Bizi takip edin
Bizi takip edin
Kültür Sanat

Barış Terkoğlu'ndan erken uyarı: Onların da hayali FETÖ olmak



8.2.2019 16:22:23
Yön Radyo’da yayınlanan Bizim Stüdyo programına konuk olan Gazeteci Barış Terkoğlu, kitap ile ilgili Ulaş Can’ın sorularını yanıtladı.

Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın kaleme aldığı Metastaz kitabı geçen hafta yayınlandı. Kitap okuyuculardan büyük ilgi görüyor. Kitapta, FETÖ ile mücadelede yapılan yanlışlar, FETÖ’den boşalan yere yerleşen tarikatlar, devlet içindeki tarikat yapılanmasına yönelik çarpıcı bilgi ve belgelere yer veriliyor.

FETÖ ile mücadelenin başka tarikatların devletin devletin içine yerleştirilerek yapılmaya çalışıldığını ifade eden Terkoğlu, bunun çok tehlikeli olduğuna vurgu yaptı.

Şu anda devlete yerleşen tarikatların da hayalinin FETÖ gibi olmaktır diyen Terkoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:  “Bütün tarikatların hayali bu. Devlet içerisinde,  Sağlık Bakanlığı’nı ele geçirmek , İçişleri Bakanlığını ele geçirmek , polisi ele geçirmek, askeri ele geçirmek. Orada çoğalmak. Bu gücü kendi lehine kullanmak. FETÖ’nin hayal ettiği şeyi bugün başka tarikatlar hayal ediyor. Türkiye’yi belki de yeni 15 Temmuzlara hazırlıyorlar.”

 





Barış Terkoğlu’nun Yön Radyo’da Ulaş Can’ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

“CEZAEVİNDEN ‘BİR DAHA GİRMEYECEĞİM’ DİYE ÇIKMADIM”

Siz Odatv davasında 19 ay ceza evinde kaldınız. Biri cezaevinde olmak üzere 2 kitap yazdınız. Bu üçüncü kitap…Pek, “akıllanmamış” görünüyorsunuz!!! Yazmaya devam ediyorsunuz.

Ben cezaevinden çıkarken bir daha girmeyeceğim diye çıkmadım. Ukalalık etmek istemem ama benim görebildiğim kadarıyla cezaevi, siyasi iktidarların aydınları, yazarları tabiri caizse terbiye etmek için kullandıkları bir yer. Maalesef ama maalesef çoğu zaman içeri giren insanlar aman bir daha başıma gelmesin diyerek korkuyla, kimisi belki ikna olarak kimisi siyasi baskı içinde yer değiştirerek cezaevinde ideallerinden vazgeçerek çıkıyorlar. Ben o yüzden cezaevinden çıkarken; bir daha buraya girebilirim. Bu korkutucu değil gerekirse bir daha bedel öderim ama yine bunları yazmaya devam ederim diye çıktım.

“ÇOĞUNLUĞUN HAYALİ BİR FETÖ OLABİLMEK”

Sızıntı- Gizli Belgelerle Türkiye’nin Sırları, Mahrem ve üçüncü kitabınız Metastaz… Hep bu kitaplarda devlet içindeki yapılanmalara ışık tutuyorsunuz. Bu yapılanmalar  herkesin malumu artık. 15 Temmuz ‘da sokakta, ensemizde gördük. Metastaz kelime anlamıyla daha çok kanserde kullanılır. Sanki kanser tedavi edilmiş olur ama başka organlara sıçrar. Kelimenin tam anlamıyla devlette olan da bu galiba.

