CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan sürece ilişkin olarak, “Her darbenin bir bildirisi okunurdu; bu darbenin de bildirisi TRT’de okundu. ‘560 milyarlık yolsuzluk’ diye TRT söyledi. Şimdi TRT oradan yayın yapıyor, koca canlı yayın aracı var; şöyle bir yayın yapmıyor: ‘560 milyarlık yolsuzluk davası başladı’ demeyerek kendini tekzip ediyor” ifadesini kullandı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yaptığı “mal varlığını açıkla” çağrısının cevapsız kalmasının ardından CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Özel’in konuştuğu kürsünün her iki tarafında da “Turpun küçüğü” yazılı arka plan görseli yer aldı. Özel, şunları kaydetti:
“Bugün sizlerin bir süredir merakla beklediği, birilerinin de korkuyla beklediği bir dosyayı açıklamak; yargıdaki çeteleşmenin ve bu çeteleşmenin getirdiği zenginleşmenin öyküsünü hem detaylarıyla hem somut kanıtlarıyla milletimizle paylaşmak üzere karşınızdayız. Bu ülke demokrasi tarihi boyunca çok darbeler gördü. Milletin iradesine yapılan her darbe demokrasimizi zayıflattı, halkımızı fakirleştirdi. Ancak birileri bu süreçlerden kısa süreli olarak karlı çıktılar, onları kendilerine kar saydılar. Ama tarih darbecileri değil, darbenin mağdurlarını haklı gördü, haklı çıkardı. Her darbede, her kumpasta aparatlar, maşalar hep oldu. Sonrasında da darbeciler tarafından kısa ve orta vadede ödüllendirildiler; uzun vadede milletin vicdanında mahkûm oldular, mahkum edildiler. Sonuçta bu süreçlerden kaybeden milletimiz oldu, ülkemiz oldu, devletimizin yurt dışındaki imajı oldu.
TRT, 47 YIL SONRA BÜYÜK BİR SÜRPRİZLE KARŞI KARŞIYAYDI…
Bugün anlatacağım öykü; 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül darbelerinde tutulan silahın şimdi nasıl yargı tokmağına, kamuflajların üzerlerine hasbelkader geçirilmiş cübbelere nasıl dönüştüğünün, bir darbenin tankla, topla değil; cübbeyle ve tokmakla nasıl geleceğinin ispatıdır. Bu hikayenin iyi tarafı Kasım 2023’te başladı. Hiç kimse hayal etmezken, hesaba katmazken; daha birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkmış olan bir parti, 100 yıl önceki pratiğiyle, geleneğiyle, kuruluş kodlarıyla düştüğü yerden ayağa kalktı, mücadele etmeye karar verdi. Özeleştiri yaptı ve bu özeleştirisi millet tarafından takdir gördü. Döndü millet, Atatürk’ün kurduğu partiye cumhuriyetin 100’üncü yılında büyük bir yenilgi elde etmişken ‘bakalım şimdi ne yapacak’ dedi ve bir kredi verdi. Değişime, gençlere, kadınlara, her yaştan gençlere bir kredi verdi. Bunun sonunda sadece 4 ay sonra girilen ilk seçimlerde, 21 yıllık ‘iktidar hiç yenilmiyoruz, yenilmeyeceğiz’ diyen, kazandıklarıyla övünen, hiçbir zaman yenilmeyeceği konusunda kamuoyuna algı yaratan bir iktidar ilk kez yenildi. 47 yıl sonra Cumhuriyet’in kurucu partisi birinci partiydi. Seçim akşamı 47 yıl sonra milletin paralarıyla, verdiği vergilerle ödediği bandrolle yayın yapan, seçimden önce 100 saatin 99’unu iktidara, birini Cumhuriyet Halk Partisi’ne ayıran kamu yayıncılığıyla mükellef TRT, 47 yıl sonra büyük bir sürprizle karşı karşıyaydı ve 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi TRT ekranlarında dahi birinci partiydi; çünkü milletin gönlünde birinci partiydi.
BUGÜN DUYDUKLARI KARŞISINDA NE YAPACAKLARINI GERÇEKTEN ÇOK MERAK EDİYORUM
Sayın Erdoğan’ın veciz bir şekilde, kendi açısından talihsiz bir şekilde prompterdan kopup da geçtiğimiz hafta söylediği ‘bu gidişi engelleyemezsin’ dediği o gidiş artık başlamıştı ve durmayacaktı. Kendisi bizimle siyasi rekabet edemeyeceğini anlamıştı. Kazanmak, devlet gücüyle kazanmak; karşısındakini kaybetmeye mahkum görmek kolaydı ve bu sefer kendisini yenenlerle normal yollarla mücadele edecek takati kalmamıştı. Ne kendinde ne partisinin ana kademesinde ne kadın ve gençlik kollarında bu konuda bir enerji görmüyor, bir ümit duymuyordu. Meclis’te oluşturduğu parlamento grubunun da aslında kendisini seçim kazanıp onların da sadece sandalyeleri doldurdukları, ne dediyse onları yapacakları, aksini yapanların cezalandırıldığı bir grup olduğunu çok iyi bilen birisi olduğunu düşünüyordu. Ben bugün o grubun bu duyduklarını hazmedip hazmedemeyeceğini merak ediyorum. Ben bugün 22. dönem grubunun, partinin ‘erdemliler hareketi’ diye yola çıkan kurucularının bugün duydukları karşısında ne yapacaklarını gerçekten çok merak ediyorum. O yüzden de onları bu toplantıyı izlemeye, bu toplantıyı takip etmeye özel olarak davet ettim. Ve hiçbir kademesine güvenmeyen Erdoğan, siyasete müdahale etsin diye daha önce görülmemiş bir şey yaptı ve ‘AK Parti yargı kollarını’ kurdu ve göreve getirdi.
