CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ergenekon ve Balyoz davalarının görüldüğü dönemde bazı savcıların “Tuğla gibi iddianame yazdık” dediğini anımsatarak, “Şimdi Ekrem İmamoğlu’na ve arkadaşlarımıza yazılan iddianameye de ‘tuğla gibi’ diyorlar. ‘Gizli tanıklarımız var, onlara güveniyoruz’ diyorlar. Dün yargılama evresi başlamıştır. Ve bu mahkeme nasıl yürüyecektir, savcı ne isteyecektir, hakim ne verecektir hep beraber göreceğiz. Ama merak etmediğim, emin olduğum, namusumdan kefil olduğum bir şey var ki, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu milletin vicdanında beraat edecektir” diye konuştu.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB davasında ikinci gün duruşması devam ediyor. CHP Genel Başkanı Özel, davanın ikinci gününde partisinin grup toplantısını Silivri Dayanışma Merkezi’nde gerçekleştirdi.
Özel, parti tarihinde ilk kez bir grup toplantısının cezaevinin hemen yanında yapıldığını belirterek, “Bugün ülkenin kurucu partisini, son genel seçimlerin ana muhalefet partisini, son yerel seçimlerin birinci partisini, o gün birinci parti olduktan sonra 47 yıl sonra hiçbir şekilde bu pozisyonunu terk etmeyen ve hiç şüphe yok ki yapılacak ilk seçimlerde yeniden Türkiye’nin birinci partisi olup iktidara gelecek olan Cumhuriyet Halk Partisini bugün burada bu toplantıyı yapmaya mecbur bırakan AK Parti’nin kara düzenine yazıklar olsun” dedi.
Ergenekon ve Balyoz döneminde kimler vardı? Poyraz, Deniz, Dokuz, Efe. Kim bunlar? Bunlar gizli tanıktı. Bunlar ‘Gördüm, oradaydım, biliyorum, söylüyorum ama yüzümü gizliyorum’ diyen, aslında var olmayan; yani bir evin bahçesini kazıp da oraya gömdükleri silahları ‘Ben gömdüm, Kemalist subaylar gördü, ben onları görmüştüm’ diyen, yüzünü gizleyip kumpaslarını gerekçelendiren, güya tanıklandıran kişilerdi. İşte o dönem FETÖ’cü savcıları Poyraz’ı, Deniz’i, Dokuz’u ve Efe’yi alet etmişlerdi. Sonradan bunların bir kısmının hiç olmadığı, bir kısmının ruh hastası, sapık, manyak, birtakım suçlular olduğu, ‘Seni içeriden kurtarırız ama bizim gizli tanığımız olacaksın’ dendiği ortaya çıktı. Bunların az bir kısmı firarda, büyük kısmı hapiste şu anda.
Şimdi bugün ne var? Bugün o gün bu gizli tanıkların olduğu gibi bu gizli tanıkların ifadeleriyle oldurulmuş, oluşturulmuş bir iddianame var. O iddianameye FETÖ’cü savcılar çıkmazdan bir gün önce ne demişti? ‘Tuğla gibi iddianame yazdık. Bakalım ne diyecekler’ Bu iddianame çıkmazdan bir gün önce bütün gazetelere ne yazdırdılar? Savcılar, ‘Tuğla gibi iddianamemiz var. Arkasındayız’ dediler.
ŞİMDİ EKREM İMAMOĞLU’NA VE ARKADAŞLARIMIZA YAZILAN İDDİANEMEYE DE ‘TUĞLA GİBİ’ DİYORLAR
O iddianamede FETÖ’cülerin ‘tuğla gibidir’ dediği, gizli tanığa dayandırdıkları iddianamede Kuddusi Okkır’a ‘örgüt kasası’ dediler. Cenazesini Silivri Belediyesi kaldırdı. Ali Tatar’a suikastçı dediler. Beylik tabancasıyla kendi canına kıydı. Amirallere suikast meselesinin FETÖ’nün kâğıt üzerindeki bir uydurma iftirası olduğu kendileri tarafından kabul edildi. İlker Başbuğ’a, ülkenin Genelkurmay Başkanı’na terörist dediler. Yıllarca onuruyla yattı, başı dik çıktı. Kurulan kumpası o deşifre etti. Türkan Saylan’a ajan dediler. İlhan Selçuk’a darbeci dediler.