Bu. Aslında biz de kitapta onu soruyoruz. Hastalık başka bir hastalıkla tedavi edilebilir mi? Virüs başka bir virüsle tedavi edilebilir mi? Çünkü FETÖ kansere benzetiliyordu. Kansere benzetilmesinin de bir mantığı vardı. Dünya üzerinde bütün açık örgütlenmeler -ister siyasi parti deyin, ister sivil toplum örgütleri deyin- yasalara tabiidir. Açık programları olur. Açık tüzükleri olur. Üyeleri olur vs. FETÖ bunlardan farklıydı. Çoğu zaman gizli çalışma ilkeleri olan ve daha çok bir mekanizmanın içerisine girerek o mekanizmayı kendisi için kullanan bir yapılanmaya sahip. Neyi kastediyorum; polis içinde örgütleniyorlardı.  Polis gücünü kendi gücü gibi kullanıyorlardı. TSK hakeza öyle. İçine giriyorlardı. Bu nedenle bir kanser hücresi gibi bir organa tutunarak o organın etkinliğini kendi adına kullanan bir yapılanmaya benzetiliyorlardı. Şimdi o kansere benzetilince ve onunla mücadele edince daha sonra ortaya başka şeyler çıktı. Bunun sebebi FETÖ ile mücadele edilmesi değil. FETÖ’yle yanlış şekilde, yanlış araçlarla mücadele edilmesi. Neyi kastediyorum? Örneğin ben Türkiye’de FETÖ dahil olmak üzere hiçbir suç örgütünün, çetenin devletin içinde yapılanmaması taraftarıyım. Bununla ilgili mücadelenin ideolojik sahiplerden işte din anlayışından, o mezhep kavgasından o bilmem neden değil doğrudan hukuk eliyle yapılması taraftarıyım .Doğal olarak FETÖ’yle mücadele ederken yapılan bir hata o kanser hücresinin başka organlara sıçramasına neden olabilirdi ve oldu. FETÖ diyoruz ama bu kavramın arkasında bir şey saklı aslında. 15 Temmuz’a kadar. Bakın 17-25 Aralık demiyorum.  15 Temmuz’a kadar bir toplumun bir kesiminde bir dini cemaat kılıfı altında faaliyet yürütüyordu.  Doğal olarak kalktılar ve şöyle bir hata yaptılar. O dini cemaatin pan zehiri başka dini cemaat, başka tarikat yapılanmalarıymış, din üzerinden örgütlenen hatta vatandaşlarımızı da sömüren başka örgütlenmeler gibi yaptılar. Bu sefer  devletin sinir merkezlerini onlara açtılar. Bu aslında bir önceki kanser dediğimiz şeyin başka organlarda metastaz haliyle sıçramasına neden oldu. O yüzden kitaba Metastaz dedik. Aslında insanlar da uygun buldular bu tabiri. O kadar uygun buldular ki Cumhurbaşkanı bile tesadüf,  bu süreçte bu olay için metastaz yaptı dedi.

Kitapta da var . Çoğunluğun hayali bir FETÖ olmak biliyor musunuz? Acı bir şeyden söz ediyorum. Çünkü FETÖ hepsinin hayalinde olan şeyi yaptı. Ne yaptı? Devletin organlarına girdi, sızdı. Nasıl sızdı? Devletin daha önce bunlara karşı bağışıklık sistemi vardı. Biz bu süreçte mesela MİT raporları okuduk. MİT raporlarında bu tarikat yapılanmaları takip ediliyor. Bir operasyon yapılmasa da en azından başka güç merkezleri tarafından kullanılmaları engellenmeye çalışılıyordu ama bu bağışıklık sistemi ortadan kalktıktan sonra FETÖ yapılanması devletin içerisinde önemli bir güç alanı elde etti. Bu bir sürü tarikatın da aslında hayaliydi. Bu arada FETÖ demiş olduğumuz yapı gerçekten hani  tam anlamıyla bir örgüt. Birçok istihbarat örgütünü kıskandıracak şekilde çalışan bir örgüt. Düşünün yani cumhurbaşkanının bulunduğu ofisinin prizinden dinleme aletleri çıktı. Veya bir dışişleri toplantısı biliyoruz bu yapı tarafından dinlendi. Dinleme aleti nereden çıktı? Masa hizasından çıktı. Yani masada oturan birinin üstünden çıktı. Baktığınız zaman birçok istihbarat örgütünü kıskandıracak bir yapılanma. Aynı zamanda bütün tarikatların da hayali bu. Devlet içerisinde Sağlık Bakanlığı’nı ele geçirmek ,  İçişleri Bakanlığını ele geçirmek , polisi ele geçirmek, askeri ele geçirmek ne derseniz deyin orada çoğalmak oradan sonra  bu gücü kendi lehine kullanmak. FETÖ’nin hayal ettiği şeyi bugün başka tarikatlar hayal ediyor. Onlar da -görülüyor ki-  Türkiye’yi belki de yeni 15 Temmuzlara hazırlıyorlar.

