CHP Sözcüsü Zeynel Emre, “CHP olarak en son yaptığımız MYK toplantısında, Uşak Belediyesi’ne yönelik operasyon ve belediye başkanımızın gözaltına alınması ve gözaltına alındığı andan itibaren, mahrem kalması gereken görüntülerin paylaşılması sonrasında MYK’da bir disiplin işlemi başlatılması konusunda oy birliğiyle bir karar verilmişti. Bu kapsamda iki PM üyesi arkadaşımız görevlendirildi, cezaevinde Özkan Yalım dinlendi, kendisiyle ilgili tüm tutanaklar, belgeler getirilip incelendi ve bir rapor olarak Genel Sekreterliğimize sunuldu. Ve bu rapora baktığımız zaman da o günkü MYK kararında bir değişiklik olmamasına ve Özkan Yalım’ın kesin ihraç istemli olarak ve tedbirli olarak YDK’ya sevkine karar verilmiş oldu. Pazartesi günü itibarıyla da dosyası YDK’nın önünde olacaktır” dedi.
CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, bugün partisinin Beylikdüzü İlçe Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi.
Emre, önemli gündemleri bulunduğunu, öncelikle CHP’nin son bir yıldır yaşadığı yargısal operasyonların dışında, CHP’ye yönelik bir psikolojik harp teknikleri uygulandığını söyledi.
Son MYK toplantısında, Uşak Belediyesi’ne yönelik operasyon ve Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın gözaltına alınmasını değerlendirdiklerini belirten Emre, şunları kaydetti:
“Gözaltına alındığı andan itibaren, mahrem kalması gereken görüntülerin paylaşılması sonrasında MYK’da bir disiplin işlemi başlatılması konusunda oy birliğiyle bir karar verilmişti. Bu kapsamda iki PM üyesi arkadaşımız görevlendirildi, cezaevinde Özkan Yalım dinlendi, kendisiyle ilgili tüm tutanaklar, belgeler getirilip incelendi ve bir rapor olarak Genel Sekreterliğimize sunuldu. Ve bu rapora baktığımız zaman da o günkü MYK kararında bir değişiklik olmamasına ve Özkan Yalım’ın kesin ihraç istemli olarak ve tedbirli olarak YDK’ya sevkine karar verilmiş oldu. Biz bu kararı geçtiğimiz hafta aldığımız zaman yani prosedür işlemlerini işletmek, savunmasını almak, ilgili belgeleri getirip incelemek konusunda bir karar aldığımızda, başta Genel Başkanımız olmak üzere, partimize yönelik asılsız ithamlar, suçlamalar, yandaş ekranlarda ‘Disiplin işlemi uygulayamazlar’ gibi çeşitli saçma sapan iddialarla partimizi ve Genel Başkanımızı itham ettiler. Biz bu organize kötülükle de mücadele etmeye devam edeceğiz. Yalanlar söylemeye devam edecekler. Biz gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz. Günün sonunda da hak ve haklı kazanacaktır. Pazartesi günü itibarıyla da dosyası YDK’nın önünde olacaktır.”
ÜLKEMİZDE GÖREV YAPAN MESLEKTAŞLARIMIZIN AVUKATLAR GÜNÜ’NÜ KUTLUYORUM
Zeynel Emre, 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla avukatların gününü kutlayarak, “Çok zor şartlarda görev yapıyorlar. Çok büyük problemleri var. Gerek stajyer avukatların gerek mesleğin ilk başında görev yapan meslektaşlarımızın ciddi geçim sıkıntıları var. Ülkedeki yargı terazisinin bu kadar bozulduğu bir ortamda, silahların eşitliği ilkesinin bu kadar erozyona uğradığı bir ortamda hukuk mücadelesi veriyorlar. Ben bütün barolarımızın, avukatlarımızın Avukatlar Günü’nü kutluyorum. İnşallah onlarla birlikte gelecekte adil, eşit bir hukuk düzeninin olduğu bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz” dedi.
