Bizi takip edin
Bizi takip edin
Siyaset

Solcularımız nasıl bu kadar sağcı oldu?



10.5.2017 15:22:37
Solcu olduğunu iddia edenlerin korkunç derecede farklı siyasetler savunabildikleri bir dönem yaşıyoruz.

Aklınıza gelen her konuda öyle iki sol hareket bulabilirsiniz ki biri “ak” desin, diğeri “kara”. Eskiden yöntemler, tahliller, tespitler tartışılırken, bugün ortak bir payda dahi bulmak mümkün değil. Bir şeyin aynı anda hem ak hem kara olamayacağını da biliyoruz. O zaman, sol adına yapılanların hiç değilse bazıları yanlıştır dersek hatalı olmayız.

Koşullara verilen hatalı “sol” tepkilerin tek tek eleştirilmesi artık gündelik hayatımızın bir parçası oldu. Ama sadece tekil olaylar üzerinden incelemenin soldaki sorunları doğru anlamak için yeterli olmadığını düşünüyorum.

NE OLDUĞU UNUTULAN SOL

Biraz da utanarak sol neydi diye kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Utanarak diyorum, çünkü tanımının bu kadar muğlak hale gelmemesi gerekirdi.

Sol düşünceye göre toplum, bireylerin ekonomiye katılma şekline göre sınıflandırılabilir. Çünkü, ekonomiye benzer şekilde katılan grupların politik çıkarları ve sosyolojik eğilimleri de paraleldir.

Tarih boyunca belirli kesimler üretimi yönetme gücünü ele geçirdi. Üretimi yönlendirenler, ihtiyaç fazlasına el koydu ve kendileri üretim faaliyetlerinden çekildi. Bu grubun dışında kalanlar ise ihtiyaçlarından daha fazla üretmeye zorlandılar. Ezenler, el koydukları ihtiyaç fazlasını baskı araçlarına harcadı, daha çok ezdi. Kısaca “Ezilenler” diyeceğimiz çoğunluk az yedi, çok çalıştı, ezildi, ezenleri doyurdu.

Solcu, bu çelişkiyi görüp karşı çıkan kişiye denir. Solcu, ezene karşı ezilenin yanında durur. Ezilenlerin güç birliğini savunur. Sınıf ayrımını ortadan kaldırmak ister. Ezenin ve ezilenin olmadığı bir dünya ister.

Günümüzde ezenlerin insanlığı sömürmek için kullandığı iki temel araç emperyalizm ve kapitalizmdir. Sol zulme karşı olmak ise, solcu emperyalizme ve kapitalizme karşı olan kişidir.

TOPLUMUN BİLİNCİNDE SAĞ VE SOL

Sol ve sağ kavramları toplumun bilincine kazınmış, herkesin bir fikre sahip olduğu konular. Bir siyasi tavrın sağcı mı solcu mu olduğunu sorsanız herkesten bir cevap alırsınız. Hatta verilen cevapların birbiriyle tutarlı olduğunu da görürsünüz.

Öte yandan sol düşüncenin tarihine bakarsanız, büyük sol hareketler ve düşünürler tarafından yapılan sol tanımları ile bugünkü solcuların bir çok konuda örtüşmediklerini görürsünüz. İlginçtir, bugün Türkiye’de ve hatta dünyada yaygın sol algısı kendi içinde tutarlı olmakla beraber solun tarihi ve bilimsel tanımı ile tutarsızdır.

Toplumun bilincinde sağ sol diye iki takım var mı, var. Herkes yerini biliyor mu, biliyor. Rakip takımı gördü mü tanıyor. Kendi takımının tezahüratlarıyla heyecanlanıyor mu, heyecanlanıyor. Ama, bu takımların ne olduğu, adı, sanı, geçmişi, niteliği önemini yitirmiş, muğlaklaşmış. Bağlamından kopartılmış anlamsız bir etikete, adeta futbol taraftarlığına dönüşmüş.

