Yön Haber
YÖN Radyo
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Ekonomi
  • Siyaset
  • Dünya
  • Emek Dünyası
  • Kültür-Sanat
  • Daha Fazla
    • Yaşam
    • Sağlık
    • Yerel Yönetimler
    • Medya
    • Avrupa
    • Sürdürülebilirlik
    • Teknoloji
    • Spor
    • Video
    • Podcast
    • Asya Gündemi
    • TBMM
Podcast
Video
Hiç Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yön Haber
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Ekonomi
  • Siyaset
  • Dünya
  • Emek Dünyası
  • Kültür-Sanat
  • Daha Fazla
    • Yaşam
    • Sağlık
    • Yerel Yönetimler
    • Medya
    • Avrupa
    • Sürdürülebilirlik
    • Teknoloji
    • Spor
    • Video
    • Podcast
    • Asya Gündemi
    • TBMM
Yön Haber
Hiç Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Görüntüle
Anasayfa Siyaset

Kılıçdaroğlu: Bizim Anayasa’dan önce Siyasi Ahlak Kanunu’na ihtiyacımız var

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni anayasa çağrısına şartlı yanıt vererek, "Bizim Anayasa’dan önce bir Siyasi Ahlak Kanunu’na ihtiyacımız var. Getir arkadaş, önce Siyasi Ahlak Kanunu’nu getir. Siyaset kirlendiyse yolsuzluğu engelleyemezsiniz. Siyasetçi kirlenirse olmaz; o nedenle Siyasi Ahlak Kanunu'nu getir kardeşim, hep beraber oy birliğiyle çıkaralım. Siyasi Ahlak Kanunu’nu çıkaralım, arkasından 'Anayasa' mı diyorsun, otururuz" dedi.

Yayınlanma Tarihi: 6 Ekim 2026 - 16:08:04
Güncelleme Tarihi: 6 Ekim 2026 - 16:08:04
Kılıçdaroğlu: Bu ülkenin evlatları ne işsizliğe ne de sabunsuz bir okula mahkûm olmamalılar
PAYLAŞPAYLAŞPAYLAŞWechat

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, fon krizine ilişkin, “Vurguncuları bilmiyoruz, kazananları bilmiyoruz, köşeyi dönenleri bilmiyoruz. Vurguncular ne ölçüde, kim ne kadar vurgun yaptı, bilmiyoruz. Özellikle siyasiler, siyasilere destek verenler gizleniyor. Bir isim çıktı siyasilerden, adı meşhur olan Fatma Betül Sayan Kaya. Dört ismi var, dört dörtlük bir soygun yapmış gerçekten” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin haftalık grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye’yi yeniden, ahlaki temellerde inşa edeceklerini söyledi. Kişinin inancını, yaşam tarzını, kimliğini asla ve asla siyasete malzeme etmeyeceklerini belirten Kılıçdaroğlu, “Bizim için insan en değerli varlıktır ve her insanın başımızın üstünde yeri vardır. Televizyonların başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarıma, sizlere, bu ülkenin kalkınması ve büyümesi için alın teri döken yurttaşlarıma, hepinize selamlarımı, saygılarımı sunuyorum” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, milletvekilleriyle, Türkiye’ye hitap edeceklerini, Türkiye’nin geleceğini konuşacaklarını, var olan sorunların nasıl aşılması gerektiğini ele alacaklarını söyledi. Grup toplantısı salonunda madencilerin de bulunduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, Soma’daki maden kazasında hayatını kaybeden 5 madenciyi anarak, “13 yaşında babasını kaybeden ve tabutunun başında bekleyen sevgili Yaşar’ın gözlerinden öpüyorum. Allah rahmet eylesin” ifadelerini kullandı.

“HUKUKTA ÇİFTE STANDART OLMAZ”

Kemal Kılıçdaroğlu, son dönemlerde yaşanan gözaltı ve tutuklamalara da değindi. Hiç kimsenin yargılanmaz olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Demokratik bir ülkede birisi şikayet eder ve siz gidersiniz savcıya ifade verebilirsiniz veya savcı dava açabilir. Şu anda benim dokunulmazlığım yok. Ama zamanı geldiğinde, daha doğrusu dosyalar oluştuğunda, şikayet olduğunda ben de giderim hakimin huzurunda kendimi savunurum. Dolayısıyla kimse ‘Beni niye yargılıyorlar?’ diyemez. Ama yargılamanın da kendine göre kurallarının olması lazım, ilkelerinin olması lazım. Sabahın beşinde bir belediye başkanının kapısı çalınmaz, kırılmaz ve içeri girilmez. Sabahın beşinde kapıyı açan bir kadının gece kıyafeti medyaya servis edilmez. Bunlar insanlıkla bağdaşmaz. Bunları kabul etmiyorum. Bir belediye başkanının yargılanması elbette olabilir. ‘Niçin belediye başkanı yargılanıyor?’ diye özel bir tavrımız da yok. Ama belediye başkanının tutuklanmasını doğru bulmayız. Bunu şimdi söylemiyorum; ilk belediye başkanımız gözaltına alındığında da söyledim, ifade ettim. Belediye başkanları elbette varsa haklarında bir şikâyet, gider savunmalarını yaparlar, 349 yıl ile yargılanan belediye başkanlarımız oldu ama kimse hemen sabahın köründe evini basayım, koluna kelepçeyi vurayım, götüreyim, yargılayayım demedi.”

