Bizi takip edin
Bizi takip edin
Kültür Sanat

Varlı, 'Suriye’ye kurulan emperyalist tuzağı' anlatıyor



27.12.2019 15:48:08
Suriye’yi ve Ortadoğu’yu yakından takip eden isimlerin başında gelen BirGün Gazetesi Yayın Koordinatörü İbrahim Varlı ‘nın Suriye Kapanı-Bir Cinayetin Anatomisi kitabı okuyucudan büyük ilgi görüyor.

Kitabın önsözünde Fikret Başkaya şöyle diyor:

“Elinizdeki kitapta İbrahim Varlı, Suriye’ye kurulan emperyalist tuzağın, bütünlüklü bir tahlilini ve tasvirini yapıyor. ‘Orada ne oldu, neden oldu, nasıl oldu?’ sorularına odaklanıyor. Suriye halklarına dayatılan vahşetin aktörlerini açık ediyor. Gerçek bütündedir, hakikat bütündedir ilkesinden hareket etmesi ona yöntem üstünlüğü sağlıyor ve şeylerin gerçeğine nüfuz etmesini kolaylaştırıyor. Bu kitabı zevk alarak, büyük bir ilgiyle okudum ve çok şey öğrendim. Şeylerin gerçeğine dokunan bir eser. İbrahim Varlı dostumuzu bu güzel eserinden dolayı kutluyorum. Bilgi birikimi ve entelektüel yeteneği umut vaat ediyor.”

 

 





Böyle bir çalışma ihtiyacı nasıl ortaya çıktı?

Malum iletişim çağındayız. Ortalıkta büyük bir bilgi bombardımanı, kara propaganda, manipülasyon ve hile var. Gerçeğin kendisine ulaşmak, doğruları öğrenmek, yaşananları objektif bir şekilde tahlil etmek ve kirli propagandanın altında bocalayanlar için bir kılavuz hazırlamak akut bir ihtiyaçtı. Emperyalist tekellere bağımlı propaganda ajansları, sahibinin sesi yayınlar, ekranlarda kafa karıştıran kerameti kendinden menkul uzmanlar, iliştirilmiş gazeteciler gerçekleri perdelemenin ötesinde zihinleri iyice bulandırıyorlar. Bir de bunlara bağnazlık, ideolojik körlük, taraftarlık eklenince hakikat iyice gölgeleniyor. Bilginin varlığı, ulaşılabilirliği ne denli önemliyse, uzman olmaksızın yaşadığımız dünyayı ve bölgeyi kavrayacak bir el kitabına sahip olmak da o derece değerli. Bu çalışma bu tür bir ihtiyacın ürünü olarak hazırlandı. Sahadaki gözlemler, tanıklıklar, araştırma ve analizlerin bir sentezi olarak ortaya çıktı.  

Neden Suriye Kapanı? Bir cinayetin anatomisi derken neyi kastediyorsunuz?  

Yakın siyasi tarihin en kirli savaşına sahne olan Suriye emperyalist müdahaleciliğin, rejim ihraç etme hevesinin ve siyasal İslamcılığın bir ülkenin başına ne tür çoraplar örebileceğinin en somut, acı göstergesi. Küresel ve bölgesel aktörler el birliğiyle Suriye’yi parçalara ayırıp istikrarsızlığa sürüklerken büyük bir bataklık ta yarattılar. Bu bataklık çevresindeki herkesi, herşeyi yutan bütün hesapları, planları, starejileri boşa düşüren bir gayya kuyusu adeta. Bataklık kapana sıkışmayla başlıyor. Malum fare peynirin kokusunu takip ettikçe daha fazla labirentin içinde kaybolur aslında. Suriye kapanı da küresel aktörleri, bölgesel güçleri, yerel unsurları herkesi kapana sıkıştırdı. Bu ülke üzerinde çeşitli tasavvurlarda bulunan, hayaller gören, planlar yapan büyük küçük bütün unsurlar “kapan”a fena halde sıkıştı. Buna Amerikan emperyalizmi de dahil Körfez Arap monarşisi de yeni Osmanlıcı AKP Türkiyesi de. Çırpındıkça daha fazla bataklığa saplanıyorlar. 