MİLLETVEKİLLERİ ÜLKEDE TÜM DURUŞMALARI İZLEYEBİLİR. BUNU HİÇBİR İDARİ KARARLA KİMSENİN ENGELLEME HAKKI YOKTUR
Yaptıkları basın toplantılarından birini, haftalık olarak Silivri Dayanışma Merkezi’nde düzenlediklerini hatırlatan Emre, “CHP’nin ve orada haksız bir şekilde cezaevinde tutulan arkadaşlarımızın yaşadıkları hukuksuzlukların altını çizerek, oradaki vahim hatalardan bahsederek toplantımızı gerçekleştiriyoruz” diye konuştu. Emre, diğer basın toplantısında da ülkenin emekçisinin, emeklinin, çiftçinin, işçinin, öğrencinin, gencinin problemlerini dile getirip, partinin çözüm önerilerini anlattıklarını söyledi.
Emre, milletvekillerinin, milletten aldığı yetkiyle, Anayasa’dan kaynaklı haklarla görev yaptıklarını, milletvekillerinin yasama ve denetim görevi bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Bu kapsamda da milletvekilleri tüm kamu kuruluşlarını denetleyebilir, gidebilir, ziyaret edebilir. Ülkedeki tüm mahkemelere, duruşmalara gider, izleyebilir. Bunu hiçbir idari kararla kimsenin engelleme hakkı yoktur. Eğer bir duruşmada bir milletvekili duruşma düzenini bozacak davranışta bulunduysa -iddia edildiği gibi- yapılabilecek şey, hakkında suç duyurusunda bulunmak, fezlekeye bağlamak, yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermektir. Bunun dışında bir işlem yapamazsınız.
MİLLETİN OYLARIYLA SEÇİLMİŞ MİLLETVEKİLLERİNİN ANAYASAL HAKKI ENGELLENMEKTEDİR
Hal böyleyken Silivri’deki yargılamalarda, beş milletvekili arkadaşımıza, sadece o duruşmaya özgü değil, yapılan tüm yargılamalarla alakalı, süreden bağımsız ‘duruşma yasağı uygulaması’ diye bir durumdan bahsedilmektedir. Buna ilişkin bir yazılı karar yoktur. Buna ilişkin bir kanun yoktur. Hangi makamın verdiği belli değildir. Mahkeme başkanı, ‘Bu kararı ben vermedim’ der. Kapıdaki jandarma, ‘Bize böyle talimat geldi’ der. Ve sonuçta milletin egemenliğine dayalı, milletin oylarıyla seçilmiş milletvekillerinin Anayasal haklı engellenmektedir. Bu uygulamayı yapan mahkeme başkanıysa mahkeme başkanı, başsavcılıksa başsavcılık, askeriyese askeriye herkes suç işlemektir. Bizim orada İstanbul Milletvekilimiz ve YDK Başkanımız Turan Taşkın Özer, Grup Başkanvekilimiz Ali Mahir Başarır, Genel Başkan Yardımcılarımız, PM üyelerimiz, milletvekili olan arkadaşlarımız ayrı ayrı, birbirinden farklı mahkemeler dahil olmak üzere, ‘Siz buraya giremezsiniz’ diye orada kimsenin jandarmayı karşısına dikmeye hakkı yoktur. Buradan bir kez daha belirtelim.
ŞU ANDA İMAMOĞLU’NA YÖNELİK BİR TECRİT UYGULAMASI VARDIR
Bizim özel olarak yargılama süreçlerini uzatmak, oralarda bir gerginlik yaratma düşüncemiz yoktur. Ancak bu durum da sürdürülebilir değildir. İkinci olarak da bizlerin cezaevinde tutuklu olan arkadaşlarımızı ve Türkiye’deki diğer tutukluları ziyaret etme hakkımız vardır. Biz yasama üyesiyiz. Yürütmenin bunu keyfi bir şekilde sınırlama hakkı yoktur. Sadece örgüt suçlarına bir bildirim düzenlemesi vardır. Ancak bu sadece bildirim amaçlıdır. Bunu böyle süresiz kısıtlama getiremezsiniz. Şu anda Sayın İmamoğlu’na yönelik bir tecrit uygulaması vardır. Kendisinin, düşüncelerinin, konuşmalarının her türlü kısıtlanmasının ötesinde, sosyal medya hesaplarının, resimlerinin yasaklanmasının ötesinde; bu kez de milletvekillerine yönelik İmamoğlu ile ilgili bir görüş yasağı söz konusudur. Bu da yine sadece bizi ilgilendiren bir durum değildir. Ülkede görev yapan tüm milletvekili arkadaşlarımız ve Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, yasama üyelerinin hakkını hukukunu korumakla mükelleftir.
BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ YALNIZ DEĞİLDİR
CHP Sözcüsü Zeynel Emre, bugünkü basın toplantısını, İstanbul Beylikdüzü İlçe Başkanlığı’nda düzenlediklerini hatırlatarak, şunları söyledi:
“Burasının şöyle bir önemi var, cumhurbaşkanı adayımız ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanımız Sayın İmamoğlu burada Beylikdüzü İlçe Başkanlığı yaptı beş yıl boyunca, 2009 yılından 2014 yılına kadar. Hani bir örgüt, bir suç hikayesi yaratılmak isteniyor ya siyasal faaliyetten bahsediyoruz. Beş yılın sonunda yapılan eğilim yoklaması sonrasında açık farkla birinci seçildikten sonra, partimizin Beylikdüzü Belediye Başkan adayı olarak görevlendirildi ve AK Parti’ye ait bir belediyeyi CHP’li yaptı. Beş yıllık çok doğru, çok özverili çalışmaları sonrasında da büyükşehir adayı gösterildi. Bu kez de İBB Başkanı seçildi. Yine beş yıl halk memnuniyeti çok yüksek olduğu için bu sefer açık farkla yine İBB Başkanı seçildi. Burada da yol arkadaşımız, şehir plancısı Sayın Mehmet Murat Çalık aday gösterildi ve burada da yine çok yüksek oylarla kendisi halk tarafından seçildi. Bu ilçede kendilerini anmadan geçmek istemedim. Dayanışma duygularınızı gönderelim. Belediye başkanlarımız yalnız değildir. Elbette bu kötü günler geçecektir. Özgür günlerde yine buralarda, İstanbul’da kendileriyle buluşacağız. Buna yürekten inanıyoruz.
ÜLKEDE GERÇEK ANLAMDA HUKUK DÜZENİ OLSA ESENYURT’U ŞEHİR SUÇLARINA YÖNELİK YAPAN AK PARTİ YÖNETİCİLERİ YARGILAR
Bununla birlikte tam buradayken bir hususun daha altını çizmek istiyorum. Burası Beylikdüzü. Arkamızdan bir yol geçiyor ve bir köprü var. O köprünün gerisi de Esenyurt ilçesi. Esenyurt ilçesi AK Parti’nin yıllarca o kadar kötü yönetimi, o kadar rantı düşünerek sürekli 20-30 kat gibi sıkışık mekanlarda, çevre düzenlemesi yapmadan, gerekli yeşil alan düzenlemesi yapmadan sadece ranta düşünerek yoğun yapılaşma sonrasında, 1 buçuk milyon nüfuslu bir yer haline geldi. Gettolaştı, güvenlik problemi var. Esasında bir şehir suçu nasıl işenir dediğimizde, gidip baktığınızda Esenyurt. Ülkede gerçek anlamda bir hukuk düzeni olsa bizim bu arkamızdaki ilçeyi buradaki şehir suçlarına yönelik yapan o AK Partili yöneticileri yargılar, onları cezalandırır. Buradaysa Beylikdüzü’nde geniş sokaklarıyla, parklarıyla, yeşil alanlarıyla, metrekareye düşen yeşil alan bakımından örnek gösterileceği bir kent ve bu kenti bu hale getiren belediye başkanları da bugün hapiste. Dolayısıyla ülkedeki çarpık düzen, ülkedeki yandaşı koruyan ‘Ne olursa olsun AK Parti iktidarda kalsın’ anlayışını düşünen bir yargı düzenini, bugün işte bu ikili hukuk düzenini ve bu çarpıklığı da buradan bir kez daha haykırmak istiyorum.”
