Bizi takip edin
Bizi takip edin

Şerif Mardin ve Zihinsel Çöplük

12.09.2017 10:18:53
<p>Victor Hugo ş&ouml;yle demiş: &ldquo;Bu d&uuml;nyada hi&ccedil;bir şey zamanı gelen bir fikir kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml; değildir.&rdquo; Bu s&ouml;zde dikkate değer olan, fikrin g&uuml;c&uuml;nden &ccedil;ok zamanının gelmiş olmasıdır. Kulu&ccedil;kada bekleyen bir fikir, ortamda uygun nem, ısı ve ışık oluştuğu anda yeşerir ve hızla yayılır. Şerif Mardin&rsquo;in fikirleri i&ccedil;in zaman 12 Eyl&uuml;l d&ouml;neminin &ldquo;T&uuml;rk-İslam sentezi&rdquo; idi. Bu d&ouml;nemi, &Ouml;zal&rsquo;ın şahsında ifadesini bulan &ldquo;takunyalılar&rdquo;ın devlet teşkilatını adım adım ele ge&ccedil;irdiği s&uuml;re&ccedil; izledi. &Uuml;niversiteler marksizmden ve Kemalizm&rsquo;den arınmaya başladı. Birincisinin yerini Max Weber sosyolojisinden t&uuml;reyen g&ouml;r&uuml;şler, ikincisinin yerini ise &ldquo;sivil toplumculuk&rdquo; alacaktı.</p> <p>&lsquo;<strong>&Ccedil;EVRE-MERKEZ DİKOTOMİSİ&rsquo;</strong></p> <p>1980&rsquo;lerin başında vaktimin &ccedil;oğunu İstanbul&rsquo;da ge&ccedil;iriyordum. Bulunduğum &ccedil;evrede en &ccedil;ok konuşulan iki isim Şerif Mardin ve Hilmi Yavuz idi. O sırada Fernando Claudin&rsquo;in &ldquo;Komintern&rsquo;den Kominform&rdquo;a adlı kitabıyla uğraştığım i&ccedil;in kafam daha &ccedil;ok tarihle meşguld&uuml;. Fakat dışarıdan esen her r&uuml;zg&acirc;ra bağrını a&ccedil;an entelijansiya ve &ouml;zellikle akademi Şerif Mardin&rsquo;in g&ouml;r&uuml;şlerini, &ouml;zellikle &ldquo;&ccedil;evre merkez dikotomisi&rdquo; denilen şeyi yazıp &ccedil;izmeye başlamıştı. Sosyalist d&uuml;ş&uuml;nce sivil toplumculuğun sis tabakası altında yavaş yavaş g&ouml;zden kayboluyordu. S&ouml;ylenen şey şuydu: Cumhuriyet değerleri ve ideolojisi toplumsal b&uuml;nyeye yabancı bir unsur olarak merkeze oturmuş ve &ccedil;evredeki geleneksel g&uuml;&ccedil;leri yabancılaştırmıştı. T&uuml;rkiye&rsquo;de siyasi İslam, &ccedil;evredeki g&uuml;&ccedil;leri &ouml;rg&uuml;tleyerek y&uuml;kseliyordu. Cemaatler, &ccedil;evrenin temsilcisi olarak sadece merkezdeki resmi devlet ideolojisine meydan okumakla kalmıyor, aynı zamanda varlığını Cumhuriyet h&uuml;k&uuml;metlerinin iktisat politikalarına bor&ccedil;lu olan sermayeyi de hedef alıyordu. Yani siyasi İslam neredeyse doğal halk devrimciliği gibi bir şeydi. Mesela şu İskenderpaşa Cemaati ne kadar derin ve gizemli bir oluşumdu! İletişim Yayınları konuya el attı.</p> <div class="continues"><strong>NURCULUK VE MEDİNE VESİKASI</strong></div> <p>Mecburen, Mardin&rsquo;in iki kitabını, &ldquo;J&ouml;n T&uuml;rklerin Siyasi Fikirleri&rdquo; ile &ldquo;Din ve İdeoloji&rdquo;yi alıp okudum. Kitapların &uuml;zerindeki notlara bakılırsa ikisini de 1984 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında okumuşum. Bunlar alıştırma niteliğinde kitaplardı. &ldquo;Din ve İdeoloji&rdquo; adlı kitapta, Kemalizm&rsquo;in &ldquo;k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n kişilik yaratıcı katında yeni bir anlam oluşturmadığı&rdquo;, dolayısıyla &ldquo;rakip ideoloji rol&uuml;&rdquo; oynayamadığı; &uuml;stelik, &ldquo;dine rakip olabilecek ideolojilerin ortaya &ccedil;ıkmasına m&uuml;saade etmemiş&rdquo; olduğu iddia ediliyordu (s. 109). Aslında merkez ideolojik olarak boştu ve &ccedil;evre tarafından doldurulmak &uuml;zereydi. Bu hamle &ouml;zg&uuml;n bir demokrasi yaratacaktı. Nurculuk&rsquo;un Batı uygarlığıyla &ccedil;elişmediği, teknolojiye ve demokrasiye uyumlu olduğu g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml;n yayılmasına, &ldquo;Kutlu Doğum Haftası&rdquo; g&ouml;sterilerine daha vakit vardı. Zamanla Saidi Nurs&icirc;, merkezin otoritesine karşı &ccedil;ıkan, sorunların meşveret ve