“AĞZINDA SAKIZIYLA GELDİ, ELİNİ KOLUNU SALLAYA SALLAYA ÇIKTI”

Bir belediye başkanını tutuklamanın, beldeye hizmet etmiş kişilerin hizmet almasını engellemek anlamına geleceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Yargılarsınız, hiç itirazımız yok, kendisini savunur, itirazımız yok. Eğer hakkaniyetle, gerçekten delillere ulaşarak bir şeyler yapıyorsanız, tutuklama yapıyorsanız, gözaltına alıyorsanız ona da bir şey yok. Ama dediğim gibi, yargılamada, hukukta çift standart olamaz. Tipik bir örnek vereyim size. Hani vardı ya birisi, Sayın Bülent Arınç’ın deyimiyle Ankara’yı parsel parsel satan kişi. Ne yapıldı bu kişi? Bu da belediye başkanıydı. Davet edildi. Ağzında sakızıyla geldi. Çıkışta elini kolunu sallayarak çıktı. Adeta ‘Beni kimse yargılayamaz’ atmosferi içinde adliyeden ayrıldı. ‘Parsel parsel satıyor’ deniyor” diye konuştu.

Hukukta böyle bir çifte standart uygulamasının her şeyden önce adliyeye, yargıya gölge düşürdüğünü söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu, “Eğer siz gerçekten yargılama yapacaksanız kimse itiraz etmez. İfade alacaksanız kimse itiraz etmez. Ama çifte standarta itiraz ediyoruz” ifadelerini kullandı.

“KİME DOKUNSANIZ DERT YANIYOR”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, her davanın takipçisi olduklarını, Genel Merkez’deki hukuk komisyonunun, bütün davalara inceden inceye baktığını, dosyalar üzerinde çalıştığını anlattı. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ülkenin dört bir yanı yangın yerine dönmüş vaziyette. Kime dokunsanız dert yanıyor, kiminle konuşsanız dertli ve ortada şu soru dolaşıyor, ‘Memleket nereye gidiyor?’ Her türlü yasa dışı işlemleri yapanların at koşturduğu bir memlekete döndük. Uyuşturucu baronlarından tutun, borsa çetelerine kadar herkes ya devleti soyuyor ya yasa dışı işler yapıyor. Ve bu, 25 yıllık bir iktidarın bize bıraktığı bir miras gibi duruyor; 25 yıllık bir iktidarın.

Dolayısıyla bakıldığı zaman vatandaşın gerçek dertleriyle ilgilenmeyen bir iktidar görüyoruz. Vatandaşa soruyoruz, önce fiyatlara bakıyor. Esnafa soruyoruz, faturasını, elektrik faturasını gösteriyor, ‘Bu kadar elektrik faturasıyla ne yapacağım?’ Çiftçiye bakıyoruz; mazota, gübreye bakıyoruz, ‘Ne olacak mazot ve gübre?’ Mazota zam yapıldı diye sanıyorlar ki sadece otomobil kullananlar bundan zarar görecek. Mazota zam yaptığınız zaman çiftçinin traktörü, ürünü taşıyan kamyon, balıkçının teknesi, bütün alan iğneden ipliğe zam görüyor. Bunu da iktidar sahipleri fark ediyor mu? Emin olun hiç fark etmiyorlar. Onların dertleri başka.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, mutfaktaki yangının söndürülmesi için iktidar değişikliği gerektiğini, bunun için Türkiye’nin yeni bir iktidara, halkı düşünen iktidara ihtiyacının bulunduğunu söyledi. CHP’nin, toplumda kendisini sahipsiz hisseden bütün kesimlerle sağlıklı ve sıcak bir diyalog kurmaya her zaman hazır olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Evlere, iş yerlerine temizliğe giden kadınları dinledim. Onların dertlerini dinledim, yaşadıkları sorunları dinledim. Yine aynı şekilde staj mağdurları var, çıraklık mağdurları var. Onları da dinledim, onlarla da beraber oldum. Ben onlara söz verdim; sayın grup başkanım, arkadaşlarımızın sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bütün çıplaklığıyla getireceğiz. Ona söz verdim. Bu çıraklık mağdurları nerede olursa olsun başımızın üstünde yeri var ve mağduriyetlerini gidermenin görevi de Cumhuriyet Halk Partisi’ndedir, bunu yapmak zorundayız. Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde çalışan işçiler var. Bu işçiler sendikalaşmak istiyorlar. Sırf anayasal ve yasal haklarını kullandıkları için kapının önüne kondular. Buradan Diyarbakır işçilerine de sesleniyorum, işlerine son veren işverene sesleniyorum: Yasal hakkı kullanan bir kişinin alın terine son veremezsiniz, işine son veremezsiniz. Diyarbakır il örgütümüz onların yanında. Şuna inansın bu salonda bulunan herkes: Diyarbakır işçilerinin yanında.”