EN AZINDAN İSPANYA BAŞBAKANI’NIN SÖYLEDİĞİNİN ONDA BİRİNİ SÖYLEYECEK CESARETTE OLSUN
Emre, son günlerde dış politikaya ilişkin, “İyi ki bizim başımızda Tayyip Erdoğan varmış, yoksa ülkemiz çok büyük tehlikelerle karşı karşıya kalırmış” gibi söylemlerde bulunulduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Evet, bölgemizde bir ateş çemberi var ve savaşlar yaşanıyor. Bugün ABD-İsrail’in açık bir İran’a saldırısı var. Buradan iktidar ve yandaşları şöyle bir anlatı yapıyor: ‘Tayyip Erdoğan kurduğu stratejiyle bizi savaştan koruyormuş.’ Yani ne yapacaktık? Bugün Tayyip Erdoğan dışında herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, bu ülkenin cumhurbaşkanı olsa gidip İran’a mı saldıracaktı Amerika ile İsrail ile bir olup? Ya da İran’ın safında yer alıp Amerika-İsrail ile mi savaşacaktı? Elbette ki bu savaşın tarafı olmayacaktı. Bununla birlikte saldırı altında olan İran’a yönelik en azından İspanya Başbakanı’nın söylediğinin onda birini söyleyecek cesarette olurdu. O kadar söyleyemezdi belki ama en azından onda birini söylerdi. Bu utangaçlığı, hala ‘dostum Trump’ söylemini, hala Gazze Barış Kurulu’nda oradaki ileriye dönük rant düzeni, Filistinlilerin olmadığı bir düzenin, parayla girilen bir kurulun, o ayıbın içinde olmazdı. Bu anlatı gerçekten inanılır gibi değil. Dış politikada ülkeye bu kadar zarar veren bir iktidardan bahsediyoruz. Bu kadar 180 derece dönüş ve yaşadığımız milyarlarca dolarlık zarar.
EĞER BİR DIŞ POLİTİKA ÖRNEK ALINACAKSA ATATÜRK’ÜN DIŞ POLİTİKASI ÖRNEK ALINSIN
Gerek Suriye politikasında gerek Libya’da, bakın Kaddafi’ye yönelik NATO operasyonu olduğunda Tayyip Bey, ‘NATO’nun ne işi var orada’ diyordu. Sonradan sesini kesti, destekler pozisyona girdi. Mısır’daki iç siyasette taraf oldu. ‘Katil Sisi, darbeci Sisi’ dedi. Ambargolarla karşılaştık, milyarlarca dolar zarar ettik, şimdi ‘Dostum Sisi’ye döndü. Bu mu yani öngörülebilir dış politika? Bugün bölgedeki büyükelçilere bakın, hepsini yandaşlarla doldurdular. Hiçbirinin büyükelçiliğe yönelik bürokrasiden gelen bir tecrübesi yok.
Dolayısıyla eğer bir dış politika örnek alınacaksa Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dış politikası örnek alınsın. Atatürk, Ankara merkezli, diğer ülkelerin haklarına saygı duyan, kazan-kazan ilkesine dayanan dış politikayla kısa sürede hem dünyada hem de bölgede çok saygın bir konuma getirmişti Türkiye’yi. O nedenle bu çarpık düzenin, bu 180 derece dönüşlerin ülkeye verdiği zararı görmezden gelinerek bir İran anlatısı üzerinden çok büyük başarı varmış gibi anlatılmasını hakikaten garip karşıladığımızı ifade edelim.”
