Bizi takip edin
Bizi takip edin
Güncel

Amiral Gürdeniz: COVİD-19 salgını olmasaydı Cihat Yaycı görevine devam ederdi



20.5.2020 12:21:09
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmaybaşkanı Tümamiral Cihat Yaycı’nın görevden alınmasının yankıları sürüyor.

Balyoz kumpası davasında 3 yıl cezaevinde kalan emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, “COVİD 19 nedeniyle Türkiye ekonomik krize doğru gitmeseydi benim tahminim Cihat Yaycı görevine devam ederdi.” Dedi.

Türkiye dahil, NATO’nun güney kanat ülkelerinin Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ve post COVİD dönemiyle ilgili olarak ciddi iddi sorunları var diyen Amiral Gürdeniz, benim anladığım kadarıyla küresel sistem Covid sonrasına yönelik hazırlak yapmaktadır şeklinde konuştu.

Cem Gürdeniz’in Yön Radyo’da yayınlanan Bizim Stüdyo programında Ulaş Can’ın sorularını verdiği yanıtlar şöyle:

19 Mayıs, bu yüzyılda emperyalizme karşı girişilen ilk ayaklanmanın başlangıç günü. Aynı zamanda gençliğe armağan edilmiş. Öncelikle şahsi fikrinizi merak ediyorum. 19 Mayıs 2020’de Cem Gürdeniz gençliği nasıl görüyor?

Gençliği çok dinamik görüyorum. Özellikle bu mavi vatan mücadelesinde işin içinde olduğum için çok etkileniyorum. Şu an o kadar dinamik o kadar konuya sahip çıkıyorlar ki saatlerce konuşabilirim. Benim Twitter’ım yok. Facebok ‘um yok. Ama e-postam ve WhatsAap’ım var. Günde 20’ye yakın mesaj geliyor. Özellikle mavi vatanı ilgilendiren her alanda soru soran, bilincini ortaya koymaya çalışan, benim makalelerim üzerinde konuşan gençler… Bu o kadar güzel bir şey ki anlatamam. Bir de gençlerin takip ettiği YouTube kanalları var. Biliyorsunuz onlar televizyon yerine YouTube kanalları izliyor. Benim mesela videolarımın bir tanesi 1 buçuk milyon oldu, bir tanesi 600 bin oldu. Hepsi gençler. O yüzden ben gençlerden çok ümitliyim. Bu çocukların kodları farklı. Bunlar neoliberal sistemin çocukları. Yani ne yaparsan yap tüket  ama olayın farkına vardılar bence. Çünkü bilgiye erişim çok hızlı. Tarihe erişim çok hızlı. Bizim zamanımızda tarihten bir gerçeği öğrenmek için ya evinizdeki ansiklopediyi açacaktınız, ya çok bilen bir aile büyüğüne soracaktınız. Şimdi çocuk giriyor Google’a. Oradan kitap isimlerini buluyor. Gidiyor kredi kartıyla kitabı ısmarlıyor. Ya da PDF olarak kitabı yüklüyor. Bilgiye çok hızlı erişiyorlar. O yüzden çok iyi sorguluyorlar.  Bir de doğanın ellerinden kaydığını gördüler. Mesela Mavi Vatanı neden sevdiler? Çünkü deniz. Çünkü balıklar…

 

Bugün bazı kesimler 19 Mayıs’ı kutlarken biraz da Atatürk’ü silikleştirmek için “Atatürk’ü Samsun’a Vahdettin gönderdi” diyarlar. 19 Mayıs’ta Vahdettin’i anıyorlar.

