Bizi takip edin
Bizi takip edin
Kültür Sanat

Bir Azmin Kırılgan Hikayesi: Adı Meryem



31.12.2018 13:18:36
Meryem Nazlı fiziksel, ekonomik tüm engelleri aşarak azmin, hayata tutunmanın, başarmanın hikayesini kaleme aldı...

Meryem Nazlı... 1970 Sivas doğumlu. Akraba evliliği sonucu doğuştan gelen bir kas hastalığına tutuldu. 11 yaşına kadar her şey normaldi.  İlkokuldan sonra hastalığın belirtileri ortaya çıktı. Okula devam edemedi. Dördü kız, üçü erkek yedi kardeşin en küçükleri... Abisi ve ablaları da benzer hastalığa yakalanmış.

17 yaşında yürüme yeteneğini kaybeden Meryem için hayat daha da zorlaşıyor.

21 yaşında İstanbul'a gelen Meryem, büyük bir azimle yaşama tutunmaya çalışıyor. Tedavisi olmayan hastalığının daha da ilerlememesi için hastaneye yatıyor. İlgili kurumlara dilekçeler veriyor.

Ablası ile birlikte yaşıyor ve yoksul aile bütçesine katkı sunmaya çalışıyor bir yandan da...

Engelli maaşı ve evde bakım katkısının verilmesiyle bir nebze de olsa rahatlıyor. Bu arada çeşitli kurslara katılıyor. Kendisini geliştiriyor.

Bir gün akülü arabanın alınmasıyla hayata neredeyse yeniden gelmiş gibi seviniyor.

Artık yardım almadan dışarı çıkabiliyor, bir çok işini kendisi görebeliyor. Hatta, annesini o doktora götürüp işlerini takip ediyor.

KPSS'ye girişor.

Tüm olumsuz koşullara rağmen barajı geçiyor....

Meryem Nazlı, 37 yaşından sonra edebiyata da yöneliyor ve "Bir Azmin Kırılgan Hikayesi: Adı Meryem" adındaki kitap ortaya çıkıyor. 

2018'in başlarında Yeni Yayınları'ndan çıkan kitap okuyucudan ilgi görüyor ve kitap ikinci baskısını yapıyor.

Bu arada Meryem'in hikayesi tiyatro sahnesine taşınıyor. 

 

 





"Kalbini insanlara açarken, onlara güvenirken de hızlı olduğu kadar, kırılırken de hızlıydı. Ama her koşulda hüzünleri ironik bir neşeye çevirmeyi başardı.
Yaşama olan aşkını hep sıcak tutarak yürüdü... Hastalığı bile onun bu hızına yetişemedi. Bakışlarında hep uzak sesler, zaman kırıntıları, menekşe eziklikleri, yaşam ıslıkları taşıdı hep. Yaşamaya  kadar sevdalıydı ki, çekip gitmeyi aklının ucundan bile geçirmedi. Çünkü uyku denen şey, kirpiklerinin üstünde bir kusur gibi duran şeyden ibaretti biliyordu.
İçinde büyüttüğü fırtına yanlış adreslere yönelmemeliydi. Türküleri seviyorum diye, klasik müzik başlayınca radyoyu kapatmanın bir anlamı yoktu ona göre." 

İNTERNET ÜZERİNDEN KİTABA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

 







İLGİLİ HABERLER