Mustafa Balbay’a, Mehmet Haberal’a, Tuncay Özkan’a darbeye karıştı deyip müebbet hapis verdiler. Sonunda o tuğla gibi iddianame bomboş bir peçete gibi ortaya çıktı ve o bomboş iddianamenin arkasında duranlar, yazanlar hain iftiracılar çıktı. Arkasında duranlar ‘Vallahi milletim beni affetsin, ben de kandırıldım’ diyenler oldu. ‘Ben de kandırıldım’ dedi, aklınca işin içinden çıktı.
Şimdi Ekrem İmamoğlu’na ve arkadaşlarımıza yazılan iddianameye de ‘tuğla gibi’ diyorlar. ‘Gizli tanıklarımız var, onlara güveniyoruz’ diyorlar. Bugüne kadar milletin vicdanında masumiyetine inanma oranı yüzde 60. Bu davanın siyasi olduğuna inananlar yüzde 60. ‘Hayır, her şey hukukidir’ diyenler yüzde 25, yüzde 15 ‘Fikrim yok ya da korkarım fikrimi söyleyemem’ noktasında. Dün yargılama evresi başlamıştır. bu mahkeme nasıl yürüyecektir, savcı ne isteyecektir, hakim ne verecektir hep beraber göreceğiz. Ama merak etmediğim, emin olduğum, namusumdan kefil olduğum bir şey var ki Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu milletin vicdanında beraat edecektir.”
Özel, şunları kaydetti:
“İşte bugün aynı sandalyede oturan isim Ekrem İmamoğlu’dur. Eğer idam cezası olsa idam edecek kadar cezanın yüz katını Ekrem İmamoğlu’na istemektedirler. Ve buradan söylüyorum, büyük bir özgüvenle söylüyorum, bugün için değil iki sene sonra caps olsun diye söylüyorum, Ekrem İmamoğlu buradan çıkacak. Bu ülkeye Cumhurbaşkanı olacaktır. O gün yayınlarsınız. Her darbenin bir hikayesi vardır. Bizim hikayemiz bu salondakilerin hikayesi, yan salonda yargılananların hikayesi, 2023 yılında 28 Mayıs günü son seçimi kaybedip de bir daha seçim kaybetmemeye and içenlerin iktidara yürüyüş hikayesidir. Kaybetmeyi unutanların, kaybetmemeye ant içenlerin, kaybetmek üzere bir daha siyaset yapmayı artık vatana ihanet görenlerin yürüyüşü, partiyi 47 yıl sonra girdiği yerel seçimde birinci parti yapmış, İstanbul’da Türkiye’de çok büyük bir başarıyı elde etmiş ve kendini yenilmez gören, kazandığı her seçimi, ‘Geçmişimi ibra ettim yarına dönük her yetkiyi elime aldım’ diyen ve kendisindeki yetkiyi demokratik anayasal, yasal ve sınırlı denetlenebilir değil, hesap sorulamaz tövbe haşa ilahi yetkiler gibi gören bir anlayışa karşı ilk kez kazanılmış, onlara ilk kez yenilgi tattırılmış, kimyaları bozulmuş, ne yapacaklarını şaşırmışlardır.
