Bizi takip edin
Bizi takip edin
Dünya

Yeni dünya düzeni: Terör bahane, yasaklar şahane



24.3.2017 16:31:12
Uçakların kabinlerine aralarında İstanbul’un da bulunduğu 10 havalimanından kalkışlarda cep telefonu haricinde elektronik cihaz yasağını “güvenlik ve terör” ile gerekçelendirmek içinde bulunduğumuz dijital çağda çocukların bile inanmayacağı bir bahane.

İnsanların bedenlerine geçici elektronik dövmeler yaptırıp onlara dokunarak akıllı telefonlarını istedikleri gibi kontrol edebildikleri bir dönemden bahsediyoruz. Kabinde yasak olan laptop ya da iPad’in uçağın bagajında olması terörü nasıl durdurur? Bunun açıklaması yok. O zaman alternatif bir gerekçe daha devreye giriyor. O da ekonomik kaygı. Nasıl mı?
Son 10 yılda küresel havacılık sektörünün oyuncuları hayli değişti.


Emirates (Dubai), Etihad Airways (Abu Dabi) ve Qatar Airways (Doha) ile birlikte Türk Hava Yolları (THY), yapmış oldukları atılımla sektörde, “oyun değiştirici” etkisi yarattılar. Onlara Güneydoğu Asya’daki havayolu şirketleri de eklenince havayolu sektörünün merkezi, hızlı bir biçimde Doğu’ya doğru kaydı. Bu gelişme Amerika ve Avrupalı havayolu şirketlerini de harekete geçirdi. Delta, American ve United Airlines, Körfez’deki havayolu şirketlerinin son on yıl içerisinde 42 milyar USD tutarında devlet yardımı aldıklarını iddia ederken, Etihad Airways tarafından yapılan bir açıklamaya göre ise ABD’li şirketler 2000 yılından günümüze, 70 milyar USD civarında sübvanse edildi.
Washington Post’un Trump’ın yasağını “Birleşik Devletler, ABD havaalanlarınaerişim üzerindeki kontrolünü güçlendirirken bir yandan da bu gücünüsektördeki diğer ticaret aktörleri zayıflatmak için kullanıyor” diye yorumlaması da bunu doğruluyor.

Belli ki yasaklar sürecek ve yayılacak...

Yayılan popülist dalga yeni bir dünya düzeni oluşturma konusunda doludizgin ilerliyor. Ve yeni bir kapitalizm türü ortaya çıkıyor. Finansal sermaye yine baş aktör; ama bu kez güvensizliği, “güçsüzlük duygusunu” yayarak, körükleyerek ve bunlardan beslenerek şekil değiştiriyor. ABD Başkanı Donald Trump kendi iş yaşamında finans kapitalden en fazla yararlanan kişilerden biri olmuştu. Bunu bir kenara bırakmadı tabii. Eğer bırakmış olsaydı yeni kabinesini milyarder iş insanları ile doldurmazdı. Şimdi de kapitalizmi daha da büyütmeye çalışıyor ama bunu globalizasyonu düşman ilan ederek gerçekleştiriyor. Globalizasyon sözcüğü bu işin kalbinde popülist söylemlerin odağında: Ulusumuza zarar veren dış mihraklar, kendi koşullarını çıkarları doğrultusunda dayatan ekonomik güçler vs...

İşin ilginci kapitalizmin sesi olan Financial Times’da bir nevi günah çıkarma gibi görünen Bill Emmot imzalı yazı. Bir tam sayfaya yayılan yazısında Emmot “Küreselleşme ‘açıklık’ üzerine inşa edilmişti, ticaretin, kültürlerin, fikirlerin ve sermayenin açılması. Önemli bir özellikti ama tek başına yeterli değildi. ‘Açıklık’ beraberinde ‘eşitlik’ sözcüğünü de taşımalıydı. Öyle olmadı. Bu açıklığı eşitliğin çeşitli biçimleri ile dengelememek öncelikle toplumsalgüveni zedeledi. Bunun üstüne 2008 krizinde iktidarların, dev şirketleri kurtarma görevini üstlenmeye dönüşünce insanların kurumlara, iktidarlara hatta demokrasiye olan güvenleri iyice sarsıldı. İşte popülizm bu noktada iş yapmaya başladı” diyor.
Yeni dünya düzeni emin olun sadece sınır kapıları, uçak kabinleri ile sınırlı kalmayacak. Bakalım nereye kadar?

 

Özlem Yüzak

Cumhuriyet



İLGİLİ HABERLER