Bizi takip edin
Bizi takip edin
Ekonomi

Kılıçdaroğlu madde madde anlattı... İşte 'Hortumcu Piyasa Ekonomisi'



8.1.2019 17:41:09
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’deki düzenin adı “Hortumcu Piyasa Ekonomisi” dir dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu yeni yılın ilk Meclis Grup Toplantısının büyük bölümünü ‘hortumcu piyasa ekonomisi’ne ayırdı.

Hortumcu piyasa ekonomisinin özelliklerini ve unsurlarını tek tek anlatan Kılıçdaroğlu, partililerden bunu her yerde anlatmalarını istedi.

İşte Kılıçdaroğlu’nun anlattığı hortumcu piyasa ekonomisi:

(Ara başlıklar tarafımızdan konulmuştur)

 

BU DÜZENİN ADI HORTUMCU PİYASA EKONOMİSİ

Değerli arkadaşlarım, peki ne oldu da Türkiye bu hale geldi? Öyle ya bir soru sormamız lazım, ne oldu da bu hale geldi? 16 yıldır memleketi yönetenler tek başına yönetiyorlar. Hani bir koalisyon olsa dersiniz ki, koalisyon ortağı kazık attı. Yok öyle bir şey, tek başına... İstediğin kanunu çıkarıyor musun? İstediği kanunu çıkardı. İstediği bürokratı görevden alıp, istediği bürokratı atadı mı? Evet, istediği bürokratı aldı, istediğini atadı. İstediği bütçeyi yaptı mı? Evet, istediği bütçeyi yaptı. Bütçeyi istediği gibi bölüştürdü mü hangi kesim ne kadar alacak? İstediği gibi bölüştürdü. İstediği gibi vergi koyup, istediği gibi af çıkardı mı? Hepsini yaptı, istediği gibi vergi koydu, istediği gibi de af çıkardı. İstediği gibi bütçe gelirlerini harcadı mı? Arzu ettiği gibi harcadı, hiç kimse engel olmadı, olamadı. Peki, devletin fabrikalarını, arsalarını, arazilerini istediği gibi sattı mı? Evet, babalar gibi sattı, hiç kimse bir şey demedi. İstediği kişiyi bakan yapıp, istediği kişiyi bakanlıktan aldı mı? Evet, bunu da yaptı. İstediği belediye başkanını aday gösterip, istediği belediye başkanını seçimle gelmesine rağmen görevden aldı mı? Görevden aldı. Seçimle gelmiş olan Başbakanı, sen seçimle geldin yüzde 49,5 oy aldın, ama ben seni görevden alıyorum dedi mi? Dedi, Başbakanı da görevden aldılar mı? Onu da aldılar. İstedikleri kararnameyi genelgeyi yayınladılar mı? Onu da yayınladılar.

Soru şu: Her istediklerini yaptılar da, memleket bu hale niye geldi? Büyümesi lazımdı memleketin. Vergiyse vergi, özelleştirmeyse özelleştirme, borçlanmaysa borçlanma, her şeyi yaptılar. Neden memleket bu halde ve biz buna ne demeliyiz?

Vatandaşlarımla bir sohbet etmek isterim. Bunu yapan düzene ne diyeceğiz ve bu düzenin adı ne olacak? Neden bu düzen yoksulu ezen, varsılı daha çok varsıl yapan bir düzen, nedir bu düzenin adı? Hortumcu piyasa ekonomisi, bu düzenin adı hortumcu piyasa ekonomisi...

HORTUMCU PİYASA EKONOMİSİ NASIL OLUŞTURULUR?

Hortumcu piyasa ekonomisinin özelliği şu değerli arkadaşlarım, saygıdeğer vatandaşlarım, hortumcu piyasa ekonomisinin özelliği şudur: İnsanlar çalışırlar, üretirler, katma değer yaratırlar. Yaratılan katma değerin hakça bölüşümü mü geçerlidir, yoksa birilerine kaynakların aktarımımı mı geçerlidir? Hakça bölüşürseniz başka, ama birilerine kaynak aktarmak için bütün milli geliri büyük ölçüde o kesime aktarmak için bir politika güderseniz, bir ekonomi politikası güderseniz bunun adı hortumcu piyasa ekonomisidir. Çünkü adalet de yenir, bölüşülmez, birilerine verilir.