“ALKOL BAĞIMLISINI TEDAVİ ETMEK İÇİN MENZİL’E GÖTÜRÜYORLAR”

Kitapta anlatıyorsunuz ama Kim bu tarikatlar? Mesela kitapta Recep Akdağ ile ilgili bir iddianız var.

Bir kere şunu kabul etmemiz lazım. İslami bir çok din ve mezhep , fraksiyon vs. var. Bütün dinlerde olduğu gibi… Türkiye’de ise özellikle Sünni İslam ağırlık kazanmış görünüyor. Hem sosyolojik olarak hem de devletin içerisinde. Bunlar da özellikle Nakşibendiliğin alt kolları olan yapılanmalar. Bunlar için de birkaç tanesi özellikle son dönemde devletin içerisinde ön plana çıkmış durumda. Örneğin ; Menzilciler. Sonuçta Menzilciler dediğimiz çok geriye gitseniz bir asırlık bir cemaat yapılanması. Adıyaman’ın Menzil kazasından gelen bir yapılanma ama bu öyle bir yapılanma ki esasında bu birazcık daha toplumun hani  daha merkezinde olmayan insanların da katılabildiği bir yapı. Örneğin biz çalışırken şunu gördük. Bir mahallede uyuşturucu bağımlısı, alkol bağımlısı filan. Bu insanlara ne yapılması lazım. Hastaneye yatırılıp bağımlılıktan kurtarılması lazım . Bir bakıyorsunuz oralarda bir mekanizma devreye giriyor. Bu insanları Menzil köyüne götürüyor. Bu yolla tedavi ediyor. Yani söylemek istediğim sadece böyle kravatlı değil toplumun taşrasından insanların  da katıldığı bir yapılanma. Bu menzil yapılanması son dönemde devletin içerisinde başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere ön plana çıkmaya başladı. Polisin içinde ön plana çıkmaya başladı. Askerin içerisinde yer yer görüyoruz. Bunu saklamıyor da pek fazla kimse. Hatırlayın bundan kısa süre önce bir grup asker çıktı işte Said’i Nursi’nin köyüne gittiler. Ziyaret ettiler. Orada sohbete katıldılar ve bunun fotoğrafları açıkça yayınlandı. Buna karşılık başka bir asker de çıkıp Menzil ilahisi söyleyip sosyal medyada paylaştı.

“DIŞARIYA, BEN MELZİLCİYİM DİYE BAĞIRIYOR”

Normalde bunlar askerden atılmak için yeterli.

Bir dönem öyleydi. Türkiye’de son dönemde bir edebiyat var; yok inançlılar işkence görmüş. Hayır. Türkiye’de ne kadar Türk demokrasisini eleştirirsek eleştirelim. Ben de eleştiriyorum zaten. İnsanların dini ibadetlerine yönelik hele hele Sünni İslam anlayışından geliyorsa bu tür bir mekanizmayla karşılaştığını ben görmedim. Sanki öyle bir anlatıyorlar ki işte insanların ibadet etmeleri engellenmiştir. Hayır ama bir kamu görevlisi asker kıyafetiyle kalkıyor bir dini sohbete katılıyor. Bunun görüntülerini de sosyal medyadan paylaşıyor. Bu çok tehlikeli bir şey. Şimdi diyecekler ki ne yapıyor? Bakın ben zaten kötü bir şey yapıyor, iyi bir şey yapıyor tartışmıyorum ama devletin gücünü bir cemaatin çizgisine soktuğu anlayışı o kadar tehlikeli bir anlayış ki bir gün eğer mahkemede sanık olursanız karşınızdaki hakimin o anlayıştan olduğunu görürseniz ne tür tehlikeli bir şey olduğunu daha iyi anlarsınız. Mesela bizim kitabımızda var. Bir dizi fotoğraf yayınladık.  Fotoğraflar bir polis okulunun mescidinde polis okulundakiler devletin üslerine verdiği üniformaları  adeta bir çuval gibi tam olarak bir çuval gibi kafalarına geçirerek bir ayin yapıyorlar. Ayin diyorum çünkü esasında bu bir tarikatın ritüeli. Vird yapıyorlar. Vird dediğimiz şey zikrin düzenli hale gelmiş hali. Fakat her tarikat zikri de içinde ayrılıyor. Çok teknik bilgiye boğmak istemiyorum. İşte Uşşakiler açık zikir yapıyorlar ama Nakşibendi geleneği kapalı zikir yapıyor. Yani ağzından siz onun doğrudan ne dediğini duymazsınız.  Tabiri caizse kalpten söylediklerini söylerler. Menzilciler ise şöyle zikir ediyorlar. Tamamen dünyayla bağlarını koparıyorlar. Hatta Vird örtüleri satılıyor menzilciler için. Kafalarına örtüyü geçiriyorlar. Dünyayla bağlarını kesiyorlar ve örtünün altında yapılıyorlar. Yani bir devlet görevlisi kendi üniformasını bir kamu binasında kafasından aşağıya geçiriyor ve orada bir ayin düzenliyor. Tekrar söylüyorum. Bu Menzil ayini. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi bir şey değil. Doğrudan doğruya Menzil ritüeli. Menzilcilerin ritüeli.  Yani dışarıya ben Menzilciyim diye bağırıyor.  Doğal olarak bu çok tehlikeli bir şey.

