CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, İran-İsrail savaşına ilişkin açıklamasında, “Ülkemizin hava savunma sistemlerini hızla güçlendirmesi artık kaçınılmazdır. Çelik Kubbemizin, en alt katmandaki Korkut’tan en üstteki Siper’e kadar her bileşeni eksiksiz ve tam kapasiteyle hazır olmalıdır. Bu hayati meselede savunma sanayiimizde liyakat dışında hiçbir ölçüt geçerli olmamalıdır. Ne vakıf ilişkileri, ne tarikat kadroları bu alana sızmamalıdır. Aslolan, Türkiye’nin harekat bağımsızlığıdır” açıklamalarında bulundu.
CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, İran-İsrail savaşında, Türkiye’nin güvenliği ve dış politikasına dair değerlendirmelerde bulundu. Çelik Kubbe’nin bir an önce hazır olması gerektiğini söyleyen Salıcı, konuya ilişkin şunları kaydetti:
“Ülkemizin hava savunma sistemlerini hızla güçlendirmesi artık kaçınılmazdır. Çelik Kubbemizin, en alt katmandaki Korkut’tan en üstteki Siper’e kadar her bileşeni eksiksiz ve tam kapasiteyle hazır olmalıdır. Bu hayati meselede savunma sanayiimizde liyakat dışında hiçbir ölçüt geçerli olmamalıdır. Ne vakıf ilişkileri, ne tarikat kadroları bu alana sızmamalıdır. Aslolan, Türkiye’nin harekat bağımsızlığıdır.
F-35 SAVAŞ UÇAKLARI TÜRKİYE’NİN HAKKIDIR
Milli Muharip Uçağımız ve gururumuz KAAN’ın Hava Kuvvetlerimize 2028’de katılması hedeflenmektedir. Dolayısıyla müttefiklerimizle yürüttüğümüz ilişkiler artık somut ve kalıcı sonuçlar doğurmalıdır. Özellikle CAATSA yaptırımları sonrasında her defasında Amerika’nın tavrını Meclis kürsüsünde açıkça kınayan bir milletvekili olarak altını çiziyorum ki F-35 savaş uçakları Türkiye’nin hakkıdır. Türkiye, bu projenin yalnızca parasını ödeyen bir müşterisi değil; Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı daha yokken kurucu ortaklarından biridir. Bu zaman diliminde, hem İsrail’de bulunan hem de Yunanistan’la sözleşmesi imzalanan F-35’ler; hem hakkımız hem de ihtiyacımızdır.
TÜRKİYE, SAVAŞ SENARYOLARINI DEĞİL, BARIŞ VİZYONUNU DAHA YÜKSEK SESLE SAVUNMALIDIR
Kafkaslar’da, Balkanlar’da, Orta Doğu’da, Doğu Akdeniz’de; Kıbrıs’tan İran’a uzanan geniş bir coğrafyada yaşanan her sıcak gelişme doğrudan Türkiye’yi ilgilendirir. Böylesi bir ortamda Türkiye, savaş senaryolarını değil, barış vizyonunu daha yüksek sesle savunmalıdır. Bu çerçevede PKK’nın fesih ve silah bırakma sürecinin kesintiye uğramaması, demokratik siyaseti savunan herkesin ortak dileği olmalıdır.
TÜRKİYE’NİN ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI VE ENERJİ GEÇİŞ HATLARINDALİ KÖPRÜ OLMA İŞLEVİ BİR ULUSAL GÜVENLİK MESELESİDİR
Hürmüz Boğazı’nın kapatılma riski; uluslararası petrol ticaretinden ülkemizin enerji fiyatlarına kadar çok geniş bir etki zinciri yaratmaya gebedir. Güvenlik yalnızca askeri bir alan değil; esasen ekonomik dirençle şekillenen bir alandır. Buradan açıkça vurgulamak isterim ki; Türkiye’nin enerji bağımsızlığı ve enerji geçiş hatlarındaki köprü olma işlevi aynı zamanda bir ulusal güvenlik meselesidir.
İsrail’in sınır tanımaz pervasızlığıdır. İsrail’i dizginlememek ve nükleer müzakereleri sürdürmemek, bölgeyi bir yangın yerine çevirecek sorumsuzluklardır. Batılı liderlerin ‘İsrail bizim kirli işlerimizi yapıyor’ sözleri, Batı’nın İsrail saldırganlığına neden göz yumduğunu göstermiştir. Bu sözler, tarih sayfalarına kara bir leke olarak şimdiden yazılmıştır. Bugünkü istikrarsızlığın başlıca sorumlusu; Benjamin Netanyahu ve onun aşırı sağcı koalisyonudur. İsrail’in ‘önleyici saldırı’ doktrinini ahlaken de hukuken de kabul etmek imkansızdır. Bir tehdidin gerçekleşeceği kesin değilse, yapılan saldırı meşru müdafaa değildir.
BU GİDİŞAT HAYRA ALAMET DEĞİLDİR
Dünya genelinde 12 binden fazla nükleer başlık bulunduğu, bunların çoğunluğunun ABD ve Rusya’ya ait olduğu, İsrail’in ise yaklaşık 90 nükleer başlığa sahip olduğu ifade edilmektedir. Biz, İran rejiminin baskıcı yapısını ve ılımlı temsilcilerini dahi sistemden tasfiye etmesini eleştiriyoruz; fakat asıl hedef dünyanın nükleer silahlardan arındırılması olmalıdır. Çehov’un meşhur sözünü hatırlayalım; ‘bir sahnede silah görünüyorsa, o silah mutlaka patlar.’ Bu gidişat hayra alamet değildir. Unutmayalım ki dünya hepimizin ortak evidir.
Bu ortak evimizde Türkiye büyük ve güçlü bir ülkedir. Laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olarak bölgemizin en kıymetli güvencesidir. Biz aklın yolundan ayrılmadıkça, iç çatışmaları değil ortak hedefleri önceledikçe, hukukun üstünlüğünü sağladıkça ülkemizin geleceği umut, barış ve güvenlik doludur.”
KAYNAK: ANKA

