“DEVLET SOYULUYOR”

“Neden memleket bu halde? Neden yoksulluk var? Neden emekli perişan? Neden asgari ücret çok düşük? Çünkü devlet soyuluyor” diyen Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Cumhuriyeti’nin aslında zengin bir devlet olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, “Varlıkları var, imkanları var, çalışan insanları var. Ama gelir dağılımı bozuldu. Bir üsttekiler var, bir de en alttakiler var; ortada orta sınıf kalmadı. Böyle garip bir tabloyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla ‘Devlet neden bu halde?’ diye, ‘Bu devlet neden ilerlemiyor ve bu devlet neden hukukun dışına çıktı?’ diye hepimiz birbirimize sormak zorundayız. Hukuku, adaleti eğer sağlayamazsak devletin vatandaşa hizmet etme şansı olmaz” şeklinde konuştu.

Devletin, adalet dağıtan bir kurum olmak zorunluluğu bulunduğuna işaret eden Kemal Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Üreten toplumun alın terini teslim etmek zorundadır. Ve devleti yönetenler de halka hesap vermek zorundadır. Hiç kimse hesap vermenin dışında değildir. Ancak son 25 yılda, bir daha altını çizdim, son 25 yılda devleti soyanlar, halkı soyanlar rahatlıkla at koşturdular. Bakın bir dönem insanların inançlarıyla uğraştılar ve onu istismar ettiler. Ne yaptılar? ‘İslami holdingler kuruyoruz’ dediler. Almanya’dan, Fransa’dan, Avusturya’dan, İngiltere’den pek çok vatandaşımız alın terini getirdi, bunlara teslim etti. Ne oldu İslami holdingler? Paralar gitti, soygun düzeni oldu. Bir dönem Jet Fadıllar çıktı, bir dönem çiftlik banklar çıktı, bir dönem Titan saadet zincirleri çıktı, bir dönem Deniz Fenerleri çıktı. Yani nereye baksanız soygun düzeni var. Kimin döneminde oluyor? Son 25 yılda oluyor. Bunlardan doğru dürüst hesabını veren oldu mu? Hayır, doğru dürüst hesabını veren olmadı. Hepsi rahat bir şekilde ellerini kollarını sallayarak gezdiler ve çoğunun yanına kar kaldı.

“BU BİR DEVLET KRİZİ”

Şimdi soygunda yeni bir aşamaya gelindi. Az önce saydığım ve sayacağımız pek çok soygun, bir kişinin veya bir grubun halkı soymasıydı. Ama ilk kez başka bir şey oldu, devleti yöneten bürokratlarla bazı siyasiler el ele verip halkı soydu. Bir daha ifade edeyim, bazı siyasilerle devleti yöneten bürokratlar el ele verip halkı soydu. Yani soygunda yeni bir aşamaya geldik. Şimdi çirkin ve çıkarcı bürokratla çirkin ve çıkarcı siyasetçi iş birliği yapıp devleti soyarsa burada çok büyük bir sorun var demektir. Ve toplumu bu soruna dikkat çekmek lazım; toplumun bu sorunu öğrenmesi ve bilmesi lazım. Bu bir Jet Fadıl olayı değil, bu bir İslami holding olayı değil. Bu bir devlet krizi. Çünkü siyasi ile diğeri, yani bürokrat iş birliği yapıyorlar. Ne yapmak için? Vatandaşı soymak için. Bir devlet vatandaşını soymaz. Bürokrat ve siyasi iş birliği yapıp vatandaşını soyuyorsa burada başka bir şey vardır. Bakınız, son fon skandalı bunun en tipik örneğidir. Bir tarafında bürokratlar var, bir tarafında siyasiler var. İki taraf kazanıyor, vatandaş kaybediyor. Bunun faturası diğerlerine göre çok ağır. 28 Ağustos’la 22 Eylül arasında fonlardan çıkan paranın tutarı 538 milyar lira. Bu büyüklüğü kimse fark etmez. 538 milyar lirayı siz hortumluyorsunuz. Kimler yapıyor bunu? Devlette görev alan bürokratlarla siyasiler iş birliği içinde yapıyorlar. Soyulan vatandaşımızın sayısı ne kadar? 455 bin 748 kişi. Vatandaşımız açıkça soyulmuş. Bir soygun düzeninin aracı hâline gelmiş. Siyasilerle bürokratlar el ele verip vatandaşı soyuyorlarsa ciddi bir sorunumuz var ve bu sorunun üzerinde durmak gerekiyor. Şimdi herkesin huzurunda üç soru soruyorum, borsa vurgununda kimler kazandı? Bunu bilmeye hakkımız var. Eğer 538 milyar liralık bir rakamdan söz ediyorsak bu vurgundan kimler kazandı? Bunu bilmemiz lazım. Borsayı kimler denetlemekle görevliydi? Onları da bilmemiz lazım. Bu soygunu bildiği halde kimler zamanında müdahale etmedi? Üç temel soru. Kimler kazandı? Birinci sorumuz oydu: Borsa vurgununda kimler kazandı? Adı çok açık, kaybedenler belli; onu az önce söyledim, 455.748 kişi kaybetti.