Bakın Avrupa laikliğe bir kahve toplantısında, bir sohbet toplantısında varmadı. Toplum yüzyıllar boyunca ; mezhep kavgaları, tarikat kavgaları, cemaat kavgaları yaşadı. Birbirini kesti, boğazladı ve bunun sonucunda herkesin din, vidan hürriyetinin olduğu bir toplum oluştu. Öte yandan da inançlar ne olursa olsun yasalarından ,  kamudan ayrıldığı, oraya sokulmadığı bir alan yarattılar. Yani bir doktor ameliyata girdiği zaman dini inancını kendi  göğsüne hapsediyor. Hastasının hangi dinden hangi inançtan olduğuna bakmıyor. Bir polis bir suçluyu yakalarken buna bakmayacak. Bir hakim savcı karar verirken karşısındakinin inancına bakmayacak. Suç işleyip işlemediğine bakacak. O yüzden şu görüntüler bu açıdan tehlikeli.

Başka hangileri var. Menzil’in tam çaprazında kalan İskenderpaşa Cemaati de bu dönemin yükselen cemaati. -Hak Yolcular da deniyor. Bu cemaatin aynı zamanda birer vakıfları var. Hak Yol vakfı da deniyor. Bunlar Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve nihayetinde Recep Tayyip Erdoğan'ın da yüz sürdüğü cemaatler.  Daha çok kravatlılar , bürokrasi geleneğinden de geliyorlar. Bu nedenle daha merkezi yerlere örneğin  Yargıtay'a, örneğin Anayasa Mahkemesi’ne baktığınız zaman bu cemaat yapılanmasının içinden gelen insanlar varlar. İskenderpaşa Cemaati de buralara girebilmek için bir tür referans olmuştu.

“KAMPANYA KESİLDİ, ZÜHTÜ ARSLAN AYM BAŞKANI OLDU”

Örneğin geçen Anayasa Mahkemesi seçimleri yapıldı. Şimdi ben de merakla takip ettim orayı. Hatırlayın çok yakın zamanda Anayasa Mahkemesi Başkanı, Cumhurbaşkanını yerinden hoplatmıştı. Nasıl yerinden hoplatmıştı. İşte Can Dündar'la ilgili bir ihlal kararı vermişti. Can Dündar bunun arkasından tahliye olmuştu. Cumhurbaşkanı da çıkıp kürsüde; ben bu karara saygı duymuyorum, demişti. Saygı duymak zorunda değilim diye bağırmıştı. Yani bir mahkeme kararına bağırmıştı. Merak ettim acaba bu kararı veren Zühtü Aslan ,  yeniden Anayasa Mahkemesi başkanı olacak mı? Birileri buna tepki gösterecek mi? Hayır olmadı. Neden olmadı biliyor musunuz? Tam da o günlerde önce Zühtü Arslan aleyhine birkaç haber , yazı çıktı. Sonra bir anda kesildi. Neden kesildi? Şu yüzden kesildi. Benim bildiğim ikiden fazla insan çıktı. Dediler ki; Zühtü Arslan FETÖ'cü değildir. Zühtü Arslan İskenderpaşacıdır. Öğrenciyken Hak Yol evlerinde kalmıştır. Hak Yol evlerinde yetişmiştir ve öyle hakim , savcı olmuştur. Çünkü niye bu soru işaretleri vardı. Anayasa Mahkemesi Başkanı olmadan önce Zühtü Arslan karşınıza polis akademisinde çıkıyordu. Tam da FETÖ'cülerin polis akademisinde örgütlendiği dönem. Bir bakıyorsunuz TESEV Vakfı’nda ortaya çıkıyordu. Bir bakıyorsunuz Utah'ta ortaya çıkıyordu. Herkesin kafasında Zühtü Arslan acaba FETÖ’cü mü sorusu varken böyle insanlar çıktılar. Yok yok o İskenderpaşacı dediler. Bir anda Zühtü Arslan aleyhindeki kampanya kesildi. Zühtü Arslan Anayasa Mahkemesi Başkanı oldu. 

