Bizi takip edin
Bizi takip edin
Blog

Sosyalizmden etkilenen Türkçüler



12.3.2018 07:43:20

Yusuf Akçura, Sultan Galiyev’in hemşehrisidir. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucularından olan Türkçü düşünür, Azerbaycanlı Hüseyinzade Ali Bey de Rusya Türklerinin aydın tabakası nezdinde tanınmış bir şahsiyettir. Üstelik bu iki şahsiyetin de sosyalist/sol düşüncelere açık oldukları pek iyi bilinen bir husustur. Galiyev’in delikanlılık çağlarında bahsi geçen Türkçü aydınlardan haberdar olmaması ve etkilenmemiş olması neredeyse imkânsızdır

Sultan Galiyev konusu her ne zaman açılsa, aklıma ilk gelen bu olmuştur. Evet. Ne yazık ki geç kaldı Galiyev, hem de çok geç... Keşke diyorum, bundan elli yıl önce onun hakkında yapılmış bilimsel araştırmalar, tezler, teorik tartışmalar olsaydı elimizde, bu ülkede neler değişirdi neler, kim bilir?

HAKKINDA ÇALIŞMA AZ

Hatırlıyorum da. 12 Eylül 1980 öncesinde Sultan Galiyev ismini bilmiyor değildik hani, fakat eski TKP’li Aclan Sayılgan’ın bir iki makalesi, “SSCB ve Sultan Galiyev” başlıklı küçük bir broşürü ile H.C. Dencausse- S.R. Schram’ın birlikte yazdıkları “Marksizm ve Milliyetçilik” başlıklı küçük bir araştırma eserinde bir bilemedin iki paragrafta adından söz edilmişti; Doğan Avcıoğlu 1966 yılında bir çeviri esere yazdığı önsözde, Kemal Tahir ‘Notlar’ında ve Sohbetlerinde şöyle bir dokunup geçmiş, Cemil Meriç de öyle, onun yazdığı da bir paragraftan ibaret... İşte o dönem itibariyle Galiyev’le ilgili literatürün hepi topu budur. Aclan Sayılgan dönek damgası yediği için yazdıkları ya hiç okunmamış, ya ciddiye alınmamış olmalı... Alınsa da saha kurak bir saha, kimsenin onun tezlerinden, yazdığı makalelerden haberi yok. Zaten kendisi Stalin döneminin daha başında önce dışlanmış, sonra da ölüme mahkûm edilmiş olduğundan, adı yalnızca rejime muhalif olduğu düşünülen aydınları karalamak için uydurulan “Galiyevizm” yaftası ile birlikte gündeme gelebilmiştir.

YABANCI ARAŞTIRMACILAR

1980-1990 yılları arasında Sultan Galiyev üzerindeki bilgi boşluğunu, 80’li yıllarda Fransız araştırmacı ve Türkolog (aslen Rus’tur) Aleksandre Bennigsen’in çalışmaları kısmen doldurabilmiş, 1990 sonrasında Kazanlı yazar Renat Muhammedi’nin “Sırat Köprüsü” adlı biyografik/belgesel romanı yayımlanmış, SSCB dağılıp arşivler açıldıktan sonra da Galiyev’in yazdıkları tek tek gün ışığına çıkarılmış, onun hakkındaki literatür oldukça zenginleşmiştir. Kendisi de “Doğu Batı Melesi ve Sultan Galiyev” adında bir araştırma eseri yayımlayan merhum Oğuz Şaban Duman, “Türkiye’de neden Sultan Galiyev’in mücadelesi uzun süre saklandı?” diye hayıflanarak sormakta hiç de haksız değildir.

GALİYEV BİZE YABANCI MI BİZDEN BİRİ Mİ?

Soğuk Savaş dönemi ve onun somut bir görüngüsünü/anlatımını oluşturan Demirperde kavramı ister istemez insanlarımızın geçmiş ve tarih algısını da derinden etkilemiş; sanki SSCB’den önce de yani Çarlık Rusyası zamanında da Kırım, Kazan ve Türkistan Türkleri ile Osmanlı Türkiye’sinin ilişkileri kesikmiş/kopukmuş gibi varsayıla gelmiştir. Oysaki Kırımlı bir Türk düşünürü olan Bekir Sıtkı Çobanzade’nin 1918 yılında Budapeşte’de yayımlanan “Turan” dergisinde bastırdığı “Rusya Tatarlarının Kültürel Faaliyetleri” başlıklı makalesinden öğreniyoruz ki, Rusya ile yaşanan savaş dönemleri hariç, İstanbul ile özellikle Karadeniz ve Hazar denizinin kuzeyindeki Türkler arasında çok sıkı bir etkileşim, karşılıklı gidiş gelişler söz konusudur.

Hacca gitmek için deniz yolunu tercih eden Rus tebaası Türklerin birinci durağı muhakkak İstanbul olmuştur. Kazan medreselerinde ders veren müderrisler İstanbul medreselerinden yetişmektedir; Kırım ve Kazan’da İstanbul’da basılan eserler okunmakta, hatta İstanbul modası takip edilmektedir. İşte 1892 doğumlu Kazanlı bir Türk olan Sultan Galiyev’in yetiştiği iklim böyle bir iklimdir.

CEDİTÇİLER

Dahası var, o daha doğmadan dokuz yıl önce İsmail Gaspıralı Kırım’da “Dilde İşte Fikirde Birlik” şiarıyla Tercüman gazetesini yayınlamaya başlamıştır. Gaspıralı’nın ölümüne kadar otuz yıl aralıksız yayımlanan bu gazete, Manastır’dan Kaşgar’a kadar bütün Türk dünyasında okunmaktadır. Çünkü o tarihlerde alfabemiz ortaktır. Tercüman gazetesinin yayını ile birlikte yine Gaspıralı’nın eseri olan Usul-i Cedit mektepleri önce Kırım ve Kazan’da açılmaya başlanıp, daha sonra Türkistan içlerine kadar yaygınlaşmıştır. Bu mekteplerde modern tarzda eğitim verenlere/eğitim görenlere Ceditçiler denilmiştir ki bu aynı zamanda Rusya’daki Türkçüleri anlatan bir deyim niteliğini kazanmıştır. O Ceditçi aydınlardan ve Türkçülük akımının da büyük teorisyenlerinden biri olan Yusuf Akçura, Sultan Galiyev’in hemşehrisidir. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucularından olan Türkçü düşünür, Azerbaycanlı Hüseyinzade Ali Bey de Rusya Türklerinin aydın tabakası nezdinde tanınmış bir şahsiyettir. Üstelik bu iki şahsiyetin de sosyalist/sol düşüncelere açık oldukları pek iyi bilinen bir husustur. Galiyev’in delikanlılık çağlarında bahsi geçen Türkçü aydınlardan haberdar olmaması ve etkilenmemiş olması neredeyse imkânsızdır. Nitekim Halit Kakınç da, “Sultan Galiyev ve Milli Komünizm” adlı çalışmasında, Galiyev’in etkilenmiş olduğu düşünce akımı olarak Ceditçilik, düşünürler arasında da Gaspıralı ile birlikte Yusuf Akçura ve Hüseyinzade Ali Bey üzerinde özellikle durmaktadır. Lakin bize göre konuyu yeterince ayrıntılı incelemiş değildir.

 



İLGİLİ HABERLER