“TÜM KÜRESEL VE BÖLGESEL AKTÖRLERİN EL BİRLİĞİYLE İŞLEDİĞİ BİR CİNAYETTİR SURİYE”

Herkesin gözleri önünde işlenen bir cinayetin öyküsüdür Suriye. Yaşananlar ünlü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in o efsanevi Kırmızı Pazartesi romanını çağrıştırıyor adeta. Kahramanımız Santiago Nasar bütün bir kasabanın bildiği ancak kimsenin kılını dahi kıpırdatmadığı cinayete kurban gitmiştir. Cinayete uğrayacak kişi hariç herkesin bildiği cinayet adım adım gelmiştir. 

Suriye’de işlenen cinayet de adım adım geldi. Her şey bütün dünyanın gözleri önünde, göstere göstere yaşandı. Sonradan kara kışa dönüşecek Arap Baharı’yla kıvılcım çakıldı. Moğol akıncılarını aratmayan “demokrasi havarisi” ilan edilen cihatçıların bu ülkeye akın akın gönderilmesi fırtınanın habercisiydi. Ancak yaşanılan akıl tutulması yaklaşmakta olanı görmedi. Kimilerinin sevgili “demokrasi” ve “özgürlük” savaşçılarının kafa kesip, “Hristiyanlar Beyrut’a Aleviler mezara” sloganlarıyla Ortaçağ karanlığını vaat eden mottoları da gözleri açmıyordu. Sonrasında yaşananlar malum. Yüzbinlerce ölü, yerinden yurdundan edilen milyonlar, yakılan yıkılan kentler, paylaşım, nüfuz, güç mücadelesinin av sahasına dönüştürülen bir ülke. Özetle tüm küresel ve bölgesel aktörlerin el birliğiyle işlediği bir cinayettir Suriye. Hepsi de bir hayal uğruna bu cinayetin işlenmesine ortak oldu.  

Suriye ve Ortadoğu’da yaşananları nasıl açıklamak gerekiyor?

Latin Amerika’dan Asya Pasifik’, Afrika’dan Orta Avrupa’ya dünyanın dört bir tarafında büyük bir hegemonya, nüfuz, paylaşım savaşı var. Venezuela’dan Hong Kong’a, Zimbabve’den Yemen ve Suriye’ye her yerde bu rekabetin yansımalarını görmek mümkün. Ortadoğu’daki içiçe geçmiş çatışmalar da bu küresel hegemonya savaşından bağımsız değil. Yemen’den Suriye’ye, Libya’dan Lübnan ve Irak’a kadar uzanan coğrafyalarda yaşanan kriz, çatışma ve savaşlar paylaşım ve nüfuz kavgasıyla ilintili. Tarihler boyunca çeşitli hegemonya savaşlarının sahnesi olan Ortadoğu’da 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bir kez daha kendisini çok aktörlü çatışma silsilesine teslim oldu. Kimin elinin kimin cebinde olduğunun belli olmadığı Ortadoğu cangılındaki karışıklığın tek değil birçok nedeni var. Ortadoğu on yıllardır, hatta yarım yüzyıldan fazla bir süredir kronikleşen sorunların girdabında çırpınıyordu.

Suriye’de olan biten nedir?

Sorunun yanıtı bugünden bakınca daha net bir şekilde verilebilir. Suriye, ABD emperyalizminin bölgesel çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etme isteğinin kurbanı oldu. ABD’nin Ortadoğu’yu yeni bir dizayna tabi tutmak için Arap Baharı kullanışlı bir araç oldu. Diplomalı seyyar satıcı Muhammed Buazizi’nin Tunus’un orta kesimindeki Sidi Bouzid kentinde bedenini ateşe vermesi, Ortadoğu’da tektonik kırılmalara yol açarken ortaya çıkan tufan bütün bölgeyi vurdu. Daha önce Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da, Balkanlar’da benzer müdahalelerde bulunan ABD, Arap sokaklarındaki öfkeyi çalarak emperyal birtakım tasavvurlarda bulundu. Açık ve gizli müdahalelerle Arap/Ortadoğu sokaklarında biriken öfkeyi çalarak, bölgesel müdahaleciliğinin vesilesi yaptı. Tunus’ta Mısır’da ayaklanmalar manipüle edilerek İhvancılara havale edildi. Libya askeri müdahaleyle yerle bir edildi, Yemen kanlı bir bölgesel savaş arenası yapıldı. Suriye ise önce radikal İslamcı muhalefet, ardından cihatçılar sonrasında da vekâlet savaşıyla uçuruma sürüklendi. Ve tüm bunlar da malum hepimizin gözleri önünde yaşandı.

