CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde, CHP’li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in gözaltına alınmasına ilişkin, “Milletin seçtiği birinci partiye balta çektiler” dedi.
Özel, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Bozbey’in gözaltına alınmasının ardından partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulundu.
“Bugün Türk Milli Futbol Takımımızın Kosova ile oynayacağı müsabakayı izlemek, milli takımımıza destek vermek ve bir gururu hep birlikte yaşamak üzere Priştine’ye gitmeyi planlamıştık ancak bugün maalesef yine karanlık, kötü, kasvetli, can sıkıcı bir güne uyandık” diyen Özel, şöyle konuştu:
“Bugün 31 Mart 2026, 31 Mart 2024 seçimlerinin yıl dönümü. CHP’nin 47 yıl sonra birinci parti olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bir partiye nasip olan en büyük yerel seçim zaferini yaşadığı günün ikinci yıl dönümü. CHP olarak büyük zaferimizin yıl dönümü. Dün akşam şu dua ile uyudum, şu temenni ile gözlerimi yummuştum; ‘İnşallah yarın, 31 Mart milli takıma, Türkiye’ye uğurlu gelsin. 47 yıllık hasreti biz bitirdik. Bize uğurlu gelmişti. 24 yıllık hasret bitsin inşallah. Yarın gidelim, hep birlikte bu maçı kazanalım.’ Bizim iki yıl önceki yerel seçim zaferimizin bu sefer milli bir zaferle aynı güne denk gelmesini, 31 Mart’ın bir kez daha bir zafer günü olmasını umarak, buna dua ederek uyumuştum. Ama sabahın erken saatlerinde Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan bir operasyonla uyandık.
Bizim bu başarı hikayemiz, 2023 yılının Kasım’ına dayanıyor. Aslında 2023 yılının Mayıs’ında, 14 ve 28 Mayıs’ta Türkiye’de en çok gençlerin ama yoksulların, kadınların, çiftçilerin, emekçilerin iktidarın değişim umuduna inandıkları ve bizim başaramadığımız bir seçim yaşadık. Kaybettik ve bu kayıp herhangi bir seçim kaybı gibi etki yaratmadı. Benim tanımlamamla bir ‘duygusal kopuş’ yaşadı muhalif seçmen. Hepinizin takip ettiği, izlediği gibi bir travma durumu ortaya çıktı. O travma bizi büyük bir felakete sürüklüyordu. Anketler de öyle gösteriyordu. Kararsızlar dağıtılmadan partinin oyu kiminde yüzde 13,5, kiminde yüzde 14’tü. Seçime katılmayla ilgili çok yüksek oranlarda ‘Oy kullanmayacağım’ cevapları, tepki ve protesto oyları… Burada Cumhuriyet Halk Partisi’nde ağırlığını gençlerin ve kadınların oluşturduğu bir ekip, bir özeleştiriye ihtiyaç olduğunu söyledi, bir değişime ihtiyaç olduğunu söyledi. ‘Cumhuriyet Halk Partisi değişirse Türkiye değişecek’ dedi. Bunu söylerken inanıyorduk ve görüyorduk; öğretmen evlerine gitmeyi bırakan emekli öğretmenleri, yolda yere bakarak yürüdüğü için birbirini görmeden yan yana geçen partilileri, gençlerin umutsuzluklarını görüyorduk.
‘OLMAZ’ DENİLEN OLDU VE PARTİDE DEĞİŞİM YAŞANDI
Bir yola çıktık. Buna önce çok az kişi inandık. Sonra ‘imkansız’ dedikleri, üzerine bahislere girdikleri, meslek hayatlarını koydukları bir şey oldu ve o delegemizi… Lafın kendisi Muharrem İnce’ye ait. Laf çok ağırdı ve o ağırlığın altından kalktı parti. ‘Atatürk gelse bu delegeyle seçim kazanamaz’ denilen delegemizi biz değil; gençler ikna etti, kadınlar ikna etti, anneler ikna etti. ‘Git, şu gençlere bir şans ver’ dediler. Hayatında belki asansörde ilk kez dördüncü kata birlikte çıktığı, beşinci katta oturan genç bizim delegeyi asansörde ikna etti. Berberler tıraş yaparken delegeleri ikna ettiler. Torunlar dedeleri ikna ettiler. Babalar evlatları ikna ettiler. ‘Olmaz’ denilen oldu ve bir değişim oldu partide. Değişim olduktan sonra döndük ve dedik ki… O değişimin sözünde şunu demiştik; ‘Nasıl Bülent Ecevit başardıysa, ikisi yerel ve ikisi genel girdiği dört seçimden de partiyi birinci parti çıkardı. Biz de öyle yapacağız. Yapamazsak bırakacağız.’ İlk sınav dört ay sonraydı. Dört ay boyunca mümkün olan en çok kadını adaylaştırmaya, mümkün olan en genç kadrolarla adaylaşmaya, mümkün olduğu kadar insanlara ‘Değişim şehrinize de geliyor’ demeye çalıştık. Hatta bir gün asansörde bir gazeteci arkadaş sordu, Mahir Bey idi herhalde, ‘Değişimi nerede göreceğiz?’ ‘İzmir’in listesinde görürüz’ demiştim. 31 belediye başkan adayından 28’i yeniydi. 6 kadın seçilmiş Cumhuriyet tarihi boyunca tüm partilerden, 9 kadın aday vardı ve sekizi seçildi. 14 gencin 13’ü seçildi. Bu parti ilk kez seçim günü ‘Kötü haberler maksatlıdır. Görev yerini terk etme, ıslak imzayı bırakma’ yerine; sandıklar açılırken, sandık görevlilerine ‘Birazdan Türkiye’nin dört bir yanından çok güzel haberler alacaksın, sevinip de dağılma. Islak imzalı tutanağı bırakma’ diye bir mesaj attı.
TÜRKİYE, CHP’NİN DEĞİŞİMİNİ BİR ‘ÖZELEŞTİRİ’ OLARAK SAYDI
Sandıklar açılmadan anketlerden biliyorduk. Açılınca gördük ki CHP’nin değişimini Türkiye özeleştiriye saydı. Dedi ki ‘Bu bir özeleştiri ve bir şans veriyorum onlara.’ Öyle böyle bir şans vermedi. 47 yıl sonra birincilik verdi. Nüfusun yüzde 65’ini, ekonominin yüzde 85’ini verdi. Dedi ki ‘Buralarda sen yönet. Bir görelim. Sen yönet ve bunu sana Türkiye’nin değişim umudu için önemli bir kredi olarak veriyorum.’ Ya bu kürsü ya bir benzeri, bilmiyorum. 600 kişilik salonda siz basın mensuplarının karşısına çıktığımda, sonra da önce akşam erken saatlerdi ve sonra da bahçede otobüsün üstüne çıktığımda şunu anlattım; ‘Bu seçimin kazananı millettir. Kaybedeni yoktur.’ CHP’lilere dedim ki ‘Yeterince sevindik. Şimdi gidelim, yatalım. Yarın erken kalkalım, işimiz var.’ Süleyman Seba’nın hikayesini anlattım. Sevinen, çılgınca sevinen Beşiktaşlı oyuncuları soyunma odasında ziyaret edip, ‘Sakin olun biraz, yan tarafta kupayı sizin kadar hak eden birisi üzülüyor. Ona saygılı olun’ dediğini anlattım. ‘Havai fişek olmasın, silah olmasın, davul ve zurna olmasın. Kaybedenin evinin önünden kimse konvoy yapmasın. Çünkü onlar kaybetmedi, Türkiye kazandı’ dedik. Bana dediler ki ‘O konuşmayı o arada nasıl yazdın?’ Dedim ki ‘4-5 yıl önce Manisa’da dört belediye kazandığımızda yüzde 60’ını yapmıştım. Kalanını da dört aydır her sabah tıraş olurken yazdım.’ Biliyordum çünkü kazanacağımızı. Kazanınca ne yapmamız gerektiğini de biliyordum. Biliyorduk hepimiz bunu. Çünkü biz bunu böyle bir seçim kazanmak değil; bir devri değiştirmek, Cumhuriyet’i yine demokratikleştirmek, 100 yıl sonra bir kez daha özgürlükleri getirmek, herkesi eşit vatandaş kılmak, yoksulluğu yok etmek için o yerel seçimin bir fırsat, bir umut, bir görev olduğunu biliyorduk. Ben belediye başkanlarıyla o 600 kişilik salonda yaptığım ilk toplantıda hepsinin gözünün içine baka baka, ‘Size verilen ne şehrin altın anahtarıdır ne belediyenin kapısının ne kasasının anahtarıdır. Atatürk’ün partisinin 100 yıl sonra bir daha iktidar olmasının anahtardır. Ona göre kullanın o anahtarları’ dedim.