Jöntürk hareketine, arkasından İttihat ve Terakki hareketine, arkasından Kuvayı Milliye hareketine baktığın zaman Mustafa Kemal, Osmanlı İmparatorluğuna karşı olan hareketlerin hepsinin içinde bulunmuş bir devrimci. Bir kere tarihi çok güzel sentezlemiş. Osmanlı, aydınlanmayı, rönesansı, reformu kaçırmış bir tarım imparatorluğu, bir çelik imparatorluğu değil. Çok güzel bir coğrafyada.  Dünya, kömürden petrole geçerken Osmanlı parçalanacak, belli. İstese de istemese de Birinci Dünya Savaşı’na girecek. Atatürk bile diyor, bu savaştan kaçınmak mümkün değildi. Şimdi dolayısıyla bu savaşın kararı 1907’de Reval Görüşmesinde İngiliz Kralı ile Rus Çarı arasında verilmiş ve Türkiye paylaşılmıştı. Ondan sonra biliyorsun 1916’da Balfour Deklerasyonu devam ederken  İsrail’in kurulması, 1917 Sykes- Picot Anlaşmasıyla Türkiye’nin güneyindeki Ortadoğu alanlarının paylaşımı. Bunların hepsinin kararını emperyalizm zaten vermişti. Şimdi burada bu cahillerin söylediği Vahdettin’in tek derdi vardı. Bir; İstanbul işgal edilecek mi edilmeyecek mi? İki; saraydaki yani Osmanlı Hanedanına ait yüksek burjuvazi elde ettiği ayrıcalıkları kaybedecek miydi kaybetmeyecek miydi? Bak TRT 1’i son zamanlarda bir iyileşme görüyorum. Bu Ya İstiklal Ya Ölüm diye bir dizi çevirdiler. Yani o dizi bence yüzde 90 gerçekleri anlatıyor. İşte Damat Ferit’in ne mal olduğunu… Halkımız çok seviyor ya televizyondan öğrenmeyi. Ben buradan tavsiye ediyorum. Girin  internete TRT 1’de Ya İstiklal Ya Ölüm dizisi izlesinler. 6 bölüm zaten. Vahdettin’i belki göstermiyorlar mevcut iktidarı üzmemek için ama şunu söyleyelim Vahdettin’in Türkiye’nin kurtarılması, Mustafa Kemal’in oraya gidip orada Milli hareketi başlatması gibi bir idealinin olduğu söz konusu bile değil.

Vahdettin’i savunanlar, Osmanlı Hanedanını savunanlar Damat Ferit’in yaptığı hainliklere baksınlar. İngiliz Muhipler Cemiyeti ile yapılan toplantılardan tut, Sait Molla’nın yaptığı alçaklıklara kadar.  Atatürk aleyhinde çıkarılan fetvalara kadar. İnsanda biraz ar olur ya. Yani bu kadar büyük düşmanlık yapılıyor, utanmadan bir de kalkıyorlar yok Vahdettin gönderdi de. Vahdettin’in madem bu kadar iyiliğini düşünüyordu Atatürk üniformasını çıkardığı andan itibaren Atatürk’ün bu kutsal isyanını desteklerdi. Çünkü Atatürk o zaman cumhuriyet kurmak için hanedanı ortadan kaldırmaktan bahsetmiyordu ki. Cumhuriyet fikrini biliyorsunuz daha sonra söylüyor. Büyük Taarruz’dan sonra. Dolayısıyla Atatürk’ün hedefi zaten vatanı kurtarmaktı. Vatanı kurtaran bir adama senin destek olman gerekir. Köstek değil. Kalkıp onun aleyhinde fetvalar çıkarman gerekmez. Kalkıp onun için Kuvayı İnzibatiye diye bir kuvvet yaratman gerekmez. Akhisar torpido botuna İngiliz askerlerini koydurtup bandırmaya gidip oradaki Kuvayı Milliye’yi bastırmak için Türk gemisiyle müdahale ettirilmez. Burada onların söylediği cahil kesimi etkileyebilir ama beni etkilemez. Kemalistleri etkilemez. Geç onları.

 

Akdeniz’de çok önemli gelişmeler oluyor. ABD’nin Kıbrıs’taki büyükelçisi oradaki komutanla beraber Girne fotoğrafları önünde pozlar veriliyor. Girne’de tekrar kahve içeceğim diyor oradaki Rum komutan.  ABD’deki bir Yahudi kurumu Akdeniz’deki tehlikeyi Türk donanması olarak gösteriyor. 101 yıl önceki emperyalist saldırı bugün hala devam ederken biz tam bir ivme yakaladık Akdeniz’de diyoruz ama bir yandan da bu ivmenin en önemli temsilcisi olan Amiral Cihat Yaycı tasfiye ediliyor. Tüm bunları nasıl okumak gerekir?