“VURGUNCULARI BİLMİYORUZ”

Ama vurguncuları bilmiyoruz, kazananları bilmiyoruz, köşeyi dönenleri bilmiyoruz. Vurguncuların ne ölçüde, kim ne kadar vurgun yaptı, onu bilmiyoruz. Özellikle siyasiler, siyasilere destek verenler gizleniyor. Bir isim çıktı siyasilerden, adı meşhur olan Fatma Betül Sayan Kaya. Dört ismi var, dört dörtlük bir soygun yapmış gerçekten. Kimler denetlemekle görevliydi? Öyle bir soygun var. Kimler denetlemekle görevli? Başta Sermaye Piyasası Kurulu olmak üzere çok sayıda kamu kurumu ve o kurumda çalışan denetçiler. Ama bunlar görevlerini yapmadılar veya görev yapmalarına engel olundu. Bu kadar soygunun görülmemesi mümkün değildir. Bu soygunu bildikleri hâlde kimler zamanında müdahale etmedi? Kimler zamanında müdahale etmedi diye… Bunun yanıtı çok açık: Siyasiler.”

Fon soruşturmasına ilişkin, “4 Kasım 2025 Türkiye Sermaye Piyasaları Genel Kurulu’nda Bakan Mehmet Şimşek bir açıklama yapıyor. ‘Özellikle bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz’, diyor. Biliyoruz diyor, tahmin ediyoruz, düşünüyoruz, duyum alıyoruz değil, biliyoruz. ‘O alanda da bir düzenleme eksikliği olduğunu da biliyoruz bu eksikliği gidereceğiz’ diyor. Söyleyen kim? sıradan bir bakan değil bu işlerden sorumlu olan bir bakan” ifadelerini kullanan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Sayın Bakan’a sormuştum: Madem biliyordun, neden önlem almadın? Hangi siyasi otorite, hangi güç senin görev yapmanı engellediyse, neden o makamda duruyorsun sen? Görevini yapamadıysan neden o makamda oturuyorsun sen? Bu soruyu sorduk ve gereği yapılmadı. Daha acı bir olay daha var. Bu konuşmadan bir ay sonra Sayın Mehmet Şimşek, 2 Aralık’ta Finansal İstikrar Komitesi’ni topluyor. Yani gidişi görüyor, manzarayı biliyor, Finansal İstikrar Komitesi’ni topluyor. Komitenin aldığı kararları gereğini yapması için Sermaye Piyasası Kurulu’na gönderiyor ama Sermaye Piyasası Kurulu 10 ay bunu tutuyor ve 10 ay borsada soygun artarak devam ediyor. Ta ki uluslararası endeks sağlayıcıların uyarısı geldikten sonra olay ortaya çıkıyor ve artık kaçınılmaz olarak buna müdahale etmemiz lazım, diyorlar. Bu sıradan bir kriz değildir. Bu, devlet yönetimindeki bir krizdir. Devlet krizidir bu. Bakan ne olduğunu biliyor, neler yapılması gerektiğini biliyor, ilgili kuruma yazıyor. İlgili kurum bakanı bile dinlemiyor, 10 ay. ‘Sen kimsin de bana böyle bir yazı gönderiyorsun?’ diyebilecek cesareti gösteriyor. Bir bürokrat bir bakana bu kadar cesur davranamaz. Çünkü bakanın istediği doğru şey ama yapmıyor bunu. O zaman Mehmet Şimşek’in yapması gereken tek bir görev var: Görevini bırakmak ve istifa etmek. Eğer makamına saygı duyuyorsan, Hazine ve Maliye Bakanı’ysan, senin yaptığını Sermaye Piyasası Kurulu yapmamışsa, Sermaye Piyasası Kurulu senin üzerinde bir egemen güç olarak duruyorsa, o makamı derhal bırakacaksın kardeşim. Derhal, derhal, derhal bırakacaksın.