ERDOĞAN, ZEKERİYA ÖZ GİBİ BİR PROFİLİ BULMAKTA ZORLANMADI
Bunun için ona yıllar önce bu ülkenin askerlerine, aydınlarına, siyasetçilerine karşı kullandığı Zekeriya Öz gibi bir profil lazımdı. Onu bulmakta zorlanmadı. Daha öncesinde hâkimken mahkeme mahkeme gezdirip adaleti katlettirdi; sonrasında da çünkü iyi kararlar vermedi, yükselebilmesi için meslekte liyakatle önünü kendi kendilerine tıkadılar. Liyakat esasına göre bir terfiyi beklese bir şey olmayacak, aklı fikri siyasette olan birisini ilk önce mahkeme mahkeme gezdirdi ve adaleti katlettirdiği birisini siyasete almıştı. Onun da aklı siyasetteydi, bakan yardımcısı yapmıştı. Bu sefer hakim olarak değil de savcı olarak iddia etmek üzere, kanıt toplamak üzere, maalesef olmayanı yaratmak üzere, verilmeyen ifadeyi benzetmek üzere bir gözü dönmüşe ihtiyaç bulunca elde başkası yoktu. Siyasi bir makamdan, kendisinin bakan yardımcılığı siyasidir diye Türkiye’ye tanıttığı o makamdan alıp da İstanbul’a Cumhuriyet Başsavcısı yaptı. Bu görevlendirmeyi yaptı. Yargı kolları kurulmadan önce bu millet adalet sisteminden memnun değildi. Mahkemeler plazalardaki avukat bürolarında görülüyor diye konuşuluyordu. Mahkeme sonuçları için verilen ücretler dilden dile yayılıyordu; yani FETÖ borsaları falan vardı. Bu konuda birileri ‘FETÖ borsası var’ diyor, birileri de ‘aman ha, bakalım bakalım, olmasın’ diyordu. Ama bu sefer çeteleşme yargının en tepesine sirayet etti. AK Parti bütün varlığını ve ikbalini bir çeteye teslim etti. Ardından AK Parti yargı kolları ‘AK Toroslar Çetesine’ dönüştü. Kendi kendine yaşanarak bu çetenin üyeleri, 90’larda ölüm arabası olarak anılan faili meçhul cinayetlerin simgesi beyaz Torosları muhaliflere gösterecek cesarete kavuştular. Hem de Erdoğan’ın ‘beyaz Torosları biz tarihe gömdük’ dediği gün beyaz Toros paylaşımı yapacak kadar kendilerinden emin, pervasız ve karşı tarafa karşı o kadar da acımasızlardı.
AK Parti yargı kollarından doğan bu çete, verilen siyasi talimatlara uygun olarak bir darbe planını adım adım işletti. Önce 30 Ekim’de Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanını alıp Türkiye’nin en büyük ilçesine kayyum atadılar; burada terör ilişkisi var diye. Ardından Beşiktaş operasyonları… En sonunda ise 19 Mart 2025’te bu ülkeye bir sivil darbeyi yaşattılar. Devletin 35 yıl önce ilanla davet ettiği, 31 yıl önce de diploma verdiği bir öğrenci cumhurbaşkanlığına aday olacak diye o diplomayı iptal etmek için devletin kendisini, mührünü, belgesini, imzasını inkar ettiler. O öğrenci ile birlikte, örneğin ülkenin en prestijli vakıf üniversitelerinden birindeki işletme anabilim dalı başkanının diplomasını iptal edip, lise mezunu yapmayı dahi göze aldılar. Yüzlerce kişiye uygulanan prosedürü bir kişiye uygulandı diye durdurmak istediler. Üniversiteye dünya kadar yazı yazdılar, yapmayınca tehdit ettiler, dekanları istifa ettirdiler. İşi diploma vermek olan fakülteye bu işi yaptıramayınca, duvar boyatmak, ring seferi planlamak olan üniversitenin yönetim kuruluna bir iftar sofrası saatinde diplomayı iptal ettirdiler.