Emperyalizm asla duraksamaz. Sürekli hareket halindedir. Bir cephede geriliyor görünürken öbür cephede ilerler. Türkiye özellikle 15 Temmuz 2016’da alçak Fetö saldırısından sonra ki Türk tarihinin bin yıllık tarihinin  gördüğü en büyük hıyanettir en büyük faciadır. Bunu baştan söyleyeyim yani. Daha bundan büyüğünü görmedik. Osmanlı ve Selçuklu dahil. Bu kadar net söylüyorum. 15 temmuz 2016 Türkiye’nin en büyük uyanış borusudur. Kalk borusudur. Yani ne oluyoruz borusudur. Çünkü neden? Bu ülke 1923 ve 1938 arasında 15 yıl tam bağımsız…Jeopolitik olarak sırtını Asya’ya dayamış ama yüzünü batıya çevirmiş. Mustafa Kemal’in oluşturduğu Sadabad Paktı ve Balkan Paktı gibi bölgesel düzenlemelerle… Savunma sanayii dahi yok. Büyük bir sanayi yok. Dünyanın ilk 20 ekonomisinde değilsin. Yani sonlardasın. Ülkedeki elektrik motoru sayısı daha 300’ü bulmamış. Demir yolları az. Bu şartlar altında bile bu büyük lider Türkiye’yi bağımsız bir politikada tutabiliyor. Yepyeni bir cumhuriyet kurabiliyor.

1938’e kadar işler böyle giderken emperyalizm Mustafa Kemal’in 10 Kasım’da vefatından sonra düğmeye basıyor. Nasıl basıyor? Lider olmak zor iştir. Yani sürekli ışık vermeyi gerektirir. Halbuki ikinci adam olmak kolaydır. İkinci adam gölgede kaldığı için ışıktan korkar. Türkiye Mustafa Kemal’in devrimci dış politikasını ve cesur dış politikasını yürütemezdi. Tabi ki o dönemde öncelikle 39’da İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla emperyalizm yeni dizaynlara başladı.  Daha Türkiye’nin kaderi o zamandan çizilmeye başladı. Türkiye bir kere biliyorsunuz Türk- Sovyet Dostluk Anlaşması üzerinde ilerleyen bir ülkeydi. 1939’da Saraçoğlu Hükümeti Rusya’ya gittiğinde Ruslar boğazları birlikte savunalım dediği anda emperyalizm devreye girdi. Hemen ne dediler ; Ruslar bizden boğazların savunulmasını beraber yapmak istiyor. Bu bizim bağımsızlığımıza en büyük tehlikedir, dendi. Ve Türkiye ne yaptı? Hemen gitti İngiltere ve Fransa‘yla daha birkaç hafta içerisinde 3’lü ittifaka girdi. Peki soruyorum, 1939’da 3’lü ittifaka gittiğimiz bu ülkeler daha 1922’ye kadar işgal ülkeleri değil miydi? Yani adam Ermenistan’ı, Kürdistan’ı kurmaya gelmiş, seni işgal etmiş. Daha 1830’da kurulan küçücük Yunanistan’ı senin üzerine salmış. Kral Konstantin’i Karşıyaka’da, Aslan Yürekli Richard gibi çıkarttırmış. Sen kalkıyorsun diyorsun ki ben seninle ittifak sağlayacağım. İkinci Dünya Savaşı’na böyle gireceğim. Tehdit kim? İtalya ve Almanya. Bak dikkat et. Rusya diyor ki; kardeşim diyor biz seninle beraber burayı savunalım diyor. Hayır. Şimdi buradan ortaya çıkan şu; Mustafa Kemal’in Asya’ya sırtını dayadığı jeopolitik 1939 yılından itibaren bozuldu. Türkiye tekrardan Atlantik sistemi veya Amerikan  Anglosakson sistemin iradesi altına sokuldu. Ve İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra Türkiye’nin rolü biçildi. Aynen Yunanistan’a biçildiği gibi.

