Bizi takip edin
Bizi takip edin
Sağlık

AKP'nin kürtaj kumarı



18.06.2018 11:27:28
Doğum kontrolü ve kürtaj hizmetlerini aile hekimleri, kadın hastalıkları ve doğum uzmanları ile ebelerin gözünden inceleyen bir rapor, AKP'nin kadın sağlığıyla oynama pahasına yol kat ettiğini gösteriyor.


Nüfusbilim Derneği, Türkiye Aile Sağlığı Planlaması Vakfı ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonunun ortak çalışmasıyla, İstanbul özelinde aile planlaması ve üreme sağlığı hizmetleri üzerine “Sisteme Değil İsteğe Bağlı Hizmet: Sağlık çalışanlarının gözünden İstanbul’da Kürtaj ve Aile Planlaması Hizmetlerinin Durumu” adlı bir rapor yayınlandı.

Aralık 2017 tarihli rapor, sağlıkta dönüşüm programının, kadın sağlığını riske atmak pahasına doğurganlığı artırma amacıyla nasıl kullanıldığının bir dökümü niteliğinde.

Türkiye’de 1965 yılında çıkan Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile gebeliği önleyici yöntemlerin satışı, 1983'te ise kürtaj yasal hale geldi. AKP’li yıllar ise hem doğum kontrol yöntemlerinin hem de kürtajın tartışmaya açıldığı, yalnız dinsel dogmalar değil, Türkiye kapitalizminin ihtiyaç duyduğu emek gücünün yaratılması hedefiyle de kadınların tercihlerinin sorgulandığı bir dönem oldu.

Bizzat Tayyip Erdoğan ve çeşitli mevkilerdeki AKP memurları, sistematik bir şekilde doğurganlığa ilişkin yorumlarda bulundu, hem doğum kontrol yöntemlerini hem de kürtajı düşman ilan etti.

Düşmanlığın sahadaki karşılığı ise, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile Ana ve Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇSAP) Genel Müdürlüğünün kapatılması, aile hekimliği sistemiyle Aile Sağlığı Merkezleri (ASM), Toplum Sağlığı Merkezlerinin (TSM) kurulması ve dönüşümle birlikte doğum kontrolü ile kürtaj hizmetlerinin ulaşılabilirliğinin zorlaştırılması şeklinde oldu.

SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM, HEKİMLERİN KONUYA HASSASİYETİNİ AZALTTI

Rapor, resmi kayıtlara göre 15 milyon insanın yaşadığı İstanbul’da, doğurganlığın düzenlenmesine yönelik üreme sağlığı hizmetlerini birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan aile hekimleri, kadın hastalıkları ve doğum uzmanları ile ebeler gözünden değerlendiriyor.

Çalışmada, İstanbul’un çeşitli mahallelerindeki ASM ve TSM'ler ile devlet hastanelerinde, 19’u birinci basamak; 10'u ikinci basamak olmak üzere 29 sağlık hizmet sunucusu ile görüşülmüş.

Çarpıcı sonuçlardan biri, AKP’nin sağlıkta dönüşüm programı öncesinde AÇSAP tecrübesi bulunan hekimlerin, mesleğe yeni başlayan hekimlere göre doğurganlığın düzenlenmesine yönelik konulara daha duyarlı olduklarının gözlenmesi olmuş. Ne yazık ki bu başlık, artık hekimin bireysel inisiyatif ya da ilgisine bırakılacak kadar az önemsenir hale gelmiş. Bir yanıyla bu “yok sayarak tüketme” eğiliminin, hükümetin bu alandaki resmi politikası halini aldığı da söylenebilir.

MEKAN VE MALZEME SIKINTISI, KADINLARI RİSK ALTINDA BIRAKIYOR

Önceki yıllarda AÇSAP'larda gerçekleşebilen kürtaj uygulaması, bu merkezlerin kapatılması ve aile hekimliklerinde kürtaj yapılabilmesi şartının bir kadın doğum uzmanının bulunması olarak tanımlanmasıyla beraber, birinci basamaktan fiilen silinmiş. 