HUKUKA, VİCDANA, İNSAFA AYKIRI BİR DÜZEN OTURTULMUŞTUR
Aynı saatlerde bir yandan terör soruşturması yürüyordu. O iftarın ertesi sabahı sahurda; bir dosya terörden, bir savcı terörden, bir başkası rüşvetten, bir başkası ihaleye fesattan harekete geçip tesadüfen kendi kendilerine büyük bir operasyona giriştiler. Bir gece önce diploma iptali yapan üniversitenin yönetim kurulu ile onun ipini elinde tutanlarla, terör mahkemesinin ya da yolsuzluk mahkemesinin iplerini elinde tutanlar aynı oynatıcılardı. O yüzden son derece senkronize, son derece birbiriyle mütenasip zaman akışı uyumlu ama hukuka, vicdana, insafa aykırı bir düzen oturtulmuştu. Her birisi üzerindeki gizlilik olan soruşturmaların, sonradan ispatı da bulunamayacak iftiraları, sözleri eş zamanlı yandaş medyaya, yandaş basına dağıtılıyor; oradan algı operasyonları köpürtülüyordu.
Her darbenin bir bildirisi okunurdu; bu darbenin de bildirisi TRT’de okundu. ‘560 milyarlık yolsuzluk’ diye TRT söyledi. Şimdi TRT oradan yayın yapıyor, koca canlı yayın aracı var; şöyle bir yayın yapmıyor: ‘560 milyarlık yolsuzluk davası başladı’ demeyerek kendini tekzip ediyor. O gün algı yaratmak için bu yalanı attıklarını, İBB’nin 6 yıllık bütçesinin toplamının bile bu kadar etmediğini, bütçenin çoğunun gittiği maaşların ödenip, vapurların yüzdürülüp, asfaltların döktürülüp suların dağıtılıp, hizmetlerin yapıldıktan sonra bile 56 kuruş iddia edemedikleri için şimdi TRT darbe bildirisinin altında durmuyor; başka yalanlara, başka algı operasyonlarına sarılıyor.”
“Akın Gürlek’in her söylediğini herkes yapmıyor. Namuslu, şerefli hakimler var. Bunlardan örneğin Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü davası vardı tam bin gün olmuştu savcı mütalaa verse iş bitecek. Suç yok savcıya diyor ki ‘ver mütalanı’. En son hakim ‘veremem, hazır değilim’ dedi, bin gün olmuş. ‘O zaman Ekrem İmamoğlu’nun beraatine karar veriyorum’ dedi. Ekrem İmamoğlu’nun beraatine karar veren hakimin yolculuğunu Diyarbakır’a sürülürken göreceksiniz. ‘Diplomada sahtecilik’ davasına bakan hakim Ekrem Başkanın tutuklu avukatına SEGBİS’le savunma yaptırdı diye Kahramanmaraş’a sürülmüştür. Ekrem Başkana ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçlamasıyla yaptığı davada beraat kararı veren hakim Kahramanmaraş’a sürülen ikinci hakimdir. ‘Ahmak’ davasına bakan hakim direnince Samsun’a sürülmüş bu davanın istinaf aşamasına bakan heyetin başkanı ve üyeleri de daha karar verilmeden önce başka mahkemelere İstanbul içinde sürülmüştür. ‘Akın Gürlek’e hakaret’ davasında beraat isteyen hakimi İstanbul İş Mahkemesine tayin ettirdiler. ‘Bilirkişi’ davasına bakan İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde kararı 2’ye 1 verirken şerh koyan hakimi 10. Asliye Ceza Mahkemesine gönderdiler. İstanbul Mali Şube Müdürü talimatları yerine getirmeyince tenzili rütbe ile cezalandırılıp Başakşehir’e İlçe Emniyet Müdürü olarak sürüldü.
BU KADAR HUKUKSUZLUĞU YAPAN KİŞİ ADALET BAKANI OLDU
Bu sekiz kişi de Akın Gürlek’in istediği gibi karar vermeyen, ya da verilen karara şerh koyan kişilerdir. Talimata uymayanlar gönderildiler, uyanlar ise ödüllendirildiler. Bu kadar hukuksuzluğu yapan kişi Adalet Bakanı oldu. Bir gün önce 23.59’da ‘ben tarafsızım’ diyen kişi 00.00’da atama kararıyla AK Parti’nin bakanı oldu. Ertesi gün AKP İl Başkanları toplantısında ‘partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim’ dedi. Bunların konuşulduğu bir ülkede siyaset yaparken, gazetecilik yaparken, her şey normalmiş gibi davranmak için aklımızı kaçırmış olmamız lazım. İstanbul’daki yardımcısı Can Tuncay Bakan Yardımcısı oldu. Diğer yardımcısı Burak Ceyhan Bakan Yardımcısı oldu. Ekrem Başkanı tutuklayan hakim Songül Özdemir Aydoğdu’nun eşi Abdullah Aydoğdu Bakan Yardımcısı oldu. İBB kumpas davalarında tutuklama kararı veren Berna Tutka, Akın Gürlek’in devir teslim törenine geldi. Bu siyasi bir görev. Abdullah Aydoğdu o zaman 7. İdare Mahkemesi Başkanı, henüz atanmadı. Mehmet Murat Çalık’ın anasını ağlatan hakim Berna Tutka devir teslim törenine geldi ve kendisi hala hakim. Bu çeteye ‘her birinize görev hazır’ deniyor. 4’üncü bakan yardımcısı da 2019 öncesi İBB’de avukat olarak çalışan Sedat Ayyıldız. En masumu bu. Geri kalan hepsi kürsüden geliyor.
