Bizi takip edin
Bizi takip edin
Medya

Cumhuriyet gazetesi davasında ikinci gün



25.7.2017 11:52:07
Gazeteciler Can Dündar, Ahmet Şık, Kadri Gürsel, Musa Kart'ın sanıkları arasında bulunduğu Cumhuriyet Gazetesi yönetici ve yazarlarına yönelik 19 sanıklı davanın ikinci duruşması görülüyor.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya, gazeteci Ahmet Şık'ın aralarında bulunduğu 12 tutuklu sanık getirilirken; çok sayıda avukat da duruşmada hazır bulundu. CHP'li milletvekili Mahmut Tanal, Can Dündar'ın eşi Dilek Dündar ile birlikte sanık yakınları ve çok sayıda yabancı basından temsilcileri de duruşmayı izledi. 

Duruşmaya gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu'nun savunması ile devam ediliyor. Sabuncu savunmasına, "Bu dava bütün gazetecilere bir gözdağı davasıdır. Türkiye'de bağımsız gazeteciliğin bedeli tutuklanmaktır" diyerek başladı. İlk duruşmada Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, gazetenin Yayın Danışmanı Kadri Gürsel ve karikatürist Musa Kart savunmalarını yapmıştı.

Bugün savunmasına başlayan Sabuncu şu ifadeleri kullandı:

“Bu davanın başladığı 24 Temmuz günü, yani dün Türkiye'deki gazeteciler için önemli bir gün. Çünkü bu gün gazetecilerin bayramı. Ama biz bu bayramı kutlayamıyoruz çünkü 150'nin üstünde gazeteci hapiste.

Bugüne kadar 24 Temmuz'da sansür kaldırıldığı için bayram yapıldı, biz Cumhuriyet çalışanları da bundan sonra bugünü otosansürün yıkılması olarak anacağız. Çünkü Cumhuriyet davası tüm gazetecilere bir gözdağı davasıdır.

Türkiye'de bağımsız gazeteciliğin bedeli tutuklanmak ve cezaevine konmak. İddianamenizi 5 ay boyunca cezaevinde beklemek ve ilk kez savunma için 9 ay mahkemenin başlamasını beklemek. Biz bunların hepsini yaşadık.

Bu davanın savcısı, bizi tutuklayan, soruşturmayı yürüten kişi bir FETÖ üyesi olmakla yargılanan bir kişi. 

Düşünebiliyor musunuz, bu kişi ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyor.

Düşünebiliyor musunuz ki bu kişi hala işinin başında ve o iş adalet dağıtmak. Bizim işimiz gazetecilik bize kalem bile verilmedi.

Savcının bulduğu tanıklardan biri zaten uzun süre Fethullah Gülen'le yan yana olmuş, onun emir erliğini yapmış, Zaman gazetesi kurucusu ve yöneticisi iki isim. 

Bizim manşetlerimizi, haberlerimizi, 4 yıllık süreci inclemiş, binlerce haberler arasınca cımbızladığı haberlerle bizi örgüte yardımla itham eden bir bilirkişi. Kendisi tahminen 28 yaşında ve “adeta” kelimesini çok seviyor.

Biz 31 Ekim günü tutuklandık. 31 Ekim'den bu yana 20 Cumhuriyet yazarı, emekçisi gözaltına alındı. 14 tanesi değişik zamanlarda Silivri'ye kondu. Biz Cumhuriyet'te 200 kişiyiz. Yani Cumhuriyet çalışanlarının yüzde 10'unu gözaltına aldınız. Onunla yetinmedi iddianame. Bu iddianamede adı geçenlerin anneleri, babaları, eski eşleri bile hesaplarıyla beraber sorguya dahil edildiler. Bir arkadaşımızın 5 yaşındaki çocuğunun bile mal varlığı sorgulandı.”

VAKIF İDDİALARI

Sabuncu iddianamede kendisine yöneltilen iddialara da yanıt verdi. 

“Önce vakfın ele geçirilmesi; Cumhuriyet Vakfı Türkiye'nin en saygın isimlerinden oluşan ve tek amacı Cumhuriyet'i yaşatmak olan bir Vakıf'tır. Buradaki insanlar ömürlerini buna vermiş insanlardır” diyen Sabuncu şöyle devam etti:

“Hiçbir zaman Vakfın üyesi olmadım. “Vakfın ele geçirildiği tarih” olarak anılan 18 Şubat 214 tarihinde ben Cumhuriyet'te çalışmıyordum, altı ay sonra gazeteye geldim. O vakıftakilerin hiçbiriyle çay içmişliğim yok. Yani iddianame diyor ki “Murat Sabuncu sen bu Vakfı hiç tanımadığın kişilerle ele geçirdin.”