GEZİ TUTUKLULARINA ZULÜM EDİLMEMESİ İÇİN…
O seçimin devamında başıma gelecekleri de bile bile dedim ki ‘Mademki millet birinci parti olma görevini vermiştir, biz birinci parti olmanın sorumluluğu ile davranacağız.’ Birinci parti bayramda diğer partilerin Genel Başkanlarını aramamazlık yapamaz. Millet iktidar olma yetkisini sana vermiş. Tacı senin başına koymuş ki akıllansın o baş diye. Eli uzatmak bundan sonra bize düşer. İlk bayramda da o güne kadar bizi hiç aramayan birisi dahil bütün Genel Başkanları aradım. Beni kutlamayan, başarımızı küçük gören, ondan sonra da Türkiye’nin birinci partisi olarak kendi yüzüne söylediğim kişiye, ‘Şehit cenazesinde tokalaşmayan liderler bu ülkeye yakışmıyor’ dedim. ‘Birinci parti ile ikinci partinin tokalaşmaması, görüşmemesi, selamlaşmaması olmaz’ dedim. ‘Senin Manisa Şehzadeler Hacıhaliller eskinin kasabası, şimdinin köyünde benim mahalle temsilcimle senin mahalle temsilcin düğünü bir yapıyor, cenazeyi bir kaldırıyor. Biz millet böyleyken böyle olamayız’ dedim. ‘Sen iktidarda sorumlusun. Ben muhalefette sorumluydum. Bugün ben yerel iktidarda sorumluyum. Sen genel iktidarda sorumlusun. Bu sorumluluğu yerine getireceğiz’ dedim. Gittim, ziyaret ettim. Davet ettim, bu binada ağırladım. Küfür yiyeceğimi bile bile, o kadar zulmü yapmış olduğunu bile bile kapıda karşıladım ve kapıda uğurladım. Şu kadar kendimle ilgili bir şey söylemedim. Yanağı delik olup da çorbası buradan akan komutan geçen gün vefat etti, ailesi defnetti. Bıraksın diye söyledim. Gezi tutuklularına zulmetmesinler artık diye söyledim. ‘Emekli sürünmesin, el ele verelim ve bu ülkede bu insanlara biz yerelde, siz genelde hizmet edin. Ülkenin milli menfaatlerini dışarıda birlikte savunalım. F35’i söküp alalım, Eurofighter’ları bu ülkeye kazandıralım’ dedim. Dedim ki ‘Kayseri’de millet birbirinin cenazesine gidiyorsa, burada iyi günde – kötü günde Ankara’da da böyle olalım’ dedim. Bugün olsa, tekrar o noktaya gelsem tekrar aynısını yaparım. Çünkü bana millet o görevi verdi o gün. ‘Ben kavga istemiyorum, hizmet istiyorum’ dedi. ‘Diyalog istiyorum’ dedi. ‘Düşman değiliz’ dedi.
MİLLET BUGÜN ‘YUMUŞAMA’ DEĞİL, ‘NORMALLEŞME’ DİYOR
Sonra bu bütün Türkiye’ye iyi geldi. Açın bakın, bütün anketler duruyor. O süreci destekleme oranına bakın. Vallahi sürece o ‘yumuşama’ dedi, ben ‘Normali budur’ dedim, ‘normalleşme’ dedim. Tarih kapanan süreçlere ismi kimin taktığı ile çok ilgilenir. Kimse ‘yumuşama’ demiyor o döneme, ‘normalleşme’ diyor. Çünkü millet normalinin bu olduğuna inanıyor. Sonra anketlerde CHP’ye emanet görülen oyların kalıcılaşmasıyla, Cumhuriyet Halk Partisi’nin başlatmış olduğu tüm süreçler, tüm diyaloglar… AK Parti seçmeninde dahi yüzde 46’larda destek bulmasıyla, ‘CHP’ye oy verebilirim’ diyenlerin yüzde 25’lerden yüzde 63’lere çıkmasıyla dürttüler bunu ‘Bu iş onlara yarıyor’ diye. Bu iş millete yarıyordu, millete. Ben defolup gidebilirdim. Yeter ki bu millet istediği gibi yönetilsin, hak ettiği gibi yönetilsin. Demokrasiyi vurmak yerine her şeyi göze aldı, keşke bizi ortadan kaldırsaymış. ‘Normalleşmeyi bitirme, bitirt. Bitirmenin de maliyeti var. Millet sevdi.’ Sever tabii millet. Çünkü o iki kardeşten biri AK Partili, biri MHP’li, biri CHP’li oluyor Anadolu’da. Kayınpeder ile damat bir evladı birlikte seviyorlar; biri baba, biri eş olarak. Ama biri AK Partili, biri CHP’li olabiliyor. Bu kavgayı, bu stresi, bu zulmü, hep gerginlik üzerinden bir siyaseti istemiyor millet. Hak etmiyor da.
Envai çeşit numara, envai çeşit saldırı. Sabırla durduk. Hepsini birebir yaşadınız. Yani günahsız teğmenlerin böyle karşısında selamı çakmış, tekmili vermiş. İlk kez kara, hava, denizcilikte üç kadın birincilikle olmuş. Tören bittikten sonra ‘Mustafa Kemal’in askeriyiz’ diye bir ritüeli tekrarlamışlara sekiz gün sonra savaş ilan ettiler. Neden? Normalleşme bitsin diye memlekette. Nasırımıza bastılar. Damarımıza bastılar. Neler neler yaptılar. Öyle olmadı, böyle olmadı ve döndüler, dolaştılar… Yahu olacak şey değil, anayasayı yazan ki bir ruhu var onun. Bir savcı, bir hakim siyasete girerse oraya geri dönemez kardeşim. Siyasete girmeye bakan yardımcılığını yazmamış, çünkü o anayasa yazılırken yok ve sen uydurdun o bakan yardımcılığını sonra. Ama sen anlattın teşkilatına; ‘Bakanlar teknik, bunlar siyasidir’ diye. ‘Örgütümle bakanlık arasında bağı bunlar kuracak’ diye.
