Bizi takip edin
Bizi takip edin

Marks ve Asyalılaşan Marksizm

16.5.2018 08:04:06
<p>Modern &ccedil;ağın en b&uuml;y&uuml;k d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;, Bilimsel Sosyalizmin kurucusu Marks'ı 200. doğum yılında anmanın kanımca en anlamlı bi&ccedil;imi, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n d&uuml;nya ger&ccedil;ekliğinde yapılacak a&ccedil;ılım ve yorumlarla onun bilimsel ve devrimci ruhunu yaşatmaktır. İ&ccedil;eriği boşalmış, bi&ccedil;imsel devrimci s&ouml;z kalıplarına d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş bilgi yığını olarak korumak değil.</p> <p>T&uuml;rkiye sosyalizminde yaşanmakta olan krizin, d&uuml;n olduğu gibi bug&uuml;n de en &ouml;nemli nedenlerinden biri, Avrupa merkezli devrim modellerinden ve d&uuml;ş&uuml;nce kalıplarından kurtulamamış olmaktır. Devrim ve sosyalizm dahil her t&uuml;rl&uuml; yenilik&ccedil;i d&uuml;ş&uuml;ncenin ve &ccedil;&ouml;z&uuml;m arayışlarının malzemesini Batı&rsquo;da arama ve oradan aşırma alışkanlığı sadece liberal burjuva aydınlara &ouml;zg&uuml; değildir. Kendini sosyalist olarak tanımlayan geniş bir &ldquo;sol&rdquo; &ccedil;evre de benzer bir &ccedil;&uuml;r&uuml;t&uuml;c&uuml; hastalığın i&ccedil;inde.</p> <p>Neoliberalizmin ve son 40 yılda Avrupa&rsquo;da moda olan, Marksizmin devrimci &ouml;z&uuml;n&uuml; reddeden ya da kavramayan neosol akımların etkisi altındaki sosyalist solda bu, genlere kadar işlemiş bir d&uuml;ş&uuml;nce ve davranış bi&ccedil;imidir. &Ouml;zellikle Sovyetler Birliği&rsquo;nin dağılmasından sonra Lenin ve Stalin&rsquo;in geliştirdiği, Asyai &ouml;zelliklere vurgu yapan Sovyet Devrimi modelinin g&ouml;zden d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; son otuz yıldır, bir bilin&ccedil; sakatlanması, bilimsellikten kopuş ve &ccedil;ağdaş g&ouml;r&uuml;n&uuml;ml&uuml; bir hurafe yaşanmaktadır.</p> <p>Aynı sakatlanmış bilincin diğer y&uuml;z&uuml;n&uuml; ise; b&uuml;y&uuml;k Asya&rsquo;nın tarihi ve coğrafi derinliklerinden beslenen kendi ulusal tarihimizden, k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;zden kopmuşluk oluşturuyor. Son zamanlarda, Emperyalizm g&uuml;d&uuml;ml&uuml; bir yabancılaşmanın yer yer farkına varılmaya başlansa da, tarihle, Asyai k&ouml;klerle oluşan u&ccedil;urum &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r.</p> <p>Oysa, Bilimsel Sosyalizmin 20. y&uuml;zyıldaki pratiğine, onun kılavuzluğunda ger&ccedil;ekleşen devrimlere baktığımızda &ccedil;ok &ouml;nemli değişiklikler yaşandığını g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. Marksizm, &ccedil;oktan &ccedil;oraklaşan, &uuml;retken dinamizmini, ilerici niteliklerini yitiren Avrupa&rsquo;yı terk etmiş, Asyalılaşmıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; en az y&uuml;z yıldır devrimci teoriyi besleyen toplumsal pratikler Asya merkezlidir. Kapitalist Batı uygarlığı &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;şt&uuml;r ve sona yaklaşmaktadır, dağılma noktasındadır.</p> <p>19. y&uuml;zyıl sosyalizminin &ouml;ng&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; toplumsal bir devrim o coğrafyada g&uuml;ndemden &ccedil;oktan &ccedil;ıktı. Batı&rsquo;da tarihsel olarak b&uuml;t&uuml;n sınıfları i&ccedil;ine &ccedil;eken bir &ccedil;&uuml;r&uuml;me ve &ccedil;&ouml;k&uuml;ş yaşanıyor. 