Bizi takip edin
Bizi takip edin
Sağlık

1 milyar insan aç...2 milyar kişi yanlış besleniyor



4.2.2019 08:02:29
Obezitenin maliyeti 2 trilyon dolar. 1 milyar insan açlık çekiyor, 2 milyar kişi yanlış besleniyor.

Dünyanın saygın tıp dergilerinden biri olan Lancet, Büyük Gıda Dönüşümü başlığıyla yayınladığı yeni raporunda içinde bulunduğumuz gıda rejiminin hem insan sağlığına hem de ekosisteme verdiği zarar nedeniyle 200 bin yıllık geçmişi bulunan insan medeniyetinin tehlikeye girdiğini söyledi. Dergi tarafından yayınlanan rapora göre, son yarım asırdır gıda üretme ve tüketme şeklimiz kesinlikle hiçbir şekilde besin olarak uygun değil.

Dünya nüfusu olarak, biz eğer bu şekilde beslenmeye devam edersek ne BM tarafından belirlenmiş olan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin (SDG ) gıdayla ilgili hedeflerini ne de Paris İklim Anlaşması’nın konuyla ilgili hedeflerini tutturabileceğiz. Bu yüzden iki yıl boyunca 16 ülkeden 37 farklı uzman bir araya gelerek insan nesli için evrensel bir diyet oluşturmaya giriştiler.

1 MİLYAR İNSAN AÇ, 2 MİLYAR KİŞİ YANLIŞ BESLENİYOR

Mevcut çarpık beslenme düzeninde bir milyar kişi açlık çekiyorken 2 milyar kişi de haddinden fazla yanlış gıda yiyor. Tarımsal üretim, hiç olmadığı kadar üst seviyelerdeyken ne yeteri kadar esnek ne de sürdürülebilir. Bugünkü besin tüketim biçimi 11 milyon prematüre bebeğin önlenebilir hastalıklardan ölmesine yol açıyor.
Lancet dergisi bu uyarıyı 16 Ocak’ta yaptı. Öte yandan ilk makale iki sayfalık bir ön provaydı. 26 Ocak’ta Lancet, Obezitenin Küresel Syndemic’i Yetersiz Beslenme ve İklim Değişikliği (Syndemic 1990’larda türetilmiş bir kelime. Birden fazla salgının yollarının kesişmesi ve etkileşim içine girmesi olarak tanımlanabilir.) başlıklı 56 sayfalık bir metin yayınladı. Bu metin iklim değişikliğini de bir salgın hastalık olarak kabul ederek bu salgının obezite ve yetersiz beslenmeyle bir bileşim oluşturduğunu söylüyor.

OBEZİTEYE OTUZ YILDA ÇARE BULUNAMADI

Raporda dört farklı tespit yapılıyor. İlk olarak obezite dünyanın her yerinde artıyor. İkinci olarak Dünya Sağlık Meclisi üye ülkeleri bu sorunu otuz yıldır konuşuyorlar ama obeziteyi durdurmak ve geriletmek için herhangi bir değişim yaratılamadı. Üçüncü olarak, tıpkı Paris İklim Anlaşması gibi, obezitenin yarattığı ekonomi ve sağlık yükü tedbir alınması gereken acil bir sorun olarak görülmüyor. Araştırma ekibinin sonuncu tespiti ise obezite diğer küresel sorunlardan bağımsız bir sorunmuş gibi görülüyor ama Lancet bu konuyu yetersiz beslenme ve iklim değişikliğiyle bağlantı kurarak bir ilk olma iddiası taşıyor.

Küresel Syndemic, gıda ve tarım politikaları, kent tasarımları ve ulaşım ve arazi kullanımı gibi değişkenler tarafından besleniyor. Peki değişim neden bu kadar zor? İlk olarak siyasetçiler şirketlere yönelik nasıl bir havuç sopa sistemi uygulayacaklarına karar veremiyorlar. Şirketler ise ekosisteme, gezegene ve insan sağlığına verilen zararı aynı anda dikkate alarak nasıl aynı anda herkes için hem sağlıklı hem de kârlı ürün ve hizmetler sunabileceklerini belirleyemiyorlar. Zira tüketim alışkanlıkları da kemikleşmiş durumda. Tüketiciler sağlıklı olana değil ucuz ve kolay olana (veya görünene) yöneliyor genellikle. Bütün bu alışkanlıklardan ötürü de özellikle gıda üretimi ve lojistik-nakliyat sistemlerinden ötürü doğaya halihazırda verilmiş olan ve geri döndürülemez bir hasar da var. Bu sorunlara acilen somut çözüm önerileri sunulması ve Kürsel Syndemic’in ateşini düşürmek için yeni metodlar geliştirmeye öncelik verilmeli.

