Bizi takip edin
Bizi takip edin
Dünya

ABD nereye doğru gidiyor? Prof. Dr. Gökhan Çapoğlu değerlendirdi...



13.11.2020 21:57:49
"Çin'in giderek teknolojik üstünlüğü ele geçirmeye başlamış olması...Tabii buna bir de "Kuşak Yol" projesini eklemek lazım. Amerika bunu kaldıramadı."


Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (ABD) seçimleri Joe Biden kazandı. Ancak seçim süreci boyunca yaşanan tartışmalar, karşılıklı suçlamalar, hile iddiaları seçim sonuçlandıktan sonra da devam etti. Trump, henüz sonucu kabullenmiş değil. Bir yandan tartışmalı bir seçim süreci, bir yandan Covid-19 ile başa çıkamayan bir Amerika... Zira Covid-19'un en çok etkilediği ülkelerden biri durumunda ABD. Peki, Amerika neden bu durumda ve nereye doğru gidiyor? Sorularımıza, Anadolu Stratejik Araştırmalar Vakfı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çapoğlu yanıt verdi.

 Amerika Birleşik Devletleri, hiç olmadığı kadar tartışmalı bir seçim süreci geçirdi. Karşılıklı suçlamalar iddialar var ve nihayetinde ortaya çıkan bir sonuç var. Hem yaşanan süreci, hem de seçim sonucunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gökhan Çapoğlu:  Özellikle koronavirüs pandemisi sonrasında Amerika çok başarısız biri sınav verdi. Bunun ötesinde, Başkan Trump oldukça keyfi hareket ediyordu ve buna bir de Amerika'daki ırkçılığın artmasını eklemek lazım.  Amerika'da ırkçılık her zaman vardı. Ben Amerika'da, yaklaşık sekiz sene bulundum. Orada çok açık olarak görüyorsunuz. Aslında Amerika'nın temel sorunlarından biri o. Sadece siyah-beyaz ayrımı değil bir de Hispanikler var. Bakın Amerika'nın yaklaşık 330 milyon nüfusu var. Bunun yüzde 14'üne yakını siyah, yüzde 20'si Hispanikler yani Latin Amerika kökenliler. Bunların sayısı giderek artıyor ve bu durum, ücretlerin reel olarak artmadığı bir ortamda çok ciddi bir tepki yaratıyor. Başkan Trump, bu ırkçılık olaylarını yatıştırmak yerine ötekileştirici oldu. O'nun genel siyasi yaklaşımıydı, bence seçimlere de mal oldu.

ABD'nin iç savaşa doğru gittiğine dair değerlendirmeler var. Örneğin Trump'ın, "Biden'ın Pentagon'da savaş ağaları var" şeklinde ifadesi var. Biden ise "Trump bazı generalleri satın aldı" dedi. Yani iki adayın da bir askeri destek aradığı yönde de değerlendirmeler var. Ne dersiniz bir iç karışıklığa doğru mu gidiyor Amerika?

Gökhan Çapoğlu: Hayır bunların hiçbirine katılmıyorum. Yani Amerika'da kurumlar sağlamdır. Yani özellikle Trump gibi, kusura bakmayın ama bütün kişiliği şaibeli bir insana, Amerikan kurumlarının uyacağını düşünmüyorum. Birincisi bunu açık olarak koyalım. Biden seçimleri kazandı, net olarak kazandı. Trump ne kadar ağlarsa ağlasın, ona kimse bir daha başkanlığı vermez, onu açık olarak söyleyelim. Yani o anlamda karışıklık olmaz ama benim biraz önce değindiğim nokta çok önemliydi. Biliyorsunuz emperyalistlerin temel stratejisi; böl ve yönet. Ülkeleri kendi içlerinden bölüyorlar ve bir şekilde güçlenmesini önlemeye çalışıyorlar. Mesela Türkiye örneğine bakarsak; ABD burada ayrılıkçı PKK'yı destekliyor. Yani aslında bizim stratejik müttefikimiz olamaz. 1984'ten, PKK'nın kuruluşundan beri gerçekleşen olay; Türkiye'de bölücü hareketleri desteklemek fakat Amerikalıların anlamadığı bir olay var. Bizde, Türkiye'de, yüzyıllar boyunca bir karışım var. Benim ailemde de var, herkesin ailesinde Türk Kürt karışımı var. Dinimiz aynı, kültürümüz aynı, yemeklerimiz aynı. Bir de Anayasa'mızda herhangi bir şekilde, etnik bir tanım da yok, uygulamada da yok. Amerika'daki durum tamamen farklı. Ben onu anlatmak istedim. Amerika için gerçek sorun, budur; birleşme yok, o karışım yok. Amerika'nın esas sorunu o olacak. Suriye'yi bölmeye çalışıyorlar, Irak'ı bölmeye çalışıyorlar, İran'ı bölmeye çalışıyorlar, Afganistan'ı bölmeye çalışıyorlar. Dünyanın her yerinde yaptıkları şey aslında kendi başlarına gelecek. Çünkü Hispanikler'in kültürleri farklı, Beyaz Amerikalıların kültürleri farklı.  Örneğin, çeşitli mesleklerde siyahlar ne kadar yer alıyor, beyazlar, Hispanikler ne kadar yer alıyor? Çok çok eşitsiz bir durum var. Amerika bu gerçekle karşı karşıya yani.

Peki, neden şimdi Sayın Çapoğlu? Yani bu sürekli var olan bir durumdu aslında. Neden şimdi bu bir karışıklığa yol açmaya başladı Amerika'da?

Gökhan Çapoğlu: Çünkü eşitsizlikler giderek artıyor. Amerika'nın yoksullarına baktığınız zaman nüfusla karşılaştırdığınızda Siyahlar çok daha yoksul. Hispanikler çok daha yoksul ve kendi içlerinde yaşıyorlar. Artık dayanılamaz hale gelmiş durumda. Bir de bu pandemide ortaya çıktı ki, göreli olarak Siyahlar, daha fazla koronavirüse yakalanıyorlar ve daha fazla ölüyorlar. Şimdi Amerikan polisinin uyguladığı şiddeti görüyorsunuz. Yani George Floyd'un öldürülmesinden sonra şunu düşünebilirdiniz; Amerikan polisi işte dikkatsiz davrandı, bundan sonra daha dikkatli davranacaklar. Çünkü "black lives matter" yani "siyah yaşamlar önemlidir" protestoları bütün dünyaya yayıldı. Bu durumda Amerika'nın daha dikkatli olacağı beklenirdi ama olmadı. Yani aynı şiddet aynı şekilde devam ediyor. Bu demek ki aradaki duvarlar giderek büyüyor. Şimdi Amerikalılar bunun farkında değiller. Yani mesela; Türkiye'de bir Kürt sorunu yaratıyorlar. Ama bizim anayasamıza bakıyorsunuz, biraz önce dediğim gibi anayasamızda herhangi bir şekilde herhangi bir etnik kökeni öne çıkaran bir durum söz konusu değil. Kürt kökenli vatandaşlarımız da yükseliyorlar. Üniversitelerden tutun iş insanlarına kadar bakın, bir eşitlik söz konusu. Yani bizim Amerika gibi sorunumuz yok çünkü evlilikler yoluyla biz karışmışız. Amerika'da bu olmuyor. Bundan sonra da olmasını ben pek beklemiyorum. Onun için Amerika'yı çok ciddi toplumsal sorunlar bekliyor. Ama tabii dediğim gibi Amerika da bir de gerileme döneminde.

Seçim kampanyaları sırasında şöyle bir duruma tanıklık ettik. Trump, Biden'ı "Çinci" olmakla suçladı. Örneğin, "Biden'ı seçerseniz hepiniz Çince öğrenmek zorunda kalırsınız" gibi ifadeler kullandı. Biden ise Trump'ı Rusya yanlısı olmakla suçladı. Küresel liderlik iddiasındaki bir ülkede böyle bir tartışmanın yürüyor olması ne anlatıyor bize acaba?

Gökhan Çapoğlu: Dünya tamamen değişiyor. Amerikalılar bunun farkında değildi. Size bir örnek vereyim. Brown Üniversitesinin geçen sene yayınladığı bir çalışma vardı. 2001 sonrasında, Afganistan, Irak, Libya, Suriye'ye ABD'nin harcadığı miktar 6,4  trilyon dolar. Bakın 6,4 trilyon dolar!  Bu 6,4 trilyon doları savaşlara, oradaki insanları yok etmeye, öldürmeye harcamak yerine ABD, sağlık sistemine, altyapıya harcasaydı bugün bu durumda olmazdı. Şimdi burada Amerika'yı yöneten Eisenhower'ın 1961 konuşmasında söylediği, "military industrial complex" yani askeri ve sanayi kompleksin çıkarları ön plana çıkınca, Amerika ister istemez çöküşe doğru gitmeye başladı. Tabii bunda neyin payı var? 1980 sonrasındaki küreselleşmeyi, Çin kendi lehine kullandı. Çin ne yaptı? Çin halk Cumhuriyeti dedi ki; "Arkadaş küreselleşme mi? gelin yatırım yapın." Ama birtakım koşullar öne sürdü. Çin özelleştirmede dedi ki; "Gel, tamam. Rekabet etsin. Devletinin kuruluşlarıyla diğer kuruluşlar rekabet etsin. Siz gelin ortak olun ama teknolojiyi getirin. Eğer siz bu pazardan pay almak istiyorsanız siz teknolojiyi de getireceksiniz." Bu sırada Çin, kendi teknolojisini geliştirmeye başladı. Bugün neden bahsediyoruz işte en önemli tartışma alanlarından biri; Huawei'in 5G teknolojisinde önde olması. Amerika'nın, onun yanında esamesinin bile okunmaması. Veya diyelim ki, güneş enerji para panellerinde, yine Çin'in öne geçmiş olması. Yani Çin'in giderek teknolojik üstünlüğü ele geçirmeye başlamış olması. Tabii buna bir de  "Kuşak Yol" projesini eklemek lazım. Amerika bunu kaldıramadı. Çünkü Çin, "Madem sen denizlerle çevrelemeye çalışıyorsun, kuşatmaya çalışıyorsun ben de kuşak yol girişimi ile karadan bunu sağlamaya çalışırım. Avrasya bütünleşmesini sağlamaya çalışırım." dedi ve dikkat ederseniz ABD'nin, Afganistan'daki, İran'daki, Suriye'deki Türkiye'deki girişimlerinin altında kuşak yol girişimini bir şekilde baltalamak yatıyor.

Amerika-Çin ilişkileri açısından devam edelim dilerseniz. Biden'ın gelmesiyle, ABD-Çin ilişkilerinde bir değişiklik öngörüyor musunuz ?

Gökhan Çapoğlu; Amerika'nın, Irak'ı işgali ile 2003 sonrasında başlayan süreçte, en büyük kaybı, -ki kimse onu göz önüne almıyor- yumuşak gücü oldu. 1989'da Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla birlikte ne dediler;  tarihin sonu tezleri bile atıldı. İşte kapitalizm, liberal demokrasi kazandı şeklinde. Burada öne çıkan neydi? Amerika'nın yumuşak gücüydü. İşte efendim, özgürlüktü demokrasiydi fakat 2003 sonrasında gelen süreçte herkes Amerika'nın gerçek yüzünü görmeye başladı. Yani ülkeleri yok ediyor, işgal ediyor, karıştırıyor. Suriye'yi bir araya nasıl getireceksiniz? Irak'ı nasıl getireceksiniz? Ölen 4-5 milyon insan var, masum insan var. Libya'da ki duruma bakıyorsunuz. Eğer Amerika buraya yumuşak gücünü artıracak şekilde yani insanları öldürmek için kullandığı o parayı, Libya'nın Suriye'nin, Irak'ın, Afganistan'ın gelişmesi için harcasaydı, durum farklı olurdu. 

Şimdi Çin ne yapıyor? Çin diyor ki; ben Kuşak Yol Girişimi ile oradaki ülkelere ekonomik yardım yapacağım ve kredi de vereceğim, uygun koşullarda kredi vereceğim. 

Amerika diyor ki; yok kardeşim sen bunu yapamazsın. E sende gir, işte yap. Yani siz yarışın, bundan da bu rekabetten de Suriye yararlansın, Irak yararlansın, Afganistan yararlansın. O açıdan Biden ile umarım ABD, aklını başına toplar. Farklı politikalar izlemeye başlar.  Biden'ın bir sözü var. Biliyorsunuz ABD 1 Kasım itibarıyla Paris İklim Anlaşması'ndan çıkmıştı. Biden bu anlaşmaya tekrar katılacakları taahhüdünde bulundu.  Dünyanın önündeki ortak en önemli tehlike küresel ısınma. Yani Amerika'nın buna geri dönmesi lazım.  Şimdi Amerika bunu yapabilecek mi yani Biden yapabilecek mi daha doğrusu? Çünkü senatodaki çoğunluk Cumhuriyetçilerin elinde ve o şekilde de kalacak gibi görünüyor. Bu açıdan baktığımız zaman da burada zorluklar var.

Şöyle değerlendirmeler de var. Amerika'da aslında bu politikaları belirleyenler Başkan'lar değil, ABD'nin "derin devleti". Eğer öyleyse yani politikaları Başkan belirlemiyorsa Biden yönetiminden de çok da bir şey beklememek mi gerekiyor bu durumda?

Gökhan Çapoğlu: Eisenhower'ın 1961'de veda konuşmasına, başkanlığa veda konuşmasına atfım o yüzdendi. Askeri Sanayi Kompleksi'ne. Şimdi bakın Trump başlarda, biraz bu politikalardan vazgeçecekmiş gibi sinyaller verdi. Örneğin Ortadoğu politikalarını eleştirdi, orda harcanan para için "israf ettik" dedi. Fakat sonra değişti. Belki de değişmek zorunda kaldı. Sizin dediğinize katılıyorum. İşte bir yerde gelip o derin devlet devreye giriyor. O derin devleti aşması lazım. Şimdi Biden için de o kadar umutlanmamak gerekiyor çünkü Biden siyasete yeni girmiş birisi değil. 30 sene senatörlük yapmış, sekiz sene Başkan Yardımcılığı yapmış. Suriye-Libya politikasında Başkan yardımcısıydı. Biden'ın Obama'nın  hatalarından ders çıkarması gerekiyor. Biliyorsunuz Obama 2008 yılında Başkan seçilmişti. 2009 yılında çok ilginç bir şey oldu. Nobel Barış Ödülü Obama'ya verildi. Ama baktığınız zaman en büyük ihlalleri yapan kişi Obama'ydı.  Suriye-Libya'ya giren, orada savaşlar başlatan kişi Başkan Obama'ydı. Başkan yardımcısı da Biden'dı. İngilizce bir söz var, Biden kimdir derseniz vereceğimiz ilk cevap; "establishment'ın" adamıdır, kurulu düzenin adamıdır şeklinde. 4 sene önce, Trump'ın seçilmesinde etkili olan faktörlerden, en önemlilerinden biri Trump'ın kurulu düzene karşı gelmiş olmasıydı ama ne yazık ki o politikaları izleyemedi, götüremedi. Şimdi eğer Biden farklı politikalar izleyebilirse, kurulu düzenin etkilerinden kurtulabilirse, Amerika'nın tek çıkış yolu bu. Açık olarak söyleyim yani kurulu düzenin dışına çıkıp Amerika'ya yeni bir vizyon çizebilmesi. Bunu çizebilecek mi onu bilemiyoruz.

Son olarak şunu da soralım. Eğer sözünü ettiğiniz çizgiye girmezse,  sizce Amerika'yı neler bekliyor?

Gökhan Çapoğlu:  Amerika'nın çöküşü hızlanacak demektir. Yani eğer bu çöküşün hızlanmasını durdurabilirse Biden, Amerika'nın Ulusal çıkarları açısından doğru adımlar atmış olur. Eğer çöküşü durdurmazsa, bu politikaları takip ederse size açık olarak söyleyeyim bu çöküş hızlanacak ve sosyal ortam açısından yani toplumsal yapı açısından da başta konuştuğumuz gibi Amerika'da çok ciddi bir etnik, ırksal bölünme var. Yani Amerikan rüyası artık 60'larda kaldı, 70'lerde kaldı. Bugün için Amerika rüyasından değil, işte ırkçılığın arttığı bir Amerikan kâbusundan bahsetmek durumundayız. Ne yazık ki bunu önlemek için Biden'ın adımlar atması lazım. Eğer ayakları yere basmıyorsa sonuçları da çok ciddi olacak. 



İLGİLİ HABERLER