Bizi takip edin
Bizi takip edin
Yerel Yönetimler

"Kentsel değil rantsal dönüşüm yaşıyoruz"



18.12.2017 07:53:21
CHP İstanbul Milletvekili, Gülay Yedekci, "493 deprem toplanma alanının 416’sı imara açıldı. İstanbul’da deprem anında toplanacak yer yok! Van depremi sanki kentsel dönüşümü rantsal dönüşüme dönüştürmek için mevcut hükümetin kullandığı bir araç oldu" dedi.

CHP İstanbul Milletvekili, mimar Yrd. Doç. Dr. Gülay Yedekci, kentsel dönüşüm sürecinin şeffat yürütülmediğini belirterek “Rant olmayan, insani bir dönüşüm için bakanlığın, belediyelerin, meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının ve halkın görüşlerinin alınması, tartışma için bilimsel çalışmaların yapılması gerek. Dünyada çok önemli ve doğru kentsel dönüşüm örnekleri varken, Türkiye’de maalesef belli yandaş müteahhitlerin ya da firmaların para kazanmak için gözlerine kestirdiği alanlar haline geliyor” dedi. AKP hükümeti döneminde 493 olan deprem toplama alanlarının 416’sının imara açıldığını anımsatan Yedekci “15 yıldır iktidarda olan AKP, var olan yeşil alanları ve toplanma alanını imara açmak dışında bir şey yapmadı” diye konuştu.

Kentsel Dönüşüm, Geleceğin Şehirleri ve Biyomimikri (Doğadan Esinlenen Tasarım) alanlarında uzman olan Yedekci, Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere ulusal ve uluslararası alanda çok sayıda konferans, panel ve sempozyumda konuşmacı, moderatör olarak yer aldı.

Cumhuriyet'e verdiği röportajda kentsel dönüşümle ilgili önerilerini dile getiren Yedekci, "Cumhuriyet yapılarını teker teker yıkmak istiyorlar. İçinde Atatürk, Gazi, Cumhuriyet geçen her şeyden rahatsızlar" dedi.

Gülay Yedekci'nin röportajı şu şekilde:

- Türkiye’de yapılan kentsel dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kentsel dönüşüm yapılırken de deprem güvenlikli yapılar yapıp, insanların sağlıklı fiziksel çevrelerde yaşatmak amaçlanır. Van depreminin ardından 6306 sayılı Afet Riski Alanların Dönüşümü altında bir kanun çıkarıldı. Van depremi sanki kentsel dönüşümü rantsal dönüşüme dönüştürmek için mevcut hükümetin kullandığı bir araç oldu. Bu kanun, bütün yasa ve yönetmeliklerin üzerinde çıktı. Kişinin en değerli kazanımı olan ve Anayasa ile korunması gereken konut mülkiyet hakkı gasp edilebilir hale geldi.

- Peki nasıl bir kentsel dönüşüm olmalı?

Erişilebilir ve sürdürülebilir bir kentsel dönüşüm olmalı. Erişilebilir dediğimiz kent ve binaların engelliler dahil toplumun tüm kesiminin rahatça yaşayabildiği, etkin yapıları barındıran, karbon salımının minimum olan kentlerin olduğu, lastik tekerleklilerin kent içinde en az gezdiği, daha çok raylı sistemlerin kent trafiğine hâkim olduğu bir anlayış hâkim kılınmalı.

"İKTİDARINI İMAR RANTI ÜZERİNDEN KURUYOR"

- Peki bu nasıl yapılabilir?

Bunu 5 ayaklı sistemle yapabiliriz. Bu sisteme belediyeler, bakanlık, işi yapan müteahhit, meslek kuruluşları (mimarlar odası, şehir planlamacıları odası, sosyologlar, kente dair söz söylemek için bir araya gelmiş çeşitli sivil toplum kuruluşları gibi) ve önemlisi orada yaşayan halk sürece dahil edilmeli. Dünyada çok önemli ve doğru kentsel dönüşüm örnekleri varken Türkiye’de maalesef belli yandaş müteahhitlerin ya da firmaların para kazanmak için gözlerine kestirdiği alanlar haline geliyor. Mevcut iktidar kentsel dönüşüm yapmadan önce önce bir yeri atıl hale getiriyor, sonra ‘buralar yaşanamaz hale geldi, yıkalım ve yerine yenisini yapalım’ diyor. Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki geçenlerde yaptığı açıklamada belediye başkanlarına “Çiçek böcekle, sanatla uğraşmayın, kentsel dönüşüme öncelik verin” dedi. Asıl siz deprem tehlikesi var diyerek kenara çekilemezsiniz, oturduğunuz koltukların farkına varın. Makamınız konuşma yeri değil, iş yapma yeri. İstanbul’da 493 deprem toplanma alanının 416’sı imara açıldı, yalnızca 77 tanesi kaldı. Deprem olduğunda İstanbullu hangi parkta, hangi alanda toplanacağını bilmiyor. 15 yıldır hükümetsiniz, 23 yıldır İstanbul’u siz yönetiyorsunuz ne yaptınız? Var olan yeşil alanları ve toplanma alanını imara açmak dışında bir şey yapmadılar. Mevcut iktidar bütün iktidarını imar rantı üzerinden kuruyor.

"CUMHURİYET'İN YAPILARINI YIKMAK İSTİYORLAR"

- Var olan hasarlı binaların yenilenmesi konusunda ne gibi adım atıldı?