KÜRSÜNÜN TOPLAM KIDEMİ 10 YIL 8 AY
İBB davası 40. Ağır Cezaya düşüyor. 41 tane Ağır Ceza var. Türkiye’de doğal hakim ilkesi var. Tesadüfen birine düşmesi lazım yüzde 2,1 ihtimal nasıl tutuyor. Savcı belli, düşeceği hakim belli. Mahkemenin hakimi Akın Bey’in hem hemşehrisi hem geçmişte bütün kararları verdiği yardımcısı. Seçmişler, o mahkemeye düşüyor. Ama o mahkemede bir hakim var, iki de yardımcı var. Burada da arıza çıkmaması için üç kişi daha yolluyorlar. İki yardımcı yerine, iki yardımcı geliyor. Bunlar bir yıl 10 aylık hakimler. Akın Bey’in hemşehrisiyle bir heyet oluyor, bu heyetin tek görevi İBB’ye bakmak oluyor. Öbür riskli iki hakime ise münasip bir başkan veriliyor, diğer davalara bakacaklar. Yani kurayla düştüğü yetmezmiş gibi düştüğü yeri yaksın diye riskli olabilecek iki üye yerine de iki yeni üye geliyor, 1 yıl 10 aylık kuyruklu AKP’lilerden. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde üye olmak için geçmiş gelenekler gereğince 20 yıldan aşağı kıdem kabul etmez diyor işi bilen herkes. Kürsünün toplam kıdeminin 75 yılı bulması beklenir. Kürsüde 10 yıl 8 ay kıdem var. İşte 6 gündür mahkemeleri yürütemeyen, yönetemeyen, birbirine yumurta gibi tokuşan, ne yana gideceğini bilemeyenler bunlar. Liyakat yok, tecrübe yok, güven yok.
ORTADA AÇIKLANAMAYAN BİR LÜKS YAŞAM, ZENGİNLEŞME VAR
Muhalefette kalırlarsa milletvekili dokunulmazlığıyla kurtulacak bu arkadaşlar, hesap bu. Geçen dönemin bakanlarından biri hariç hepsi milletvekili. Muhalefete düşersek yargılanamasınlar hesabı. Bu ödüllendirmeler sadece kariyer yükselişi ile sınırlı kalmadı. Ortada açıklanamayan bir lüks yaşam, zenginleşme var. Zekeriya Öz’e lüks Mercedes verenler bu savcıya da seçim kampanyasında 40 gün bir iş adamı araba vermiş Avcılar’a diye Avcılar Belediye Başkanını içeride tutanlar Akın Gürlek’e görevi boyunca bir iş adamından tahsisli aracı verdiler. 540 gün boyunca lüks araca bindi. Boğaza nazır lüks bir villa verdiler. Şerefli, namuslu savcılar, hakimler mütevazı lojmanlarda kalırken sadece o lüks villanın tadilatına bugünkü parayla 62 milyon lira harcandı. 87 yıllık maaşıyla alamayacağı yatı alıcı gözüyle gezdi, pazarlık etti. Lüksemburg’da o yatın bir eşi var şimdi limanda demirli. Türkiye’den alınmadı Hollanda’dan alındı. Bunları HSK’dan kimse gelip bize sormadı. Beş dosya yolladık kapağını açan olmadı. Bugün o HSK’nın başkanı Akın Gürlek oldu. Benim artık ne HSK’ya ne Erdoğan’a ona buna değil AK Partili insanların, siyasetçilerin vicdanına ve bu milletime tarih önünde emanet edeceğim şeyler var.”
BURAYA KADAR OLANLAR BAKANI İSTİFA ETTİRİR
Akın Gülek’in mal varlığını ID numaralarıyla birlikte açıklayan Özel, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Birincisi İstanbul Kartal Esentepe’de Avrupa Konutları projesinde bir daire. Emsal projede konutun fiyatı 26 milyon 250 bin lira. İkinci tapu aynı ada ve parselde ikinci daire, aynı fiyat. Buraya kadar olanlar Bakanı istifa ettirir. İkisinin toplamı 52 milyon 500 bin lira. Akın Gürlek’in ömrü boyunca aldığı maaşların bir kuruşunu harcamadan biriktirse bugünkü paradan Cumhuriyet Başsavcısı maaşıyla 19 yılda aldığı maaş bu iki daireyi almaya yetmiyor. Üçüncü tapu İstanbul Beykoz’da villa. Havuzu var, orman içi, ortalama değeri 85 milyon lira. Dördüncü tapu Avcılar’da ortalama fiyatı 15,5 milyon lira. Beşinci tapu Tuzla’da, emsal konutların fiyatı 10 milyon lira. Altıncı tapu Ankara Çankaya’da değeri 35,5 milyon lira daire. Yedinci tapu Ankara Beytepe’de ortalama konut değeri 25,5 milyon lira. Sekizinci tapu Beytepe’de 17,5 milyon lira. Dokuzuncu tapu Beytepe’de 23 milyon lira. Onuncu tapu İzmir Konak’ta 27 milyon lira, aynısından bir tane daha bunun da değeri 27 milyon. İkinci tapu Çanakkale Gelibolu’da deniz manzarası edinilişi 7,5 milyon lira, paha biçilmez bir arsa.