20. y&uuml;zyılın b&uuml;t&uuml;n devrimleri Asya, Afrika ve Latin Amerika&rsquo;da ger&ccedil;ekleşti. Artık Marksizm, 20. y&uuml;zyılda ve bug&uuml;n, Ezilen D&uuml;nya halklarının pratiğiyle ve devrimlerle beslenmekte, yenilenmekte ve bilimsel &ouml;zelliğini b&ouml;yle korumayı s&uuml;rd&uuml;rmektedir.</p> <p><strong>İNSANLIK TARİHİ HEP &ldquo;DOĞU&rsquo;DAN BATI&rsquo;YA&rdquo; DOĞRU MU GİDİYOR?</strong></p> <p>Hegel&rsquo;in şu s&ouml;z&uuml; Batı merkezli tarihin felsefi a&ccedil;ıklamasını oluşturuyordu: &ldquo;D&uuml;nya tarihi Doğu&rsquo;dan Batı&rsquo;ya gider, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Avrupa saltık olarak d&uuml;nya tarihinin sonu, Asya başlangıcıdır.&rdquo;(1) Bunun doğru olmadığı, Avrupa merkezci bir tekyanlılık kusurunu taşıdığı bug&uuml;n yaşanan bir &ccedil;ok olguyla kanıtlandı. İnsanlığın evrensel d&uuml;ş&uuml;ncesine felsefi planda b&uuml;y&uuml;k katkılar yapan Hegel de sonu&ccedil;ta d&uuml;nyaya Avrupa&rsquo;dan bakıyordu ve o g&uuml;nk&uuml; bilgi birikiminin sınırlılığını aşamazdı.</p> <p>İnsanlığın geleceğini belirleyen b&uuml;t&uuml;n dinamiklerin Doğu&rsquo;ya kaydığı daha 20. y&uuml;zyılın başında ortaya &ccedil;ıkmıştı. 21. y&uuml;zyılın başında ise, kapitalist sistemin 2008 kriziyle birlikte bunu Batı&rsquo;nın burjuva liberal ideologları da artık kabul etti. D&uuml;nya tarihi Doğu&rsquo;dan Batı&rsquo;ya, Batı&rsquo;dan Doğu&rsquo;ya gidiş-gelişler yaşamıştır. En eski uygarlık merkezlerini Altın Hilal (Mezopotamya-Anadolu-Mısır), Hindistan ve &Ccedil;in olarak alırsak &ouml;nce Doğu&rsquo;dan başlıyor, Yunan ve Roma ile Batı&rsquo;ya ge&ccedil;iyor, 6. Y&uuml;zyılda oradan İslam uygarlığı ile yine Doğu&rsquo;ya, 1492&rsquo;de Amerika&rsquo;nın keşfinin d&ouml;neme&ccedil; olduğu 16. y&uuml;zyılda başlayan Avrupa aydınlanması ve burjuva demokratik devrimlerle tekrar Batıya ge&ccedil;iyor.</p> <p>Marks, Hegel&rsquo;in tarih felsefesini, onun tepesi &uuml;st&uuml;, idealist duruşunu ters &ccedil;evirip tarihsel materyalist bir temele oturtarak benimsedi. Hegel&rsquo;in, insanlığın tarihini Batı aydınlanması ve burjuva demokratik devrimiyle sonlandıran teorisine, Marks ve Engels&rsquo;in itirazının esasını, insanlık tarihinin &ndash;sınıflı toplumların son bi&ccedil;imi olan- kapitalizmde son bulmayacağı, onu yıkarak ve aşarak sınıfsız topluma ilerleyeceği oluşturuyordu.</p> <p>Ama, tarihin o g&uuml;nden g&ouml;r&uuml;lebilen son bi&ccedil;iminin (sınıfsız toplumun) Avrupa toplumlarınca belirleneceğine pek itirazları yoktu. Ya da onlar bu konuda herhangi bir vurgu yapmamış olsalar da, Bilimsel Sosyalizmi 19. y&uuml;zyıl verileriyle algılayan, ufku bununla sınırlı b&uuml;t&uuml;n 20. y&uuml;zyıl sosyalistleri b&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu; kafalarında geleceği, Avrupa&rsquo;nın merkezde olduğu ve &ouml;nderlik ettiği bir s&uuml;re&ccedil; olarak somutlaştırıyorlardı. Sınıfsız topluma nasıl varılacağı sorusunun &ndash;o &ccedil;ağın verilerine g&ouml;re bilimsel olan- yanıtı, tamamen Avrupa merkezli bir projeydi. &ldquo;Tarihin sonu&rdquo;nu ya da geleceği, burjuva/kapitalist Avrupa değil, ama proleter/sosyalist Avrupa belirleyecekti.