KÖTÜ YÖNETİMİN SONUÇLARINDAN BİRİ DE ARTAN SUÇ ORANI VE YENİ NESİL ÇETELER
Ülkede kötü yönetimin sonuçlarının yaşandığını, bunlardan birinin de artan suç oranı ve yeni nesil çeteler olduğunu söyleyen Emre, bunu sık sık dile getirdiklerini, Meclis’te bu konuda araştırma komisyonları kurulması, politika geliştirilmesi gerektiğini söylediklerini, verdikleri tekliflerin reddedildiğini anlattı. Zeynel Emre, şöyle konuştu:
“İktidar ‘Ne yapıyor’ dediğimizde, hiçbir şey yapmıyor, izliyor. Her geçen gün de açılan dava ve iddianamelerde baktığımızda gerçekten çok çarpık olay var. Bir tanesiyle ilgili yeni nesil çetelerden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bir operasyonu var. Biz söylemiyoruz, Savcılığın tespiti, diyor ki ‘Yeni nesil mafya olarak tabir edilen, dijital çağın imkanlarını kullanan, klasik mafya yapılanmalarından farklı, teknolojiyi, sosyal medyayı etkili kullanan, özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki çok nüfuslu yoksul ailelerin çocuklarını bu örgüte dahil eden, başka ülkelerden gelip de bu ülkede yetişen gerek Suriyeli gerek Afgan gerek Pakistanlı ailelerin çocuklarının bu örgüt tarafından, benzer örgütler tarafından ele geçirildiği, çocuk yaşta cinayet işlettikleri, adam vurdukları, yaralama olaylarına karıştıklarına yönelik tespit var.’ Çünkü kısa zaman içinde güç, prestij, kazanma hevesi. Tabii iktidar ve ortağı Cumhur İttifakı mafyayla bu kadar iç içe olup fotoğraflar paylaştıkça da toplumda bunun meşruiyeti de başka bir algıya gidiyor.
Bu kapsamda da mesela geçen yakalanan çeteyle ilgili sekizi yabancı uyruklu, biri Filistinli, diğerleri Suriyeli. Savcılığın yaptığı tespit önemli. Aynı zamanda uyuşturucu kullanımının çok yaygın olması da bu suç örgütlerinin artışında önemli bir etken. Nereden baksak yargı düzeni dökülüyor. Biz Beylikdüzü’ndeyiz. Hemen şu Büyükçekmece Adliyesi’nde adli emanetteki altınları, ilgili ziynet eşyalarını sorumlusu aldı, kaçtı, yurt dışına gitti. Görülmüş şey değil. Adliyeler dökülüyor. Geçtiğimiz günlerde de Gaziantep’te bir olay yaşadık. Gaziantep’te bir katip, uyuşturucu satıcısı olarak gözaltına alınıyor. Geniş kapsamlı bir operasyondan bahsediliyor. Bugün Türkiye’de uyuşturucuyla bağlantılı 800 bin dosya var. Bunların büyük çoğunluğu içicilik, kullanım. Ve işin magazinsel boyutunu merkezine alan iktidarın esas itibarıyla uyuşturucuyla mücadele ettiğini söylemek zor. Çünkü siz sivrisineklerle uğraşıyorsunuz. Halbuki bataklığı kurutmanız lazım. Bu kadar yaygın uyuşturucu, ülkenin her tarafında okul önlerine kadar nasıl geldi?
ÜLKEMİZDEKİ PIRIL PIRIL GENÇ ÇOCUKLARIN GELECEĞE İLİŞKİN UMUDU YOK
Hal böyleyken de gençlerin Türkiye’deki durumu gerçekten içler acısı durumda. Bugün Habitat Derneği’nin 2017’den beri yayınladığı Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali. 2017 yılı Türkiye’de referandumun yapıldığı, iktidar ve ortağının seri yalanlar ve manipülasyonlarla halkı kandırarak içinde bulunduğumuz rejimin eğer ‘evet’ denirse ülkenin ekonomik uçuşa gideceğini, sosyal refah olacağının, eğitim sisteminin iyi olacağının, dünyayla rekabet eden bir düzene geçeceğimize, doların düşeceğini, enflasyonun düşeceğine yönelik dünya kadar yalan peş peşe sıralandı. 2017 referandumdan evet geçti. 