Bunun şartları ne, onu da size sayacağım. Hortumcu piyasa ekonomisi nasıl oluşturulur? Sadece bizde değil, batan bütün ülkelerde hortumcu piyasa ekonomisi geçerliliğini korumuştur.

İHALE YASASINI 186 KEZ DEĞİŞTİRDİLER

Nasıl olur? Birincisi şu: Hortumcu piyasa ekonomisinin önce hukuki altyapısını oluşturmak zorundasınız. Diyelim ki birisine ihale vereceksiniz, kanun izin vermiyor, o zaman kanunu değiştireceksiniz. Ona ihale verebilecek hukuki altyapıyı oluşturacaksınız. Ne yaptılar? Sevgili vatandaşlarım şunu yaptılar. 16 yılda 186 kez ihale mevzuatını değiştirdiler, kendi adamlarına ihale vermek için. 186 kez! 186 kez ihale mevzuatını bizim adamımıza ihale verelim diye yaptılar.

Bakın, bir gazeteci arkadaşımız bir soru sordu. Dedi ki, Diyarbakır Mazıdağı demiryolu bağlantı hattı ihalesi yapılıyor. En düşük fiyatı verene vermediler, en düşük fiyatı verenden 109 milyon lira daha pahalı olan firmaya verdiler. Kim? Cengiz İnşaat, hani beşli çete diyoruz ya, onlardan birisine verdiler. Soruyorlar niye buna verdiniz? Bir başka firma 109 milyon lira daha düşük fiyat vermiş, neden buna verdiniz? Bakanın cevabı: “Fiyat dışı unsur değerlendirmelerine göre, en uygunu Cengiz İnşaat.” Fiyat dışı unsur değerlendirmeleri... Ne demek fiyat dışı unsur değerlendirmeleri? İşte hortumcu piyasa ekonomisinin önümüze koyduğu çok net, çok somut bir örnek.

HORTUMCU PİYASA EKONOMİSİNDE PLANLAMA YOK

Birincisi hukuku kendinize uyduracaksınız hortumcu piyasa ekonomisinde.

İkinci unsuru daha var, planlamayı yapmayacaksınız, ekonomide planlama olmayacak. Planlama olmadığı zaman siz istediğinizi yapabiliyorsunuz o zaman. Diyeceksiniz ki, 1960’tan sonra Devlet Planlama Teşkilatı kuruldu. Sevgili vatandaşlarım, Devlet Planlama Teşkilatı artık yok kapatıldı o, yok öyle bir şey. Niye yok? Hortumcu piyasa ekonomisinin koşullarını gerçekleştirmek üzere zaten bunu yaptılar.

Bakınız, çoğu kişi farkında değil. Değerli arkadaşlarım, 10’ncu kalkınma planının süresi 2018’de doldu. Şimdi 11’nci kalkınma planı olması lazım değil mi? Böyle bir plan yok. Meclise geldi mi? Hayır, Meclise de gelmedi. Plansız büyüme, 21.Yüzyılda plansız büyüme, 21.Yüzyıldan söz ediyorum ben, 19’ncu 18’nci yüzyıldan söz etmiyorum. Vatandaşın verdiği vergilerin nerelere harcandığını önümüzdeki süreçte, 5 yılda, 10 yılda, 20 yılda, 50 yılda ne olacak Türkiye’nin hali? Bunun planlanması lazım, plan yok.

Peki, Anayasa... Anayasa 166.madde planlamadan söz ediyor. Okuyorum bakın, planın ne kadar değerli olduğunu, planlamanın bir ekonomi için ne kadar değerli olduğunu anlatıyor. Madde 166: “Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, yani üç ayrı kalkınmayı, özellikle sanayinin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak devletin görevidir.” Verimli olacak, kaynakların nerelere nasıl harcandığını bileceğiz ve bunu bir planlama örgütü yapacak ve bunu devlet kuracak. Kurdu Devlet Planlama Teşkilatını, ne oldu? Kapatıldı. Niçin? Hortumcu piyasa ekonomisine hukuki altyapı oluşturmak için.