Demirtaş’tan Süreyya Önder’e, Canan Kaftancıoğlu’ndan aklına ne toplumsal dava geliyorsa hepsine adaleti katlettirdiğini bakan yardımcısı yapmıştı. Onu aldı, İstanbul’a başsavcı yaptı. O gün bugün İstanbul’un huzuru yoktur, Türkiye’nin huzuru yoktur, normalleşme diye bir şey yoktur. Normal normal dururken millet bu işi sevdi; kavgasızı, hizmeti sevdi diye… Bakın o güne kadar, Esenyurt Belediyesi’ne ilk kayyımı atadıkları güne kadar ne benim, ne Erdoğan’ın birbirimize tek bir hakaret davamız yok. Bir kelime hakaret yok. Eleştiri var. Türlü çeşit miting yapmışım. 105 yerel yönetim mitingi, akıl almaz. 20’den fazla tematik miting. Memleketine gidip çay mitingi yaparken ‘Yakışıyor mu Rizelilere bu taban fiyat?’ demişim. CHP’liler’den çok memleketindeki AKP’lilerden alkış almışım. O gitmiş ağrına. Gaziantep’te fıstık mitingi yapmışım, atanamayan öğretmen mitingi de. Ama bir kötü söz söylememişim. Uzman çavuş için konuşmuşum, infaz koruma memuru için konuşmuşum, atanmayan öğretmen için konuşmuşum, fındık için konuşmuşum, üzüm için konuşmuşum. Isparta’da gül üreticisi için konuşmuşum. Sonuç? Sonuç, balta çektiler bize. Balta. Milletin seçtiği birinci partiye balta çektiler.”
“‘AK Parti belediyeciliği kirlendi’ lafı bana mı ait? Biz ‘rant belediyeciliği’ falan diyoruz. ‘Kirlendik biz’ lafı. Arınmayı bulmuşlar kendileri. ‘Kirlendik’ lafı kime ait arkadaşlar? AK Parti belediyeciliği kime ait? Nereleri millet sizden aldı da bize verdi? Bir bakın önce. Bunun muhasebesini yaptın mı sen? Millete bunun hesabını verdin mi? Yok. Ne yaptın? ‘Hadi bakalım git.’ Orada bir sistem var. Bakın, partinin genel başkanıyım. Bugüne kadar bu partide ‘sistem’ diye bir laf duymadım. Duyan varsa, söyleyen varsa söylesin, ben öğreneyim. Sistem var orada. Git bul. Kasa var orada. Git bul. Para var orada. Git bul. Nereden biliyorsun sen bunları? Kişi kendinden bilir işi.
Bakarsan Erdoğan yargılanırken iddianamede bir sistem yazıyor. Albayrakların kurduğu bir sistemle oradan geçmeden buraya gelinmez. Herkes parayı verecek, ondan sonra iş olacak. Bizde yok, ben ‘sistem’ diye bir laf duymadım. Ama var. Kimse kasa görmedi. Arayın, bulun. Bir vakit bir kuyuda kasası varmış bunların. Bizim hepsinin babalarının kuyularında kasa aradılar yaz boyu. Para gömmüşler bir yere. Köstebek gibi kazdılar her tarafı, bir şey bulamadılar. Yaz boyunca kendilerinde geçmişte ne varsa onu söylediler. Bulunacak, fotoğrafı olacak, olacak, iddianameyi bir ayda yazılacak, üç ayda yazılacak; iddianameyi bir yılda zor yazdılar. İçine hiçbir şey koyamadılar.
Peki ne oldu biliyor musunuz? Yüzde 60 memnuniyet vardı. Yüzde 59 memnuniyet vardı ölçtürdüğümüzde CHP’li belediyelerden o operasyonlar başlayana kadar. AK Parti de 61 ölçtürmüştü. Bugün itibariyle, daha dün sunumunu aldık, yüzde 60 ‘CHP’ye yapılanlar siyasi operasyondur, yolsuzlukla ilgisi yoktur’ diyor anketler. Aç bak, şirketin adı AREA. Nerede yapmış, nasıl yapmış, kontrolünü nasıl yapmış, bilmem ne, hepsini döküyor ortaya. Bir yıl boyunca her türlü haysiyet cellatlığı, her türlü saldırı karşısında o zaman dedim, iki buçuk kanal var, birinden birini hep kapıyorlar diye. Sonra biri kapandı, bir buçuk kanal var, hep birisi kapalı diye. Onu bile çarpıttılar, kanalın birine laf mı ediyor bilmem ne mi diye. Birinden biri kapalı, iki kanalla sözümüzle, örgütümüzle, meydanla, kalabalıkla, milletle kafa kafaya çarpışıyoruz. Karşıda Atatürk’ün kurduğu Anadolu Ajansı’nın bütün imkânları. Koskoca TRT ve merkez medya, havuz medya.
Nereden çıktı bu ‘havuz’ lafı? Binali Yıldırım Ulaştırma Bakanı’yken, çalıştığınız televizyonlar, gazeteler TMSF’deyken, onlar alınsın diye devlete en çok iş yapan müteahhitlerden para toplanıp da havuz oluşturuldu mu, oluşturulmadı mı? ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim’ diyen kişiyi Başbakanın kafasını kesip yerine Binali getirilirken, buradaki maharetleri övgüyle anlatılmıyor muydu? Bir tarafta siyasi etik yasası çıkarayım diyen Başbakanı parti içi darbeyle gönderip, yerine havuz işini bilen Binali Bey’i bindirmediniz mi? Günü gelince de ‘İnali’ deyip başbakanlığı lağvetmediniz mi? Bütün yetkileri partili bir Cumhurbaşkanı’na vermediniz mi? Yüzde 60. Onlara inanan yüzde 25, 15 de ‘fikrim yok’ diyor.
NE BUGÜNE KADAR YAPILAN AHLAKSIZ TEKLİFLERE TESLİM OLDU BU PARTİ, NE BUNDAN SONRASI İÇİN ORTAYA KOYACAĞINIZ TEHDİDE
Çıkmış, yapmadığı tehdit kalmamış, şantaj kalmamış, bilmem ne kalmamış. Bugün yazdırtıyor. ‘Butlan meselesi ciddi olabilir. Özgür Özel’in dokunulmazlığı kalkabilir. Yok bilmem ne olabilir.’ Kardeşim, daha ne şantaj yapacaksınız? Daha ne tehdit edeceksiniz? Biz bunlara kanacak, sinecek, duracak olsak Atatürk’ün koltuğuna mı talip olurdum? Kendim için siyaset yapıyor olsam doğru yer burası olabilir mi ya? Burası millet için siyasetin kalesidir. İdam fermanı boynunda yola çıkanların yeri, burası. İşgal kuvvetlerine halı serenlerin değil; bunu anlayın önce. Dokunulmazlığı kaldırılmış da bilmem ne. Kimse dokunulmaz değil. Okudum, aldım mesajı. Ne bugüne kadar yapılan ahlaksız tekliflerle teslim oldu bu parti, ne bundan sonrası için ortaya koyacağınız tehdide, şantaja… Ona teslim olunca zaten parti otomatikman ortadan kalkmış oluyor. Bu direnişin partisi, işgale karşı kuruluşun partisi bu. Ne bahsediyorsunuz siz? ‘Dokunulmazlıkla korkutacağım seni, kayyumla korkutacağım seni, butlanla korkutacağım seni.’ Görünen o ki biz korkutuyoruz seni. Bunlara yelteniyorsan, düşünüyorsan, yazdırıyorsan, çizdiriyorsan… Aha da teslim olursam ne olsun? Aha da teslim edersek ne olsun? Bu kadar açığız, bu kadar netiz, bu kadar kararlıyız. Ama bak, daha neler olacak. 377 gün oldu. Bin 377 gün olsun… 101 eylem yapmışız. Ölene kadar, gücümüzün son damlasına kadar devam edeceğiz. İlk günden başlamış… Akıl üstüne akıl veriyorlar: ‘Ankara’ya dön, partinin başında otur.’ Ankara’ya dönerek, mücadeleyi bırakarak, arkadaşı çevirerek parti başında oturuluyorsa o parti olsa olsa sizinkilerin şeker partisi olur, pudra partisi olur. Cumhuriyet Halk Partisi olmaz o. Bu partinin başına geçtiğin gün, bu partinin başında durduğun gün, bir daha bu partiye seçim kaybettirmemek üzere çocuğunun üstüne yemin ediyorsun sen. Bu parti öyle bir parti. O yemini edemiyorsan kazanamıyorsun zaten. Onu göze almazsan olmuyor. Herkes aklını başına alacak.