</p> <p>Bu bakış a&ccedil;ısı, bilindiği gibi, 20. y&uuml;zyılda ge&ccedil;erliliğini yitirdi, ama geniş bir sol &ccedil;evrede h&acirc;l&acirc; b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de etkisini s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yor. Lenin&rsquo;in kapsamlı emperyalizm analizlerine ve devrimlerin Doğu&rsquo;ya kaydığı saptamalarına rağmen&hellip; Gerek Birinci gerekse İkinci D&uuml;nya Savaşları sonunda Avrupa&rsquo;da ger&ccedil;ekleşen devrim deneyimlerinin (Almanya-1921, İtalya ve Fransa-1945 sonrası) yenilgisine ve Doğu&rsquo;daki başarılı b&uuml;y&uuml;k devrimci atılımlara rağmen... Lenin&rsquo;in,&nbsp;<em>&ldquo;İleri(ci) Asya, geri(ci) Avrupa&rdquo;&nbsp;</em>saptaması, bu ger&ccedil;eğin en &ouml;zl&uuml; ifadesiydi. Lenin&rsquo;in y&uuml;z yıl &ouml;nceki bu tanımlaması, s&ouml;zkonusu stratejik değişimin &ouml;z&uuml;n&uuml; b&uuml;t&uuml;n derinliğiyle ortaya koyuyordu...</p> <p>1980&rsquo;lerden sonra emperyalist Batı &ldquo;K&uuml;reselleşme&rdquo; masalıyla son bir parlayış hamlesi yaptı ve ABD merkezli tek kutuplu bir d&uuml;nya kurma deneyimine girişti. Ama Asya&rsquo;dan, &Ccedil;in&rsquo;in başını &ccedil;ektiği Gelişmekte Olan &Uuml;lkelerin kamucu yeni bir uygarlık modelinin y&uuml;kselmesi tek kutuplu d&uuml;nya hayalinin sonunu getirdi. Bunun da etkisiyle 2008 krizi Batı&rsquo;nın &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; sona erdirdi. B&ouml;ylece Batı merkezli teoriler de eski tartışmasız &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, inandırıcılığını, cazibesini yitirmeye başladı.</p> <p>19. y&uuml;zyıl Marksizmini aynen tekrar etmek, Batı merkezli Marksizmin diğer adıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, iş&ccedil;i sınıfı dışındaki &ndash;k&ouml;yl&uuml; ve diğer emek&ccedil;i- sınıfların devrimci rol&uuml;n&uuml; kabul etmeyen, dolayısıyla Avrupa dışında devrim yapma şansı sıfır olan, 19. y&uuml;zyıl Avrupa&rsquo;sıyla sınırlı bu devrim modelinin, bug&uuml;n de ge&ccedil;erliliği (o da teoride) sadece Avrupa-ABD-Japonya ile sınırlıdır. Ancak &ouml;nemli bir fark vardır: 19. y&uuml;zyılda bir Avrupa devrimi teorisi doğruydu, bilimseldi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, m&uuml;mk&uuml;n olup olmaması, ger&ccedil;ekleşip ger&ccedil;ekleşmemesi bir yana, ileri bir toplumu ger&ccedil;ekleştirebilecek nesnel koşullar, bunu temsil eden bir sınıf ve ideoloji yalnız Avrupa&rsquo;da vardı.</p> <p>Ancak, 20. y&uuml;zyılda, emperyalizm &ccedil;ağında Avrupa iş&ccedil;i sınıfı devrimci dinamizmini yitirdiği gibi, bir devrimin ger&ccedil;ekleşmesi i&ccedil;in gerekli olan, emperyalist zincirin zayıf halkası, devrim talep eden bir emek&ccedil;i dinamizmi, devrim yapma iradesi ve enerjisine sahip bir &ouml;nc&uuml; parti vb; bunların hepsi, Asya&rsquo;nın merkezinde yer aldığı, Ezilen D&uuml;nya&rsquo;ya kaydı. Diğer yandan &ccedil;ok basit bir g&ouml;sterge de şu: Bir zamanlar Avrupa&rsquo;nın en g&uuml;&ccedil;l&uuml; partileri olan, oyları en az y&uuml;zde 15, 20, 30&rsquo;larda oynayan Fransız ve İtalyan Kom&uuml;nst Partilerinin bug&uuml;n aldıkları oy y&uuml;zde 1&rsquo;ler civarındadır. Bu nedenle 20. y&uuml;zyılda ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, nesnel koşulları olmamasına rağmen, 19. y&uuml;zyılda kalan ve yanlışlığı bir &ccedil;ok kez kanıtlanan Avrupa&rsquo;ya &ouml;zg&uuml; bir modelin savunulması, tarihe ve ger&ccedil;eklere karşı bilimsel olmayan, şabloncu, ezberci bir tavırda direnmektir. Oysa Marksizmin ruhu yaratıcıdır.