Devam ediyor Anayasa, planda milli tasarrufu ve üretimi artırıcı... Türkiye’yi üretimden kopardılar. Fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı... Ne fiyatlarda istikrar kaldı, ne de dış ödemelerde denge. Yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür planlamada, planlama olmayınca bu da yok zaten. Yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir, toplumun yararı gözetilir. Niçin? Diyarbakır’a da fabrika lazım, Kars’a da fabrika lazım, Trabzon’a da lazım, dengeli dağıtacaksınız yatırımı diyor, Anayasa diyor bunu, ama yok böyle bir şey. Kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır, tam bir savurganlık verimlilik yok zaten. Kalkınma girişimleri bu plana göre gerçekleştirilir. Plan yok ki gerçekleştirilsin. Niçin?

Hortumcu piyasa ekonomisini sağlamak için planlama yok artık. Ve diyor ki, bu planlar Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilir. Meclis de devre dışı, yok plan.

Değerli arkadaşlarım, sevgili vatandaşlarım; senin ödediğin her kuruşun nerelere harcandığını, hangi yatırımlar için harcanacağını senin bilme hakkın var, senin öğrenme hakkın var. Planın varlık nedeni budur. Demiryolu mu yapılacak, denizyolu mu yatırım yapılacak, hangi bölgeye yatırım yapılacak, hangi bölgenin neye ne kadara ihtiyacı var? Bütün bunların planlamayla yapılması lazım. Hortumcu piyasa ekonomisi için bu tamamen kaldırıldı.

YATIRIM KARARINI YANDAŞ MÜTEAHHİTLER VERİYOR

Geçiyorum bir başka konuya, planlama bitince yatırım kararlarını kim verecek? Öyle ya, birisinin yatırım kararı vermesi lazım, planlama yok. Hortumcu piyasa ekonomilerinde yatırım kararını iktidar değil, iktidarın yandaşı olan müteahhitler verir. Müteahhit gider, buraya köprü yapmamız lazım der, müteahhit gider buraya yol yapmamız lazım der, müteahhit gider buraya kocaman bir şehir hastaneleri yapalım, diğer hastanelerin tamamını kapatalım der. Planlama örgütünün görevini yandaş müteahhitler alır ve dolayısıyla Türkiye bir çıkmazla, bir kaynak yetersizliğiyle karşı karşıya kalır değerli arkadaşlarım.

NE VARSA SATTILAR

Dördüncüsü, hortumcu piyasa ekonomisinin bir başka özelliği de planlama bitiyor, hukuk kendi normlarına uyduruluyor, hortumcu piyasa ekonomisine uygun olarak, devletin fabrikaları yani vatandaşın vergileriyle kurulan devletin fabrikaları arsalarıyla birlikte haraç mezat satılır. Çünkü alınan vergi yetmiyor, savurganlık var, neyi satacağız? Fabrikaları satacağız. Bir vatandaş düşünün, evindeki buzdolabını satıyor üç gün geçiniyor, televizyonu satıyor iki gün geçiniyor, sonra mobilyaları satıyor beş gün geçiniyor ve sonra para bitiyor satacak bir şey yok. Şimdi onu sattılar, devletin fabrikalarını; Sümerbank’ları, Etibank’ları, kağıt fabrikalarını ne varsa hepsini sattılar. Şimdi sıra geldi askeri fabrikaları satmaya, o noktaya geldiler. Bu hortumcu piyasa ekonomisinin zorunlu olarak gündeme getirdiği kurallardır.

HORTUMCU PİYASA EKONOMİSİNDE DEVLETİ YÖNETENLER HESAP VERMEZLER

Beşincisi, sağlıklı işleyen bir demokraside siyasi iktidarlar, yani devleti yönetenler vatandaştan toplanan her kuruşun hesabını millete verirler. Demokrasinin çıkış kaynağı da zaten budur. Vatandaş iktidara der ki, sen benden vergi alıyorsun üstelik zorla alıyorsun, bu parayı nereye harcadın arkadaş, bana bunun hesabını ver. Hortumcu piyasa ekonomisinde devleti yönetenler hesap vermezler, hesap vermeyi zül addederler. Çünkü onlar vatandaşı koyun olarak görürler.