“AK PARTİ’NİN İÇİNDE, ‘ERDOĞAN GİDERSE YERİNE KİM GELECEK?’ BUNUN HESABI VAR”

Düşünün, Hazine ve Maliye Bakanı, ‘Bu fonda bir şeyler var, ben biliyorum’ diyor. Kimlerin yaptığını da biliyor, ne olduğunu da biliyor. Bir ay sonra topluyor Finansal İstikrar Kurulu’nu onlar karar alıyor, Sermaye Piyasası Kurulu’na göndereceksin, gereğini yapın diye. Kurul başkanı alacak senin yazını, bir köşeye atacak. Sonra ne olacak? ‘Ben seni dinlemiyorum, istediğim zaman istediğim kararı alırım’ diyor. Sen bakansın kardeşim, sen niye orada duruyorsun? Bakın, Sayın Mehmet Şimşek’in dürüstlüğüne bir şey demiyorum ama yönetim sıfır. Orada kimin gücüyle oturuyorsun sen? Hangi güç seni oraya oturtuyor? Bir an önce o koltuğu terk etmek zorundasın.

Bir şey daha var. AK Parti içindeki hesaplaşmalara da bakmamız lazım. Bu iş böyle birdenbire ortaya çıkmadı. AK Parti içinde de Erdoğan sonrası iktidar mücadelesi var. Erdoğan giderse kim gelecek? Acaba bu fon olayının arkasında bu hesaplaşma mı var? Bunu sadece ben söylemiyorum, aşağı yukarı herkes söylüyor. AK Parti İstanbul Milletvekili, Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkanvekili bu kişi. Sayın Serkan Bayram, o da rezaleti, fonları söylüyor, ‘Erdoğan sonrası hesaplaşma var’ diyor ve bütün bunların hepsini sayıyor. Fakat bunları söyledi diye uyarı geliyor. X hesabından yaptığı açıklamada biraz özür diler gibi bir atmosfere geliyor. Bu, insana yakışmaz, söylediğin sözün arkasında duracaksın arkadaş.  Burada ortada sadece bir fon meselesi değil, Türkiye’yi derinden ilgilendiren belli bir sorun var. Belli bir sorun var, AK Parti’nin içinde ciddi bir hesaplaşması var, bakanların kutuplaşması var. ‘Erdoğan giderse yerine kim gelecek?’ Bunun hesabı var.

“BU DÜZEN KİMİN DÜZENİ? HORTUMCULARIN DÜZENİ”

Neden bu olaylar aylarca bekledi? Neden el atılmadı? Bunun sorgulanması lazım. Sorumluluğu yalnız Sermaye Piyasası Kurulu’nun üstüne atıp kaçmak mümkün değil. Bütün bu ayrıntıların bilinmesi lazım. AK Parti içindeki hesaplaşmanın da ayrıntıların ortaya çıkması lazım. Siz kendi aranızda hesaplaşabilirsiniz ama vatandaşı soyarak hesaplaşamazsınız. Borsa üzerinden manipülasyon yaptırarak hesaplaşamazsınız. Fatura kime çıkıyor? Tepișiyorlar, fatura vatandaşa çıkıyor, ezilen vatandaş oluyor. 400 bini aşkın vatandaş mağdur oluyor. Bu bir devlet krizidir. Devlet krizi olarak ilk dillendiren parti de Cumhuriyet Halk Partisi’dir çünkü Cumhuriyet Halk Partisi olayları sağlıklı irdeler ve tanıyı, teşhisi de koyar. Evet, bu bir devlet krizidir. Arınma sadece CHP’de değil, büyük ölçüde arındık zaten ama hala var. Arındık, arınacağız, arınacağız. Kör kuruşun hesabını soracağız. Bunu bu millet için yapacağız. Çalışan, alın teri döken insan için, kadınlar için yapacağız biz bunu. Kimseye, yolsuzluk yaptı diye özel bir makam tahsis etmeyeceğiz.

Sorumuz vardı değil mi? Onu her yerde sorun Mehmet Şimşek’e, ‘madem bu olay ortaya çıktı, sen aylarca niye bekledin kardeşim? Kim, hangi güç seni durdurdu? Milyarlarca lira, binlerce insan neden mağdur oldu? Bunun faturasını ödeyecek bir kişi yok mu? Nasıl oluyor bu düzen? Bu düzen kimin düzeni?’ Hortumcuların düzeni.

