Bizi takip edin
Bizi takip edin
Siyaset

‘Sağcı-solcu’dan ‘evetçi-hayırcı’ya



25.04.2017 14:11:40
Bu saflaşmada her iki taraf da kendisinin vatansever olduğunu ve halkın çıkarlarını koruduğunu, diğerinin “vatan haini” olduğunu düşünüyor ve savunuyordu. Aralarında diyalog yoktu, ölümüne bir savaş vardı.

Türkiye 1946 yılında başlayan Soğuk Savaş’ın en sert biçimde yaşandığı ülkelerden biriydi. Yaklaşık 1945 yılına kadar korunabilen Kemalist Devrim, bu tarihten itibaren emperyalizmin ve ülkemizdeki uzantılarının sistemli bir saldırısına maruz kaldı. ABD emperyalizmi, ülkemizdeki işbirlikçileri eliyle Kemalist Devrim’e ve demokrasiye yönelik bir mücadele başlattı. Bu mücadelenin en önemli aracı, halkı “sağcı” ve “solcu” diye bölmekti.

HALKI NASIL BÖLDÜLER?

1960’lı ve 1970’li yılları yaşayanlar, yaratılan ve özellikle de 1975 yılından itibaren kitlesel katliamlara dönüştürülen sağcı-solcu, ülkücü-devrimci çatışmalarını anımsayacaktır.

Bu mücadelede emperyalistler Kuranı Kerim’i bile tahrif ederek kullandı. Örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 1973 yılında yayımlanan Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı - Meal’de “sağcılar”ın cennette çok güzel bir yaşam sürecekleri, “solcular”ın ise büyük eziyet görecekleri anlatılıyordu.

Meale göre Vakıa Suresi’nin başı şöyleydi: “Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır (ayet 1-3). Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz (ayet 4-7). İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! (ayet 8) Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara! (ayet 9).” ... “Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara” (ayet 27)... “Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara” (ayet 41)

KARDEŞİ KARDEŞE VURDUTTULAR

Bu saflaşmada her iki taraf da kendisinin vatansever olduğunu ve halkın çıkarlarını koruduğunu, diğerinin “vatan haini” olduğunu düşünüyor ve savunuyordu. Aralarında diyalog yoktu, ölümüne bir savaş vardı.

Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda bu kardeş kavgalarının gerisinde emperyalist güçleri görebiliyoruz. Türkiye bu kardeş kavgaları nedeniyle büyük güç kaybına uğradı; emperyalizmin Türkiye’deki gücü ve etkisi arttı. Hükümet, Türkiye’deki ABD üslerine 1975 yılında el koymuştu. Bu üsler, daha da genişletilmiş biçimiyle, 1981 yılında yeniden faaliyete geçti. ABD, yarattığı kardeş kavgasını gerekçe olarak kullanarak, Türkiye’yi yeniden Ortadoğu’da bir merkez olarak kullanmaya başladı. Bu sürecin acısını da devrimciler ve ülkücüler yaşadı.

Türkiye 24 Temmuz 2015 ve 15 Temmuz 2016 sonrasında anti-emperyalist bir birliktelik yarattı. Emperyalizmin saldırı araçları olan bölücü terör örgütüne ve Fetullahçı casusluk ve terör örgütüne yönelik önlemler, halkımızın büyük bir bölümü tarafından desteklendi. ABD ve AB karşıtlığında dünya ülkeleri arasında en üst sıralara eriştik.

AKP, 16 Nisan sürecindeki tavrıyla bu birlikteliği bozdu. Emperyalizm ise, AKP’nin bu büyük hatasından yararlanarak, 12 Eylül öncesinin sağcı-solcu kavgasını günümüzde evetçi-hayırcı kavgası biçiminde yeniden yaratmaya çalışıyor.

Bu oyuna gelinmeyecektir.

12 Eylül öncesindeki sağcı-solcu kavgası, sınıf mücadelesinin önüne geçmişti. Sınıf mücadelesi içinde aynı safta yer alması gereken on binlerce işçi, sağcı-solcu diye bölündü ve birbirine düşmanca yaklaştı. Sınıf çıkarları ve ulusal çıkarları emperyalizme karşı birlikte tavır almayı gerektiren işçiler, hem kendilerine, hem de ülkeye zarar verdi.

Emperyalizmin, evetçi-hayırcı kavgası tezgahlamasına izin verilmemelidir. Gün, evetçilerin ve hayırcıların emperyalizme karşı birleşme ve mücadele günüdür.

 

Yıldırım Koç

Aydınlık



İLGİLİ HABERLER