</p> <p><strong>19. Y&Uuml;ZYIL MARKSİZMİNİN &ldquo;YETERSİZLİKLERİ&rdquo;</strong></p> <p>Her d&uuml;ş&uuml;nce &uuml;retildiği &ccedil;ağın damgasını taşır. Her &ccedil;ağ da, o &ccedil;ağa damgasını vuran d&uuml;ş&uuml;ncenin, ideolojilerin ve kurumların &uuml;retildiği coğrafyanın rengini taşır. Antik Yunan ve Roma&rsquo;nın, İslam uygarlığının, &Ccedil;in ve Hind uygarlıklarının &uuml;rettikleri evrensel değerlerde, i&ccedil;inde doğdukları toplumların tekilliklerinin /&ouml;zg&uuml;ll&uuml;klerinin rengi vardır. Bu, onların evrenselliğini zayıflatmıyor, aksine her şey tarihin i&ccedil;inde belirlenebildiği ve belli bir toprakta, coğrafyada somutlaşabildiğine g&ouml;re, onların zorunluluklarını ve bilimsel niteliklerini a&ccedil;ıklıyor.</p> <p>Marks ve Engels, kapitalizmin b&uuml;t&uuml;n dinamiklerinin gelişip yetkinleştiği, burjuva demokratik devriminin doruğa &ccedil;ıktığı 19. y&uuml;zyılda yaşadılar. Bilimsel Sosyalizm teorilerini o &ccedil;ağın toplumsal, bilimsel verileri ve -bug&uuml;nden bakıldığında- hi&ccedil; kuşkusuz sınırlılıkları i&ccedil;inde geliştirdiler. Kapitalizmin yeni bir aşamaya, emperyalistleşip gericileşme aşamasına ge&ccedil;tiği yıllarda &ouml;mr&uuml;n&uuml;n son yıllarını yaşayan Marks, bu olguları g&ouml;rmekte ve yeni emperyalist d&ouml;nemin muhtemel taplosunu sezmekteydi. Ancak bunlar, d&uuml;nya devriminin yeni stratejisinin &ccedil;izilebilmesi i&ccedil;in yetersizdi. Birinci D&uuml;nya Savaşı'nı ve Lenin'i beklemek gerekiyordu.</p> <p>Burjuva demokratik devrimlerini tamamlamış, kentlerde &ouml;rg&uuml;tl&uuml; g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir proletaryaya sahip, k&ouml;yl&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n ekonomik ve siyasi rol&uuml;n&uuml;n geri planlara d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; 19. y&uuml;zyıl Avrupa&rsquo;sında burjuvazi-proletarya ya da emek-sermaye &ccedil;elişkisi temel ve baş &ccedil;elişki idi. Oysa, k&ouml;yl&uuml;l&uuml;k de h&acirc;l&acirc; sayısal olarak &ouml;nemli bir g&uuml;c&uuml; oluşturuyordu; onunla ittifak kurmayan hi&ccedil;bir g&uuml;c&uuml;n başarı şansı yoktu. Hele, Avrupa&rsquo;yı İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Avusturya ve Polonya olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rsek, İngiltere dışında, hepsinde k&ouml;yl&uuml;l&uuml;k, n&uuml;fusun yaklaşık y&uuml;zde 40&rsquo;larını oluşturan &ouml;nemli bir g&uuml;&ccedil;t&uuml;. Bu nedenle, Avrupa sosyalist devrimlerinde bile iş&ccedil;i sınıfının k&ouml;yl&uuml;l&uuml;kle ittifakı bir zorunluluktu.