“BÜROKRASİNİN POLİTİZE EDİLMEMESİ LAZIM”

Karşı çıkacağız kör kuruşun hesabını soracağız. Parlamentoda, sokakta, caddede, tarlada, fabrikada, her yerde hesabını soracağız. Biz hiç kimsenin önünde eğilmeyiz. Bizim verilmeyecek hesabımız yoktur. Ve her zaman şunu söyleriz de: Hesap sormazsanız namertsiniz. Bu, yönetilemeyen bir devlet krizidir. Biliniyor, dokunulamıyor, ses çıkarılamıyor. Bir şeyler yapılmak isteniyor, bakan kendi kurumuna sözünü geçiremiyor. Devlette liyakati her zaman vurgularız. İnançlı kardeşlerime de söylüyorum, sevgili Peygamberimizindir, ‘İşi ehline vereceksiniz’ diyen. Siz işi ehline vermiyorsunuz, politize olmuş bir bürokrata veriyorsunuz. O, o kadar ciddi bir güç alıyor ki birilerinden, kendi bakanının sözünü bile dinlemiyor. ‘Sen kimsin? Sen bana talimat vereceksin, ben kararımı kendim alırım. İstediğim zaman uygularım’ diyor. Borsa soygunun temel felsefesi budur. Bürokrat siyasallaşırsa, devlette liyakat biterse, o zaman sorun var demektir. Bürokraside siyasallaşma olmaz, bürokrat devleti temsil eder, devletin memurudur o. Devlet Memurları Kanunu, adı öyle. Siyasi parti memurları kanunu değil, iktidar partisinin memurları kanunu değil. Adı Devlet Memurları Kanunu. Devlet memuruysa o zaman devletin çıkarlarını savunacaksın her yerde. Bürokratik kadrolar politize edilirse devlet kurumsal olarak işlevini yerine getiremez. O nedenle bürokrasinin politize edilmemesi lazım.

“4,5 YILDA 5 SEFER MERKEZ BANKASI BAŞKANINI DEĞİŞTİRİRSEN ENFLASYONU ÖNLEYEMEZSİN”

Bir ülkede 4,5 yılda 5 kez Merkez Bankası Başkanı değişmez. Trump, Merkez Bankası Başkanı’nı görevden alacağım dediği zaman, ‘Sen beni görevden alamazsın’ diye karşı çıkış yaptı Merkez Bankası Başkanı. Eskiden Merkez Bankası başkanlarının görev süreleri vardı ve o görev süreleri içinde kimse dokunamazdı onlara. Onlar, yasaların öngördüğü kuralları yaparlardı, fiyat istikrarını sağlamak için. 4,5 yılda 5 sefer Merkez Bankası Başkanını değiştirirsen enflasyonu önleyemezsin kardeşim. Nitekim geldiğimiz nokta da budur. Enflasyonu önleyemediler. Bir devlet yönetiminde bir kurumu denetlemekle görevli olanlar, denetçiler, müfettişler, kurumu denetlemekle görevli kişiler, denetleyeceği kuruma yönetim kurulu üyesi olarak atanırlarsa o kurum denetlenmeyecektir. Ne yaparsanız yapın, ‘Ben burada sizin garantinizim’ anlamına gelir. Ne demek? Devlet Denetleme Kurulu’nda görev alıyor, Borsa İstanbul’da yönetim kurulunda. Buyurun şimdi, o Devlet Denetleme Kurulu’nda görev alan ne yapacak? Borsa İstanbul’u denetleyecek. İyi ama orada kendisi yönetim kurulunda. Nasıl denetleyecek? Akıl tutulması var. Devleti yönetenlerde bir akıl tutulması var. Borsa İstanbul iyi paralar veriyorsa sen oraya onu gönderemezsin. Ne işi var denetçinin orada? Ben müfettişim. Beni bir şirkete tayin ediyorlar, yönetim kurulu üyesi olarak sonra şirkete ben gideceğim, denetim yapacağım. Olmaz, bu ne demektir? ‘Soygun hep birlikte olacak arkadaşlar’ demektir, geldiğimiz nokta bu.

“BENİM İLK ÇAĞRIMDA MUTLAKA BU OLAYI DENETLEYİN DEMİŞTİM”

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Borsa İstanbul’da. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu üyesi, Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi, Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkan Vekili, Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı… Ne kadar saysanız, hepsi Cumhurbaşkanlığı. Bunların hepsi ballı börekli yerlerde görev alıyorlar. Bunlar neyi denetleyecek? Yolsuzluk varsa denetlemezler ki. Benim ilk çağrımda mutlaka bu olayı denetleyin demiştim. Şimdi Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirmişler. İyi de onların hepsi borsa yönetiminde görev almış, neredeyse tamamı. Nasıl denetleyecekler? Yolsuzluk varsa kendisi hesap verecek. Hesap verecek olan kişi orada denetim yapacak. Bir akıl tutulması var. Dolayısıyla bir devlet yönetiminde bürokratlar ve siyasiler iş birliği yaparlarsa o devlet sağlıklı yönetilemez. Politize olmuş yandaşlar atanırsa o devlet sağlıklı yönetilemez. Devlette liyakati yok edip yandaşları belli makamlara getirirseniz, devlet yönetimi siyasallaşmış bürokratların eline düşer. Bürokratlar siyasileri yönetmeye başlarlar. Çünkü çıkar iş birliği , çıkar iş birliğinde vurgunu paylaşacaklar.