31 MART’IN TAM YIL DÖNÜMÜNDE BURSA’YA OPERASYON
Benim kedimin adı Zafer. İki sene önce bugün doğmuş. Ve ben bugünü ‘Zafer, bu sefer de millî zafer olsun’ diye dua edip yatmışım. Sabahleyin kalkmışım. Tam 31 Mart günü, zaferin yıl dönümünde, 47 yıl sonra kazandığımız Bursa’yı seçimle kaybettikleri günün yıl dönümünde, 30 Mart torbaya girdi, 1 Nisan şaka olurdu çünkü. 31 Mart günü yargı operasyonuyla almaya çalışıyor adam ya. Ya millete söylüyorum: amcalara, teyzelere, kardeşlere, evlatlara… Görüyor musunuz ne yapıyorlar? Mafya mısınız lan siz? Mafya mısınız? 31 Mart’ın tam yıl dönümünde Bursa’ya operasyon. Çünkü Belediye Meclis çoğunluğunun AK Parti’de olduğu tek büyükşehir orası. Başkan içeriye atacak, Bursa’yı geri alacak. 31 Mart günü yapıyor bunu ya. Mafya mısınız siz? Bu millete böyle bir diklenme nedir? Bu millet askere ister, evladını yollar; tabutta gelir, ‘vatan sağ olsun’ der. Ne istiyorsan yapar, devletini sever. Ama devleti milletin karşısına diktin mi, o karşısına diktiğin devleti perişan eder. Aha FETÖ’cüler denedi. O gece beraberdik. Sıraya giriyordunuz önümde. ‘Tutumunuzdan dolayı teşekkür ederiz Özgür Bey.’ Ne yapacaktım ya, kurduğum parlamentoyu FETÖ’cülere mi bırakacaktım? Sana saldırıyorlar diye seçilmişi mi yalnız mı bırakacaktım?
Ben, saldırılan Tayyip Erdoğan da olsa, millet seçtiyse sahip çıkarım kardeşim. Şimdi yaptığım da ondan ibarettir. Saldıran Tayyip Erdoğan da olsa, milletin seçtiğine sahip çıkıyoruz biz. Ne konuşuyorsunuz? Ne anlatıyorsunuz siz bize? Bu millete ne anlatabilirsin sen? Kazanamadığın Bursa’yı sabahın köründe gidip, sandıkta alamadığın şeyi hâkim tokmağıyla, savcı cübbesiyle alacağım diye yola çıkana yol verir mi bu millet? Meselenin özü burada, bunu anlayın önce. Önce bunu anlayın. O yüzden diyorum ‘ölmeyi göze aldık’ diye. O yüzden diyorum. Bu mesele bir belediyeden fazlası, bu mesele. İçeride dimdik yatıyor benim arkadaşlarım. Eğilmeden, bükülmeden. Eğileni büküleni toplayıp ‘bana layıksın’ deyip götürüyorsun zaten. Sana layık onlar.
Bugün yedi yıl önce görevi yapmış, o dönemde suçlanmış, gelmiş, araştırılmış, ‘soruşturma izni yok’ denmiş, sonra soruşturma izni verilmiş, aklanmış; üstüne beş yıl boş durmuş, kazanmış, iki yıl büyükşehir yapmış. Bir tane bu dönemle ilgili iftira bile yok burada. Yedi yıl önce yaşanan bir süreç, bir vakıf, bir bilmem neyle ilgili icat çıkarıp bugün gelip belediyeyi elimizden almaya çalışan mesele. Suçu ne biliyor musunuz? Suçu şu: aylardır, yıllardır yazdırıyorlar, çizdiriyorlar, ‘AK Parti’ye katılacak.’ ‘Katılmam’ diyor. ‘Ya AK Parti’ye katıl ya hapse atıl” diyorlar, ‘vallahi hapse girmeyi göze alırım ama Bursa’dan aldığım emaneti vermem’ diyor. Arkadaşlar, Mustafa Bozbey Bursa gibi yerde iki kişiden birinin oyunu almış. AK Parti’nin görevdeki belediye başkanına ‘yeşil Bursa, yeşil Bursa’ diyorlar. O yeşil Bursa’nın yeşilliği, dağlarının yeşilliği, Uludağ’ın yeşilliği… Bir de kendilerine mal ediyorlar mübarek yeşili. Yönetmenizi gördüler, nasıl yönettiğinizi gördüler, neler yaptığınızı gördüler, neler fışkırıyor gördüler. Belediyenin parasıyla bütün ittifak ortaklarınıza 0,4 puanlık oyu olan adamın kongresinden bilmem neyine karşıladığınızı gördüler. Bursa nasıl bir çarçur içinde olduğunu, nasıl yolsuzluklar olduğunu gördü, duydu, bildi. Bozbey’i de gördü, biliyor, bildiği adam. Rekor üstüne rekorlar kırdığı Nilüfer’den Büyükşehir adayı oldu, kaybetti. Beş yıl bekledi, iki kişiden biri seçti. 12 puan fark attı size.
Şimdi bugün yapmaya çalıştıkları iş, AK Partili milletvekillerinin ‘hırsız’ dediği ‘Topuklu Efe’yi’ ‘topuklayan Efe’ olarak yanlarına koymak. CHP’ye oy veren yerlerdeki hizmeti durdurup, AK Parti’ye oy veren yerlere hizmet ettirmek. Faturayı ödettirmiş kadın suç örgütü liderine. Dışarıda gezdiriyorsunuz ya bizimkilere iftira attı diye; bizde bir fatura koyamıyorsun ortaya. Faturaları ödettirmiş Aziz İhsan Aktaş’a, rozeti taktılar, kol kola girdiler. İsmail Güler, Gaziantep Şehitkamil AK Parti ilçe başkanı. CHP’den seçilen Umut Yılmaz hakkında sayısız suç duyurusu, o bu; ‘belediyeyi soydu, soğana çevirdi’ diye yolsuzluğun önde gidenin ağzına geleni söyledi. Geçen gün birlikte esnaf geziyorlar. Bu lafın sahibiyle muhatabı. Dava açılmıştı, AK Parti’ye kaçtı. AK Parti’ye gidince davayı ayırdılar; gidenler iki kişi, geri kalan burada. Burada dava edemem, bunlara takipsizlik. Sebep? AK Parti’ye intikah. Görmüyor mu bunu Gaziantep? Görmüyor mu bunu Türkiye? Görmüyor mu bunu millet?
SAYIN BAHÇELİ, SATIR ARASINDAN SÖYLEMİYORUM, AÇIK SÖYLÜYORUM
Sayın Bahçeli, satır arasından söylemiyorum, açık söylüyorum. Sayın Bahçeli: Bayrampaşa’da belediye başkanı bana verdi, ben size verdim isimleri. ‘Bayrampaşa Belediye Başkanı’na bir milyon verdim de serbest kal’ dediler, ‘yalandan korkarım’ diye oğlumla beni Silivri’ye getirdiler diyordu. Oğlu MHP ilçe yöneticisiydi. İçeride yattılar. Size ben duyurdum, ‘bir ilgilenin yahu’ dedim. Gittiniz, bir tek kendinizle ilgilenip onu bıraktırdınız, bizimkini içeride bıraktınız. Sayın Bahçeli, adam diyor ki ‘iftira atsam girmeyecektim, Devlet Bey sesimi duysun.’ Sen gittin, onu bir tek kurtardın oradan. Bizimki duruyor. Çünkü iftira atanlar oldu. Atmam diyeni MHP’li de olsa içeri attılar; bir şekilde onu sen çıkardın. İftirayı yiyen orada. Bayrampaşa Belediyesi’nde al takke ver külah, belediye bir farkla oyla AK Parti’ye geçti. Gaziosmanpaşa sırf çoğunluk sizde diye geldiniz, belediye başkanı koydunuz. Aylardır iddianame yok. Kasadan TRT paraları gösteriyordu, mühür çıktı, paralar stok görüntü çıktı, yalan görüntüymüş.