TÜRKİYE’DE SOL

Türkiye’de kendine sol diyen kesimlerin büyük ölçüde ne kapitalizm, ne de emperyalizmle bir derdi yok. Onları sendika faaliyetlerinde, 1 Mayıs’larda göremezsiniz. Emperyalist müdahaleye karşı durmak pek ilgilerini çekmez. Kitlenin bileşimine bakarsanız ezilen işçi ve köylüyü içlerinde fazla görmezsiniz. Çoğunluğu orta sınıftır. Ya küçük çaplı mülk, sermaye sahibidir, ya da eğitim avantajından yararlanarak ortalama işçiden fazla gelir sağlamıştır. Moda adıyla beyaz yakalıdır.

Çoğunluğu Atatürk’ü sever, bir kısmı sevmez. Atatürk’ü sevenlerin önemli bir kısmı altı okun ikisiyle yetinir. Cumhuriyetçilik ve laiklik iyidir. Kalan dördü alçak sesle söylenir. Atatürkçü olmayanları ya enternasyonalisttir, ya Kürt milliyetçisidir. Kendine enternasyonalist diyenlerin siyasi programı veya mücadelesi yoktur. Kürt milliyetçisi olanlar da PKK üzerinden emperyalizme piyon oldukları gerçeğini kabullenmezler.

Bu oldukça karışık gruba sorsanız bir ağızdan “biz solcuyuz” derler. Dışında kalan halka sorsanız “bunlar solcudur” diye tanıklık ederler. Oysa, oturup siyasi gündemlerine baktığımızda ya emperyalizme, ya kapitalizme, veya ikisine birden duyarsız olduklarını görürüz. Peki bu noktaya nasıl geldik?

ORTA SINIFIN İÇİNDE SAKLANAN SOL

Bir toplumun sol hareketi bastırıldığında imkanları en dar olan solcular en sert şekilde sindirilir. Orta sınıf geçmişine sahip solcular bireysel olarak ayakta kalmanın bir yolunu bulmakta daha başarılıdır. Dolayısı ile baskılardan geriye “nüfus mühendisliği”ne uğramış bir sol kalır. Türkiye’de de 1970-80 süreçlerinden geriye çok yaralı, savunmasız ve ezilen sınıflardaki tabanını kaybetmiş bir sol kaldı.

Ezilenin olmadığı yerde geriye kalan solcu ne yapar? Koşullar değişene dek sol fikirleri içinde yaşatır. Bir nevi kış uykusuna yatar. Fakat, sola ahlakını, birliğini, kardeşliğini, siyasi doğruluğunu veren ezilenlerin içinde yaşadığı gerçekliktir. O gerçekliği yitirmek, siyasi bilinçte hasara yol açar. İşte, Türkiye’de sol büyük ölçüde bu kış uykusundan uyanamadı. Bir nevi beyin ölümü gerçekleşti.

Ezilenin gerçekliğinin yerini solculuğun şekilsel öğeleri doldurdu. Geçmişteki acılara, ağıtlara, kahramanlık destanlarına, renklere, bayraklara romantik bir bağ ile tutunuldu.

Solculuğun bir öznel değerler bütünü olarak, bir kimlik olarak, bir zümre olarak yaşaması imkansızdır. Çünkü bunların hepsi solun kendi tanımı ile çelişir. Orta sınıfın içinde saklanan, öznel değerlere tutunan sol, kaçınılmaz olarak orta sınıfın siyasi taleplerini öne çıkarmaya başlar.

Ezenler, toplumsal sorunları gözardı edip renklerle ve şekillerle uğraşan solcuları çok sevdi. Toplumun tepkisini sönümlendirmekte çok kullanışlıydılar. Basında ve kültürel hayatta yükseldiler. Avrupa Birliği fonlu projeler yaptılar. Alkış aldılar, ödül aldılar.