“ESKİDEN GAZETECİLER HABER VE TARİHİN TANIĞIYDI…”

İkincisi MASAK raporları. Benimle ilgili hiçbir MASAK raporu yok ama belliki sayın savcı zengin göstersin diye “MASAK raporları” kelimesini de eklemiş.                        

28 yıllık gazeteciyim. Milliyet gazetesi ağırlıklı olarak çalıştım sonra televizyona geçtim. SkyTürk'te ekran önündeydim. T24'te yazdım sonra Cumhuriyet gazetesine geçtim. Sedat Simavi Ödülü sahibiyim, TGC ve IPI üyesiyim, üye olduklarım gazetecilik örgütüdür.

Eskiden gazeteciler haberin ve tarihin tanığıydı. Artık meslektaşlarının yargılandığı davada tanıklık da yapıyorlar. Bu da tarihe geçecek.”

BYLOCK İDDİALARINA YANIT

İddianamede kendisine yönelik ByLock iddialarına yanıt veren Sabuncu “Tamı tamına 215 bin 92 tane ByLockcu var. Ben bunların binde biriyle görüşsem 215 kişi eder. Ben iddianameye göre 13 kişiyle görüştüm, yani 18 binde bir. Diyor ki iddianame; Sen gazetecisin. ByLock kullandığı iddia edilen 13 kişiyle bile görüşemezsin. Savcı diyor ki “askerle, imamla görüşmesi.” Ben gazeteciyim. Benim ne asker, ne polis, ne imam, ne müezzin konuşmam yok. Gazeteci var, işadamları var. Dediğim gibi gazeteci herkesle konuşur ama benim bu görüşmelerim yok. 170 bin kişi adli süreçten geçti, ben 10 kişi ile görüşmüşüm. 17 binde bir.” dedi.

“O SİZİN OTURDUĞUNUZ YERDE OTURUYORDU”

Savunmasında “Demiş ki ey Murat Sabuncu, sen Mehmet Ekinci ile konuşmuşsun. Doğru. ben Mehmet Ekinci ile sadece konuşmadım. En az yedi kez aynı mekanda da bulundum. O sizin oturduğunuz yerde oturuyordu sayın hakim, ben Odatv davasında izleyiciydim” diyen Sabuncu savunmasına şunları da ekledi:

“O gün biz de kaçak savcı Zekeriya Öz'ün gazeteci arkadaşlarımıza açtığı davanın ne kadar haksız olduğunu sokak sokak anlattık.

O gün hayatından bir-iki yıl çalınan gazeteci arkadaşlarımız Ahmet Şık, Barış Terkoğlu, Nedim Şener'di yanında durduğumuz.

O günlerde onların yanında durmak zordu, Ahmet Şık'ın deyimiyle “Dokunanın yandığı” zamanlardı.

Ahmet Şık'ın görüşçüsüydüm. 52 hafta geldim. Dışarısını öğrenmiştim şimdi içini de öğrendim.

O zamanlar rahattı. Cezaevinin rahatı olur mu? Avukatlarla görüş sınırsızdı bizim bir saat. Nasıl eşlerimiz, evlatlarımız, ailelerimiz yanımızdaysa o günlerde arkadaşlarımızın eşi yanındaydı.

O gün kriminalize edilen Ahmet Şık'ın İmamın Ordusu kitabı, Ahmet'in eşi Yonca Şık'ın liderliğinde korkusuz 100 kişinin imzasıyla basıldı, o imzalardan biri benim.

İki tweetimden dolayı “FETÖ'yü” sempatik gösterme iddia ediliyor.

O dönem Gülen’i, Hizmet şeklinde adlandıranlar, Türkiye'de Barış Süreci olarak tarif edilen, eksikleriyle beraber umut olan süreci baltalayanlardı.

Oslo görüşmelerinin sızdırılması, Fidan'ı gözaltına alma girişimi.

Aslında insan çok şey düşünüyor. Bugünkü iktidarın temsilcilerinin, bakanlarının, “Hocaefendi” yazmayanlara nasıl hakaret ettiklerini. Ben gazeteciyim. Asla ve asla bir gazeteci olarak kimseyi övmem, herkese mesafem vardır.

Erkan Tufan Aytav ile tanışmıyorum. Ama gazeteciyim, herkesle temasım olabilir.

 

 





İLGİLİ HABERLER