Yine ASM ve TSM'lerde jinekoloji masasının veya uygun bir ayrı odanın olmaması kadınlar açısından rahim içi araç taktırmak ve smear testi yaptırmak gibi uygulamalar için bu merkezlerin tercih edilmemesine neden olmuş. Ancak erişimi göreceli olarak kolay olan bu merkezlerin işlevselliğinin kırılması, kadınların diğer sağlık hizmetlerine müracaat edebildikleri anlamına gelmiyor. Muhtemel ki kendi semtindeki merkezden mahrum bırakılan pek çok yoksul kadın, yalnızca yol parası olmadığı için dahi, bu hizmetlere ulaşamıyor.

Görüşülen bazı hekimler gebeliği önleyici yöntemlerin dağıtılmak üzere temininde yer yer sıkıntı yaşandığını belirtiyor. Örneğin 2012 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından hiç gebeliği önleyici malzeme alımı yapılmamış. Böyle durumlarda hekimler, kadınlara sonra tekrar gelmeleri veya yöntemi eczaneden temin etmeleri yolunda telkinlerde bulunduklarını aktarmış. Ancak bu durum bazı hekimlerce istenmeyen gebelik riski olarak tanımlanıyor ve mekan ile malzemeye erişimin kadınlar açısından yarattığı riske dikkat çekiliyor. 

Dikkat çeken bir nokta da, bilimsel alanı işgal eden muhafazakar sisin etkileri. Özellikle erkek aile hekimleri, kişisel çekinceleri veya hastaları adına varsaydıkları çekinceler nedeniyle, doğum kontrolü konusunda hizmet taleplerinin daha çok ebe ve hemşirelere yöneldiğini belirtiyor.

DOĞUM KONTROLÜNE TALEP AZALDI MI?

Hekimler, doğurganlığın kontrolüne dönük talebin yıllar içinde azaldığı gözlemlerini paylaşıyor. Bununla beraber kürtajın birinci basamak kurumlarda yapılmayışı ve yapıldığı ikinci basamak sağlık kuruluşlarının ender olması, durumu kadınlar açısından daha da zorlaştırarak, bu gözlemin altında yatan neden olabilir. Bulgular kürtaj talebinin düştüğünü gösterse de bu sonuç, hizmet alamayacağını düşünen kadınların durumu kabullenerek talepte bulunmaması olarak yorumlanıyor.

Gebelik belirtisi ve tetkiklerin takibinden sonra, kadınların bir kurum aramaya girişmesi, kısa olan yasal kürtaja erişim süresini imkansızlaştırıyor. Bu tablo, özel sağlık kurumlarına müracaat etmesi çoğu zaman mümkün olmayan emekçi kadınlar için kendisini daha yakıcı bir şekilde hissettiriyor.

Raporun dikkat çektiği noktalardan biri de, kürtaj hizmeti için yasal sürenin 8 hafta olduğunu ifade eden hekimlerin varlığı -yasal kürtaj sınırı 10 hafta- ve kimi hastanelerde 8 haftanın üzeri gebeliklerin geri çevriliyor olması. Hekimler, kürtaj hizmetinin sunulmasında, başhekimin genel tutumunun ve hastanenin geleneğinin etkili olduğunu söylüyor. Veriler, bu alandaki mevzuatın bir önemi olmadığına, kadınların yaşamını bu denli şiddetle etkileyen bir konuda keyfiyete işaret ediyor.

Raporun ürkütücü bulgularından bir diğeri de  pek çok hekimin isteyerek düşüğe vicdani nedenlerle karşı olduğunu ifade etmesi. Bu hekimlerin bir bölümü, sorumluluğu kendisinde olmadan bu hizmetin sürmesini istediğini beyan etse de, mevcut keyfiyete ilişkin önemli bir gerçeği yansıtıyorlar.