BİREYSEL SOL

Özallarla başlayan küçük amerika olma sürecinde orta sınıf yavaşça liberalizmi benimsedi. Solcuyu da bireysel kimliğini ifade eden, kendi halinde bir insan olarak kabullendi. Ona bu şekilde katlandı. Liberalizmin bireyci renk paletinde kırmızı bizim solcumuza düştü. Solcu, eskiden temelden karşı olduğu toplumsuz, izole, bireysel insan tanımına şimdi hayatta kalmak için bağımlı oldu.

Liberalizmin bireysel farklılıklar denizinde kendi icat ettiği solcu kimliğine de bir yer olduğunu savundu. Böylece hiç yoktan solun öznel değerlerini yeni hayatına taşıdı. Toplum içinde sergileyemediği solun gerçekliğinden kalan kırıntıları da bozdurup, yerine sistemden bireysel ifade hakkı satın aldı. Mitlere, masallara, hayallere boğuldu. Che tişörtü giydi, Küba purosu içti.

Toplumsal bağların çözülüp geriye bağsız, bağlantısız, alakasız, ahlaksız bireylerden bir güruh kalmasına en şiddetle karşı çıkan solcu, toplumla alaka kuramayan bir bireyselleşme karikatürü olarak popüler kültürde ufak bir köşe edindi.

Tüm bunlar olurken yanında ezilen sınıflara mensup bir solcu çoğunluğu olmadığı için, kimse kulağından tutup “böyle olmaz” diyemedi. Ezilenin gerçekliğinden kopunca, solun gerçekliğinden de kopuldu. Çünkü özünde sol, ezilenin gerçekliği idrak etmesinden öteye hiçbir şey değildir.

KİMLİK OLARAK SOL

Bir solcu olduğunu ifade etmek, kamusal alanda solcu imgelerini gösterebilmek, düzene tepeden bakan deneyci bir yaşam tarzını sürdürebilmek solun kendisi oldu. Yabancılaşma, kapitalizmin getirdiği bir yıkım olmaktan çıktı, üstünlük göstergesi oldu. Mesele çoğalıp, güçlenip daha adil bir düzen kurmaktı. Adaletsiz düzen içinde dar bir çevrede adaletin tiyatrosunu oynamaya dönüştü.

Eskiden solun birleştirici harcı hümanist insan sevgisiydi. Bu içe kapalı, dar çevreli güruh, tıpkı diğer tüm içe kapalı dar çevreli güruhlar gibi birleştirici harç olarak şovenist bir dışlayıcılığı benimsedi. Sosyolojinin kanunları zihinlerdeki fantezilere üstün geldi. Solun sadece felsefi, soyut ve ideolojik bir düzlemde yaşanması imkansızdı, imkansız gerçekleşmedi. Halk cahil oldu, geri oldu, “bunlardan bir şey olmazdı”. Geçmişte ezenlerin halkı aşağılamasına karşı çıkanlar şimdi halka yumurta fırlatmak için sıraya girmişti.

Kimlik siyasetinin temeli liberal sağdır. Toplumu alt kimliklere parçalayıp bireyleri toplumdan sorumsuz, bağımsız ve ilgisiz kılmak, toplumu kontrol etmeyi kolaylaştırır. Kaçınılmaz olarak tüm alt kimliklere ait oluşlar da liberal sağın bir uzantısıdır. Solculuğu toplumun bir alt kimliği olarak tanımlayıp benimsemek de sağcılıktır. Bu tutum ezen sınıflara hizmet eder. Çünkü kimliklere bölünmüş bir toplum ezenler karşısında daha güçsüz bir toplumdur. Yaratılan kimliğin adının “sol” olması verdiği zararı değiştirmez.

Burada bir saniye durup Amerika’nın siyasi düzenini anmamak olmaz. İki partili düzenlerinde temsil edilen fikirler liberal sağ ve muhafazakar sağdır. İlginç bir şekilde Amerika’da liberal sağcılara solcu da denir! Türkiye’nin Küçük Amerika süreci siyasi ve stratejik olarak duvara çarptıysa da sosyolojik etkileri ile daha uzun süre uğraşacağız gibi görünüyor. Parantezi kapatıyorum.