EKREM BAŞKAN’A BİR SUÇ İCAT ETMEYE ÇALIŞTILAR,HEPSİNDEN ELLERİ BOŞ DÖNDÜLER
Hesap vermeyeceklerini düşünerek iktidarda olanlar, beytülmalı tamamen kendine ait sananlar, milletin nafakasını yukarıdan bakıp küçük küçük dağıtıp aslan payını kendine, yandaşına ayıranlar milletin geleceğine el koyduğunu görünce hesap verme korkusuyla muhalefete düşünce sanki normal bir seçim kaybedilmiş biz devir teslim yapamayız, biz öyle bir iktidar olmadık, biz öyle bir iktidar görmedik, bundan sonrası varlık yokluk mücadelesidir, iktidarı devredemeyiz, devretmemek için her şeyi ama her şeyi yapacağız anlayışına bürünmüşlerdir. İşte o zaman bir kez daha geçmiş pratiklerine döndüler. Onlara bir Zekeriya Öz daha lazımdı. Yıllarca mahkeme mahkeme gezdirdikleri adaleti katlettikleri, katlettirdikleri sonra siyasetle ödüllendirdikleri birini alıp tekrar İstanbul’a bir başsavcı olarak getirdiler. Ve bunu kaybettikleri seçimden sadece yedi ay sonra, altı ay 28 gün sonra yaptılar. O süreçte CHP’nin hem özgüvenini hem alçak gönüllülüğünü kadrolarının hem başarısını, liyakatini hem milletin içinde oluşunu ve dolayısıyla görülmedik bir siyasi üstünlüğü başka türlü alt edemeyeceklerini gördüler. Ve bütün planlar, bunun üzerine kurdular. Önce 30 Ekim 2024 günü Türkiye’nin en büyük ilçesinde Ahmet Özer’i gözaltına alıp Esenyurt’a kayyum atayarak ilk provayı yaptılar, milletin gırtlağına da ilk düğümü burada attılar. Sonrasında Beşiktaş’tan devam edip esas olarak bir yandan 20 yıl öncesinden Ekrem İmamoğlu’nun siyaset öncesi döneminden daire sattığı kişileri çağırıp ‘Açıktan para verdiysen şuraya imza atarsan, buna bunu yaparsan’ deyip toplumda geçmiş zamanlarda 20-25 yıl önce en normal alışveriş biçimlerinden Ekrem Başkan’a suç icat etmeye çalıştılar. Hepsinden elleri boş döndüler.
YSK SADECE CUMHURBAŞKANI ADAYINDAN İSTİYOR
Ama o kadar kararlıydılar ki AK Parti döneminde belediyede çalışmış, Ekrem başkanla da çalışmış, halen çalışan arkadaşlarımızın liyakatli buldukları, görevini yaptığını gördükleri, bertaraf etmedikleri, bir kenara atmadıkları AK Parti döneminin bürokratlarını halen çalışan, çağırıp, savcılıkta ‘Talimat yukarıdan, bunlara bu iftirayı atacaksın’ dediklerinde o namuslu insanlar gelip bunu Ekrem Başkan’a söylediğinde neye niyetlendiklerini çoktan görmüştük. Belediyeden yaptığı hırsızlıktan ya da bir kadına karşı terbiyesiz bir tavrından atılmış bir namussuzu ‘Gel’ deyip başsavcı odalarında ağırlayap, ‘Seni atmışlar. İntikam almak ister misin’ diyerek ‘Şu ifadeyi verirsen, şunu yaparsan seni şurada işe de sokarsak şu kadar borcunu kaparsak…’ Olmadık davalardan kaç yerde birden Yargıtay’da davası bekleyen olmadık hırsızları, uğursuzları, çeteleri çağırıp savcı odalarına… Savcı odalarına gelip ‘Hadi onu söylersen ben bu işi hallederim. Oradaki mahkemeni de ben çözerim. Hepsini birden hallederim’lerle arayışların içine girdiler. Bir otur düşün adam. Bir yanda bir diploma. 35 sene önce başvurulmuş, 31 sene önce alınmış, yüzlerce kişiyle birlikte alınmış. Ne işi başsavcının?
Düşünün ki bir başsavcı tarafsız bir başsavcı neyle meşgul, 31 yıl önceden bir diploma bulmuş, ‘İptal et bunu’ diye bastırıyor, cumhurbaşkanı adayı olmasın diye parantez içinde yazıyor. Ertesi sabah saat 06.00’da binlerce polisle Ekrem İmamoğlu’na gelip bu sefer yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, bilmem ne suçlamaları için geliyorlar. Eş zamanlı aynı anda tek elden yönetilen iki farklı üç farklı beş farklı yedi farklı her birisinde gizlilik olan soruşturma olur mu kardeşim? Bu bir yerden kumanda ediliyorsa bu nasıl hukuki olacak? Bir elin bütün kuklaları yönettiği gibi, bütün savcılar, bütün hakimler, polis, rektör, yönetim kurulu aynı anda koordine ediliyorsa böyle bu koordine eden elin sahibi siyasi değil mi? Maksat siyasi değil mi? Peki yapılan bunların hepsi iftira, bu yapılanlar haysiyet cellatlığı, biri Cumhurbaşkanı kalsın diye bu kadar kul hakkına girmek neredeki Müslümanlığa sığıyor? Bana Tayyip’ten korkan değil Allah’tan korkan vicdan sahibi AK Partililerin, MHP’lilerin feraseti lazım, onlara güveniyorum.