Kardeşim, nasıl oluyor da oruç tutarken, namaz kılarken, secdeye varınca, başını koyunca Gaziosmanpaşa’da bunu yapıp da hâlâ bu duaların kabulünü istiyorsun ya, bu ibadetinin nasıl oluyor bu? Bunu soruyoruz sana. O çocuğun günahı sadece sevilen bir Gaziosmanpaşalı figür olması. Senin adayını yendi. Belediye meclisi sende. Daha iddianame yok, iddianame yok; yalan çıktı bütün söyledikleriniz. Şimdi milletin içine geçeceksiniz, konuşacaksınız, konuşacaksınız.
Bugün Türkiye’de 30 belediye milletin seçmedikleri tarafından yönetiliyor. Bu 12 belediye kayyumla yönetiliyor, 18 belediye de AK Parti yargı kolları tarafından esir alınmış durumda. 30 belediye milletin seçmedikleri tarafından yönetiliyor. Nasıl olacak bu iş? Yargıya güven yüzde 18’e düşmüş. O 30 belediyenin toplam nüfusu 28 milyon. 28 milyon insanın son sandık iradesini sakatladınız. Dış dünyada demokrasinin olmadığı, adaletin olmadığı, muhaliflerin içeri tıkıldığı bir ülke olarak algılanıyorsunuz. Bunu Avrupa da görüyor, eleştiren kanatları eleştiriyor, öbürünün mecali yok. Trump da görüyor. Trump’ın adamı şöyle diyor, hatırlayın: ‘Üçüncü dünya ülkeleri böyledir.’ Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu üzerine sorulan soruya… ‘Üçüncü dünya ülkeleri böyledir, muhalifleri içeri tıkarsın, ondan kurtulur, yoluna bakarsın. Erdoğan da öyle yaptı’ diyor. Türkiye’ye üçüncü dünya ülkesi diyor.
CHP’YE KAPATMA DAVASI, TEHDİT GÖRDÜĞÜMÜZ HERKESE AÇILAN DAVADIR
Yapılan işlemi muhalefeti içeri tıkma ve ondan kurtulma olarak görüyor. Çünkü diyor ki: ‘Suriye’de rejimi değiştiririm, kimi koyarsam o yönetir.’ Dedi ya: ‘Sevdim onu, beni hiç mahcup etmedi.’ ‘İran’ı vururum, deviririm; benim uygun gördüğüm biri yönetir.’ ‘Venezuela’yı kimi diyorsam o yönetir.’ Türkiye’de de rejimi değiştiririm, Cumhuriyet rejimini; kimi diyorsam o yönetir. Recep Tayyip Erdoğan. Buraya geldik şimdi. Aktörün 30 sene önce demokrat rolü oynaması, sahnenin sonunda otokrata dönüşme gerçeğini ortadan kaldırmıyor işte. Türkiye’de demokrasiyi kaldıracaksın, rakipleri içeri atacaksın, seni yenecek partiye, geleceğin iktidar partisine darbe yapacaksın. Sonra da her şey normalmiş gibi buradaki kravata göre medeniyet nutukları atacaksın. Medeni adam seçimi kazandığı gece değil, kaybettiği gece belli olur. Kazandığı gece demokrasi nutku atandan bir şey olmaz; kaybettiği gece atacak onu, İsmet Paşa gibi.
Bugün yapılan, buradan açıkça söylüyorum, yaşadıklarımız bir CHP meselesi değildir. Bu darbe, milletin seçme ve seçilme hakkına indirilmiş bir darbedir. Çok partili demokratik sistem, hukukun üstünlüğü ve Atatürk’ten emanet olan Cumhuriyet’in en önemli kazanımı olan sandık tehlikededir. Yerel seçimde zapt edilmiştir. Genel seçimle ilgili uygun atmosfer olursa konulacaktır, olmazsa belki de ondan da cayılacaktır. Türkiye’de Trump desteğiyle Cumhuriyet rejimi ortadan kaldırılmaya, yerine Trump kimi istiyorsa onun yönettiği bir rejim dayatılmaya çalışılmaktadır. Mevzu Venezuela kadar net, Suriye kadar berrak ama Trump açısından İran kadar da pabucun pahalı olduğu bir yerdedir.
Hedef bugün CHP. Çünkü müesses nizama itirazın cisimleştiği yer burası. O yüzden hiç beklenmedik bir şekilde meydanlar dolmaya, taşmaya; millet doludan, kardan yılmamaya; bayılmadan önce meydanı terk etmemeye kararlıdır. CHP’ye kapatma davası, tehdit gördüğümüz herkese açılan davadır. Rejimin dili budur: ‘Cumhurbaşkanı adayı olursan yerin Silivri’yi boylamaktır.’ Kazanacak değil, kaybedecek adaylar aranmaktadır. Majestelerinin kaybedecek Cumhurbaşkanı adayına itirazı yoktur, hatta özlemi vardır. Kazanacağını görürse içeri atmaktadır. Mevzu bundan ibarettir. Başka bir şeyden ibaret değildir.”
“Bugün Meclis’te Hatay halkının seçip gönderdiği bir milletvekili Silivri’de olduğu için görev yapamamaktadır. Hatay. Hatırlatırım, Hatay, Misak-ı Milli sınırlarındadır ama Kurtuluş Savaşı sonucunda Türkiye toprağı değildir. Sonradan özel statü ve devlettir. Hatay bu ülkeye nasıl katılmıştır? Sandıkla. Sandık kurup oy attılar. Cumhurbaşkanı, Hatay’ı Türkiye’ye katan, kendini Cumhurbaşkanlığı’ndan alan oylamada oy attı. Allah gani gani rahmet eylesin. Türkiye’ye sandıkla katılmış ilin sandıkta belirlediği milletvekili hapistedir. Rejimin bizi getirdiği nokta burasıdır.
Bugün yapılan, iktidarın CHP’nin başına çorap ördüğünü söyleyenlere söylüyorum, milletin başına çuval geçiriyor. Kuzey Irak’ta Amerika nasıl Türk askerinin başına çuval geçirip hepimize mesaj verdiyse bugün ‘Biz Cumhuriyet rejimini sürdüreceğiz, seçilenin iktidarda kalmasını savunuyoruz’ diyen Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına örülen çorap, milletin kafasına geçirilen çuvaldır. Talimat yine Amerika’dandır. Amerika olur verdiği için yapılabilmektedir bunların hepsi. Her darbenin arkasından çıktıkları gibi bu darbenin de arkasındadırlar. 15 Temmuz’da olduğu gibi, 12 Eylül’de ‘Bizim çocuklar’ yaptığı gibi onların çocuklar şimdi de bundan sonraki Cumhuriyet hükümetine darbe girişimindedirler.