ENTELEKTÜEL TÜKETİM NESNESİ OLARAK SOL

Ezilenler, hak mücadelesinin nesnel ihtiyaçlarına cevap vermek için kendi ekonomi, sosyoloji ve siyaset teorilerini geliştirdi. Mevcut genel kültür ve düşünce akımları ile oldukça farklı ve cüretkar olan sol teoriler elbette dışarıdan bakan göz için bir merak nesnesiydi.

İnsanı sola taşıyan şey sömürünün kendisi, insan sevgisi ve merakın bir bileşimidir. Merak, doğası gereği tüketicidir, öğrenecek şeyleri bitirdikçe yenisini talep eder. Bileşimde merak ağır basarsa bir gün toplumun içinde bulunduğu gerçeklik tüketilip bitecektir. Bilinç, mevcut gerçeğin dışındaki solculuğa meyleder. Uzak diyarların, geçmiş tarihlerin siyasi olguları gözümüzün önünde apaçık durmadıkları için keşfetmesi daha heyecan vericidir. Sola bağı nesnel ihtiyaçlardan değil meraktan olan kişi içinde bulunduğu toplumun çelişkilerini hor görür. Ulaşılamaz diyar ve zamanların mitlerini, masallarını, hayallerini gözünde büyütür.

Bu şekilde bir taşla iki kuş vurur: hem entelektüel heyecanını korur, hem de içinde yaşadığı koşullardan kendine görev çıkartmamış olur. Mücadelesiz bir enternasyonalist olarak, ütopik bir sosyalist olarak fildişi kulesine çekilir. Öğrenmeye ayırdığı vaktin topluma hizmet için harcanmış olduğunu düşünerek görevini yerine getirdiğine inanır. Ezberden çok iyi Marks okur mu okur, ama sosyoekonomik varlığı sağda kalır. Hayali bir dünya emekçisiyle empati kurduğunu iddia ederken yanı başındaki emekçi komşusundan nefret eder.

Görüyoruz ki; bireysel solculuk ve kimlikçi solculuk mümkün olmadığı gibi, entelektüel solculuk da imkansızdır. Sol demek ezilenin ezene karşı durması demektir. Fikirsel olarak solcu olunmaz, eylemsel olarak solcu olunur. Mücadele mevzisinde olmayan solda da yoktur.

HOBİ OLARAK YİNE SOL

Toplumsal paylaşımda koruması gereken bazı kazanımları olan, bunların tehdit altında olduğunu hisseden, büyük güç sahibi olmayan kitlelerden sol fikirleri benimseyen çok olur. Çağdaşlaşma ve sosyal adalet adına kazanımların korunması solun siyasi programının da bir parçasıdır. Bu bağlamda sol ile orta sınıfın sınıfsal talepleri bir araya gelir.

Önceliği kazanımlarını korumak olan insanın mücadeleden sonra geri döneceği, olduğu gibi korumak istediği bir dünyası vardır. Hayatını bölümlere ayırır. Özel hayatı ve siyasi hayatı. Siyasi hayatını özel hayatına bulaştırmadığı sürece hep geri dönme imkanı vardır.

İçinden geldiği değerleri, yargıları, eğilimleri masaya yatırmayan, tartışmayan birisi nasıl olur da tutarlı olarak zulme karşı ezilenin yanında olur? Bunun bir garantisi yoktur. Olmadığı için de mutlaka savrulmalar yaşanır. Kişinin dosdoğru zulme karşı olması benliğini, geçmişini, toplum içindeki mevcudiyetini sorgulamayı gerektirir. Hedefi, kazanımlarını korumaktan ibaret olan kişi, geri dönmeyi planladığı dünyayı sorgulamaya isteksiz olur.

Adaletsizliğe karşı verilen mücadeleyi geçici olarak görmek, aynı zamanda mücadeleden kendini geri çekmektir. Çünkü bu, bazı adaletsizlikleri bilinçlerde hasır altı etmeyi, üzerlerini örtmeyi gerektirir.

