. Cemal Kafadar,’Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu iki Cihan Arasında, Birleşik Yayınları, Ankara, 2010, s.15.

4- Halil İnancık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ, YKB Yayınları, İstanbul, 2012, s.208. Ayrıca bkz. Gordlevski, Anadolu Selçuklu Devleti, Onur Yayınları, Ankara 1988, s.330. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Turan Neşriyat Yayınları, İstanbul, 1971, s.524. Mikail Bayram, Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum, Konya, 1994, s.33. Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1982, s.73.

5- Rafet Aydoğan, Osmanlı Toprak Düzenlerinin Mezheplere Etkisi, Kurgu Yayınları, Ankara, 2015, s.36.

6- Age, s.90.

7- Age, s.86.

8- Age, s.95.

9- Age, s.100.

10- Age, s.100.

11- Halil İnancık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ, YKB Yayınları, İstanbul, 2012, s.202. Ayrıca bkz. Faruk Sümer, Safevi Devleti’nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü”, TTK Yayınları, Ankara,1999, s.26.

12- Rafet Aydoğan, Osmanlı Toprak Düzenlerinin Mezheplere Etkisi, Kurgu Yayınları, Ankara, 2015, s.157.

13- Age, s.54.

14- Taner Timur,’Kuruluş ve Yükseliş Döneminde Osmanlı Toplumsal Düzeni, Turhan Kitapevi Yayınları, Ankara,1979, s.83.

Kızılbaş: Anadolu-Azerbaycan Türkmenlerinin geleneksel kızıl keçe külahını giyen ve Türkmen olan Şah İsmail taraftarlarına verilen isim.

Rafet Aydoğan - Aydınlık



İLGİLİ HABERLER