VATANDAŞI KOYUN OLARAK GÖRMESİNİN NEDENİ

Dikkatinizi çekerim, sevgili vatandaşlarım sizin de dikkatinizi çekerim. Sık sık CHP’ye şöyle bir eleştiri yapılır “iki koyun versen güdemezler” derler. Niçin? Vatandaşı koyun olarak gördüğü için. Biz vatandaşı koyun olarak görmüyoruz ki. İki koyun versen güdemezler, ama ben hepsini güdüyorum diyor. Bunu kim söylemişti? Tarihe götüreyim sizi. 16 Mart 1920, İstanbul işgal altındadır. Dönemin bir grup aydını Celalettin Arif Bey, Rauf Orbay, Balıkesirli Müderris Abdülaziz Mecdi Efendi, Yalvaçlı Ömer Vehbi Hoca Vahdettin’in huzuruna çıkarlar. Derler işgal edildi İstanbul, mücadele edelim, millet bizi destekleyecektir der. Vahdettin’in onlara söylediği cevap şudur: “Bir millet var koyun sürüsü, bir çoban lazım o da benim.” Evet, 16 Mart 1920’de söylediğidir. Bu kibir abidesi zatın da örnek aldığı olay budur. Vatandaşı koyun olarak görmesinin nedeni de budur değerli arkadaşlar ve hesap verecekler ki bir ülkede demokrasi olsun. Eğer hortumcu piyasa ekonomisi varsa siyasi güç hesap vermez orada, ne hesabı der, kime hesap vereceğim der. Vatandaş mı? Ne vatandaşı, zaten sandığı koyuyorum, onlar da kuzu kuzu gelip bana oy veriyorlar diyor, niye hesap vereyim diyor. Ha CHP hesap soruyormuş. CHP kim oluyor? CHP Kuvayi Milliyeci oluyor, hesabını vereceksin.

HORTUMCU PİYASA EKONOMİSİNDE DEMOKRASİYİ ASKIYA ALIRLAR

Bir kuralı daha var, altıncı kuralı var. Hortumcu piyasa ekonomisini oluşturanlar demokrasiyi askıya alırlar. Çünkü onlar için demokratik kuralların hiçbirisi geçerli değildir. Bugün Türkiye’nin yaşadığı gerçeklerden birisi de budur, kimse korkudan ağzını açamıyor. Adını soyadını bile sorsalar korkudan cevap veremiyor. Çünkü hortumcu piyasa ekonomisinin kendine göre kuralları vardır. Bir başka daha, hortumcu piyasa ekonomisinin en temel özelliklerinden birisi tepedeki kişinin her şeye egemen olma isteğidir. Güç kaynağı benim diyor, benim iradem geçerlidir. 81 milyon mu? Onlar koyun zaten, ben ne dersem herkes ona uymak zorundadır. Savcı uyacak, hâkim uyacak, bürokrat uyacak, asker uyacak, polis uyacak. Devlet... Ne devleti kardeşim diyor, devlet de benim diyor. Hortumcu piyasa ekonomisinin tek lidere tek adama verdiği güç böyle bir sonucu doğuruyor.

BORÇ ALAN EMİR ALIR

Başka bir kuralı daha var. Hortumcu piyasa ekonomisinin olduğu ülkelerde vergiler toplanır, ama bir süre sonra yetmez. Özelleştirme yapılır, haraç mezat satılır, ama bir süre sonra yetmez. Para lazım, nereden bulacak? Dış egemen güçlerden para bulacak ve egemen güçlerin tamamı pusudadır. Ekonomideki bütün gelişmeleri çok iyi bilirler. Borç ister, hemen her türlü borcu verirler ve sonra teslim alırlar. Borç alan emir alır noktasına gelir. Bugün Türkiye ekonomik bağımsızlığını yitirmişse, hortumcu piyasa ekonomisinin Türkiye’ye getirdiği süreç nedeniyledir. Ve onlar şimdi borç veriyorlar, faizi de onlar belirliyorlar, piyasayı da onlar belirliyorlar, doların fiyatını da onlar belirliyorlar. Çünkü borç aldığınız kişiler egemen güçler artık size talimat veriyorlar ve o talimatın altında kalıyorsunuz.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HER TÜRLÜ DIŞ TEHLİKEYE AÇIK