Bu konular konuşulmaya başlandığından beri elden çıkartılan ilk mülk İstanbul Çınar Mahallesinde 7 milyon 750 bin lira. Halkalı’da bir konutunu 43 milyon 500 bine sattı. Üçüncü satılan mülk Üsküdar’da değeri 47, 5 milyon lira. Dördüncü satılan mülk Ankara Beytepe’de bir dair 27 milyon 750 bin. Toplamda eldeki 12 mülkün değeri 325,5 milyon. Satılan dört konutun değeri 126,5 milyon lira. Toplamda 452 milyon liralık gayrimenkul ya da paraya çevrilmiş gayrimenkul var. Hesapta bir kuruş para yoksa 19 yıl boyunca bütün maaşlarını Türkiye’deki en yüksek maaştan alsa biriktirse, bir ekmek almasa toplam maaşları 45 milyon lira. 19 yıllık maaşıyla 190 yılda alamayacağı kadar gayrimenkul almış. Bir başka deyişle 10 hakim ve savcı 19 yıl çalışsalar bütün parayı birleştirseler bunları alabiliyorlar. Senfoni Etiler’de 95 milyonluk daireyle ilgili satış sözleşmesi ele geçip, bununla ilgili işlem yapıldığı anda bu satın almayı durdurdular ancak Emlak Konut’un resmi kayıtlarında önsatış ve kimi satıldığına kadar belli. Biz bu işlerin üzerine gittik diye durdu belki eldeki 125 milyon lira buraya bağlanacaktı.”
“Turpun büyüğünü millet zaten biliyor. Biz küçük turpun büyük marifetlerini anlatacağız. İzaha muhtaç sorular, aileden, emekli babadan kalan bir miras yok. Bir memur maaşıyla yalnızca taşınmaz olarak bu servet nasıl yapıldı? Satışlardan elde edilen gelirler nerede? Elde edilen ödemeler nereden çekildi, kime verildi? Mesa’daki ev gibi senet karşılığı alınan konutlar var. Bu senetler nerede düzenlendi, evler kimin aracılığıyla bulundu? Senet verildi, o senedin parası nereden ödendi. Kanuna göre Bakan, bir ay içinde mal bildiriminde bulunacaktı. Devlete geçen hafta perşembe verilmesi gereken mal bildiriminde bunların hangileri var? Şimdi ben bu sorduğumuz sorulara cevap olacak şeyleri söyleyeyim: Birincisi burada Akın Bey’in eşinin üzerindeki herhangi bir tapu kaydından bahsetmedik. Aileyle, eşle uğraşma konusundaki hassasiyetinizi biliyorsunuz. Mehmet Türkoğlu diye bir isim, Osman Dündar Çiftçi diye bir isim, Hayrettin Koç diye bir isim; bu alışverişlerin tamamının aracıları, çantacıları, evrak düzenleyenleri, vekalet alanları, alanları, satanları. Eğer bu devlette bununla ilgili bir şey yapabilecek biri varsa bu kişilerin üzerindeki taşınmazlar.
BABAYİĞİDİN BİRİSİ RTÜK’TE DAİRE BAŞKAN YARDIMCISI, EMEKLİ POLİS SELİM BOZKURT’UN MAL VARLIĞINA BAKSIN
Halihazırda, şu an, bugün RTÜK’te Daire Başkan Yardımcısı Selim Bozkurt, resmi görevde. Hiç gören yok RTÜK’te. Akın Bey rica etmiş, geçmişte daire başkan yardımcılığı -eğitimi o kadarına müsait- görevine gelmiş. Maaşını çekiyor. RTÜK’te tanıyan bir kişi varsa gidin, bulun, röportaj yapın. Hemen davet etsin, odasında çay için, çaycıya sorun. Görevi emekli polis Selim Bozkurt’un, RTÜK’e Daire Başkan Yardımcısı. Babayiğidin birisi mal varlığına baksın. Babayiğidin birisi emekli polis, RTÜK’te Daire Başkan Yardımcısı olup oraya adımını atmayan kişinin üzerindeki alınan-satılan, tapuya girilecek, ID’ler çıkacak, ne almış, ne satmış? Ankara’da ve İstanbul’daki avukatlık ofislerinde gidilip de tutukluların yakınlarıyla, avukatlarla birtakım ilişkiler, konuşmalar, buradaki isimlerin tamamı ve devamı; hepsi. Devlet Bey diyor ya, ‘Özgür Bey diyor, Akın Bey eskiden savcıydı, sen ona soru soramazdın. Sen, milletvekillerin soru sorun, cevaplasın.’ Ben Sayın Bahçeli’nin tavsiyesine uyarak şunu söylüyorum: Akın Bey bir basın toplantısı yapsın.