3 Ekim günü başka bir vahamet. 3 Ekim günü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz başkanlığında Fon Koordinasyon Kurulu toplanıyor. Bu olayları değerlendiriyor. Kurumun üyeleri var, üyelerle beraber gelir, fonu değerlendirebilirler ama Fon Koordinasyon Kurulu’nun görev yaptığı sırada AK Parti Genel Başkan Yardımcısı orada, iki Grup Başkanvekili orada. Sizin orada ne işiniz var? Siz de yolsuzluğun bir parçası mısınız? Hırsızlığın bir parçası mısınız? Neyi kapatmak için oraya gittiniz? Hangi gerekçeyle oraya gittiniz? Devlet yönetimiyle siyaseti nasıl iç içe getirebilirsiniz? Liyakati nasıl yok edebilirsiniz? Peki, diğer partiler var mı? Çağırmışlar mı diğer partileri? Bütün partilerin grup başkanlarını veya grup başkanvekillerini davet etti mi Sayın Cevdet Yılmaz. ‘Olay şöyledir’ diye bilgilendirdi mi? Hayır. Devlet yönetimiyle iktidar siyaseti birleşirse büyük sorunlar çıkar.”

“Sayın Erdoğan, TBMM açılış konuşmasında Anayasa’dan ve anayasal değişiklikten söz etti. ‘Partiler arasında rekabet olabilir ama bizim doğru dürüst bir anayasaya ihtiyacımız var’ dedi. Ben de buradan Sayın Erdoğan’a bir çağrı yapıyorum: Bizim Anayasa’dan önce bir Siyasi Ahlak Kanunu’na ihtiyacımız var. Getir arkadaş, önce Siyasi Ahlak Kanunu’nu getir. Siyaset kirlendiyse yolsuzluğu engelleyemezsiniz. Siyasetin temiz olması, pak olması lazım. Siyasetçi kirlenirse olmaz; o nedenle Siyasi Ahlak Kanunu’nu getir kardeşim, hep beraber oy birliğiyle çıkaralım. Siyasi Ahlak Kanunu’nu çıkaralım, arkasından ‘Anayasa’ mı diyorsun, otururuz. Neden? Çünkü biz Altılı Masa döneminde bu Anayasa’nın ülkeye hayır getirmediğini ve değişmesi gerektiğini oturduk, konuştuk. Toplantılar yaptık, hangi düzenlemeleri nasıl yapacağımızı kamuoyuyla paylaştık. Siyasi Ahlak Kanunu olmadıkça, siyaset kirlilikten arınmadıkça hangi kanunu getirirsen getir; gider siyasetçi, bürokratla iş birliği yapar, devleti soymaya kalkar. Önce Siyasi Ahlak Kanunu’nun çıkması lazım.”
FON KRİZİNE İLİŞKİN 4 ÖNERİ
Fon krizine ilişkin CHP’nin çözüm önerilerini de sıralayan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim önerilerimiz 4 madde hâlindedir. Bir; başta Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) olmak üzere; doğrudan sorumlu olan, denetim görevinde bulunan ve hatta görevi gereği olanı açıklıkla görebilecek mevkide yer alan bütün bürokratlar derhâl görevlerinden alınmalıdır. Birinci maddemiz bu; çünkü siyasetçiyle yolsuzluk açısından iş birliği yapıyorlarsa derhâl görevden alınmalıdırlar. İki; 5 milyon TL ve üzerinde fona para yatıran, paralarını 2026 Ağustos ve Eylül ayında çekenlerin kimlik, unvan ve para miktarı bilgileri kamuoyuna açıklanmalıdır. Kimler malı götürdü bir görelim! Mağdur olan 458 bin kişiyi gördük, malı götüreni de görelim. Hırsızın kimliğini niye saklıyorsunuz? Malı götüreni niye saklıyorsunuz? Hırsıza ‘Ben senin kimliğini koruyacağım’ diyorsunuz. O kimliği saklıyorsanız suç ortağı konumundasınız, bunun altını çizmek isterim! Üç; bu soygun sürecinin tüm ayrıntıları; bünyesinde bağımsız uzmanların da yer aldığı özel bir komisyon tarafından incelenmelidir. Dört; bu soruşturma, mutlaka suç örgütü kapsamında değerlendirilerek işlem görmelidir. Eğer örgütlü suç kapsamına sokmazsanız 3-5 yıl sürer, malı götüren götürür, dışarı çıkarlar. Hatta çoğu hapse bile girmez. Eğer bu devlet krizinin bir daha yaşanmamasını istiyorsanız bizim bu 4 maddemize uyacaksınız.