GELEN GELSİN, ALABİLEN ALSIN. DOKUNULMAZLIĞIMI KALDIRAN KALDIRSIN
Ben bu somut tanı ve bu iddia ile burada duruyorum. Gelen gelsin, alabilen alsın. Dokunulmazlığımı kaldıran kaldırsın. Yazmış bugün, aslında muhaliflere ilişmemek centilmenlik geleneğiymiş, yazdırmışlar. ‘Özgür Özel hakaretlerini sürdürüyormuş.’ Bir elim gitti, ‘Yapma bunu’ dedim, ‘Yapma bunu Özgür.’.. Recep Tayyip Erdoğan’ın Sayın Bahçeli’ye yaptığı hakaretleri sıralayacaktım ve aldığı cevapları, bir de bana ‘küfür’ dedikleri lafları. Ben kimseye o lafları etmedim. Hiç kimseye o lafları etmedim. Edilen lafa cevap vermedim. Son açtığı dava yine ‘küfür’ dediği… Benim dediği şu; ‘Seçilmiş bir Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak tarihe böyle geçebilirdin. Aday olup kaybetsen de kazansan da şerefli bir sonuçtu. Ama sen tarihe cuntanın başı olarak geçmeyi tercih ettin.’ Buymuş küfür. Yaptığın ne? Çıktığın, her şeyi borçlu olduğun sandığa bak. Bugün o sandığın sonucuna senin itirazın.
BİZ YANGINLARDAN ÇIKMIŞ, BU ÜLKEYİ KÜLLERİNDEN DOĞMUŞ BİR PARTİYİZ
Demek ki bu yol meşruysa, sen İBB Başkanı iken ve yargılanırken çok mu zordu o dönemin hakimlerine o dönemin iktidarlarının bir tutuklama çıkarması? Bitmiştin o zaman, yoktun. AK Parti hiç iktidar olamamıştı o zaman öyle mi? Değil. Onu da yapsalardı bu millet bir yolunu bulur, istediğini başa getirirdi. O yüzden benim bu günlerde bu millete inancım, anlıyor musun? Ama sen ‘Keşke beni o günlerde tutuklasalarmış, o zamanlar beni tutuklasalar kurtulurlardı benden’ diyorsun. Çünkü üç aylık haksız hapsin yarattığı mağduriyeti görüyorsun ama burada aynı işi milletin kararına rağmen böyle yapıyorsun. Sen o zaman dört kere üst üste seçilmiş biri değildin. Milletvekili seçimine girmiş, kaybetmiş, Beyoğlu Belediye Başkanı olamamış, kaybettiği seçimde ilçe seçim müdürüne saldırmış… Böyle bir adamsın sen.
Sonra 28 Şubat’ın mağduriyetini hem hocaya ve dava arkadaşlarına, ‘Biz o gömleği çıkardık’ deyip askere göz kırparak, Amerika’dan icazet alarak, 1 Mart tezkeresinin sözünü vererek, acil bir erken seçimle, bütün partiler baraj altı bırakılarak siyasi mühendislikle gelmiş, buralara kadar gitmiş, şimdi bu millete bunu yapan birisin sen. O yüzden milletin başına çuval geçirir Amerika, geçirtir askerin başına. Ama bu millet, bunun hesabını eninde sonunda görür. O yüzden ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nin evinde yangın çıkıyor’ diye bakanlara şunu söyleyeyim, komşuyuz, bizim ev yanarsa apartman yanar. Bu ulu çınar yanarsa orman yanar. O yüzden herkes kimin ateşle oynadığına, kimin elde tiner çakmak çaktığına dikkat etsin. Biz yangınlardan çıkmış, bu ülkeyi küllerinden doğurmuş partiyiz. O yüzden herkes nerede durduğuna, kime ne yaptığına, kimle paslaştığına, kimi tehdit ettiğine doğru karar versin. O tehditlerden yılacak birini arıyorsanız onu bu partinin ne başında ne de onun yanı başında bulabilirsiniz.
MÜCADELEYE VE DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ
Bundan sonra ne yapacağız? Mücadeleye devam, direnmeye devam. Bizimle birlikte mücadele edecek herkesle birlikte olmaya; en alçak gönüllü ve en yapıcı tarafından yan yana durmaya, birlikte olmaya devam edeceğiz. Bir başımıza da kalsak direneceğiz, omuz omuza verirsek çok daha güçlü geleceğe yürüyeceğiz.
İkincisi; bu milletin önüne bir sandık gelmesi lazım artık. Buradan Erdoğan’a söylüyorum, bu milletin önüne getir seçim sandığını. Partim seçimden birinci parti ve iktidar, hatta daha da artırıyorum, gösterdiği cumhurbaşkanı adayı kazanmadan çıkarsa siyaseti o dakika bırakıyorum. Önümüzdeki nisan, mayıs ayında getir sandığı, koy oraya. Kazanırsan güçlenerek yürü. İç cephe de tahkim olmuş olur. Zaten bu vakitten sonra önünde beş yıl dolmuş olur. Onun için getir sandığı, hep birlikte getirelim sandığı. Ol, aday oluyorsan. Bırakıyorsan adayımı, adayım belli. Bırakmazsan, o adayın yerine 25-26 milyon ‘O aday çıksın’ diye imza atanlardan herhangi bir nefer bu seçimi kazanmaya hazır. Gel, erken seçimi yapalım. Niye korkuyorsun milletten? Milletimize sesleniyorum; eğer bunlar kendilerine çok güveniyorsa, biz hırsızsak, biz yolsuzsak, biz bu milletin güvenini kaybetmişsek kaybedelim, gidelim o zaman. Getirsin sandığı korkmuyorsa. Ben millete güveniyorum. Ben yüzde 60’ı görüyorum. Bizdeki yüzde 60’ı görüp her gün farklı farklı oyunlarla saldırana söylüyorum, teslim olmayacağız. Bizi teslim alsan bu milleti teslim alamazsın.
BU MİLLETİ ZORLA MÜDAHALEYİ CEVAPSIZ BIRAKMAYACAK
Bu millet bu işlere pabuç bırakmadı, bırakmaz. Bu millet Menderes’i bırakmadığı gibi, Demirel’i bırakmadığı gibi, Ecevit’i bırakmadığı gibi, Türkeş’i, Erbakan’ı bırakmadığı gibi siyasete dışarıdan zorla yapılan hiçbir müdahaleyi cevapsız bırakmaz. Bırakmayacak. Yenemeyeceksin. Sanıyor ki ‘Özgür Özel’i alırsam, tutuklarsam ya da ortadan kaldırmayı başarırsam; Ekrem’i yok edersem, Mansur’dan kurtulursam, CHP’den kurtulurum.’ CHP, o değil ki. CHP, son mermi kalana kadar, son asker ölene kadar teslim olmamanın adıdır.
100’üncü mitingi boşuna yapmadım Çanakkale’de, mermi bitince süngünün üstüne koşmanın adıdır, ‘Çanakkale Savaşı’nı Mustafa Kemal Atatürk değil, ona yardıma gelenler kazandı’ deyip, Çanakkale Savaşı’nı yok gösterenlerin, ‘Oradan o ordu geçmesin’ diye o kadar vatan evladı ölmüşken, bir olurla bir – iki yıl sonra o işgal donanmasını İstanbul’a davet edenlerin, kırmızı halı serenlerin, Atatürk’e idam fermanı verip, ‘Atatürk’e destek olmak günahtır’ diye İngiliz uçağından fetva attıranların bugün geldiği noktada Cumhuriyet Halk Partisi’ni zapt etmesi mümkün değildir, son CHP’li süngüye göğsünü vurana kadar… Bu kadar açık ve bu kadar nettir mesele.