Bakın değerli arkadaşlar, papazı ver dediler tak diye papazı verdi, erkeksen verme. Öyle diyor zaten, arkadan sopayı gösteriyor, erkeksen verme, benim kucağımdasın diyor, ben sana talimat vereceğim diyor. Gazeteci hapisteydi, bir gecede iddianame yazıldı, ertesi gün hâkim serbest bıraktı. Dışarı çıkarken başka bir mahkemenin tutuklama emri verildi, havaalanında uçak bekliyordu bindi ve Almanya’ya gitti. Papaz, buna benzer olaylar. Şimdi o güçler şimdi Türkiye’yi Suriye batağının içine daha derine sokmak istiyorlar.

Bakın, şu söz çok önemlidir. “IŞID’le mücadele vazifesi önümüzdeki günlerde yerine getirilecek.” Dikkatinizi çekerim IŞID’le mücadele vazifesi... Vazifeyi kim size verdi? Kim size vazifeyi verdi? Kim size gidin oralara mücadele edin dedi? Diyor ki artık Trump, benim askerim niye ölsün, PYD’li niye ölsün, Türk askeri var onları gönderelim, onlar ölsün, IŞID’le onlar mücadele etsin. Peki, bizim sınırımızda IŞID var mı? Bizim sınırımızda IŞID yok. Nereye götürecekler? Suriye’nin içlerine batağa götürecekler. Biz buna karşı çıkınca da, CHP terörü destekliyor diyecekler. Ben terörü değil, ben bu milletin 81 milyon vatandaşın kişiliğini, kimliğini, onurunu savunuyorum.

Birileri sana vazife verecek, emir alıyor çünkü. Gazeteye yazı yazmış “Trump haklıdır” diyor. Haklı tabii adam, haksızdır diyemezsin ki zaten, burnundan getirir senin. Yuları kaptırmışsın oraya, her türlü talimata açıksın. O nedenle defalarca söyledim, Türkiye Cumhuriyeti şu anda her türlü dış tehlikeye açık bir haldedir ve en büyük tavizi verecek olan da saraydaki kibir abidesidir. Devletin milletin çıkarlarını değil, batıdaki egemen güçlerin çıkarlarını savunan bir kişidir o.

VERGİYİ FAKİR FUKARA ÖDÜYOR

Hortumcu piyasa ekonomisinden kim nasıl fatura ödüyor? Öyle ya bu piyasanın fatura ödeyeni vardır. Üç alan var. Asla unutmayın, bunlara her yerde anlatmanızı istiyorum. Birincisi vergiler, vergiyi kim ödüyor? Bu ülkenin fakir fukarası ödüyor vergiyi. Doğduğu andan itibaren çocuk vergi verir. Altına bez alırsınız vergi verirsiniz, su içersiniz vergi verirsiniz, süt alırsınız vergi verirsiniz, kefen bezi alırsınız vergi verirsiniz. Bir tek teneffüs ettiğimiz havada vergi yok şimdilik. Şimdilik o yok, yarın onun da kanunu çıkarabilirler. Ne diyorlar? “Vergiyi tabana yayacağız” zaten tabanda, sen geliri tabana yayacaksın kardeşim vergiyi değil, vergiyi yukarıdan alacaksın. Alamaz yukarıdan alamaz! Niye alamaz? Çünkü beşli çeteye çalışıyor. Hortumcu piyasa ekonomisinde hortumculara çalışan bir iktidar var. Vatandaşın cebinde, hortumun bir ucu vatandaşın cebinde, bir ucu saray çevresinde; dolayısıyla vatandaş vergiler yoluyla zor alımdır vergi gönüllü değildir, zor alım yoluyla vergiden alır, alır ve bunu götürür. Bir asgari ücretli 128 gün vergi için çalışıyor. Bana söylesinler, bu beşli çeteden 128 gün bu devlet için çalışan var mı? Çalışmazlar. Neden? Onlar hortumdan beslenirler, hortumcu piyasa ekonomisinin özelliği budur değerli arkadaşlar.