Şundan emin olun: Her soruna çözüm üreten parti CHP’dir. CHP, dünyanın en köklü partilerinden birisidir. CHP, hak, hukuk, adalet diyerek büyüyen bir partidir. CHP, asla kirliliği kabul etmeyen bir partidir. CHP; Gazi Mustafa Kemal’in, İsmet İnönü’nün, Ecevit‘in, Baykal’ın partisidir. CHP, ahlaki değerleri yüksek bir partidir. CHP, Türkiye’nin temel taşıdır. CHP, devlete yön çizen bir partidir. CHP, hakkı ve hukuku koruyan bir partidir. CHP, kimsesizlerin kimsesi olan bir partidir. CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu ve güçlü partisidir. CHP, boğazından aşağı haram lokma inmemiş olanların partisidir. Ve CHP; kadınların, gençlerin, alnı ak olanların partisidir. CHP, tüm toplumu kucaklayan bir partidir.”
KAYNAK: ANKA
PaylaşPaylaşGönderPaylaşPaylaş
reklam metni reklam metni reklam metni
Önceki İçerik

6 Ekim İstanbul’un Kurtuluşu’nun 103. yılı Taksim’de kutlandı

Sonraki İçerik

İstanbul’daki okul saldırısında 1 öğrenci hayatını kaybetti

İlgili İçerik

Adalet Bakanı Bozdağ’dan Almanya’ya Gezi davası tepkisi
Siyaset

Bekir Bozdağ, TBMM Başkanvekilliği görevinden istifa etti

CHP’li Deniz Demir: “Kur artışları engelli vatandaşları da vurdu”
Siyaset

Vahap Seçer tutuklandı… Deniz Demir: Vicdanları yaralıyor

Murat Emir: “Fon krizinde kaçırılan parayı gizlemek için sosyal medya hesaplarını engellediler”
Siyaset

Murat Emir: “Seçilmiş iradeyi, masa başı operasyonlara teslim etmeyiz”

CHP’de 5 belediye başkanı hakkında ihraç kararı
Siyaset

CHP’li Sarı’dan Mersin’deki tutuklamalara ilişkin açıklama

CHP’li Canpolat’tan “fon krizi” açıklaması: “Türkiye küme düşme riskiyle karşı karşıya”
Siyaset

CHP’li Canpolat’tan “fon krizi” için bağımsız ve şeffaf soruşturma çağrısı

CHP’li Sarı: Herkese uygulanan hukukun belediye başkanlarımıza da uygulanmasını istiyoruz
Siyaset

CHP’li Sarı: Herkese uygulanan hukukun belediye başkanlarımıza da uygulanmasını istiyoruz

Sonraki İçerik
İstanbul’daki okul saldırısında 1 öğrenci hayatını kaybetti

İstanbul'daki okul saldırısında 1 öğrenci hayatını kaybetti

Gündem

İçişleri Bakanlığı’ndan ‘Yeşil’ açıklaması

İçişleri Bakanlığı, okul saldırısına ilişkin 2 müfettiş görevlendirdi

2026 Nobel Fizik Ödülü Francis Halzen’e verildi

2026 Nobel Fizik Ödülü Francis Halzen’e verildi

İstanbul’daki okul saldırısında 1 öğrenci hayatını kaybetti

İstanbul’daki okul saldırısında 1 öğrenci hayatını kaybetti

Kılıçdaroğlu: Bu ülkenin evlatları ne işsizliğe ne de sabunsuz bir okula mahkûm olmamalılar

Kılıçdaroğlu: Bizim Anayasa’dan önce Siyasi Ahlak Kanunu’na ihtiyacımız var

6 Ekim İstanbul’un Kurtuluşu’nun 103. yılı Taksim’de kutlandı

6 Ekim İstanbul’un Kurtuluşu’nun 103. yılı Taksim’de kutlandı

Adalet Bakanı Bozdağ’dan Almanya’ya Gezi davası tepkisi

Bekir Bozdağ, TBMM Başkanvekilliği görevinden istifa etti

Hava sıcaklığı yükselecek mi?

AKOM: İstanbul’da sıcaklıklar artacak

RTÜK’ten HaberTürk’e ceza

Başakşehir’de ortaokuldaki saldırı olayına ilişkin yayın yasağı getirildi

CHP’li Deniz Demir: “Kur artışları engelli vatandaşları da vurdu”

Vahap Seçer tutuklandı… Deniz Demir: Vicdanları yaralıyor

Murat Emir: “Fon krizinde kaçırılan parayı gizlemek için sosyal medya hesaplarını engellediler”

Murat Emir: “Seçilmiş iradeyi, masa başı operasyonlara teslim etmeyiz”

  • Künye / İletişim
  • Gizlilik Politikası
Bizi takip edin

© 2020 YÖN Haber | Tüm Hakları Saklıdır

Hiç Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Ekonomi
  • Siyaset
  • Video
  • Podcast
  • Emek Dünyası
  • Kültür-Sanat
  • Dünya
  • Yerel Yönetimler
  • Sağlık
  • Sürdürülebilirlik
  • Teknoloji
  • Yaşam
  • Spor
  • Medya
  • Asya Gündemi
  • TBMM

© 2020 YÖN Haber | Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Create New Account!

Fill the forms bellow to register

All fields are required. Log In

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist