Bizi takip edin
Bizi takip edin
Güncel

Nedim Şener: Dink davasının sanığının röportajını Agos'ta yayınlattılar



26.1.2018 16:05:58
Yön Radyo’da yayınlanan Bizim Stüdyo programına katılan gazeteci Nedim Şener çarpıcı değerlendirmeler yaptı.

• Dava dosyası özellikle Hrant Dink’in liberal arkadaşlarının kontrolündeydi


• FETÖ’cüler bizzat Fethullah Gülen dahil olmak üzere beni Amerika’ya davet ettiler


• Hrant Dink’in gazetesinde (Agos’ta) Adem Yavuz Aslan’ın röportajları yayınlandı. O zaman o gazeteyi kimler yönetiyordu?


• (Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay ) Terörist demeyelim de en azından gazeteci demeyelim onlara bu saatten sonra


• Fethiye Çetin’in (Dink’in avukatı) de içinde bulunduğu bir kanat FETÖ’cüler tarafından nasıl kullanıldıklarına dair bir özeleştiri yapmaları gerekiyor


• (İtirafçı askerler) FETÖ’cü olduğunu kendi itiraf etmese bunu bulma imkanı neredeyse yok. Karışınızda böyle bir örgüt var


Yön Radyo’da yayınlanan Bizim Stüdyo programına katılan gazeteci Nedim Şener çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Nedim Şener’in Başak İkiz ve Ulaş Can’ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

 

Geçtiğimiz hafta Hrant Dink’i bu hafta Uğur Mumcu’yu andık. Türkiye, önemli dönemeçlerde gazeteci suikastlarıyla sarsıldı. Yazdığınız kitaptan dolayı cezaevine girdiniz. Hrant Dink cinayetini kimler işlemişti bir kez daha hatırlatalım istiyoruz.

“HRANT DİNK CİNAYETİNDE KİTAP YAZDIĞIMDA KENDİMİ ÇOK ZEKİ ZANNEDİYORDUM”

Böyle siyasi suikastlara kurban gidenlerin failleri genelde görünen kişiler olmuyor. Bir gösterilen katiller var bir de arkasında bunları yönlendiren güçler var. Bu dünyanın her yerinde böyle sadece Türkiye’ye ait değil. Hem Uğur Mumcu cinayetinde hem Hrant Dink cinayetinde maalesef geçeğin peşinde koşması gereken gazeteciler yeterince görevini yapmadı. Uğur Mumcu cinayeti hala benim ve toplumun gözünde öyledir. Yeterince aydınlanmamıştır.
Hrant Dink cinayetinde ben 2007’de yazmaya başlayıp 2008 sonunda kitap yaptığımda kendimi çok zeki zannediyordum. Dosyayı okuduğum zaman inanılmaz belgelere ulaştım. Hem de Hrant Dink cinayetinin dosyasının içinde gerçeği izah edecek birçok belge varmış diye kendi kendimi avutmuştum. Aradan 11 yıl geçti şunu görüyorum ki aslında birçok kişi gerçeği biliyormuş. Fakat gizlemişler.

Uğur Mumcu cinayetinde de böyle. 20. yılında eşi Güldal Mumcu bir kitap yazdı. Bu aslında gazetecilerin yüzüne atılmış büyük bir şamardır. Neden? Çünkü Uğur Mumcu cinayeti arkasında birtakım İslamcı gruplardan söz edilip birtakım failler yargılandı. Sorumlu vardır yoktur ama birtakım isimler gösterildi. Güldal Mumcu bu işin arkasında cinayeti aydınlatmayan devlet kanadını işaret etti. Ben hep şunu sordum. Güldal Hanım’a da sormuştum yaptığım röportajda “Neden sizin sözünüzü dinlemediler? Neden gerçeğin peşinde koşmadılar?” Kitabın içine baktığınız zaman birçok gazetecinin gazetecilik görevini yapıp yapmadığını görürsünüz. Cinayetin niye aydınlanmadığını da görürsünüz. Bir tuğla çekersek duvar yıkılır diyen siyasetçiden tutun da, bu cinayet zaten aydınlanmaz diyen siyasetçi ve savcılara kadar tüm detaylar orada var.


“DAVA DOSYASI HRANT DİNK’İN LİBERAL ARKADAŞLARININ KONTROLÜNDEYDİ”


Hrant Dink cinayetindeki fark şu oldu. Dava dosyası özellikle Hrant Dink’in liberal arkadaşlarının kontrolündeydi. Tabi uzun süre erişememiştim. Erişince dosyayı okumaya başladım. Ben öyle mucizevi bir şey gerçekleştirmedim. Tek yaptığım bütün belgeleri çok dikkatli okumaktı. Dava tutanaklarını, dosyaları, ifadeleri dikkatlice okumak ve ilgili kişilerle görüşmeler yaparak onların teyidini ve ne anlama geldiğini bulmaktı. Yani bir araştırmacılık yaptım ben sadece. Çok önemli bir şey yapmadım. Derdim de şuydu: MİT’in, Jandarma’nın ve polis istihbaratının bu cinayetin içindeki sorumlularının ortaya çıkarılması. Çünkü Hrant Dink’in öldürülmesi bildiğiniz anlamda bir istihbarat operasyonu. İhmali yapanlar ortaya çıkarsa gerçek sorumlulara da ulaşabiliriz. Çünkü neden? Eğer bir cinayet yerinde birisi delili karartıyorsa yani oradaki cinayet alanında temizlik yapıyorsa aslında bizi faile götürecek en önemli isimler onlardır diye düşündüm. Peşine takıldığım zaman bu 3 kanattan da bu 3 istihbarat kurumundan da hep aynı gruba bağlı FETÖ’cülere bağlı isimler karşıma çıkıyordu. Nitekim aynı isimler Ergenekon Operasyonu’nu yürütüyorlardı o tarihte ve iktidarla çok yakın ilişkileri vardı.

“BENİM BİR KİTABIMA FETÖ 3 KİTAP İLE KARŞILIK VERDİ”

Bir kumpasla da beni Ergenekon’un içine sokup aslında Hrant Dink cinayetinde ortaya çıkardığım gerçekleri karartmaya çalışıyorlardı. O nedenle hep şunu söyledim burada yok edilmek istenen ben değilim burada yok edilmek istenen Hrant Dink cinayetiyle ilgili gerçeklerdi. Nitekim bunun için Bayram Kaya , Adem Yavuz Arslan ve Nazlı Ilıcak’a kitap yazdırdı FETÖ’cü polisler. Onlar bunun tetikçiliğini yaptılar. Benim bir kitabıma karşılık FETÖ 3 kitapla cevap verdi. Hepsinde de hep şu vardı: “Nedim Şener Ergenekoncudur. Bu polislerle de Ergenekoncu olduğu için uğraşmaktadır ve hiç bir zaman Hrant Dink cinayetini aydınlatmak gibi bir amacı yoktur” Onların yazdığı 3 kitabı da dikkatlice okursanız hep FETÖ’cü polislerin aklandığını, Nedim Şener’in de Ergenekoncu olduğuna dair tezler üzerine kurmuşlardır. Sadece burada değil. Taraf gazetesinde, Zaman gazetesinde hatta o zaman ki TRT’de. Çünkü TRT de Fetö’cülerin elindeydi, Samanyolu Tv aynı şekildeydi.

Bana hep şunu söylüyorlar. Senin tutuklanmanda AKP’nin sorumluluğu yok mu? Bunu dillendirmiyorsun da sadece FETÖ’den bahsediyorsun gibi birtakım eleştiriler yapılıyor. Bakın ben Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP ile ilgili yazmadığım yolsuzluk dosyası yoktur. 2007-2008’e kadar özellikle. Çünkü ondan sonrası Hrant Dink cinayetini anlatıyor. Bir kez olsun bana dava açılmamıştır. Haberlerle ilgili ismi geçen işadamları veya taraflar açmışlardır ama siyasetçiler bana dava açmamıştır. Ne Erdoğan beni tanır ne Akp’liler beni tanır. Ne zamanki Hrant Dink cinayetinde gerçeğe dokundum işte o saatten sonra onların hedefi oldum. Benim tutuklanmamın Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek ekibi başta olmak üzere cemaatçi gazeteciler, savcılar, hakimlerden başka hiçbir sorumlusu yoktur. Bütün mesele de Hrant Dink cinayetinde gerçeği karartmaktır.

Bakın siyasi sorumlulukları yok demiyorum. Doğrudan siyasilerin beni o tutuklatmış , beni Erdoğan tutuklatmış diye bir cümlenin peşinden koşmalarının ana nedeni Hrant Dink cinayetinde kendi sorumluluklarını örtme çabalarıdır.

 
“BİZZAT FETHULLAH GÜLEN DE OLMAK ÜZERE BENİ ABD’YE DAVET ETTİLER”

Ben cezaevinden çıktıktan sonra da FETÖ’cüler, bizzat Fethullah Gülen dahil olmak üzere beni Amerika’ya davet ettiler görüşmek için. Neden? Çünkü ellerini yıkamak istiyorlardı. Çünkü benimle fotoğraf çektirirlerse biliyorlardı ki yarın bu konuda ben suçlama yaptığım zaman o fotoğrafları o görüşmelerin kayıtlarını ortaya koyacaklardı. Dolayısıyla burada çok önemli bir tezgah var ve ben buna yıllardan beri bütün hakaretlere rağmen direniyorum. Bir tek şey için; Hrant Dink için, adalet için. Bunu evimden çıkarken de girerken de söylemiştim. Cezaevinden çıktığım zaman tek söylediğim bu oldu. Çıktıktan sonra da Ayşenur Arslan’ın programında anlattığım buydu. Yani bana yapılan FETÖ operasyonu. Yoksa benim AKP ile CHP ile MHP ile yani hangi siyasi parti olursa olsun ne uzaktan ne yakından ilişkim olmuştur.
Şimdi bakın, darbe davaları çok önemli. FETÖ’yü, Uluslararası anlamda çok sıkıştıracaktır ama onlarla beraber FETÖ’yü sıkıştıracak en önemli dava Hrant Dink davasıdır. Orada tutuklanan insanları gazeteciler dahil olmak üzere söylüyorum, müfettişler, polisler, hakim, savcı ve Fethullah Gülen’in bizzat kendisi sanıktır. Adem Yavuz Arslan sanıktır, Ekrem Dumanlı sanıktır. Bu dava sonuçlandığında ki davanın gidişatını ifadelerini takip ediyorsunuz, görüyorsunuz. İtiraflar da Bylock kayıtları da dahil olmak üzere bütün örgütsel bağlantılar ortaya çıkıyor. Sonuçlandığı zaman Fethullah Gülen’in de iadesi dahil olmak üzere hiçbir FETÖ’cüyü Amerika barındıramayacak kendi topraklarında. Barındırırsa -ben bunu darbeden sonra yüzlerine karşı söyledim- siz Hrant Dink cinayetini organize eden örgütü koruyan bir devletsiniz benim gözümde. PKK’yı FETÖ’yü koruyan devletsiniz dedim Amerika toprakları içinde. Eğer Hrant Dink cinayetinin kararı çıktıktan sonra hala Fethullah Gülen ve çetesini ABD koruyorsa ona göre de mutlaka muamele görecektir.


Siz 15 Temmuz gecesi Doğan Grubunda direnenlerden birisiniz. Çoğu insanın kafası karışıkken çok net biçimde gittiniz ve direndiniz. Bugün FETÖ ile mücadeleye baktığınızda nasıl değerlendirirsiniz? Başarılı bir mücadele mi yürütülüyor yoksa çok mu eksiği var?