ÜREMEYİ TEŞVİK ETMEMEK PERFORMANS SAYILMIYOR

Öte yandan hekimlerin performans puanlarıyla ücretlendirildiği sağlık sisteminde, performans hesaplamalarında gebe izlemleri, bebek izlemleri ve aşılar yer alırken, doğum kontrol hizmetlerine yönelik herhangi bir kriter bulunmuyor. Yani hekim üremeyi teşvik eder nitelikte bir emek üretmediğinde bu, ücretlendirilen “iş”ten sayılmıyor.

Performans puanlarını belirleyen Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) 2007 yılında yürürlüğe girdiğinde “tıbbi nedenli tahliye” tanımlanmış, isteğe bağlı gebelik sonlandırmaya dair bir kod ise tanımlanmamıştı. Hatırlanacağı üzere bu durum kamuoyunda “kürtaj yasağı” olarak algılanmış, beraberinde isteğe bağlı kürtajın sosyal güvence kapsamının dışında kalmasına ve fiili olarak gerçekleştirilmemesine neden olmuştu. Tebliğ'deki söz konusu kod 7 yıl aynı şekilde kaldıktan sonra 2014 yılında “dilatasyon ve kürtaj” olarak nihayet değiştirildi. Aynı dönemde rahim içi araç uygulamasının da benzer bir biçimde kamu hastanelerinde fatura edilemediği için ücret karşılığında takılabildiği iddia edilmişti.

İsteğe bağlı kürtaj ali cengiz oyunlarıyla SUT dışında bırakılırken, aksine Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları 2006 yılında sosyal güvenlik kapsamına girdi. SUT’ta 2014 yılında yapılan değişiklikle tüp bebek deneme sayısı da 2'den 3’e çıkarıldı.

Raporda yer alan, özellikle mesleğe yeni başlamış hekimler arasında “üreme sağlığı” kavramının yalnızca üremeye yardımcı tedavi yöntemleri ve infertiliteyi çağrıştırması, SUT tercihlerinin bir sonucu olarak yorumlanmaya açık. Öyle ki görüşme yapılan yeni mezun hekimler, tıp fakültelerindeki eğitimde dahi, bu ağırlığın hissettirildiğini anlatıyor. Ücretlendirilmeyen, "pozitif performans" sayılmayan doğum kontrolüne dönük hekim emeği, hekimlerin zihinlerinde de karşılık bulamıyor.

AKP, FİİLİ DURUM YARATARAK KÜRTAJ ORANINI DÜŞÜRDÜ

2004 yılında toplam kürtaj hızı kadın başına binde 38 iken, her 100 gebelikten 11'inin isteyerek düşükle sonuçlandığı görülmüş. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün 2014 verileri ise sağlık sistemini nüfus planlamanın bir enstrümanı olarak kadınlara karşı kullanan AKP’nin, ne yazık ki yol alabildiğine işaret ediyor.

Doğurganlık ve gebeliği önleyici yöntemlere ilişkin göstergelerde bir gerileme olmamasına karşın, kürtaj oranı 100 gebelikte 5'e, toplam isteyerek düşük hızı ise binde 14 düzeyine gerilemiş.

Son olarak raporda tercih edilen kullanım bir yana, mevcut sağlık sisteminde doğurganlığın düzenlenmesine ilişkin hizmetleri yalnızca üreme sağlığı başlığında ele almanın sakıncalı olduğu söylenebilir.

Bu tutum, cinselliği yalnızca üreme sağlığı başlığında tartışmak gibi kısır bir bakışa zorluyor.

Yine aynı alanı kadın sağlığı üst başlığında ele almanın da, doğurganlığın kontrolünü yalnızca kadınla ilişkilendirmek ve erkeklerin sorumluluk alanından çıkarmak gibi bir eksiği bulunuyor. Bu nedenle, tartışmayı “cinsel sağlık hizmetleri” başlığıyla yürütmenin, hem kadınlar hem de erkekler açısından daha sağlıklı bir takibi mümkün kılan, daha kapsayıcı bir sağlık hizmeti kavrayışını sağlayabileceği düşünülüyor.

Kaynak: SoL



İLGİLİ HABERLER