MAAŞINIZIN YATTIĞI HESAPLARA NE PARALAR GELDİĞİ BELLİ. BURALARA NE PARALAR ÖDENDİĞİ BELLİ
Örneğin ben düzenli olarak mal bildirimi veriyorum. Benim ve eşimin -birini geçen sene devrettik- iki eczanemiz vardı. Biri 28 yıl, biri 26 yıl çalıştı. Ara sokakta biri 35 metrekare, biri 100 metrekare birer dükkan edindik. Manisa’da bir evimiz var. Ankara’da bir evimiz var. İstanbul’da bir ev var. İki tane de mütevazı araba var. Bunları alırkenki bütün paralar, 1999’un Eylül’ünden beri Vakıfbank’a yatan Bağ-Kur parası, Halkbank’a yatan SSK parası ve hesaplarımı ortak tuttuğum adı ‘eczane’ kodlu İş Bankası hesabımda ne para geldiyse bu hesaplara geldi, ne aldıysam bu hesaplardan ödedim. Maaşınızın yattığı hesaplar belli. O hesaplara ne paralar geldiği belli. Buralara ne paralar ödendiği belli. Bu milletin karşısına bir siyasetçi olarak çıkıp mal varlığınızı, her birini nasıl edindiğinizi, İstanbul’dakilerin tamamında ID numaraları var, Ankara’dakilerde de ada, parsel tamamı var. Girildiğinde ID numarasından çıkar. Teker teker ortada. Teker, teker bunları ispatlamanız lazım. Neyini ispatlayacaksın?
SİZ HANGİ DOKUNULMAZLIĞA GÜVENİYORSUNUZ? DARBEYE KALKIŞMIŞSIN SEN
Buradan bütün namuslu, çalışkan, dürüst, kimsenin elindekine yan gözle bakmayan, adaletten başka bir şey düşünmeyen namuslu hakim ve savcılara yazık değil mi? Ey Erdoğan, onların bağlı olduğu HSK’nın başına getirdiğin adam bu. Yazık değil mi? Güya ne olacak? Garanti verilmiş. Zaten bunların yaptığı işler normal bir hukuk devletinde yapılır mı? Herhangi bir hakime, savcıya yaptırabilir misin? Yapmayanlar çil yavrusu gibi Anadolu’ya dağılıyor. Ne olacak şimdi? Ne olmuş biliyor musunuz? En kuvvetli ortaklık suç ortaklığı. ‘Siz yapın, biz size sahip çıkacağız.’ En çok ismi geçenler ya bakan yardımcısı olmuşlar ya da İstanbul’da boşalan yerlere onlar gelmiş. Akın Bey Bakan olmuş. Seçimle bir Nevşehir Milletvekili. ‘Dokunulmazlık var. Bunlara dokunulmayacak.’ Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına uymamaktan tutun, bu yapılan her şey bütün darbe girişimleri gibi… Sen bu ülkede bir parti iktidar olacak, F16 vermişler, onunla mani olmaya çalışıyor, iktidar indirmeye çalışıyor. Üstüne tank sürmüşün ya da eldeki tokmakla vurmuşsun; basbariz darbe girişimidir. Darbe girişimi, Türk Ceza Kanunu’na (TCK) göre, Anayasa’ya karşı işlenen suçtur. Anayasa 14’e göre dokunulmazlık kapsamında değildir. Buradan açıkça söylüyorum: ‘Ben bakan oldum. Ben milletvekili olacağım.’ Akın Öztürk ya da darbeye karışan firari bir FETÖ’cü milletvekili olsa gelip milletvekilliği mi yapabilecek? Darbeye karışmış adam. Anayasal düzeni askıya almak suretiyle karşı çıkmış. Siz hangi dokunulmazlığa güveniyorsunuz? Darbeye kalkışmışsın sen.