“KARA KUVVETLERİ KOMUTANININ EN YAKININDAKİ ADAM…”

Karşımızda çok olağanüstü kripto yapıya sahip bir örgüt var. Yani Bylockcusu, Bank Asya’da hesabı olan, çocuğunu okuluna göndermiş FETÖ üyesi olmuş öğretmeni, abisi, ablası itiraflarla ortaya çıkmış bunlar çok kolay. Ama ben hep şu örneği veriyorum son zamanlarda; düşünün 15 Temmuz gazisi Burak Akın yüzbaşı. Kara Kuvvetleri Komutanı’nın koruması ve bu kişi madalyalı bir kahraman ve gazi. Şimdi bir operasyonla bu kişi FETÖ’cü olduğunu itiraf ediyor. Düşünün her şeyi unutalım. FETÖ ile ilgili bütün mücadele sürecini başarılı başarısız her şeyi bir taraf koyalım. Bakın Kara Kuvvetleri Komutanı’nın en yakınındaki adam FETÖ’cü ve bunu kendi itiraf ediyor. 11 abinin ve 2 yüzbaşının ismini de vererek itirafçı oluyor. Düşünebiliyor musunuz bu adamın ne Bylock’u var. Bu adamın ne başka bir cemaat bağlantısı var. Sicili tertemiz. Dersiniz ki TSK’nın misyonuyla büyümüş , inanılmaz bir subay, geleceği parlak. Belki geleceğin Genel Kurmay Başkanı olacak ama adam FETÖ’cü olduğunu kendi itiraf etmese bunu bulma imkanı neredeyse yok. Karışınızda böyle bir örgüt var. Bizim bütün algımızı bu örgüte yönlendirmemiz lazım. Bakın bugün telafi kararnameleri çıkartılıp insanlar görevlerine iade ediliyorlar. Bunlar zor süreçler. Kurulan komisyonun görevini yerine getirip göreve iadelerin yapılması lazım. İsimlerin deşifre edilmeden yapılması lazım.


Bugüne kadar ne Ergenekon ne Balyoz süreçlerinde yüzlerce insanın itibarlarının iade edilmemiş olduğu halde söylüyorum. Yani ben kendim için istemiyorum. Ben kendim böyle bir itibar iadesi istemiyorum. Ben itibarımı kaybettiğimi düşünmüyorum. Savunmasız o insanların itibarlarının iade edilmesi gerekiyor. Hakikaten bunun için özür dilenmesi gerekiyor. Çünkü insan hakkından daha önemli bir şey yok .


Hrant dink anmasında davanın avukatlarından Fethiye Çetin bir açıklama yaptı. Hâlâ bir kafa karışıklığı mı var Fethullahçı Terör Örgütü ile ilgili?

“DİNK DAVASININ SANIĞININ RÖPORTAJI DİNK’İN GAZETESİ AGOS’TA YAYINLANDI”