Türkiye, halbuki Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kurtuluş Savaşı’nı kimin sayesinde kazanmıştı? Rusya’nın sayesinde. Oranın gönderdiği 300 bin ton cephaneyle. Ve Atatürk’ün vasiyeti neydi? Lenin’e yazdığı mektupta, “Asla ve asla size rakip bir pakta girmeyeceğiz”, diye . İşte 1939’dan sonra yaşananlar bu süreci hızlandırdı. Şimdi efendim onlar da Kars ve Ardahan’ı istediler. Böyle bir şeyin olmadığını tarihçiler çok iyi ispat etti. Görüşüyorlar ama net bir şekilde biz Kars ve Ardahan’ı istiyoruz demiyorlar. Güney sınırlarımızı tekrar oturup konuşalım diyorlar. Bu sadece bir dışişleri bakanıyla bir büyükelçi görüşmesi. Bir konferansta değil. Bir resmi ikili görüşmede yani heyetler arasında değil. Büyükelçi ile yapılan bir görüşme. Vay efendim öyle hemen ABD kruvazörü gönderiliyor. 10 yıl evvel ölmüş Ertegün mezardan çıkarılıyor. Tabuta koyuluyor gemiyle Türkiye’ye gönderiliyor. Dedim ya emperyalizm durmaz diye.

Şimdi Türkiye, Soğuk Savaş bittikten sonra kendisine biçilen bu rolü sorgulamaya başladı. Bir dakika ya ne oluyoruz dedi. Bizi dedi 46’dan beri oyaladınız durdunuz. Milli Savunma Sanayimizi geliştiremedik. Bize bedava gemiler verdiniz. Yedek parçada bağımlı kıldınız. Bizim gelişmemizi sürekli engellemeye çalıştınız. Ne zaman Mustafa Kemal, Kemalizm kelimesi çıksa söyleyenlerin hepsinin kellesini aldınız. Önce 27 Mayıs Kemalistler tarafından yapıldı. Ama daha sonra maaşlar ödenemeyince size teslim oldular. Ki gerçek o. Bir dolu o dönemde tasfiyeler oluyor. Arkasından 10 yıl sonra 12 Mart geldi. 12 Mart ne yaptı? 12 Mart Kemalistleri tasfiye etti. Sonra 12 Eylül geldi. 12 Eylül Atatürkçüleri tasfiye etti. 28 şubatı saymıyorum. Çünkü 28 şubatın 12 mart  vs gibi bir darbe olduğunu düşünmüyorum. Orada bir muhtıra var.

Daha sonra bize yapılan kumpas davalarına her şeyi ortadan kaldırdılar. Bırak Atatürkçü, Kemalist’i. Sen istersen muhafazakar ol. Yani 5 vakit namaz kıl oruç tut ama zaten ABD çıkarlarına aykırı hareket ediyorsan senin bile kelleni aldılar. Gördük. İşte Balyozda tutuklananlar. O yüzden senin sorunun cevabı şu; Türkiye Mustafa Kemal’den uzaklaştırılmıştır. Emperyalizmin verdiği en büyük zarar budur. Mustafa Kemal sadece kılık kıyafet, yaşam tarzına yönelik bir model şekline sokuşmuştur. Sosyetenin ellerinde bayraklarla cumhuriyet balosu yaptığı bir formata indirgenmiştir. Efendim ben mayomu giyecek miyim? Şortla gezebilecek miyim? Diyenlerin bir kurtuluş sembolüne dönüşmüştür. Ama bu kesimlerin hiçbiri ABD’ye bağımlılığı sorgulamamıştır. Hiçbiri Türkiye’nin Nato üyeliğinin Türkiye’den neler götürüp neler getirdiğini sorgulamamıştır.