Sola, solunkinden daha küçük taleplerle gelen, bu talepleri küçük tutmasını bir kolaylık zanneden, altı oku bir çırpıda ikiye budayan orta sınıf siyasetini ne yazıkki sonsuz bir başarısızlık beklemektedir. Orta sınıf kendi içinde toplumu dönüştürecek kuvveti örgütleyemez. Çünkü elindeki kaynaklar kısıtlıdır. Dar kapsamlı taleplerinin etrafında toplayabileceği kitle de dardır.

Toplumun ezilen kesimlerin kucaklayan daha geniş bir cephede yer alıp, tüm ezilenlerin siyasi programını sırtlanmaya burun kıvırarak kendini başarısızlığa mahkum eder. Fakat geri dönebileceği kısmi kazanımları hala yerinde durduğu sürece kendince riske girmez. Girmeyerek herşeyi kaybetmekte olduğu gerçeğiyle yüzleşmek de istemez. Yenilgiyi kafasında öteler, günü idare eder.

Ezilen sınıfların büyük gücü ile orta sınıfların kabiliyetleri arasına nefretten, bahanelerden ve korkulardan bir duvar örülür: O işçi, çiftçi dediğimiz adam şu partiye oy vermiş, bu partiye oy vermiştir. Onunla nasıl ortak bir paydada buluşulur ki? diye düşünür.

Oysaki milli mücadeleye katılan ve sonrasındaki devrimleri inşa eden halk bugünden oldukça daha geri bir bilinç düzeyinden gelmişti. Şeyhten, hocadan, ağadan kopup da gelmişti. İki köy ötesine hiç gitmemişlikten gelmişti. Kitap dahi görmemişlikten gelmişti. Hayallerde idealize ettiğimiz uzak diyarların özgürlük mücadeleleri de farklı değildi. Onlar ortaçağ karanlığından hallice bile değillerdi yola çıktıklarında.

Bütün bunları görmezden geldiği noktada sola soldan başlayan solcumuz kendini en sağa kadar götürdü. İşin acısı, geldiği yeri de tanıyamadı.

SONUÇTA SOL

Sol, toplumun yaratıcı gücünü kavramaktır. Yaratıcılığı kendine veya belirli bir zümreye mahsus görmek bir yanılsamadır. Ezilen halkı temel alan eşitlik ve bağımsızlık mücadelesi dosta düşmana bu gerçeği belletir. Milli mücadele tarihimiz dünyada bunun en güzel örneklerindendir.

Orta sınıf insanların kendilerini toplumdan ayrı ve üstün tasavvur ettikleri, sadece geçmiş kazanımlarını garantiye alıp geri çekilmek istedikleri bir sözde ilericilik tarzı başarısızlığa mahkumdur. Özünde, böyle bir siyasi duruş liberal sağın kırmızı bayrak taşıyan halidir. Biz sallanan kırmızı bayrağa mı bakacağız, bayrağı tutan kişinin gerçekliğine mi?

Türkçesiyle, bu dar kapsamlı orta sınıf siyaseti, karşı çıktığı ortaçağ siyaseti gibi gericidir. Çünkü toplumsal değil bireyseldir, katılımcı değil dışlayıcıdır. Programlı değil tepkiseldir. Sol da değildir. Atatürkçü de değildir. Gerici bir tutumun gericileri tasfiye ettiği nerede görülmüş? Bugün, ilerleme ihtiyacı olan sadece ezilen sınıflarımız değil, tüm toplumumuzdur.

Bu noktada mevcut solcuya düşen görev ufkunu genişletmek, bahane ve korku duvarlarını yıkmak, ezilen sınıfları kazanmanın yollarını bulmaktır. Solun pusulasını düzeltecek olan sıradan vatandaşın emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadele saflarında daha yoğun bir şekilde temsil edilmesi olacaktır.

 

Türerkan İnce

Aydınlık



İLGİLİ HABERLER