</p> <p>Nitekim, Avrupa sosyalist devrim stratejisinin bir provası ve prototipi olan Paris Kom&uuml;n&uuml;&rsquo;n&uuml;n yenilgisine yol a&ccedil;an &ouml;nemli hatalardan birini, Kom&uuml;n &ouml;nderlerinin Fransız k&ouml;yl&uuml;s&uuml;yle ittifakı &ouml;nemsememesi oluşturuyordu. Bilindiği gibi, Paris Kom&uuml;n&uuml; deneyiminde &ouml;nderlik b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de Anarşistlerin elindeydi. Daha sonra Marks-Engels ve Lenin, k&ouml;yl&uuml;l&uuml;ğ&uuml; k&uuml;&ccedil;&uuml;mseyen bu stratejik hatayı &ouml;nemle vurgulamışlardır. 1848&rsquo;de iş&ccedil;i sınıfının kentlerde ger&ccedil;ekleştirdiği b&uuml;y&uuml;k devrimci atılımın yenilgisinin de &ouml;nemli bir nedeninin, k&ouml;yl&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n, Louis Bonaparte&rsquo;ın 1849&rsquo;daki karşıdevrimci darbesinin en &ouml;nemli destek&ccedil;isi olduğu bilinmesine rağmen aynı hata tekrarlanmıştır.(2)</p> <p>&Ouml;zetle, yeni doğan ve bir inşa s&uuml;reci yaşayan her bilimsel disiplin, teori gibi 19. y&uuml;zyıl Marksizmi de, ilk bi&ccedil;iminin, ilkelliğinin sınırlılıklarını, yetersizliklerini taşıyordu. 20. y&uuml;zyılın daha b&uuml;y&uuml;k ve zengin toplumsal pratiklerinde sınanarak ancak bug&uuml;nk&uuml; gelişkinliğine kavuştu.</p> <p><strong>LENİN&rsquo;İN KATKISI VE 19. Y&Uuml;ZYIL MARKSİZMİNİN AŞILMASI</strong></p> <p>Marksizmin bu eksikliğini ya da yetersizliğini, bilindiği gibi, Birinci D&uuml;nya Savaşı koşullarında Lenin tamamladı. Lenin&rsquo;in, emperyalizm ve 20. y&uuml;zyıl devrim teorisi ve stratejisinin ana eksenini, d&uuml;nyanın ezen ve ezilen uluslara b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş olması oluşturuyordu. Devrimin, &uuml;retici g&uuml;&ccedil;lerin en gelişmiş olduğu Avrupa&rsquo;da topyek&uuml;n ger&ccedil;ekleşeceğini &ouml;ng&ouml;ren Marksizmin 19. y&uuml;zyıl devrim teorisi ile, 20. y&uuml;zyıl ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;z (21. y&uuml;zyıl) devrim teorisi arasındaki temel farkı bu oluşturuyordu.</p> <p>Lenin&rsquo;in,&nbsp;<em><strong>Emperyalizm: Kapitalizmin En Y&uuml;ksek Aşaması</strong></em>&nbsp;adlı kitabıyla, ekonomik ve siyasi temellerini ortaya koyduğu&nbsp;<em><strong>ezen ve ezilen uluslar</strong></em>&nbsp;ya da&nbsp;<em><strong>emperyalist devletler ile s&ouml;m&uuml;rge ve yara-s&ouml;m&uuml;rge uluslar/halklar b&ouml;l&uuml;nmesi&nbsp;</strong></em>o kadar &ouml;nemliydi ki, 20. y&uuml;zyılda ger&ccedil;ekleşen b&uuml;t&uuml;n devrimler ve b&uuml;t&uuml;n toplumsal-siyasi gelişmeler, bu temel &ccedil;elişmeden kaynaklanıyordu. Yalnız, kapitalist-emperyalist Avrupa ile ezilen Asya arasında yer alan feodal emperyalist Rusya, bu konumuyla daha &ouml;zel yere sahipti. Bu nedenle, n&uuml;fusunun yaklaşık y&uuml;zde 70&rsquo;i k&ouml;yl&uuml; olan ve k&ouml;yl&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n toprak talebiyle katıldığı Ekim Devrimi, sosyalist ve demokratik devrimlerin i&ccedil; i&ccedil;e olduğu, bir b&uuml;t&uuml;n olarak bakıldığında ise demokratik devrim niteliğinin ağır bastığı bir devrimdi.