NE İÇİN YAPILIYOR BUNLARIN HEPSİ? TAYYİP BEY TALİMAT VERMİŞ: GİDİN, DURDURUN. İKTİDAR OLAMASINLAR
Vicdanı olan AK Partililere, MHP’lilere sesleniyorum. Sizler onurunuzla çalışan, mütevazı, belki yoksul hayatlar kuran, sürdüren, oyu AK Parti’ye, MHP’ye veren memurlara, esnaflara, işçilere sesleniyorum: Bu mu sizin düzeniniz? Siz, AK Parti’nin kara düzeni içinde olamazsınız. Bunlardan ayrışmalısınız. Birileri milletin sırtından servet ediniyor. Birileri gidiyorlar, şirkete çöküyorlar, mallarına el koyuyorlar, arkadan avukat yolluyorlar. ‘Ekrem İmamoğlu suç örgütü benden şunu istedi. At imzayı, al mallarını geri. Hepsini değil, bir miktarı da duracak bu tarafta.’ Bunların tamamı ve fazlası. Polisin üstündekiler, üç çantanın üstündekiler, daha daha neler neler… Ne için yapılıyor bunların hepsi? Tayyip Bey bir talimat vermiş: ‘Gidin, durdurun. İktidar olamasınlar.’ Bu mu yiğitlik, bu mu mertlik, bu mu mücadele?
YOLDAN GEÇEN AMCAYA SORSAN, ‘TURPUN TARLASI ORADA’ DİYE GÖSTERİR SİZİ
Bugünkü basın toplantısının adı: ‘Turpun küçüğü.’ Turpun büyüğünü bilmeyen mi var? Kendi söylemedi mi, ‘Turpun büyüğü geliyor’ diye. Bir turpu biliyorsun, büyüğünü biliyorsun, biz de küçüğünü biliyoruz. Bu millet turpun büyüğünü de biliyor. Yoldan geçen amcaya sorsan, ‘turpun tarlası orada’ diye gösterir sizi. Tarlası var sizin orada. Turpun büyüğünden bir kör kuruş ispatlayamayanlara, al sana iddianame. Ne Tayyip Bey’e ne bugünkü yargı düzenine; yapılacak ilk seçimlerde millet doğru bir görevlendirmeyi yaptıktan sonra AYM’ye, Yüce Divan’a… Ben bütün yaz söyledim, ‘Yalan bunlar. O iddianame çıksın, yargılamayacaksınız, yargılanacaksınız. Yargılanmak değil, yargılamak için bu iddianameyi bekliyorum’ dedim. O iddianameden TGRT, yaz boyu konuştuğunuz hangisini şimdi koyabiliyorsunuz önümüze? Ekranınızda onu anlatanlara sorulunca; ‘Yanılmışım, yanıltılmışım, insan bazen yalan atar.’ Yaz boyunca ‘O çıkacak, bu çıkacak’ diyen, sureti CHP’liden görünen, maaşla bağlanan, iftira attıranların söylediklerinin hangi biri çıktı? Nerede 560 milyar? Nerede o üç harfli tuhaf bir kanala çıkıp da yalan yalan konuşan, her tarafta dolaşan kadının bin 200 cep telefonu? Nerede İBB’de, arkadaşlarımızın oturduğu odada parkenin altından 2,5 milyon euro çıkmış da kayda girmiş. Hangi kayıt? Hani iddianamede? Hani Ekrem İmamoğlu’nun lüks araçları? Hani kasalardan çıkan paralar? Hani kuyulara gömülü paralar? Hiçbiri yok.
ARINACAKSANIZ ÖNCE ADALET BAKANINIZI ARINDIRIN
Üzerimizde de hesabını veremeyeceğimiz bir mal yok. Sorulana da avukatı cevabını verir. Suçu olan varsa hesabını verir ama durum ortada. Ekrem İmamoğlu siyasete girdiğinde zengin olan, siyaset boyunca yoksullaşmış olan birisidir. Çünkü eski işleri bu yaptığı kamu işi gibi değil, çok daha fazla gelir getiren işlerdi. Maaşının çok üzerinde kazanıyordu. Siyasete girdiği günden bugüne zenginleştiyse siz çıkarın. Ben memuriyetle zenginleşeni çıkardım arkadaş. Ben savcılıkta, hakimlikte zenginleşeni çıkardım. Buzdağının görülebilen yüzünü çıkardım. Başkası üstüne yapılmayan, ‘Üstümde kalsa bu kadar suyu bu pilav kaldırır’ denen kısmı çıkardım. Bundan sonra, bu Türkiye’deki AK Parti’nin kara düzeni, bu müesses nizam… Oradan, buradan tweet attırarak, eskiden ilçe başkınlığı yapmış, küfürden partiden uzaklaşmış, ‘Arının’ diyenlere, haberlere çıkarıp CHP’den arınma çağırsı. Bir bütün, bir küçük parça ayrılmadan hep beraber koskoca bir örgüt bir arada duruyor ve dünyanın en büyük iftirasına karşı dimdik duruyoruz. Arınacaksanız önce Adalet Bakanınızı arındırın. Tamamı kirden oluşan bir yapının keselene keselene nasıl yok olduğunu görürsünüz. Sonra çıkıp da kimse kimseye haysiyet cellatlığı yapmayacak.