2018’de uygulamaya geçti. Burada bin 403 genç, 18-29 yaş arası. Yüzde 71’i 2017’de kendisini iyi hissediyormuş gençlerin, bugün bu oran yüzde 54’e düşmüş. Gelecekten umudu olan gençlerin sayısı yüzde 67 iken bugün bu oran yüzde 54’e düşmüş. Gençlerin yüzde 63’ü girişimci olmak isterken bugün bu oran yüzde 36’ya düşmüş. Çünkü liyakata inanmıyor, eşitliğe inanmıyor, kendi geleceğini yurt dışında görüyor. Bu tablo gösteriyor ki ülkemizde pırıl pırıl genç çocukların gerçekten geleceğe ilişkin umudu yok. Çünkü nüfusumuz yaşlanmaya başladı. Biz Avrupa’nın en genç ülkelerinden biri olduğunu yıllarca söyledik ama bu avantajımızı kaybediyoruz. Elimizde bulunan gençleri de istihdama yönlendiremiyoruz, iyi bir yaşam sunamıyoruz, iyi bir psikoloji altında değiller. O nedenle biz diyoruz ki CHP olarak muhakkak yetki elimize geçtiğinde ulusal mekanizmalarda, yerel yönetimlerde, gençlere açık forumlarda danışma kurulları ve katılımcı bütçeleme mekanizmaları yaygınlaştıracak, gençleri aktif yurttaş haline getireceğiz. Eğitim sisteminde, kreşten yüksek üretime kadar fırsat eşitliğini hayata geçireceğiz. Engelli gençlerin kamusal yaşamda olması için pozitif ayrımcılıkları hayata geçireceğiz. Gençlerin ekonomik bağımsızlığını güvence altına alacak ve beceri uyumsuzluğuyla deneyimsizlik kaynaklı engelleri ortadan kaldıracağız. Gençler için altyapı ve donatı yatırımlarını yaygınlaştıracağız. Mentörlük uygulaması getireceğiz. Gençlerimizi geleceğe hazırlayacağız. O nedenle de ben buradan gençlerimize sesleniyorum: Hiç kimse karamsarlığa düşmesin. Hep birlikte mücadele edeceğiz ve Türkiye’nin muhakkak içinde bulunduğu durumdan çıkartacağız.”
İKTİDAR NASIL GENÇLERİ DAHA FAZLA İŞSİZ, GELECEKSİZ BIRAKIRIM DİYE YOĞUN BİR UĞRAŞ ALTINDA
İktidarın sürekli çeşitli kanunlar çıkarttığını, ülkenin aydınlarını, gençlerini, kadınları, gazetecileri baskı altına almaya çalıştığını söyleyen Emre, 2002’de çıkarılan “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” düzenlemesine, “Siz, insanlar konuşmasın istiyorsunuz. Çünkü neyin doğru, neyin yanlış olacağına, hangi savcılık, hangi veriye göre bunu belirleyecek de soruşturma açacak” diyerek şiddetle itiraz ettiklerini anlattı.
Emre, “Bugün itibarıyla 4 bin 590 kişi hakkında bu nedenle soruşturma açıldığı bilgisi var. Ve yanında diğer suçlarla birlikte soruşturma açılanlar bu rakama dahil değil. Bunu kattığınız zaman rakamın daha yüksek olduğunu düşünüyorsunuz. Biz kendi vatandaşımıza daha iyi bir refah diyoruz, daha özgür alan sunmaya çalışmamız lazım diyoruz. İktidar ise nasıl daha fazla baskı yaparım, nasıl gençleri daha fazla işsiz, geleceksiz bırakırım diye adeta yoğun bir uğraş altında” ifadelerini kullandı.
BU KADAR ÇÖKÜŞ İÇERİSİNDE BİZİM DE SIKLIKLA SANDIĞA ÇAĞRI YAPMAMIZ MEŞRUDUR, HAKTIR
İktidarın uyguladığı politikaların hangisinde vatandaş, ülke sevgisi bulunduğunu, özelleştirme politikalarında, bu ülkenin ve vatandaşın lehine ne olduğunu soran Emre, “Çevre politikaları vatandaşa karşı. İtiraz edeni tutukluyor. Yap-işlet politikalarında Sayıştay raporları var, vatandaş zarara uğruyor. Eğitim politikalarında vatandaşın çocukları kötü eğitim alıyor, beslenemiyor. Sağlık politikalarında ciddi bir hortum düzeni var, vatandaş karşı burada. Hukuk politikalarında hukuka güven yüzde 20’nin altına düşmüş durumda. Dolayısıyla bu kadar çöküş içerisinde bir ortamda bizim de sıklıkla sandığa çağrı yapmamız meşrudur, haktır. Bu ortamı ancak yeni bir düzen, yeni kimseler, yeni kurumlar, yeni kurallarla, yeni bir başlangıçla olabilecek iştir. Bir an evvel sandığın gelmesi lazım” değerlendirmesini yaptı.