Şimdi son zamanlarda Atatürk’e İslami kesimin de sarıldığını görüyoruz. Çünkü görüldü ki İslami İdeoloji Türkiye’yi kurtarmıyor. Türkiye’yi asla kurtarmadığı gibi Türkiye’yi batağa sokuyor. Türkiye’yi kurtaracak tek ideoloji var. Mustafa Kemal. Yani Kemalizm. O yüzden korkmayacağız. Kemalizm demekten neden korkuyoruz? Şimdi bugün gördüm. Yunanistan’daki makale aynen şöyle diyor; Yaycı diyor Deniz Kuvvetlerinin Kurmay Başkanı , Türkiye’nin Mavi Vatan Doktrininin içini dolduran amirallerden biriydi. İcra makamındaydı. Her kesimle dosttu. Ama Kemalistlerle de yakındı diyor. Bakar mısın? Adam 101 yıl sonra hala Kemalist diyor. Çünkü korkuyorlar. Kemalizmden korkuyorlar. Çünkü Kemalizm vatanı sevmektir. Kemalizm düzgün adam olmaktır. Kemalizm yurtsever olmaktır. Bağımsız düşünmektir. Devrimci olmaktır. İşte Yunan bile korkuyor. 100 yıl geçmiş hala bu korkudan arınamamışlar.

 

Bugüne geldiğimizde Cihat Yaycı gibi bir komutanın görevden alınmasını nasıl okuyacağız?

Benim tahminim, COVİD salgını olmasaydı, Türkiye ekonomik krize doğru gitmeseydi Cihat Yaycı görevine devam ederdi. Neden? Çünkü Doğu Akdeniz’deki gelişmeler nedeniyle veya post COVİD dönemiyle ilgili olarak Nato’nun güney kanat  ülkelerinin ciddi sorunları var. Çok büyük sosyal ekonomik sorunlar. Anladığım kadarıyla küresel sistem bunun hazırlığını yapıyor. Küresel sistem Covid sonrası ciddi bir el değiştirme sürecine girecek. Yani Çin ABD ilişkileri, Rusya ABD ilişkileri  . Nato içindeki ülkelerin kendi aralarındaki ilişkiler olduğu gibi AB’nin içindekiler de… Bunların hepsi artık tartışmalı bir alana girdi. Nasıl ki Yalta’dan sonra nasıl ki Viyana Konferansından sonra 1815’te yeni dünya düzeni kurulmuştur, bu şekilde büyük ekonomik krizlerden veya COVİD tipi büyük salgınlardan sonra yeni dünya sistemleri kurulur. Türkiye şimdi bu hazırlığın içinde. Türkiye ekonomisinin sıcak paraya ihtiyacı var. Çünkü dedim ya emperyalizm tuzaklarını hazırlar. Oyununu 100 yıl sonrasına 50 yıl sonrasına göre kurar. Senin bütün bankacılık sisteminden, senin finans sistemini dışa bağımlı hale getirmiş mi? Seni AB’ye üye olmadan  Gümrük Birliği’ne sokturmuş mu? Özelleştirme altında devlete ait bütün varlıkları bu ülkenin tapusu olan her şeyi sattırmış mı? Seni yabancı firmalara ortak yapmış mı? Neticede seni küresel sömürü sisteminin parçası haline getirmiş mi? Hele ki 2002’den sonra neoliberal sisteme daha hızlı kenetlenmek için yaptığı girişimlerle Türkiye ekonomide üretim ekonomisinden tüketim ekonomisine geçerek dışa bağımlı hale getirilmişse Cihat Yaycı’nın başına gelenleri ben tüm bunlardan ayrı göremiyorum. Çünkü neden?  Sıcak paraya ihtiyacın var. Doğu Akdeniz’de sular ısınıyor. Zaten petrol firmaları iflas aşamasına geldi. Doğu Akdeniz’de zaten kimse yatırıma gitmiyor. Bir sakinlik bir dönem  olacak. Sakinleş . Bence bu mesaj verildi. 