Türkiye’de en büyük sorun liyakat sorunu. İşi bilmeyen kişilere, yalnızca tanıdığı, yakını gibi nedenlerle büyük inşaatları veriyorlar. Restorasyon yapıyorum dediklerinde kalbime sıkıntılar giriyor. Mesela tarihi surları restore ediyoruz diye mahvettiler. Onlar bizim bu dünya miras listesinde bulunan tarihi varlıklarımız, yok ediyorlar adeta... Restorasyon için ‘tahminin başladığı yerde restorasyon biter’ deriz. Restorasyonda tahmin olmaz, emin bilgi ile devam edeceksiniz. Atatürk Kültür Merkezi örneği mesela. AKM döneminin mimari özelliğini yansıtmakta, o dönem için simge özelliklerindendir. AKM’yi yıllarca boş bırakacaksın, çalıştırmayacaksın, sonra da diyeceksin ki çürük. Biz büyüğünü istemiyoruz ki...Biz mevcut halinin korunmasını istiyoruz. Mimarlıkta da kent biliminde de dünyanın kabul ettiği evrensel kurallar vardır. Bu kurallar bir kişinin kişisel zevkine ve görüşüne göre değiştirilemez, değiştirilmesi önerilemez. Cumhuriyet yapılarını teker teker yıkmak istiyorlar. İçinde Atatürk, Gazi, Cumhuriyet geçen her şeyden rahatsızlar.

"ENGELLİLER YOK SAYILIYOR"

- Engellilere yönelik 2005’te bir yasa çıkarıldı ancak halen bir adım atılmadı. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Kamu binaları ve büyük ölçekli özel binalar engellilerin kullanımına uygun hale getirilecekti. 2005’te çıkarılan yasanın özelliği buydu. 2017’deyiz, hiçbir şey yapılmadı. Üniversiteler, kamu binaları, hastaneler, okullar engellilere uygun değil. Bu insanlara yönelik bir şey yapılmıyor. Biz de turuncu bayrak önerisini onun için geliştirmiştik.

- Turuncu bayrak projesinden bahseder misiniz?

Turuncu bayrak yapıların ve kentlerin engelsiz hale gelmesine yönelik bir çalışma. Orada mesela kaldırımların genişliği, yüksekliği, otopark gibi bazı düzenlemeler yapılıyor. Buna uyma durumuna göre 80 üzerinden puanlama yapılacak. Bilgisayar programı üzerinden veriler ışığında turuncunun 5 tonundan hangisinin verileceği planlanıyor. Böylece engelli yurttaş, mesela Yalova’ya tatile gidecekse hangi tesisin kendine uygun olduğunu da görebilecek. İstanbul’un önemli sayıdaki ilçeleri ile Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Yalova, Trabzon, Ordu, Giresun, Malatya, Edirne, Adana, Eskişehir gibi iller üzerinden projeyi uygulamak için çalışıyoruz.

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE

- Kadına yönelik şiddet vakaları giderek artıyor.

Son 10 yılda kadına yönelik şiddetin yüzde 1400 arttığından, fuhuşun yüzde 780 oranında artması, çocuk tecavüzlerinin yüzde 500’lere varan oranlarda artmasından bahsediliyor. Demek ki mevcut politikaların yanlışlığı var. Rol model olarak ortaya çıkan kişilerin kendi sorumluluklarının farkında olması lazım. Türkiye’de kadınla ilgili onlarca problem dururken kadının yaşam hakkı gibi çok ciddi problem ortada dururken nikâhı kadın mı kıysın erkek mi kıysın tartışmasından uzak durulması, kaç çocuk yapacağını söylememesi lazım. Türk toplumunun Cumhuriyetle kadının kazandığı her hakkın elinden alınmasına dönük ciddi bir çalışma var. Bir kadının kahkaha atması edep yoksunluğu olarak nitelendirilmiş, bir kadın şortla dışarı çıktığı için dayak yemişti. Bunların bir daha yaşanmaması için nasıl yan yana durmalıyız. Diyoruz herkes sussun, kadınlar konuşsun.

- Şiddet gören kadınlar için tasarladığınız Ekolojik Kadın Köyü projenizden bahseder misiniz?

Kadın sığınma evleri kadınların yalnızca nefes alabildiği, aslında yarı kapalı yarı açık cezaevi şeklinde. Ben de şiddet gören kadınlar için Ekolojik Kadın Köyü tasarladım. Harran’da inşaatına 2013’te başlandı. Burası bir köy ve kadınlar burada üretip hayata katılabilecek. 24 saat kameralarla izlenen ve erkeklerin giremeyeceği bu köyde, kadınlar kendi emekleri ile en az 2 yıl boyunca burada barınabilecek, kendi ekonomik özgürlüklerini elde edebilecek. Kapasitesi bin olacak. Bu projenin başka illere de yayılmasını hedefliyoruz.

- Man Adası belgeleri ve ABD’de yargılaması süren Sarraf davasına yönelik neler söyleyebilirsiniz?

Man Adası gibi, ABD’de devam eden Sarraf davası gibi konuların Türkiye gündeminde oluyor olmasından ve bunları konuşuyor olmaktan büyük üzüntü duyuyoruz. Halbuki biz bilimi, teknolojiyi, çocuklarımızın daha iyi eğitim alması için neler yapmalıyı, dünyanın ilk 10 üniversitesinin Türkiye’de olması için neler yapılabiliri konuşmalıydık. Türkiye’de siyasetin temiz olması, insanların siyasetten ekonomik bir çıkar beklememesi ve namusluca yarınlara çocuklarımıza, torunlarımıza güzel isimler bırakmak temel olmalıdır.



İLGİLİ HABERLER