Nasıl 31 Mart 2019’da yenip de 13 bin farkla ‘İstanbul’u ona mı vereceğiz’ deyip mazbatayı iptal ettiklerinde 45 günde 806 bin İstanbullu adaletin bozduğu teraziyi dengeye getirdiyse, bugün de onlara güveniyorum. 12 ay boyunca ne TGRT’si, ne A Haber’i dünya kadar yandaş kanalları ve tüm kanallara pompaladıkları aparatlarıyla ne yalanlar attılar. Vicdanına, insafına sığındığım bu ülkenin güzel insanları, bir yıldır dediler ki 560 milyar yolsuzluk 560 kuruş bulamadılar, iddianameye tek kanıt yazamadılar.
BİREBİR AYNI İFADELERİ KOYMUŞLAR, ALTINA MEŞE DEĞİL İLKE DİYE İMZA ATTIRMIŞLAR
Ellerinde gizli tanıkların ‘Öyle duydum, öyle gördüm, öyle sanıyorum’ diye anlattıkları iftiralardan başka hiçbir şey kalmadı. Nasıl gizli tanık arıyorlar, AK Parti’de döneminden kalmış bürokrata çirkin teklifte bulunuyorlar. İşten çıkmış namussuza, kendi ahlaki kusurlarından çıkanlara teklifte bulunuyorlar ya da daha önce suç işlemiş, Yargıtay aşamasında olanlara kurtarırız diye teklifte bulunuyorlar. İşte o tekliflere evet diyen üç tane vardı. Bunlardan en azılıları 19 Mart’ın en uzun gizli tanık beyanını veren Meşeydi. Ekrem Başkanı ve birçok arkadaşımızı Meşenin ifadeleriyle tutukladılar. Ekim ayının ortasına doğru iddianame çıktı, bir baktık Meşe yok. İlke diye yeni bir gizli tanıkla karşılaştık. İlke, Meşe’nin anlattıklarının aynısını, cümlenin düşüklüğüyle, zabıt katibinin noktalama hatası da dahil birebir aynı ifadeleri koymuşlar, altına Meşe değil İlke diye imza attırmışlar. Meşe’ye ne olmuş? Meşe’ye söz vermişler ‘Senin şu cezanı düşüreceğiz. Şunu şunu sağlayacağız’ demişler. Meşe bu dedikleri olmayınca tırmanmış Çağlayan Adliyesi’ne. Yedinci kata giremeyince sinirlenmiş, delirmiş. Nihayetinde gizli tanıklıktan çekilmiş.
Buradan ülkenin bütün vicdanlı vatandaşlarına anlatıyorum. Yargıda şahit değişikliği olur mu? Bir meseleyi gören birisi ki Meşe gibi ‘Baskı altında verdim ifademi kandım da verdim ifademi’ dedikten sonra ‘Aldatıldım’ dedikten sonra aynı ifadeyi versek biri bulunup konulursa peki ya bu bir gün senin evladına yapılırsa, bu sana, eşine yapılırsa, senin babana anana yapılırsa bu haysiyet cellatlığı? Olsun devletimin gizli tanık değiştirme hakkı vardır mı diyeceğiz? Gizli tanık değiştirme diye bir hak yoktur. Gizli tanığın ifadeleri birebir değiştirilmişse orada bir ifade değil, yazılmış yalan bir metin vardır. Bu yüzden ‘Biz Silivri’ye yargılanmaya değil, yargılamaya gidiyoruz’ derken bunu söylüyorum. Yapmadık desinler. Ekrem İmamoğlu’nu Meşe’yle tutukladık ama Meşe’yi elden kaçırdık, İlke’yle yargılıyoruz, aynı ifadeyi İlke’ye söyletmedik desinler. Anlatım bozukluğu bile aynı, virgül hatası bile aynı. Buradan kopyaladık, buraya yapıştırmadık desinler. İşte buradayım, hadi bizi mahcup etsinler. Yarın mahkeme canlı yayınlansın derken biz bunları bildiğimiz için, millet bunları görsün istediğimiz için, o taraftakinin iddia değil, iftira olduğuna bu taraftakinin de Ağrı Dağı kadar hakikat olduğuna güvendiğimiz için söylüyoruz.”
KAYNAK: ANKA

