Önce Fethiye Çetin’in de içinde bulunduğu bir kanat FETÖ’cüler tarafından nasıl kullanıldıklarına dair bir özeleştiri yapmaları gerekiyor. Kendisi şu anda Dink cinayeti sanığı olan gazeteci Adem Yavuz Arslan’ın kitabında röportajı olan insandır. FETÖ’cüler öyle insanlardı ki Hrant Dink’in gazetesinde Adem Yavuz Arslan’ın röportajları yayınlandı Agos’ta. O zaman o gazeteyi kimler yönetiyordu, o grupta kimler vardı. Şimdi FETÖ’cü diye suçladıkları ağızlarına aldıkları insanlara o günlerde FETÖ’cüler diyebilmişler mi?
Ben Zekeriya Öz tarafından sorgulanırken dedim ki siz neden Ergenekon ve Dink cinayetini birleştirmiyorsunuz? Bunu sormamda çok ana bir amaç vardı. O da şu: Eğer Ergenekon Davası’yla Hrant Dink cinayetini birleştirirlerse bu cinayetin arkasındaki asıl örgütün FETÖ’cüler olduğu ortaya çıkacak. Çünkü Erhan Tuncel o davanın sanığı. Bütün o cinayet sanıklarını Ergenekon’a koyduğunuz zaman o dava gerçekten bir Ergenekon Davası’na dönüşürdü. Gerçek Ergenekon’un da Fethullah Gülen çetesi olduğu ortaya çıkardı zaten. Ben hep bunu söyledim ve onu anlatmaya çalıştım. O bana dedi ki arada bağlantı yok. Peki dedim cemaatçi polislerin yaptığı şemalar var ben kitaba koydum neden onları görmezden geldiniz? Bu sefer lafı kıvırıp aynen şu cümleyi söyledi: “Ben onların avukatına buradan birçok belge verdim. Kimdi o avukatlar? Hangi belgelerdi onlar? Ben de aynen şunu söyledim. Sizin işiniz sağa sola belge vermek, avukatlara belge vermek değil. Davalar arasında illiyet var mı yok mu onu ortaya koymak. Kaldı ki siz iddianamede Ergenekon Örgütü iddiasıyla , Ergenekon Örgütü’nün işlemiş olabileceği cinayetler arasına Dink cinayetini koyuyorsunuz ama burada işlenmiş suçlar arasına koymuyorsunuz. Sadece Osman Yıldırım isimli sahtekar gizli tanığın ve hatta sanığın bu olayın sanığı olan kişinin ifadesiyle Danıştay saldırısını koydunuz. Bunu niye koymadınız dedim. Çünkü Dink cinayetinin arkasında onlar vardı. O gün de onu çok iyi biliyorlardı. Bu cinayetle ilgili bütün delil karartma süreçlerinde FETÖ’cüler rol oynadılar. Bunu müfettişler dahil olmak üzere söylüyorum gazeteciler dahil olmak üzere söylüyorum. Şöyle düşünün bu cinayeti tezgahlayan FETÖ’ydü. Hrant Dink’in öldürülmesi Ergenekon operasyonunun başlatılması için en önemli izlenimlerden birisiydi. Ergenekon Operasyonunun başlaması için uluslararası bir meşruiyet kazanması için en önemli eylemdi bu.


“BUNDAN ÖNCEKİ SİYASİ CİNAYETLERDE HİÇ BÖYLE BİR TABLO OLMADI”

Bu kendilerine gelecek bütün delilleri aynı olay yerindeki kan lekesini temizleyenler gibi polisler temizlediler. Kamera görüntülerini temizlediler, evrakları yok ettiler , kendilerini sorumlu tutabilecek , insanları itibarsızlaştırıp onları imha ettiler. Olmadı müfettişleri devreye sokup kendilerini suçlayacak raporlara karşı rapor yazdırdılar, bu da yetmedi gazeteci bunu araştırınca 3 kitap yazdırdılar. Gazetecilerini devreye soktular, televizyonlarını devreye soktular, yazarlarını devreye soktular. Tamamen bir temizlik operasyonu yapmaya kalktılar. 17- 25 Aralık’tan sonra biliyorsunuz bu yargıdaki çatışma daha doğrusu FETÖ’nün ilk temizlenmesi, polis Ali Fuat Yılmazer ve ekibinin temizlenmesinden sonra İstanbul Cumhuriyet Savcılığı bu soruşturmayı yeniden başlattı. Nihayetinde bugün Dink davasına bir gidin görün mülkiye müfettişi, savcı, polis, jandarma, istihbaratçı, gazetecilerden oluşan bir sanık köşesi görüyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti’nde bundan önceki siyasi suikastlarda hiç böyle bir tablo olmadı. Benim hep hayalim buydu. Ben bir gün hatta internete girin göreceksiniz bu dava gerçekten aydınlandığı zaman birçok insan utanacak diye söylemiştim. Çünkü ben bu olayın içindeki isimleri tek tek biliyordum, tek tek yazdım. Gazeteciler dahil olmak üzere.

“MESLEKTAŞLARININ CİNAYETİNİ KARARTMAK İÇİN KİTAPLAR YAZDILAR”