BİR ŞEKİLDE SANDIĞI GETİRECEĞİZ
Burada genel seçim sandığını getirmesi için her şeyi yapacağız. Yapmadı, önümüzdeki günlerde Meclis Başkanı ile bir görüşme talep edeceğim. Bu milletin önüne bir şekilde bir sandığı getireceğiz. Yapılmadı. ‘Olmuyor. Zamanı var.’ Her şeyi göze alacağız. Buradan bir kez daha ilan ediyorum, Türkiye’de seçtiği kişiler tarafından yönetilmeyen bütün belediyeler için, İstanbul Büyükşehir dahil, milletimin huzurunda söylüyorum, Esenyurt’undan Beşiktaş’ına, Beykoz’undan Şişli’sine, Beylikdüzü’nden Şile’sine, Avcılar’dan Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne kadar, Şehitkamil, Aydın ya da kayyımdaki Ovacık, oralarda bizim o gücümüz olmayabilir, ancak kayyımla yönetilen DEM Partili belediyelere de önerim aynısıdır, sandık gelsin. Hakkari’de, Mardin’de, Batman’da, Halfeti’de sandık gelsin, sandık. Avcılar’da, Ceyhan’da, Seyhan’da, Bolu’da, Kuşadası’nda. Bu sandıklarda AK Parti’ye gerilersem yine görevi bırakıyorum. Net. Buyurun gelin. Cumhuriyet Halk Partisi’nin girdiği, daha önce kazandığı yerlerde AK Parti’ye kaybedersem, gerilersem yine görevi bırakıyorum. Var mısın Erdoğan? Var mı cesaretin? Sen Bursa’ya sandığı koy. Var mı cesaretin? Haydi Aydın’a? Hafta sonu söyledim, ‘Aydın’a sandık.’ Bir kifayetsiz, yetkisiz, yeteneksiz çıkmış diyor ki ‘Oraya koymayalım, Uşak’a koyalım.’ Koymayan namerttir. Nereyi istiyorsanız sandığı koyalım, kararı millet versin. Var mısınız bu kadar kendine güvenenler? Yok. Bu dediğim önümüzdeki günlerde gel, genel seçimi yap. Oy vereceğim, bütün yerel seçimleri aynı sandıkta yapalım ve aynı pazar günü yapalım. Biz ‘he’ demeden olmuyor ya o. Sen getir mayısa, hazirana genel seçim sandığını, bütün yerel seçim sandıklarını yanına koymayan namerttir. Var mı cesaretin Erdoğan?
Beş yıl boyunca güçlü Türkiye olmasın mı? Bir yanda seçimden sonra güçlü bir hükümet çıkıp da Türkiye’ye oluk oluk yabancı sermaye akmasın mı? Borsa fırlamasın mı, döviz düşmesin mi, yüzler gülmesin mi? Biz bunu vaadediyoruz. Buna hazırız. Türkiye’de güçlü bir iktidar, mayıs ayında göreve gelirse herkes kendine çeki düzen verir. ‘İç cepheyi güçlendireceğim, güçlendireceğim…’ Bırak, millet güçlendirsin iç cepheyi.
TÜM KÖTÜLÜKLERE SONUNA KADAR HAZIRLIKLIYIZ
Sen kaybettiğin seçimin yıl dönümüne, sabahın körüne, milli maç gününe darbeyle başlar mı adam? Bir gün bekleyemedin, bir gün önce yapamadın, bugüne yaptın. Mesaj veriyorsun millete mafya gibi. Milletin gözüne sokuyor. ‘Sen öyle yaptın ama bak ben ne yaptım?’ Ne yaptın sen, bunda övünecek bir şey yok. Bu utanılacak bir şey. Biz bu milletin önünde mücadeleye, direnmeye ve bu milletin önüne öyle veya böyle sandık getirmeye, sözü millete söyletmeye kararlıyız arkadaşlar. Bunun için ne gerekiyorsa onu yapacağız.
47 yıllık hasreti bitirdiğimiz bu kürsüden bir kez daha dua ediyorum millilere. Biz orada olmadık. Bu saldırı karşısında orada olamadık. Burayı bırakamadık. Ümit ediyorum milli takım başaracak. Ümit ediyorum 31 Mart milli takıma da bütün Türkiye’ye de uğurlu gelecek. Geçen sefer uğurlu geldi. Aslında Türkiye bütün ümidini 31 Mart’ta yeniledi. Bunu hazmedemeyenlere karşı biz bugün, 31 Mart’ın ikinci yıl dönümünde o akşam olduğumuz kadar kararlı, o akşam olduğumuz kadar güçlüyüz. Karşımızdakilerin tüm kötülüklerine de sonuna kadar hazırlıklıyız.
Bir tane güvencemiz var, o da bu milletin elinden neyi alırsan ‘Vatan sağ olsun’ der, sandığı alırsan ‘Allah belanı versin’ der. Bu milletin belasını alanın daha da ahretliği olmamıştır. Siz bu milletin 31 Mart 2019’da sandıkta verdiği kararı elinden aldınız, 13 bin fark, 806 bin oldu. Neye uğradığınızı şaşırdınız. O gün bugün hayretmiyorsunuz, o gün bugün. Halen daha milletle inatlaşın. Sandığa el uzatanın elini, millet nasıl kırıyor görürsünüz.”
“Çanakkale’deki ve Kuşadası’ndaki sözlerim ortada. Bu milletten, bu adiliğe fırsat verip de o görüntülere sebebiyet verdiğimiz için de özür diledim. Bu bir demokraside olacak iş değil, Türkiye Cumhuriyeti’nde olacak iş değil. ‘Polis orada kötü davrandı’ derse ya da ‘Bu burada yoktu, polis koydu’ diyemesin diye polisin kendi görevini yapmasını garanti altına alan, görüntüleyen kamera görüntüsünü yandaş başına yollayacak kadar rezilliği göze almışlara, bu fırsatı verdiğimiz için utanç içindeyim. Oradaki ortaya çıkan durumun ortaya çıkış şekli hukuksuzdur. Ama bu mesele konusunda daha önce de söylediğim gibi arkadaşım ailesine, partisine; biz de Uşak’a karşı sorumluyuz. Bu sorumlulukta üzerime düşen partinin Genel Başkanı olarak özür dilemekti, bunu diledim. Ayrıca kim söylüyorsa onu, kesin ihraç talebiyle yollayacaksın ama kişi ortada yok, gözaltında ve orada o kişinin bunu tebliğ etmen de mümkün değil soru sorman da mümkün değil. Biz olmadığına kaniyiz ama tutup kendini savunacak, diyelim ki bir kumpas var, ‘Kumpas var’ diyecek durumu da yok. Görüşme imkanımız yok. O yüzden ikinci bir karara gerek olmadan disiplin işlemlerinin başlatılabilmesi için yetki alındı MYK’da. İki hukukçu arkadaş görevlendirildi. Kendisiyle de görüşülecek ve disiplin işlemleri başlatılacak. Bu noktada da normalde de disipline verdiğinizde tedbirli olarak verirseniz üyelik haklarından yararlanmıyor ya bu konuda bir eksiklik olmasın diye üyeliği askıya alınarak bu süreç başlatıldı. Bu konuda ‘yumuşatıldı’ gibi yaklaşımları, iyi niyetle yorumlar değil. Bu durum öbür türlü bir karar verseniz hukuken tartışmalı. Yarın öbür gün mahkemelerin bozacağı bir karar vereceksiniz. Verilebilecek en net ve en sert karar verildi dün.”
ARA SEÇİM SANDIĞININ KURULMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ
Özel, TBMM Başkanı’ndan talep edeceği görüşmenin sorulması üzerine ise şöyle konuştu:
“Ara seçime yöneliktir. Anayasa’nın ara seçimi emrettiği günlerdeyiz. Ara seçimle ilgili Meclis Başkanı’nın da alması gereken bir tutum var. Biz de bu konuda üstümüze düşeni yapacağız. Ve bir ara seçim sandığının kurulması gerektiğini düşünüyoruz. O konuda da bu ara seçimin kararının alınması, bu güvencenin ortaya çıkmasıyla birlikte çok iddialı da bir hamlemiz daha olacak. Onu o gün duyuracağız size.”