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin çok büyük başarılara imza atttı. COVİD’den etkilenmeyen Nato’daki nadir donanmalardan biri… Deniz Kuvvetleri Karargahı’nın tabi ki çok büyük rolü var. Yani Deniz Kuvvetleri Karargahı demek bir orkestranın yönetimi demektir. Ve maestrosu da Kurmay Başkanıdır. Çünkü kuvvet komutanı esasında semboliktir. Niye? Neticede makamında oturur ona nihai kararlar götürülüyor. Ama onun haricindeki günlük bütün işler kurmay başkanından geçer. Düşünebiliyor musun? Bu kadar başarılı birine Mavi Vatan’ın içini şahane doldurmuş birini, bir amirali gece yarısı kararnamesi ile görevden alıyorsun. Bunu yarattığı tabii psikolojik etkiyi bir, Yunan basınında görüyoruz. İki, Fetö basınında görüyoruz. Çünkü aynı adamın bir özelliği de Fetömetrenin mucidi olması…Türkiye’deki tüm kurum ve kuruluşlar arasında Fetö ile en iyi mücadele eden kurum Deniz Kuvvetleri…Bunu nereden görüyoruz?. İhraç edilenlerin sayısının toplam mevcuda oranından görüyoruz. En yüksek oran kimde? Deniz kuvvetlerinde. Bu kadar başarılı bir kurumun icra başkanını bir anda görevden alıyorsun. Bunun benzerini biz nerede görmüştük? 11 Şubat 2011’de en ciddi, en etkili görevlerde bulunan amiraller bir gecede tutuklandı. 15 amiral neredeyse 90’a yakın en seçkin kurmay albaylar… Yani emperyalizm Türkiye’yi denizden uzaklaştırmak, denizdeki yükselişini durdurmak için her türlü enstrümanı kullanır.

Burada da görüyorum ki işte uyduruk bir dava … Yani düşünsene Deniz Kuvvetlerinn koskoca kurmay başkanı kalkacak torpidonun teli ile suçlanacak. Covid’in ortasında, Türk bahriyesinin bu kadar başarılı olduğu bir dönemde bu kadar başarılı ve iyi yöneten komutanına böyle bir müdahale yapıyorsunuz. Bilmiyorum kuvvet komutanı onayı var mı? Nasıl bu kararlar verildi? Ve adama diyorsunuz ki sabahın 8’inde ayrılacaksın görevinden. Olacak iş değil.

Bunu şöyle de görmek lazım. Osmanlı İmparatorluğu’ndan itibaren Selçuklu dahil Çaka Bey dahil Türkiye’de kara hakimiyetiyle deniz hakimiyeti arasında büyük bilek güreşi olmuştur. Dediğim gibi denizcileşme her zaman önlenmiştir. İki grup tarafından. Bir tanesi emperyalizm çünkü asla böylesine coğrafyaya sahip 3 tarafı denizlerle çevrili , 3 kıtayı kontrol eden, Türk boğazları, Süveyş havzasını kontrol eden bir havzadaki ülkenin ve de Türk dünyasının en batı ucundaki bir kısrak gibi uzanan ülkenin denizci olması, deniz uygarlığına geçmesi istenmez. Emperyalizm bunu istemez. Çünkü sana verilmiş rol bellidir. Türkiye bunu kırdı işte. Türkiye bunu Soğuk Savaş’tan sonra kırdı. Rahmetli Özden Örnekler rahmetli Soner  Polat amiraller o günkü hapse atılan nesil. Bu nesil bu devrimi yaptı.

Özetle şunu söyleyeyim, Yaycı, Türkye’nin denizcileşmesinin sembolüydü. Deniz kuvvetlerine tabi ki güveniyorum. Devletimize hepimiz güvenmek zorundayız. Ama böyle haksız müdahaleler hamleler olduğunda da bunu sorgulamak, hele hele demokratik bir ülkede yaşadığımıza inanıyorsak hepimizin görevidir. Sorgulamamız gerekir.



İLGİLİ HABERLER