2025 YILINDA TRAKTÖR ÜRETİMİ BİR ÖNCELİ YILA GÖRE YÜZDE 41 AZALMIŞ
Ülkenin üretimde her yıl gerileyerek dışa bağımlı hale geldiğini ifade eden Zeynel Emre, sözlereni şöyle sürdürdü:
“Hele böyle savaşların olduğu bir dünya düzeninde aksine kendine yetmemiz lazım. Çiftçimiz kan ağlıyor. Bazı rakamlarla durumu tespit edebiliyoruz. Ayrı ayrı kurumların araştırmasıyla. Mesela Türk Tarım Alet ve Makinaları İmalatçıları Birliği verileri traktör alımı, üretimi ve ithalatını gösteriyor. 2025 yılında traktör üretimi bir önceki yıla göre yüzde 41 azalmış, ihracat ise aynı dönemde yüzde 10 daralmış. Sayı da vereceğim; 75 binden 42 bine düşmüş. Çiftçiler traktör almıyor. Niye? Üretemiyor, kazanamıyor. Evet bunun biliyoruz ki bazı nedenleri oldu. Yani doğadan kaynaklı nedenleri oldu. Zirai don oldu, kuraklık oldu, sel oldu, dolu oldu. Ama bunu sadece biz yaşamıyoruz dünyada. Yani iklim değişikliği dünyanın her ülkesinde yaşanan bir şey. Ülkeler bu konuda tedbirler alıyor, ek düzenlemeler yapıyor, çiftçiyi destekliyor. Biz diyoruz ki bu kadar karanlık bir dönemde çiftçiyi desteklememiz lazım, banka kredisi vermemiz lazım. Ziraat Bankası çiftçinin bankasıdır. Yandaşlara kanalları ele geçirmek için kurulmuş bir banka değildir. Bu amaçla kullanılmalıdır. Biz bunu söyledikçe mesela Türkiye’ye en büyük et ithalatı yapan Polonyalı şirket, bakıyorsunuz hissedarlarından birinin AK Parti Gençlik Kolları yöneticisi olduğuna yönelik haberler çıktığı anda erişim yasağı geliyor. Niye? Bir yandaş transferi daha deşifre olmasın. Biz bu karanlık tabloya rağmen CHP olarak diyoruz ki mazotta KDV yüzde 1’e inecek. Faizsiz gübre kredileri sağlayacağız. Çiftçinin kredi faizlerini sileceğiz. Anaparayı uzun vadeli yapılandıracağız. Başka türlü bu ülkede üretimin canlanmasına imkan yok. Bugün TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre, enflasyon artmaya devam ediyor. ENAG ve TÜİK’in ayrı ayrı rakamları var. Birinin yıllık enflasyon hesabı yüzde 30. Bir diğerinin yüzde 54 seviyesinde. Yani farklı hesaplamalar da olsa şunu gösteriyor ki yılbaşı itibarıyla açıklanan rakamın tutmayacağı belli oldu. Yine bugün itibarıyla elektrik ve doğal gaza yüzde 25 zam yapıldı. Bunun diğer alanlardaki yansımaları da kaçınılmaz olacak.”
GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK SAYISI 12 MİLYON 109 BİNE ULAŞTI
Dört kişilik bir ailenin sadece gıda harcamasının, yani açlık sınırının 32 bin 792 lira olduğunu, 5-6 milyon asgari ücretlinin, emeklinin, ülkede milyonlarca kişinin açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğini belirten Emre, DİSK-AR’ın İşsizlik Görünümü raporuna göre de “geniş tanımlı işsiz sayısı”nın 12 milyon 109 bine ulaştığını bildirdi. Zeynel Emre, “Geniş tanımlı ne demek? Adam vazgeçmiş iş aramaktan, hiçbir şey yapamıyor, umudu kalmamış, yani sadece günü idare etmeye çalışıyor. Ve bu rakamla Avrupa Birliği rakamları arasında uçurum var. AB ülkelerde yüzde 12 çıkıyor” dedi.