m&uuml;zakereyle &ccedil;&ouml;z&uuml;lmesinden yana bir t&uuml;r liberter kılığında ortaya &ccedil;ıktı. Ruşen &Ccedil;akır&rsquo;ın &ldquo;Ayet ve Slogan&rdquo; kitabı 1989&rsquo;da yayımlandı. Birikim dergisi meseleye el attı. Ali Bula&ccedil; gibi İslamcı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rler, Ahmet İnsel gibi akademisyenler Hz. Peygamber&rsquo;in yeni bir devlet kurarken oluşturduğu &ldquo;Medine Vesikası&rdquo;nda g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze yol g&ouml;steren bir keramet olduğunu savunmaya, tartışmaya başladılar. Asr-ı Saadet&rsquo;te farklı kavimler bu vesika sayesinde nasıl bir arada yaşamışlarsa, biz de K&uuml;rtler, T&uuml;rkler, artık birer sivil toplum kuruluşu kimliğine b&uuml;r&uuml;nen cemaatler, tarikatlar, hep birlikte aynı şekilde c&uuml;mb&uuml;r cemaat, demokratik bir ortamda yaşayabilecektik. Demokrasi herkesin kendi hukukunu ve rit&uuml;elini uygulamasından başka ne olabilirdi? 7. asırdan kalma bu İslam Anayasası, Doğu&rsquo;nun ve İslam medeniyetinin Magna Carta&rsquo;sı gibi sunuluyordu.</p> <p><strong>ZİHİNSEL &Ccedil;&Ouml;PL&Uuml;K</strong></p> <p>Bu fantezinin yazılmayı bekleyen uzun bir tarihi var. Bu aynı zamanda zihinsel ve d&uuml;ş&uuml;nsel bir yıkımın tarihidir. Bu tarihin arka planındaki teorisyen Şerif Mardin&rsquo;dir. Mardin&rsquo;in yıllarca uyuklayan, 12 Eyl&uuml;l ve &Ouml;zal d&ouml;neminde uyanan hipotezi, AKP&rsquo;nin 2002&rsquo;de &ldquo;ılımlı İslam&rdquo;ın temsilcisi olarak BOP eşbaşkanlığı g&ouml;revini yerine getirmek &uuml;zere FET&Ouml;&rsquo;yle kaynaşarak iktidara getirilmesiyle doğrulanmış oldu. Hipotez doğrulanmıştı: Kemalizm&rsquo;in mağdur ettiği mazlum &ccedil;evre, &ldquo;sivil toplum&rdquo; kisvesine b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş tarikatları ve cemaatleriyle birlikte merkeze oturmuştu. Bu karşıdevrim &Ouml;zal&rsquo;a rahmet okutacak kadar c&uuml;retk&acirc;r neoliberal iktisat politikalarıyla, nepotizmi (adam kayırma) ve klientalizmi (se&ccedil;meni m&uuml;şteri gibi g&ouml;r&uuml;p oyunu satın alma) besleyen m&uuml;thiş bir para trafiğiyle, yeni sermaye sahibi sınıfların oluşmasıyla, sendikaların yok edilmesiyle, milli eğitimin, sağlık sisteminin ve b&uuml;t&uuml;n kamu y&ouml;netiminin tarikatlara teslim edilmesiyle hız kazandı. &Uuml;lkenin değerli entelijansiyası, unvan sahibi solcu akademisyenleri Abant toplantılarında boy g&ouml;stermeye, zarf i&ccedil;inde &ldquo;hakkı huzur&rdquo; dolarları almaya başladı. &Uuml;niversitelerin sosyoloji b&ouml;l&uuml;mleri Şerif Mardin&rsquo;in izinden giderek iktidar-k&uuml;lt&uuml;rideoloji ilişkilerini sorgulamaya devam etti. Kimsenin anlamadığı alengirli bir sosyoloji dili, terc&uuml;me edildiğinde hi&ccedil;bir anlam taşımayan kavramlar gen&ccedil; kuşakların beynine tecav&uuml;z etti. Ne kendini anlatabilen ne de başkaları tarafından anlaşılabilen yeni bir &ldquo;sofistike&rdquo; entelekt&uuml;el tipi oluştu. Solculuktan bozma bu kafası karışık tabaka zamanla yerini ger&ccedil;ek şeriat&ccedil;ılara bırakacaktı. 15 Temmuz&rsquo;da patlayan silahlar bu d&ouml;nemin sonu ve yeni bir d&ouml;nemin başlangıcıdır. Hocaların hocasını y&uuml;celterek takva sahibi cemaat erbabında demokratik bir meziyet keşfeden parlak akademisyen &ccedil;ocuklar nihayet seslerini kestiler. Fakat bu s&uuml;re&ccedil; bilim ve siyaseti zehirlemeye devam eden ve topyek&ucirc;n kaldırılmayı bekleyen b&uuml;y&uuml;k bir enkaz, feci bir &ccedil;&ouml;pl&uuml;k bıraktı. Hocaların hocası bu &ccedil;&ouml;p yığınının tepesine dikilmiş s&uuml;sl&uuml; bir sosyolojik Amerikan t&uuml;y&uuml;nden ibarettir. Toprağı bol olsun.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Yavuz Alogan</strong></p> <p><strong>Aydınlık</strong></p>