Özel açıklamasında belediyeler özelinde söylediği seçimi ise şöye detaylandırdı:
“Mesela AK Parti kabul ediyorsa İstanbul Büyükşehir’de belediye meclis üyelerimizi birlikte istifa ettirip hemen seçim başlatırız. Kayyum atanan bölgelerde bizim böyle bir gücümüz yok. AK Parti ile DEM birlikte hareket ederlerse oralarda seçimler olabilir. Onu söylüyoruz. Bunun dışında bize milletin önüne seçim sandığı getirmeye yönelik olarak, seçime yönelik genel ve yerel seçime yönelik her türlü sandık uzlaşısına açığız. Getirsinler, millet kararı versin nerede verecekse.”
YARINK DAVA TAMAMEN KİŞİLERE YÖNELİK BİR DAVADIR, MUTLAK BUTLAN DAVASI REDDEDİLMİŞTİR
“CHP’nin belediyelerine yönelik işlemler ve bunun yanında İBB davasının devam etmesi, yarın kurultay davasının görülmesiyle birlikte bütün bunları bir arada toplarsak bu girişimlerin parti yönetiminde ve yerel yönetimlerin çalışma motivasyonları etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Bizi daha çok kamçılıyor, daha çok çalışıyoruz. Yarınki dava zaten öyle aktarıldığı gibi partiyle ilgili bir dava değil. Kişilere yönelik olarak açılmış olan ve suç ortaya çıkmış olsa bile kişilere ceza verilebilecek olan bir dava. O konuda bütün iddialar, akşamları televizyonlarda aylarca döndüren iddiaların tamamı çöp oldu. O iddia sahiplerinin tamamı, hakim kanıt soruyor, yok; şahit soruyor, yok. ‘Duydum, gördüm…’ Hakim en son elindeki sıcak topu ‘İstanbul’a atayım. İstanbul ile birleştirin’ dedi. O da red geldi. Burada şimdi bir karar çıkacak ya da başka bir şey olacak. Tamamı kişilere yönelik ceza davasıdır bu. Bahsettiğiniz kapsamda bir dava değil. Onun dışında CHP ile ilgili bahsettiğiniz kapsamdaki birtakım değerlendirmelerin yapıldığı, butlan gibi değerlendirmelerin olduğu davayı mahkeme reddetmiştir. İstinaf aşamasındadır. Orayı da herkes takip ediyor. İstinafla ilgili şu anda herhangi bir hareketlenme yoktur. Ama orada da istinafta da herkesin zaten üzerinde mutabık olduğu, aklı başında bütün hukuk insanlarının mutabık olduğu ve birinci kademe mahkemenin de karar verdiği gibi o kararın onaylanması bekleniyor. Aksi durumu kim konuşuyor? ‘Bu konuşulsun da CHP meşgul olsun’ isteyenler konuşuyor. Sonuca yönelik değil, sürece yönelik bir iştir diye, dilimde tüy bitercesine söyleseydim. Aynı yaklaşımımı tekrar etmek isterim.”
KILIÇDAROĞLU VE KAFTANCIOĞLU’NU SOSYAL MEDYADA TAKİP ETME AÇIKLAMASI
Özel, Instagram hesabından önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve önceki CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nu takipten çıkmasına ilişkin sorulan soruya şu yanıtı verdi:
“Bir kere bir siyasi mesaj olarak bir şey yapılacak olsa bunu aklı başında her siyasetçi veya siyasi parti Twitter’da yapar. Twitter’da takip ettiğimiz insanları, fotoğraf paylaşım sitesinden çıkarıp da bir mesaj verilecek hali yok. Bizim sosyal medya ekibi ki canları sağ olsun, bir şey de demek istemiyorum. Bizim geçmişten ben işte gitmişim, ‘Beni takibe alır mısınız?’ Kalabalık bir takip listesi var. Ve bunların çoğu kapanmış, çok az takipçili, yerine yeni hesaplar açılmış, eski aday adaylık takipleri falan. Pazar günü akşam aslında ama herhalde gün değişince bugün akşam gibi anlaşılmış. 400’ün üzerinde hesabı teker teker akşam kapatmışlar. Bunlardan bir tanesi Kemal Bey’e ait iki hesaptan bir tanesiymiş. Bir tanesi de Canan Hanım’ın hesabıymış. Onu da eski hesap olarak gördüler veya bilmiyorum nasıl şey yaptılarsa. Etkileşim alınmayan birtakım kıstaslarla yapıyorlarmış, olmuş. Sabah duyar duymaz ikisini yeniden takibe aldık. Canan Hanım da bana bir mesaj atmış, esprili bir mesaj. Ben de ona esprili bir yanıt verdim. ‘Kardeşim sen eski dostsun, düşman olmazsın. Eski sevgilim değilsin ki seni takipten Instagram’da çıkarayım. Çıkaracak olsam Twitter’dan çıkarırım’ dedim. O da bana gülücük yolladı, kalp yolladı. Aramızda bir kriz alanı yok. Kemal Bey ciddi insandır, böyle bir mevzu için ‘Sizi Instagram’da takipten yanlışlıkla çıkmışlar, iki hesaptan birini’ deyip de Kemal Bey’i gayriciddi, biraz mizahi bir konuyla meşgul etmemek için aramadım. Ama emojili bir mesajlaşmamız oldu Canan Başkan ile de. Mesele böyle bir mesele. Yine de bu kadar berbat bir gündemde birazcık gülümsemeye vesile olduysa iyi olmuştur belki.”
NUMAN BEY İLE BAŞKA GÜMDEMLERİM DE VAR
Özel, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile yapacağı görüşmenin tekrar sorulması üzerine şu ifadeleri kullandı:
“Ben ara seçim gündemli ve başka gündemlerim de var Numan Bey ile ilgili. Son ziyareti de o yaptı, ben de gideceğim. Sayın Başkan ile başka gündemlerim de var. Özellikle mesela Can Atalay’ın kararını okuttular. ‘Okunan karar yok hükmündedir’ diye Anayasa Mahkemesi yeni karar verdi, onu okutmadılar. Can Atalay boşu boşuna duruyor. Şimdi Numan Bey’in başkanlık yaptığı 50 milletvekili imza attı rapora. ‘Anayasa Mahkemesi kararları eksiksiz uygulanmalıdır’ diye. Bunu yapacak kişi Numan Bey aslında. Yani kendi yapacağı bir şey için 50 kişiyle bir temenni imzalamanın da bir pratiği yok ki. Madem o imza sizin de iradeniz, bütün Meclis’in iradesi, başkanlık yaptınız o komisyona. Siz üstünüze düşeni bir an önce yapın. Hani bir çiçekle bahar gelmez ama baharın gelmesi sizin açtıracağınız çiçekle başlasın. Can Atalay çıksın, arkadan kayyımlar iade olsun. Böyle gündemlerim de var bayram öncesinden duran. Bir bayram tebriği olarak da gitmek isterim kendisine. Çok önemli demokratikleşme adımları, yedinci madde raporda var. Bu yedinci maddenin içinde tutuksuz yargılamaya yönelik demokratikleşme adımları var. Bu konuda inisiyatif almaları gerekiyor. Bunlar var. Ama benim bugünden itibaren bir ana gündemim de ara seçim sandığını bu milletin gündemine getirmektir. O konuda iki fazlı bir çalışmamız var. İlk faz bahsettiğiniz fazdır. İkinci faz karar alındıktan sonra veya bu konuda siyasi irade netleştikten sonra atacağımız adımlardır.”
KAYNAK: ANKA
