Annelere sesleneyim, ev hanımlarına sesleneyim, kadınlara sesleneyim. Musluğu açtığınızda beş çeşit vergi alıyorlar sizden. Elektrik düğmesine bastığınızda dört çeşit vergi alıyorlar elektrik faturalarıyla. Hastaneye tedavi olmak için gittiğinizde dokuz ayrı para ödemek zorundasınız. Kim ödüyor bunları? Bu ülkenin fakir fukarası ödüyor. Nereye ödüyor bu paraları, nereye gidiyor bu paralar? Hesap da verilmiyor. Hortumculara gidiyor, hortumcu piyasa ekonomisinin özelliği budur, vergi sistemi hortumcu piyasa ekonomisine hizmet eder, geniş halk kitleleri bu ağır vergiler altına ezilirler.

Bir ekmek düşünün, fırından alınan bir ekmek. İşsiz bir adam fırından bir ekmek aldığı zaman 50 kuruş ödüyorsa, geliri ayda 1 milyon dolar olan da bir ekmek aldığında o da 50 kuruş ödüyor. 1 milyon dolar da 50 kuruş, işsiz adam da 50 kuruş. Bu mudur vergi adaleti? Vatandaşlarımın düşünmesi lazım, hortumcu piyasa ekonomisi Türkiye’yi bu noktaya getirdi.

BABALAR GİBİ SATTILAR

İkincisi, özelleştirmelerdir. Babalar gibi tamamını sattılar. Hesabını verdiler mi? O fabrikaları yapanlar bu ülkenin insanları, onlardan alınan vergilerle yapıldı. Üçüncü temel unsur alan, borçlandırmalardır. Borçlandırdılar, devleti borçlandırdılar, dünyanın faizini ödüyorlar değerli arkadaşlar. 81 milyon vatandaş bir avuç tefeciye hizmet eder hale getirildi. Bir daha söylüyorum, 81 milyon vatandaş bir avuç tefeciye hizmet eder hale getirildi. Daha ne olsun? Ve vatandaşın hâlâ uyanmayacak mı?

HORTUMCU PİYASA EKONOMİSİNE ÖRNEKLER

Peki, nasıl bu, hortumcu piyasa ekonomisi nasıl çalışıyor? Öyle ya, somut örnekler lazım, elle tutulur örnekler lazım ki vatandaş bunu kavrayabilsin. Üç örnek vereceğim, birinci örnek Kütahya Havaalanı. Bir yandaşa diyorlar ki, Kütahya Havaalanını yap, yap işlet devret. Tamam diyor yapacağım diyor. Kaça bitirdin diyorlar? 50 milyon Euro’ya bitirdim diyor. Hizmete açılıyor. Ne zaman açılıyor? 25 Kasım 2012’de açılıyor hizmete. Buna yolcu garantisi de veriyorlar. Türk lirası üzerinden değil, Euro üzerinden yolcu garantisi de veriyorlar. Bakın Sayıştay raporu 2016 itibariyle. İç hatlardan Kütahya Zafer Havaalanında iç hatlardan giden yolcu sayısı 124 bin kişi. Bunların, bu yatacak yeri olmayanların, bu saraydaki kibir abidelerinin verdiği garanti ise 2 milyon 395 bin kişi. 124 bin kişi uçuyor, ama uçsa da uçmasa da sana 2 milyon 395 bin kişi üzerinden para ödeyeceğim diyor. Bu iç hatlar, bir de dış hatlar var. Dış hatlardan giden yolcu sayısı 45 bin, verdikleri garanti 1 milyon 677 bin kişi. Kaç lira ödüyorlar biliyor musunuz? Bu garantiler dolayısıyla 20 milyon 855 bin 980 Euro para ödüyorlar.

Peki bitti mi? Hayır. Ne zaman bitecek? Onu da söyleyeyim, 29 yıl 11 ay sonra bitecek. Kaç lira ödenecek? Onun da hesabı var, 205 milyon 281 bin 118 Euro. Kaça yapmıştı? 50 milyon Euro’ya. Kaç lira garanti veriliyor? 205 milyon Euro. İşte hortumcu piyasa ekonomisi budur. Kim ödüyor bu parayı? Vatandaş ödüyor. Ne diyorlardı? Vatandaşın cebinden beş kuruş para çıkmayacak diyorlardı, bir kuruş para çıkmayacak diyorlardı. Peki, o saraydaki kibir abidesine sormak lazım, 205 milyon Euro’yu sen mi ödeyeceksin? Senin servetin var, 205 milyon Euro senin için kabak çekirdeği, öde bakalım. Vatandaşa ödetecek.