“YAKIN TARİHİN EN HAZİN SAVAŞI”

Yakın siyasi tarihin en hazin savaşına sahne oldu Suriye. Emperyalist müdahaleciliğin, demokrasi ihracının ve siyasal İslamcılığın bir ülkenin başına ne tür çoraplar ördüğünün somut göstergesidir. Çok parçaya bölünmüş, içeriden çökertilerek istikrarsızlığa mahkûm edilmiş bir ülke yarattılar elbirliğiyle. Vahabi/Selefi muhalefet, cihatçılar ve “vekâlet savaşı” ile hedef ulaşılamayınca küresel aktörlerin kendileri bizzat devreye girdi. Vekâlet savaşı da (proxy war) vekalet veren güçlerin doğrudan müdahelesiyle açık bir paylaşım, nüfuz, güç savaşına dönüştü. ABD’sinden Rusya’sına, İran’ından Fransa ve İngiltere’sine kadar tüm güç merkezlerinin bilek güreşine tutuştuğu bir savaş muharebesine dönüştü. Bugün hem sahada hem de diplomais masasında yaşananlar da tam da bu güç savaşının bir yansıması. Herkes kendi çıkarları doğrultusunda bir şeyler koparmaya çalışıyor.

Savaşın üzerinden yaklaşık dokuz yıl geçti fakat küresel aktörlerin kendi aralarındaki kavga hala sürüyor. Halihazırda neler oluyor, bu süreç nasıl şekillenecek?

Suriye artık yeni bir dönemin arifesinde. IŞİD ve türevi radikal İslamcı Vandalizm yenildi. En azından askeri olarak yenilgiye uğratıldılar. Radikal İslamcı grupların ellerinde bir tek İdlib kaldı, orası da dört bir taraftan kuşatılarak kontrollü bir ablukaya alınmış durumda. Ancak bu her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Savaşın henüz birinci aşaması kapandı. Fırat’ın doğusundaki gelişmeler daha büyük bir kırılmanın işareti. Çok parçalı ülkenin siyasi dizaynının nasıl olacağı konusunda küresel aktörlerin kendi aralarındaki kavga sürüyor. Bu durum beraberinde çatışma ve anlaşmazlıkları da getiriyor. Fırat’ın doğusuyla batısı, İdlib, Türkiye’nin kontrol ettiği Kuzey Suriye’deki bölgeler, Kürtlerin de facto yönetimleri, Rusya ve ABD’nin aktif varlığı bu ülkeyi zorlu bir geleceğin beklediğini gösteriyor.

Savaşı başlatmaya siz karar verebilirsiniz, ama durdurmaya değil” klişesi Suriye özelinde her geçen gün daha da doğrulanıyor. Savaşın kim tarafından nasıl, niçin ve ne zaman başlatıldığı hangi düşünce veya saikle savaşa dâhil olunduğu, haklı olunup olunmaması da savaşmanın sonu belirsiz bir süreç olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Suriye’deki savaş bunun kanıtı. Kontrolden çıkan, nereye evrileceği ve dahası nelere mal olacağı kestirilemeyen çatışmaların dengeleri sarsan etkileri bütün bir bölgeyi esir alıyor.

“YAPILAN SINIR ÖTESİ OPERASYONLAR VAR OLAN YANLIŞLARA YENİLERİNİ EKLİYOR”

Savaşın vurduğu ülkelerin başında Türkiye geliyor. İlk günden itibaren çatışmalara taraf olarak ülkeyi Suriye bataklığına saplayan siyasal İslamcı rejim yaşananlardan dersler çıkarmadığı gibi maceradan maceraya koşmayı sürdürüyor. İflas eden politikaların yol açtığı enkaz askeri, ekonomik, toplumsal olarak her yönüyle ülkeyi kuşatırken ardı ardına yapılan sınır ötesi operasyonlarla var olan yanlışlara yeni yanlışlar ekleniyor. Bütün bu neo- Osmanlıcı heveslerin maliyeti haliyle ağır. Ki daha da ağırlaşacak. Bu süre zarfında iktidarın bütün politikaları iflas ederken günü sonunda elde kalanlar; binlerce IŞİD militanı, dört milyon sığınmacı ve istikrarsızlık üreten bir komşu ülke.   

 

Biryol Gazetesi

 



İLGİLİ HABERLER