</p> <p>Lenin a&ccedil;ısından, Ekim Devrimi i&ccedil;in &ldquo;sosyalist&rdquo; tanımlaması, Marks ve Engels&rsquo;in 19. y&uuml;zyıl devrim modeli ne kadar ciddi bir eleştiriden ge&ccedil;irilip aşılsa da, yine de, yarı Avrupai Rusya&rsquo;da, Avrupa merkezli asıl b&uuml;y&uuml;k devrim dalgasının bir &ouml;nc&uuml;s&uuml; olarak g&ouml;r&uuml;lmesi anlamına geliyordu. Yani, 20. y&uuml;zyılın başında, emperyalizm analizinden ve Ezen-Ezilen Uluslar b&ouml;l&uuml;nmesinden yola &ccedil;ıkarak Lenin ve Komintern&rsquo;in geliştirdikleri devrim teorisi, yine de Avrupa&rsquo;da asıl b&uuml;y&uuml;k devrim beklentisi yanılgısından kurtulmuş değildi.</p> <p>20. y&uuml;zyıl, her ne kadar yakın zamana kadar &ldquo;emperyalizm ve proletarya devrimleri &ccedil;ağı&rdquo; olarak tanımlansa da, ger&ccedil;ekte emperyalizm ve ulusal demokratik devrimler &ccedil;ağıydı. 1920'lerde Avrupa&rsquo;da, -&ouml;zellikle Almanya&rsquo;da- 19. y&uuml;zyılda ger&ccedil;ekleşmeyen sosyalist bir devrimin ger&ccedil;ekleşebileceği beklentisi hakimdi. 1921&rsquo;de Rosa Luxemburg-Karl Libnect &ouml;nderliğindeki Spartak&uuml;sler&rsquo;in yenilgisi bu umudu, beklentiyi b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de yıktı. Ama yine de Avrupa merkezci bir devrim beklentisi varlığını hep s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;. Bunun Avrupalı bir devrimci i&ccedil;in devrimci irade ve iyimserlik a&ccedil;ısından eleştirilecek bir yanı olamaz kuşkusuz, ama ger&ccedil;ekler farklıydı, tarihin seyri başka mecralarda akıyordu.</p> <p>D&uuml;nya devriminin merkezi, Avrupa&rsquo;dan Asya&rsquo;ya, Ezilen D&uuml;nya&rsquo;ya kaymıştı. Marks'ın deyimiyle &ldquo;Devrimin ihtiyar k&ouml;stebeği&rdquo;, Asya topraklarına g&ouml;&ccedil; ediyordu. D&uuml;nyanın emperyalist yağmasından b&uuml;y&uuml;k servetler biriktiren ve bunun bir kısmını iş&ccedil;i sınıfına aktarıp ona yalancı bir &ldquo;refah&rdquo; sağlayarak devrimci enerjisini s&ouml;nd&uuml;ren Avrupa&rsquo;yı ebedi olarak terk ediyordu. 19. y&uuml;zyılın devrimci Avrupa, gerici Asya denklemi tersine &ccedil;evrilmişti. Artık, gerici Avrupa, devrimci Asya denklemiydi ge&ccedil;erli olan. Bunu, Lenin&rsquo;in &ouml;nderlik ettiği Bilimsel Sosyalistler 20. y&uuml;zyılın başında a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;rebiliyorlardı.</p> <p>&Ouml;zetle, Marksizm ya da Bilimsel sosyalizm, 20. y&uuml;zyılın başından itibaren Avrupa merkezlilikten &ccedil;ıkmış d&uuml;nyalılaşmıştır, Doğululaşmıştır, Asyalılaşmıştır. Marks, artık Avrupa'da sağından solundan tırtıklanan, &ccedil;ekiştirilen, entelekt&uuml;el fantezi malzemesinden başka bir şey değildir. Onun devrimci ruhu Avrupa'dan kovulmuştur. 21. y&uuml;zyılda Marks artık Asyalıdır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; onu en iyi anlayan Ezilen ve Gelişen D&uuml;nya halklarıdır.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Mehmet Ulusoy</strong></p> <p><strong>Aydınlık</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Dipnotlar</strong></p> <p>1 Hegel,&nbsp;<em><strong>Tarih Felsefesi,</strong></em>&nbsp;&Ccedil;ev: Aziz Yardımlı, İdea Yayınları, İstanbul 2006. s.83.</p> <p>2 Bu konuda bkz: Karl Marks,&nbsp;<em><strong>Louis Bonaparte&rsquo;ın 18 Brumaire&rsquo;i,&nbsp;</strong></em>Sol Yayınları, 1976, Ankara; K, Marks,&nbsp;<em><strong>Fransa&rsquo;da İ&ccedil; Savaş,</strong></em>&nbsp;K&ouml;z Yayınları, 1970; V. İ. Lenin,&nbsp;<em><strong>Paris Kom&uuml;n&uuml; &Uuml;zerine,</strong></em>&nbsp;Odak Yayınları, İstanbul.</p>