Bizi takip edin
Bizi takip edin
Dünya

Tehlikenin farkında mısınız?



17.3.2017 12:52:28
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (Office of UN’s High Commissioner for Human Right) 10 Mart 2017 tarihinde Türkiye hakkında 25 sayfalık zehir zemberek bir rapor yayımladı.

Türkiye’ye karşı sistematik şekilde sinsi bir pusu kuruluyor. Batı emperyalizminin denetimindeki Birleşmiş Milletler (BM) Teşkilatı’na bile bu senaryoda rol verildi. Devletin stratejik düzeyde istihbarat üreten kurumları bu konuda ciddi çalışmalar yapmalı! Açık kaynakları takip etmek bile emareleri tespit etmek için yeterli! ABD Başkanı Roosevelt’in şu sözlerini asla unutmamalıyız: “Siyasette hiçbir şey tesadüf değildir. Bir şeyler oluyorsa, önceden planlandığından emin olabilirsiniz!”

BM RAPORU

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (Office of UN’s High Commissioner for Human Right) 10 Mart 2017 tarihinde Türkiye hakkında 25 sayfalık zehir zemberek bir rapor yayımladı. Rapor Temmuz 2015 ile Aralık 2016 arasındaki dönemi kapsıyor. Raporun adı: “Türkiye’nin güneydoğusunda insan hakları durumu hakkında rapor! (Report on the human rights situation in South-East Turkey!)”

Raporda, Türkiye’nin toplu imha, öldürme ve diğer çok sayıda ciddi insan hakkı ihlali yaptığı ileri sürülüyor. 30 şehir ve çevresinin etkilendiği, 355 bin ile 500 bin arasında, çoğunluğu Kürt kökenli yurttaşın yerlerinden edildiği ifade ediliyor. Nusaybin’de 1786 evin, Sur’daki evlerin yüzde 70’inin bombalama sonucu yıkıldığı söyleniyor. Operasyon sona erdikten sonra da imha harekâtının devam ettiği, hayvanların bile zarar gördüğü gündeme getiriliyor. Türkiye’nin orantısız güç kullandığı ve ağır silah kullanımının toplu ölümlere neden olduğu belirtiliyor.

Bizzat Yüksek Komiser Zeyd Ra’ad El Hüseyin Türkiye’yi açıkça hedef aldı. Türkiye’nin bölgede inceleme izni vermediğini ama açık kaynaklar, uydu görüntüleri ve özel kişilere dayanarak raporu hazırladıklarını söyledi. Ve devam etti: “Türkiye’de tek bir suçlu bile bulunmadı ve hiç kimse yargılanmadı!” Rapor, Türkiye’de acil bir incelemeye ihtiyaç duyulduğu yargısı ile son buluyor.

Raporda terör örgütü PKK’nın yaptığı insan hakları ihlalleri, kazdığı hendekler, tuzaklama faaliyetleri, mayınlar, el yapımı patlayıcılar doğal olarak (!) yer almadı. Raporda PKK’nın arkasındaki ülkeler de yoktu! Bu raporu PKK yazsa belki de daha insaflı olurdu! Herhalde küresel tiyatroda Komiser El Hüseyin’e PKK’nın sözcülüğü rolü verilmişti. Sanıyorum BM işsiz kaldığı için bu tür raporlar hazırlamıyor...

 

BATI NE DOLAPLAR ÇEVİRİYOR?

Aachen’den okurum Sayın Taner Karaaslan lütfedip düşüncelerini benimle de paylaşmış. Aynı izlenimi ben de edindiğimden sizlere aktarma gereği duydum: “Batı’da uzun zamandır ince ince Tayyip Erdoğan düşmanlığı pompalanıyordu. Ama maalesef bu durum şimdi Türkiye ve Türklerin topyekûn cezalandırılmasına evrilmiş durumda! Samimi olduğum Alman arkadaşlarıma bile derdimi anlatamıyorum. Türkiye’ye karşı doğrudan değil de dolaylı ekonomik yaptırım uygulayacakları alanları araştırıyorlar. Emin olun mesele Tayyip Erdoğan değil, çok daha derin!”

Köln’de yaşayan Sayın Yaşar Kırma bizi uyarıyor: “Köln mezarlığına yapılması planlanan Ermeni anıtı için ciddi itirazlarımız oldu. Kanunen de uygun değildi! Askıya alınacağı söylendi. Ama son gelişmelerden sonra hava tersine döndü. Kanunları da planlarına uygun hale getirirler. Korkarım ki önümüzdeki dönemde her alanda üzerimizdeki baskılar artacak!

Sayın Gül Tuac Hanımefendi İsviçre’de yayımlanan 14 Mart 2017 tarihli Blick gazetesini dikkatle incelemiş! Gazetenin ilk sayfası iki dilli olarak basılmış! Uzun bir yazı ama açıkça ifade edilmese de ana fikir şu: “Bizim demokratik standartlarımızda yaşıyorsunuz. Anti demokratik uygulamalara ‘evet’ diyorsanız, çekip gidin; kendi ülkenizde yaşayın!”

MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİK ŞART

Irak, Suriye, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Ege, Karadeniz’deki gelişmeler giderek Türkiye’yi daha fazla içine çekiyor... FETÖ darbe girişimi, patlayan bombalar, PKK/PYD hamiliği gibi konuları da düşünürsek ortaya ciddi bir tablo çıkıyor. Ekonomik sorunlar da cabası! Yukarıdaki gelişmeleri bunlardan bağımsız düşünemeyiz! Evet-Hayır’ı bir kenara koyarak milli seferberlik hükümeti kurmalıyız! Nazım Hikmet’in şiirinde olduğu gibi: “Henüz vakit varken gülüm!”

Soner Polat

Aydınlık



İLGİLİ HABERLER