“HAYRAT VAKFI CUMHURBAŞKANINA BİR MEKTUP YAZIYOR”

Kitabınızda çok ilginç bir yer var. Hüsn-ü Şehadet. Bir nevi Hüsnü Şehadet olmuş kendisine. 

Zaten şöyle. Şimdi düşünün Bugün herhangi bir suçtan yargılanıyor olsanız savcı açar delillere şunlara bunlara bakar. Bakması gerekir hakkınızda soruşturma açmadan önce. Şimdi biz kitabı yazarken şununla karşılaştık. Hüsnü Şehadet diye bir şey duyuyorduk ama bunu somutlamaya çalışıyorduk. Örneğin FETÖ  sanığı bir müvekkil olan bir avukatla konuştuk. Şunu anlatıyor. Benim müvekkilim FETÖcü değildir. Şu cemaattendir deyip bir cemaat ismi veriyor. Savcıyı  da ikna edebilmek için o cemaatin hocası geliyor adliyeye ve diyor ki evet bu benim sohbetlerime katılır. Bize yardımlarda, bağışlarda bulunur. O nedenle bu bizim cemaattendir diyor ve savcı onu bırakıyor. Bu öyle bir hal almış ki biz somut bir belge de yayınladık kitapta. Nedir somut belge? O da şu; şimdi emniyet müdürlerinden olan Cihangir Ulusoy. Hakkında çok küçük haberler çıktı , tutuklandı vs. Tutuklanmış bir emniyet müdürü. FETÖ'den tutuklanmadı bakın. FETÖ soruşturmalarını kapatma suçlamalarıyla tutuklandı. FETÖ suçlamasını kapatmakla suçlanırken, bir şey oldu kısa süre sonra tahliye edildi bir süre sonra da beraat etti. Bu arada gerçekten suçsuz da olabilir. Kalkıp kimseye suçlu demiyorum. Başka bir mekanizmayı sorguluyorum burada. Sonra biz bu dosyayı incelerken başka bir şeyle karşılaştık. Nurcuların Yazıcılar kolunun çeşitli vakıfları var. Buradaki Hayrat Vakfı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bir mektup yazıyor. O mektubu edindik. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yazdıkları mektupta diyorlar ki ; adı geçen şahıs, yani emniyet müdürünü kastediyorlar . Adı geçen şahıs yaklaşık 20 yıldır yakinen tanıdığımız bir arkadaşımızdır. Ne ahlaki zaafları ne de mesleki ihmali olmadığı yakinen şahit olduğumuz yerli ve milli bir kardeşimizdir. Şimdi bir vakıf, bir Nurcu vakıf biz 20 yıldır bu polisi tanıyoruz diyorlar. Bizim mensubumuzdur diyorlar tabiri caizse ve cumhurbaşkanına Hüsnü Şehadet Türkçesi “iyiye şahitlik” ediyorlar onun adına ve mektup yazıyorlar. Bir süre sonra bir bakıyorsunuz bu mektubun arkasından bu kişi tahliye oluyor. Biz mektubu yazana da ulaştık. Ona da sorduk ne diyorsunuz diye. Sonuçta biz kanaatimizi bildirdik dedi. Çünkü nihayetinde kanaatimizi bildirdik dediği şey de şu; Cumhurbaşkanına diyor ki ; takdir her daim zat-ı Alilerinindir. Bir hukuk mekanizmasında Cumhurbaşkanı da olsa, sadece Cumhurbaşkanı değil ben de Barış Terkoğlu olarak siz de…Takdir sadece mahkemelerindir. Takdir Zat-i Alilerinindir dedik biz sadece görüşlerimizi bildirdik diyor. Biz bir şey yapmadık diyor. Şimdi diyeceksiniz ki bir tane vatandaş bir tane cemaat bilmem ne diyeceksiniz ama biz bunun peşine düştüğümüzde  örneğin çok yakın zamanda 19 Şubat 2018'de Milli Eğitim Banaklığı  Osmanlıcayı çocuklara öğretebilmek için bir vakıfla protokol imzalıyor. Bir bakıyorsunuz bu protokoldeki vakıf Hayrat Vakfı’nın alt kanatlarından biri.