Yıllarca, “Ülkede vergi almadığın hiçbir şey yok. Her şeyden ÖTV alıyorsun; elmastan, pırlantadan almıyorsun. Bu olacak şey mi” dediklerini hatırlatan Emre, “En sonunda torba yasayı getirdiler. Ama bu rant lobileriyle öyle bir ilişki içindeler ki çıkarmak durumunda kaldılar. Akaryakıttan ÖTV alınıyor, doğal gazdan alınıyor, beyaz eşyadan alınıyor, otomotivden alınıyor ama iş pırlantaya, elmasa gelince anında duruyorlar. Çünkü AK Parti zenginlerin partisidir. CHP halkın partisidir. Halkın menfaatlerini düşünür. Çok ilginç, tarımsal üretim düşüyor. Rakamlar verip anlatıyoruz. Yüzde 9 civarında düşmüş 2025 yılı. Pırlanta ve elmasın olduğu kıymetli taş ithalatı da geçen yıl 4 milyar artmış, 28 milyar dolar seviyesine gelmiş. Bu ne demek biliyor musunuz? Halk yoksullaştıkça çok zengin zenginleşmeye devam ediyor ve bu zenginleşen kesimler ise pırlantaydı, elmas gibi parasını buralarda yatırımlara çeviriyor” şeklinde konuştu.
ORMAN KATLİAMINA KARŞI DURDUĞU İÇİN TUTUKLADINIZ
CHP Sözcüsü Emre, madencilik alanında da bir yağma düzeni bulunduğunu, sürekli yeni maden sahaları ilan edildiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Sadece geçen yıl itibarıyla bin 400’ün üzerinde maden sahası ve bunlar da ülkedeki milyonlarca hektar alanın, orman arazisinin yok olması demek, su havzalarının zarar görmesi, milli parkların zarar görmesi demek. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar yoğun maden sahası veren ve çıkardığı yasalarla da en acil şekilde aynı yandaş şirketlere peşkeş çekilen bir düzen. Buna itiraz eden bu ülkenin pırıl pırıl gençleri var. Bunlardan biri de Esra Işık. 25 yaşında. İkizköy muhtarı Necla Işık’ın kızı. Anne-kız ormanları talan edilmesin diye mücadele ediyorlar. Esra Pamukkale Üniversitesi psikolojik danışmanlığı bölümünü bitiriyor ama köyünden, toprağından kopmuyor, orada yaşıyor. Ve bu mücadeleyi verdiği için bu kız çocuğunu da siz tutukladınız. Bu kadar vicdansızlık olmaz. Ne yaptı bu kız çocuğu? Orada yapılan talana, orman katliamına karşı durdu.
Ormanlarını kaybeden bir ülke, geleceğini kaybeder. Tarım alanını kaybeden bir ülke, gıda güvenliğini kaybeder. Siz eğer suyunuzu siyanüre karşı korumazsanız, ağır metalle taş ocağı tozuyla kirletirseniz o ülke halk sağlığını kaybeder. O nedenle içinde bulunduğumuz dönem bir yağma düzenidir. Bu mesele aynı zamanda bir demokrasi, hukuk, gıda güvenliği, halk sağlığı ve egemenlik meselesidir. Biz geleceğimiz için, egemenliğimiz için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Ve CHP olarak gerek örgütlerimiz, il başkanlıklarımız, ilçe başkanlıklarımız, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizdeki kadrolarımız, MYK, PM üyelerimiz, YDK üyelerimiz yurdun dört bir tarafında halkımızda gerçekleri paylaşmaya, haykırmaya devam edeceğiz. Er ya da geç bu ülkeye demokrasi gelecek. Bütün bu haksızlıkları, hukuksuzlukları yapanlar da bunun bedelini ödeyecek.”
KAYNAK: ANKA

