Osmangazi Köprüsü, aynı olay orada da var. Köprünün adı Deli Dumrul köprüsü. Var ya Deli Dumrul, geçersen 1 akçe geçmezsen 2 akçe. Geçiyorsan 1 akçe vereceksin, geçmeyeceksen 2 akçe. Biz bunu çocukluğumuzda masal olarak anlatılırdı. Fakat bir gün Türkiye’de gerçek olacağı benim aklıma hiç gelmezdi. Şimdi Türkiye’de gerçek oldu. Köprü yapıyorlar, geçersen 103 lira vereceksin, geçmiyorsan 200 lira vereceksin. Ne diyorlardı? Bir kuruş vatandaşın cebinden çıkmayacak.

Şimdi sevgili vatandaşlarıma şunu sormak istiyorum. Senin cebinden bir kuruş para çıkmayacak diyorlardı, sen çifte vergi ödüyorsun sevgili vatandaşım çifte vergi! Bir ekmek alırken vergi ödüyorsun, vergi idaresinde hesabın varsa gelir vergisi kurumlar vergisi vesaire ödüyorsun, damga vergisi ödüyorsun, her türlü vergiyi ödüyorsun. Yetmiyor, bir de ayrıca köprüden geçerken para ödüyorsun. Sen vergiyi niye ödüyorsun? Devlet yol yapsın diye ödüyorsun, fabrika kursun diye ödüyorsun, istihdam yaratsın diye ödüyorsun. Peki, benden bu vergiyi bunun için alıyorsun da, köprüden geçerken benden niye ayrıca para alıyorsun? Kendi maaşına çift dikiş yapıyor, vatandaşın vergisine de çift dikiş yapıyor; bunu herkesin çok, ama çok iyi anlatması lazım.

Başka bir şey daha, köprüyü yapıyorsun dolarla, garantiyi veriyorsun dolarla, köprü geçiş ücretini yapıyorsun dolarla, zammı yapıyorsun dolarla, asgari ücret Türk Lirası üzerinden. Ne diyorlar? Biz yerli ve milliyiz diyorlar. Biz ne diyoruz? Vallahi de billahi de siz ne yerlisiniz, ne millisiniz, siz egemen güçlerin oyuncağı gayri millisiniz.

Bir örnek daha vereyim, bu hortumcu piyasa ekonomisinden bir örnek daha vereyim. İktidara çok yakın bir işadamı var, yurtdışından canlı hayvan mı gelecek? Hemen ona başvuruluyor. Et mi gelecek? Ona başvuruluyor. Bu kişi Et ve Süt Kurumuna kesimlik hayvanları verirken kilo başına 30-32 liradan satıyor. Sonra bu etleri Et ve Süt Kurumundan geri alıyor. Kaç liradan? 20 liradan alıyor, 30 liraya sattığını 20 liradan alıyor. Niçin? Marketlere belli marketlere daha düşük satsınlar diye.

Sevgili vatandaşlarıma sesleniyorum, Allah aşkına böyle bir hesabı, böyle bir kitabı yapan dünyada hangi namuslu adam vardır? 30 liradan vereceğim, 20 liradan alacağım. Nedir bu? Hortumcu piyasa ekonomisi budur arkadaşlar, alın teri dökülmeden vatandaşın vergisiyle alınıyor bütün bunlar.

Değerli arkadaşlarım, kimler kazanır? Rantiyeciler kazanır bir de, borç verenler. Geçen yıl ne kadardı? 71 milyar faiz ödediler bütçeden, sadece bütçeden 71 milyar, yani eski parayla 71 katrilyon lira faiz ödendi. 2019 bütçesine 117 milyar lira koydular faiz ödemesi, 117 katrilyon lira faiz ödenecek. Kim ödeyecek bunu? Saraydaki kibir abideleri mi ödeyecek? Hayır. Kim ödeyecek? Bu ülkenin fakir fukara vatandaşı ödeyecek, işsizi ödeyecek, emeklisi ödeyecek, asgari ücretlisi ödeyecek, sanayicisi ödeyecek, herkes esnafı ödeyecek, çiftçisi ödeyecek, herkes ödeyecek, nefes alan herkes tamamen tefecilere hizmet edecek.