Mesele size çok tanıdık gelecek bir tartışmadan bahsedeyim. Uluslararası Af Örgütü Türkiye şubesi Onursal Başkanı Taner Kılıç biliyorsunuz çok tartışıldı Türkiye'de. Benim hatırladığım 13 ay hapis yattı , tutuklu yargılandı ve hala da yargılanıyor. Taner Kılıç’ın tahliye sürecinde ben enteresan bir şeyle karşılaştım. Taner Kılıç’ın tahliye edilmesini isteyen insanlar şunu söylüyorlardı. Ya o FETÖ'cü değil. Çünkü Zehra Vakfı grubundan diyorlardı. Nasıl yani? işte Nurcuların başka bir kolu bu da Zehra Vakfı. Bir hukuk düzeninde “onda bylock yoktur, onda BankAsya yoktur, hiç kimseyi tankın içinde öldürmemiştir, kimseye kumpas kurmamıştır” demiyorlar. O FETÖcü değildir. Nurculuğun Zehra kolundandır diyorlar. 

Yani ateist olması bile kurtarmayacak. 

Ya belki ateistim dese daha uzun süre hapiste kalacak FETÖ şüphelisi olarak. Doğal olarak burada gerçekten de başka bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Taner Kılıç'ın masumiyetini sorgulamıyoruz. Suçu ispatlanana kadar herkes masumdur. Cihangir Ulusoy içinde öyle... Ama  burada Türkiye'deki yargı sisteminin, kamu sisteminin tarikatlar ve cemaatler eliyle maalesef din bile değil dinin de altındaki seksiyonların kavgası haline dönüştürmesini sorguluyoruz. 

FETÖ'yle ilgili ciddi bir mücadele oldu 15 Temmuz'dan sonra. Polisin içinde, TSK'nın içinde , hukuk sistemi içinde birçok insan uzaklaştırıldı. Peki gerçekten FETÖcüler bu alanlarda bitti mi? Bunlardan kurtulduk diyebilir miyiz?

Hayır diyemeyiz. Ben sonuçta devletin sırlarına vakıf değilim. Ben sadece kamuoyuna yansıyan şeyleri izliyorum. Sadece biraz daha okuyup derinlikli anlamaya çalışıyoruz. Bu sorunun aynısını pazar akşamı TRT canlı yayınında Cumhurbaşkanına sordular. O da hayır bitmedi tam tersine daha yapılacak çok iş var dedi. 

Adalet Bakanı sanki bitiyor gibi dedi . Yani burada Adalet Bakanı ile Cumhurbaşkanı çok anlaşamamışlar gibi.

Bu sabah uzun bir yolculuktan geldim. Haberleri takip edemedim ama bu sabah bir yerlerde FETÖ operasyonu oluyordur. Alınanlar ya askerdir , ya polistir ya kamu görevlisidir, ya dershane çalışanıdır. Ama hakim veya savcı değildir. Şunu söylemeye çalışıyorum. Baktığınız zaman FETÖ yapılanmasının en fazla olduğu  en sinir merkezlerinden bir tanesi yargıydı. Savcı ve hakimlerdi. Birçok operasyonu da bunların eliyle yaptılar. hatırlayın Ergenekon, Balyoz , Devrimci Karargah, Şike… Bütün önemli davaları bunlar eliyle yürüttüler. Sonra dikkat edin çok uzunca bir süredir yargı biz temizlendik havasında. Dikkat edin, Adalet Bakanı da bu sözü bütün Türkiye için kullanmadı yargı camiası için özellikle kullanmayı tercih etti. Cumhurbaşkanı aslında düzeltmiş oluyor.