YA SİYASETİ BİZİM GİBİ YAPACAKSINIZ YA NAMUSLU İNSANLARA KARA ÇALMAYACAKSINIZ
Bundan sonra da söylüyorum, net söylüyorum: Ya bugün bunlar görüldükten sonra, o uçakta konuşan arkadaşlar, ‘ört ki ölem’ciler, ‘Bunlar bize yakışmaz’ diyenler, ‘İspatı varsa vallahi bir dakika bu partide durmam’ diyenler; ya konuşacaksınız ya da bu ayıbı paylaşacaksınız. Teker yerden kalkınca dürüstlenmeyle, efelenmeyle, bitmiş görevlerden sonra öz eleştirilerle olmuyor bu iş. Bugün konuşacaksınız. Benim karşıma çıkın ve böyle bir şey gösterin. Ben Ekrem İmamoğlu’nun görevi boyunca fakirleştiğini de ispatlarım. Her yıl veriyorum, Numan Bey’in elinin altında mal bildirimim. İstediğiniz yere, kanun çerçevesinde, izin gerekiyorsa özel izinimle, MASAK’a da izin vereceğim dokunulmazlık demeden, mal bildirimimi de aldılar, ellerinde duruyor, banka hesap numaramın şifresine kadar veririm, hiç uğraşmasınlar. Aldığımız bir kuruşun kayıt dışılığı yoktur, verdiğimiz bir kuruşun kayıt dışılığı yoktur. Hodri meydan. Ya siyaseti bizim gibi yapacaksınız ya namuslu insanlara kara çalmayacaksınız.
TÜRKİYE’DE GAZETECİLİK MESLEĞİ TARİHİ BİR EŞİKLE KARŞI KARŞIYA. BU SORULAR, BU ADAMLARA SORULACAK MI, SORULMAYACAK MI
Türkiye’de gazetecilik mesleği tarihi bir eşikle karşı karşıya. Bu sorular, bu adamlara sorulacak mı, sorulmayacak mı. Sorması sizden, yanıtlamayan yanıtlamaz. Tarih önüne yanıtsız bırakılmış bir soru olarak geçsin sorunuz. Sorabilenlere, oradan oraya atılma pahasına teybini uzatabilenlere lafım yok. Ama bu memlekette yaşayacağız hep beraber. Bu memleketin yarınlarında siyaset yapacağız, görev yapacağız, çocuk büyüteceğiz. Bugün bu sessizliğe susanlar, yarın devir değişince düğün davetiyesi falan getirmesinler. Geçen sene 19 Mart’ta, ‘Bu meydanı görmeyini biz de görmeyeceğiz’ dediğimde, 50 yerden ‘Aslında biz de sizin gibiyiz de ailemiz bilmem ne’ diye araya adam sokanları, bugün bir kez daha bunun haberini yaparken montaj masasının başına gidip tırnak yiyecek mi yemeyecek mi o hanımefendi göreceğim. TGRT denen yapı. Kendi içinde mesaj var. ‘Bu nasıl KJ. Eleştiren.’ Ne olmuş? ‘Zam’ yazmış. Zam yazmaya tepki gösteriyor kadın. Var oldukları yer Epstein belgeleri. Onun içinden konuşacaklarına gitmişler, olmayan yolsuzluğu ona söylettirip, buna söylettirip tepiniyor. ‘KJ’de hükümeti eleştiren şeyi görmeyeceğim değil mi’ diye WhatsApp’tan ayar veriyor. Hadi konuşun. Hadi çıkın karşımıza.
MÜCADELENİN İKİNCİ YILININ BİRİNCİ GÜNÜNÜ BAŞLATACAĞIM. BU DA ERDOĞAN’A, GÜRLEK’E VE ONLARLA GELECEK HAYAL EDENLERE DERT OLSUN
Ölmeyi göze almışız, ölmeyi. Değil böyle direnmeyi, ölmeyi göze almışız. Bizim kadar göze alan varsa çıkar karşımıza. Bizim kadar cesareti olan, bizim kadar kendine güvenen, arkadaşına güvenen… Hadi çıksın biri, ‘Patronum bilmem kim Ören’e güveniyorum namusum kadar’ desin. Ekrem Başkan’a güveniyorum namusum kadar. Haydi TGRT’nin A’sından Z’sine, eskisinden yenisine çıksın birisi desin, ‘Güveniyorum namusum kadar.’ O yüzden bu haysiyet cellatlığının bir sınırı var. Herkes ama herkes önce bir buraya bakacak. Ondan sonra Türkiye’nin geleceği ne olacak, ne bitecek; ona bakacak. Yerden göğe iftiralarla dolu bir sürecin bir yılını dolduruyoruz. Geçen sene şehit aileleriyle iftardayken diploma iptal oldu. O gün bugün koşturuyoruz. Ben yine yarın şehit aileleriyle iftardayım. Alnım açık, başım dik gözlerinin içine bakacağım. Akşam otobüsün üstüne çıkacağım. Öbür gün de mücadelenin ikinci yılının birinci gününü başlatacağım. Bu da Erdoğan’a, Akın Gürlek’e ve onlarla birlikte bir gelecek hayal edenlere dert olsun.”
KAYNAK: ANKA

