SARAYDA OTURAN KİBİR ABİDESİ

Peki, bu hortumcu piyasa ekonomisinin ana aktörleri kim? Bunu da bilmemiz lazım. Üç ayrı aktör üzerinde durmamız lazım. Birincisi şu, sarayda oturan kibir abidesi, en önemli aktör; düzeni kuran o, kim ne kadar para alacak hesabını yapan o, kupon arsaları belirleyip adamına göre pazarlayan o, istediğine bedava istediğine dünyanın parasını aktaran o. Başka... Sarayın beslemeleri var etrafında olanlar. Kime aktaracak bu parayı, hepsi kendisine olmuyor tabii, etrafındaki kişilere de aktaracak. Nasıl? Osmangazi Köprüsü gibi, Kütahya Havaalanı gibi, Et ve Süt Kurumuna canlı hayvan verip 30-32 liradan, 20 liradan eti geri alan, bunlara büyük kaynakların aktarıldığı.

Bunlar niye bu kaynakları alıyorlar? Havuz medyasını beslesinler diye. Aralarında paylaşmışlar, sana şu ihaleyi vereceğim, şu kadar fiyata vereceğim, sen üç yıl şu televizyonu, o habere üç yıl finansmanını sağlayacaksın, parasını vereceksin, oradakiler yiyecek içecek sabahtan akşama kadar CHP’yi eleştirecek, onların görevi o. Para mı? Gak deyince para... Para mı? Guk deyince para.

Gazeteleri var, her türlü rezilliği yaparlar. Bakın, diğer medya özgür medya şikâyet eder geçinemiyoruz zam yapmak zorundayız, onlarda tık yok, onların bir eli yağda, bir eli balda. Neden? Sarayın beslemeleri olduğu için, saraydan besleniyorlar. Başka... Bir üçüncü kişi daha var, damat, Hazinenin başındaki damat. Çünkü bu ekonomide, hortumcu piyasa ekonomisinde güvendiğiniz adamı Hazinenin başına getirmek zorundasınız, güvendiğiniz ve inandığınız adam. Parayı nereye verecek, talimatı aynen yerine getirecek olan adama... Kim o? Damat. Damat, o da bir kibir abidesi. Konuşurken fakirlerin bile yüzüne bakarken onlarla âdeta dalga geçer gibi bakıyor, gülümsüyor böyle.

Bakın o kibir abidesi hayatında yoksulluk çekmedi, yoksulluk nedir, fakirlik nedir bilmedi, bir eli yağda bir eli balda büyüdü. Hazinenin başında milyonlarca kişi aç ve sefalet içinde, yüz binlerce çocuk yatağa aç giriyor. Ve bu kibir abidesinin damadın bir şeyi daha var. Bütün bunlara rağmen itibarı sıfır olan birisi, damat garantili hazine bonosu çıkardı, üstelik dolar endeksli, damat garantili hazine bonosu. Vatandaş itibar görmedi, satın almadı, gitti dışarıdan dövizini aldı bankaya yatırdı. İtibar bu kadar yerlerde sürünüyor.

Şimdi batıya gidiyorlar, egemen güçlere gidiyorlar, aman bir şey demeyin bizi fazla sıkıştırmayın, biz zaten seçimlerden sonra IMF’ye gideceğiz, IMF’yle oturup konuşacağız, ekonomiyi IMF’yle beraber düzelteceğiz.

Şimdi ben bu saraydaki kibir abidesine soruyorum. Sen IMF’ye seçimlerden sonra gidecek misin gitmeyecek misin? Çok açık ve net cevap istiyorum senden. Seçimlerden sonra IMF’nin ayağına gidip el etek öpecek misin öpmeyecek misin? Bunu öğrenmek istiyorum



İLGİLİ HABERLER