Şimdi bakın ;  Ankara'daki çatı davasında mahkeme emniyete bir görüş sordu ve bir rapor yazmasını istedi. Hangi konuyla ilgili? FETÖ'nün mahrem yapılanmasıyla ilgili. Mahrem deyince akla insanların özel yaşamı geliyor ama mahrem dediğimiz şey  FETÖ'yle ilgili bir gizli örgütlenme, hususi örgütlenme. Bunu oturdu emniyetteki polisler bütün dijital delilleri açtılar incelediler. 384 sayfalık bir rapor yazdılar. Biz bu raporu okuduk. Anadolu Ajansı enteresan bir şekilde bu raporun bir bölümünü haber yaptı ama benim birazdan anlatacağım en önemli bölümünü niyeyse çok ayrıntılı duyurmadı. Bunu yandaş medyada da ayrıntılı şekilde duyamadım. Şimdi anlatacağım şey şu; raporda bir bölüm var. Diyor ki; FETÖcüler özellikle bu iktidar kavgası başladığından itibaren renklendirme dedikleri bir şey yapıyorlar. Nedir bu renklendirme? Bir Fetöcü tutuyor kendisini başka yapılandırmaların içerisine sokarak saklamaya çalışıyor. Buna da renk deniyor. Aslında günlük hayatta resim yaparken de kullandığımız bir şey. Yani bir yeşili biraz renklendirip açık yeşil koyu yeşil mümkünse sarı karıştırıp başka bir şey yaparsınız. Bunun gibi. Bir bakıyorsunuz Süleymancıların içerisinde bir bakıyorsunuz İsmailağa’nın içerisinde bir bakıyorsunuz diğer Nurcu gruplar…Özellikle Nurculuk kollarının içerisinde çok fazla sirayet etti.

“EMNİYET RAPORUNUN EN ÖNEMLİ YERİ RENKLENDİRMEYDİ”

Kendi yetenekleriyle mi bunları yapıyorlar yoksa karşı taraf yani girdikleri cemaatte bu gelenin aslında Fetöcü olduğunu bilip kullanmak için mi alıyor?

Çift taraflı bir yanı var. Örneğin bir bakıyorsunuz diğer cemaat ve tarikat yapılanmaları Fetö kadar katı örgütlenmeler değil. Daha esnek örgütlenmeler. Yani bugün siz belki bir aylık bir sürecin sonunda bu yapılara girebilirsiniz. Çok daha kolay. Öte yandan bakın bugün Türkiye'de hala bir sürü insanı tartışıyoruz. FETÖ imamlığı yapmış insanlar tuttular bu süreçte çat diye başka grupların içerisine girdiler. Gazetelerde yazarlık yapıyorlar bazılarını biliyorsunuz hükümet gazetelerinde. Aslında diğer tarikatlar da bunu bile bile “koptu geldi biz de aldık” diye düşünerek kapılarını açtılar. O yapılanmaların içerisine girdiler. Çok tehlikeli bir şeyden söz ediyorum. Yani siz sonuçta burada suç işlediniz. Ama bir bakıyorsunuz bir tarikatın içerisine girmiş adamı daha fazla takip etmemeye başlıyorlar. Kimse irdelememeye başlıyor. İki taraflı bir mekanizma söz konusu. Yani hem burada merkezi bir karar var Fetö tarafından hem de diğer yapılanmalarda bunları içlerine alıyorlar. O yüzden emniyet de bir tehlikeye işaret ederek böyle bir rapor yazdı. En önemli yeri de renklendirmeydi. Renklendirmeden bahsetti. Dedi ki, -ben o raporun ruhunu söylüyorum- lütfen bu oluşumların içerisine girenlere de dikkat edin. Görülüyor ki Türk hukuk sisteminde bu uyarı pek fazla dinlenmiş değil. 

 

PROGRAMIN TAMAMINI DİNLEMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLAYINIZ





İLGİLİ HABERLER