Şunu söylemek istiyorum hepimiz gazetecilik yapıyoruz. Dünyanın her yerinde gazeteci cinayeti çok önemlidir. Gazeteciler meslektaşlarının cinayetinde eksik fazla, yanlış doğru birtakım gerçekleri ortaya çıkarmak için uğraşırlar ve bu konuda hep el birliği yaparlar. Bu mesleğin namusudur. Türkiye’de sadece FETÖ’cüler meslektaşım dedikleri Hrant Dink cinayetinde karartmak için kitaplar, haberler yazdılar. Dünya tarihinde bunun örneği yoktur. Bütün dünya tarihine bakın şu olur, devletten aldığı bilgilerle cinayet davasına bakan birtakım hatalı değerlendirmeler yazanlar olabilir ama bu cinayet örtmek için değildir. Aldığı bilgi sınırlıdır, kaynakları yetersizdir ama kasıtlı olarak bugünkü gerçek bundan 10 yıl önce ortaya çıktığı halde bunu tersyüz etmek için Nazlı Ilıcak, Bayram Kaya, Adem Yavuz Arslan gibi isimler oturup polislerin ağızlarıyla onların yazdığı metinlerle kitaplar oluşturdular.

“GAZETECİ DEMEYELİM ONLARA, BU SAATTEN SONRA”

Nazlı Ilıcak geçmişte kavga ettiği bazı gazetecilere mektuplar gönderiyor. Size de gönderdi mi

Cezaevine girdikten çok kısa bir süre sonra kızı gelmişti bana. Annesinin nasıl üzgün olduğunu, benimle ilgili yazdığı yazılarla ilgili birtakım sözlü ifadeleri olmuştu. Sonra da kendisine Zekeriya Öz’ün kumpas kurduğunu anlatmıştı. Nasıl? Oda Tv davasının müştekisiydi hatırlarsanız Nazlı Ilıcak. İddianamede müşteki olarak bizden şikayetçi olarak Nazlı Ilıcak’ın ismi vardı. Bunun nasıl gerçekleştiğini anlattı. Zekeriya Öz buna birtakım sorular sormuş, bir şeyler imzalatmış, çocuk ya bu. Sonrasında da kendisinin iddianamede müşteki olarak ismini görmüş ve bundan çok rahatsız olmuş. Peki olmuş da ne olmuş? Biz cezaevine girdik 2011 yılı mart ayında, duruşmaya çıktık kasım ayında. Bundan 6 ay sonra 2012 yılının ocak ayında bir dilekçe vererek müştekilikten çıktı kendisi. Zaten biz de mart ayında tahliye olmuştuk. Hepsi bir oyun ama hiç önemli değil. Ben onu da bir yazı konusu yaptım. Nazlı Ilıcak içeriden bir mektup olarak bildirdi bana o tarihte. Bana Zekeriya Öz kumpas kuruldu falan diye. Ben de ona çok inanmasam da, kumpas falan değil kocaman insansın Zekeriya Öz’ün senden aldığı bu imzalı dilekçeyi ne yapacağını bilemiyor musun? Tanık olmak zorunda değilsin ama tanıklığın da varsa sonuna kadar git. Ben o gün bunu da yazdım. Çünkü artık hapishaneye girmiştir. Bu süreçte bana mektup göndermedi gönderirse de yayınlarım yani çok önemli değil. Mesele şu, Nazlı Ilıcak 15 Temmuz’dan sonra içinde bulunduğu yapının bir terör örgütü olduğunu anladığını itiraf ediyor. Şahin Alpay yine bu yapının bir terör örgütü olduğunu itiraf ediyor. Bundan daha alçaltıcı bir şey olur mu? Düşünün 70 yaşına gelmiş insanlar bulundukları grubun FETÖ, paralel yapı, cemaat her neyse kriminal her boyutu ortaya döküldüğü halde, bizim yazıklarımız, meslektaşlarının yazdıkları, yapılan operasyonlara rağmen bunu anlamamışlar, ne zaman ki hapse girmişler o gün 15 Temmuz’dan sonra bunların terör örgütü olduğunu anlamışlar. Bu artık bir insanın gelebileceği en düşük durum, alabileceği en büyük ceza.


Bunu söylüyorsan artık bu mesleği de bırakacaksın. Siyasetçiler aldatıldık, yanıldık dediği zaman eleştiriler yapılıyor ya peki bu gazetecilere ne diyeceğiz biz? En azından gazeteci demeyeceğiz. Terörist demeyelim de en azından gazeteci demeyelim onlara bu saatten sonra.



İLGİLİ HABERLER