Öte yandan çok sayıda ülke, Almanya, İsveç, Katar ve Brezilya gibi sayılı ülkeler hariç, sağlıklı beslenme kriterleriyle ekolojik sürdürülebilirlik kriterlerini birleştirmekte başarısız oldular. Dünya ülkeleri gıda lobilerinin, dolayısıyla şeker, et, süt ürünleri ve etin esiri olmuş durumdalar. Bu durumun bedelini en çok düşük ve orta seviyedeki gelir grubuna bağlı ülkeler ödüyor. Bu ülkelerde beş yaşından küçük çocuklarda aşırı kilo giderek yaygınlaşırken gelişim geriliği yüzde 28, aşırı zayıflık yüzde 8,8, düşük kilo yüzde 17,7 gibi oranlarda seyrediyor.

Zengin ve müreffeh ülkelerin durumu da pek parlak değil. Bu ülkelerde motorlu ulaşım ve hızlı kentleşmeyle birlikte insanların hareketliliği azalıyor, obezite ve sera gaz salımları artıyor. Düşük ve orta gelirli ülkeler ise iklim değişikliğine bağlı aşırı hava olayları ve kıtlık vesilesiyle mahsul kıtlığı ile başka değişkenlerle birlikte gıda kaynaklı da olan salgın hastalıklarla da boğuşuyorlar.

OBEZİTENİN MALİYETİ 2 TRİLYON DOLAR

Gıda güvenliğinin bu kadar zayıf ve sorunlu olması ciddi bir ekonomik bir yük de getiriyor. 2030’da dünyada 8 buçuk milyar insanın yaşayacağı varsayıldığında ilk olarak, bugün küresel bazda obezite sorunu 2 trilyon dolara mal oluyor. Bu rakam küresel gayrı safi hasılanın yüzde 2,8’ine denk geliyor. Yetersiz beslenmeye bağlı ekonomik kayıp ise Afrika ve Asya’nın toplam gayrı safi hasılasının yüzde 11’ine denk geliyor. Parasal değeri ise yılda 3 buçuk trilyon dolar.

Dünya Bankası, yetersiz beslenmeyle alakalı SDG hedeflerinin tamamlanabilmesi için on yıllık bir süreç içinde 70 milyar dolarlık bir yatırım yapılması gerektiğini öngörüyor. Bu yatırımın 850 milyar dolarlık bir katma değer yaratabileceği hesaplanıyor. Genel olarak özet geçersek iklim değişikliğiyle mücadele etmemek küresel gayrı safi hasılada yüzde 5-10 kayıp yaratacakken iklim değişikliğini durdurmak küresel gayrı safi hasılanın sadece yüzde 1’ine mal oluyor.

Peki, ne yapacağız? Lancet tarafından Büyük Gıda Dönüşümü başlığıyla yayınlanan çağrıya göre sera gazı salımlarının yüzde 30’undan tarım ve hayvancılık sektörü sorumlu. Bu 30’luk dilimin 14’ünün müsebbibi de hayvancılık sektörü. Bu yüzden Lancet, örneğin günlük kırmızı et tüketiminin yüzde 50 azaltılmasını tavsiye ediyor. Bu noktada insanların günlük olarak 28 gramdan fazla et tüketmediği varsayılıyor. Buna karşılık olarak, ihtiyaçlar bölgesel olarak değişmekle beraber, kuruyemiş ve bakliyat tüketiminin ise yüzde 100 artması gerektiği öngörülüyor. Biraz daha detaya girersek, günde 14 gram et, 29 gram tavuk, bir parça yumurta, 250 gram süt veya süt ürünü, çok eser miktarda da yağ ve şeker bizim için yeterli. Palmiye yağı veya endüstriyel olarak üretilmiş tavuğa gerçekten ihtiyacımız yok Bu şekilde hem kendimizi hem de gezegenimizi erken yaşta öldürmemek mümkün.

 

Gazete Duvar



İLGİLİ HABERLER