CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, “İktidarın gözü önünde, kurumların izlediği bir soygun, bir yolsuzluk, bir vurgun” diyerek fon soruşturmasının “organize suç” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu; denetim sorumluluğu bulunan bürokratların görevden alınmasını ve yüksek miktarda para yatırıp çekenlerin bilgilerinin açıklanmasını istedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de gündeme ilişkin basın toplantısı düzenledi. Sarıbal, konuşmasına İstanbul Maltepe’de bir binanın alt katlarının çökmesi nedeniyle yaşananlara değinerek başladı.
Deprem veya başka bir sarsıntı olmaksızın bir binanın çökmesinin Türkiye’deki yapı stokunun durumunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Sarıbal, “Ekonomik meselelerin insan hayatını nasıl itibarsızlaştıran ve onu yok sayan bir mekanizma olduğunu bir kez daha görüyoruz” dedi.
Türkiye’nin başta İstanbul olmak üzere deprem gerçeğiyle yüzleşmesi gerektiğini ifade eden Sarıbal, geçmişte yaşanan depremlerde hayatını kaybedenleri anarak, Maltepe’deki olayın da tüm yönleriyle araştırılması gerektiğini söyledi.
“TESADÜFEN YAŞADIĞIMIZ BİR ÜLKE”
Sarıbal, Artvin’in Hopa ilçesinde Esenkıyık Tır Parkı’nda kaya düşmesi sonucu yaşamını yitiren Kasım Topaloğlu’na da başsağlığı diledi.
Benzer olayların yaşanmasına tepki gösteren Sarıbal, “Teknolojinin bu alandaki gelişmelerin çok ama çok ileride olduğu bir tarihsel dönemde bu tür can kayıplarını tekrar tekrar yaşamak hepimizi üzüyor” dedi.
Türkiye’de insanların yaşam hakkının güvence altında olması gerektiğini belirten Sarıbal, “Bizim yaşamımızın tesadüf olduğu bir ülke olduk artık. Tesadüfen yaşıyoruz. Bina mı çökecek, kaya mı düşecek, çukura mı düşeceğiz, ne olacağı belli değil. Tesadüfen yaşadığımız bir ülke” diye konuştu.
“FON SOYGUNU KAPATILMAMALI”
Sarıbal, konuşmasının devamında kamuoyuna yansıyan fon soruşturmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yaşananların yalnızca gözaltı ve tutuklamalarla sınırlı tutulmaması gerektiğini savunan Sarıbal, olayın tüm yönleriyle araştırılması çağrısı yaptı. Sarıbal, “Bu süreç, yaşanan bu olay tesadüf olamaz. İktidarın gözü önünde, kurumların izlediği bir soygun, bir yolsuzluk, bir vurgun” ifadesini kullandı.
Süreçte eski bakanlar, siyasetçiler ve kamu bürokrasisinin rolünün araştırılması gerektiğini belirten Sarıbal, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve diğer denetleyici kurumların sorumluluklarının da incelenmesini istedi. Sarıbal, ilgili kurumlarda görev yapan ve denetim sorumluluğu bulunan bürokratların görevlerinden alınması gerektiğini savundu.
Fonlara yüksek miktarlarda para yatıran ve daha sonra bu paralarını çeken kişilerin bilgilerinin de kamuoyuyla paylaşılması çağrısında bulunan Sarıbal, “5 milyar ve üzerinde para yatıran ve paralarını 2026 Ağustos ve Eylül aylarında çekenlerin kimlik, unvan ve para miktarı bilgileri kamuoyuna açıklanmalıdır” dedi.
Soruşturmanın bağımsız uzmanların da yer alacağı özel bir komisyon tarafından incelenmesini talep eden Sarıbal, sürecin “organize suç” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdü.
Sarıbal, “Bu açık ve net organize, örgütlü suçlar kapsamında değerlendirilmeli ve bununla ilgili yargılama sistemi bu perspektifte yapılmalıdır. Bunun dışında yapılacak hiçbir sorgulama, cezalandırma işlemi bu büyük soygunu açıklayamaz” diye konuştu.
“ÇİFTÇİNİN BORCU 1 TRİLYON 511 MİLYAR LİRAYA ULAŞTI”
Tarım sektörünün sorunlarına da değinen Sarıbal, Türkiye’de bu yıl birçok üründe rekoltenin yüksek olduğunu, buna karşın çiftçinin ekonomik olarak zor durumda olduğunu söyledi. “Bugün çiftçinin borcu kat artıyor ama çiftçinin geliri artmıyor” diyen Sarıbal, tarımsal desteklerin yetersiz kaldığını savundu.
2002 yılında Çiftçi Kayıt Sistemi’nde yaklaşık 2 milyon 700 bin çiftçinin kayıtlı bulunduğunu ve tarımsal kredi borcunun 2,4 milyar lira olduğunu belirten Sarıbal, bugün yaklaşık 2 milyon 200 bin çiftçinin bulunduğunu ve çiftçinin bankalara olan borcunun 1 trilyon 511 milyar liraya ulaştığını söyledi.
Sarıbal, “Geçen yıl ağustos ayı sonu itibarıyla çiftçinin borcu 1 trilyon 50 milyar civarındaydı. Bugün 1 trilyon 511 milyar. Hemen hemen yüzde 50’ye yakın çiftçinin bir yılda borcu artmış. Geçen sene yine aynı tarihte çiftçinin takibe düşen borcu 9 milyarken, bir yıl sonra 2026 Ağustos sonrasında çiftçinin takipte olan borcu 27 milyar. Tam üç kat” dedi.
“TARIMSAL DESTEKLER YASAL SINIRIN ALTINDA”
Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesinde tarımsal desteklerin gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’inden az olamayacağının düzenlendiğini hatırlatan Sarıbal, 2026 yılı için öngörülen milli gelir üzerinden hesaplandığında tarıma verilmesi gereken desteğin çok daha yüksek olması gerektiğini savundu.
Sarıbal, “2026 bütçe görüşmelerine göre 772 milyar lira, Orta Vadeli Programa göre ise yaklaşık 850 milyar lira çiftçiye destek vermeleri gerekirken toplam verdikleri para sadece 167 milyar” ifadelerini kullandı.
Mevcut destek miktarıyla tarımsal yapının ayağa kaldırılamayacağını belirten Sarıbal, çiftçinin üretim maliyetleri karşısında ürün fiyatlarını belirleme imkanının bulunmadığını söyledi.
“Çiftçi hangi ilacı, hangi gübreyi kullanacağına kendisi karar veriyor. Mazot, gübre, ilaç, tohum hiçbirinin fiyatını belirleyemiyor. Yetmedi, ürettiği ürünün fiyatını da kendisi belirleyemiyor” diyen Sarıbal, çiftçinin borçlanarak üretime devam ettiğini ifade etti.
“İTHALAT, TARIM POLİTİKASININ TEMEL UNSURU HALİNE GELDİ”
Sarıbal, iktidarın tarım politikasını da eleştirerek, ithalatın temel politika haline getirildiğini savundu.
Türkiye’nin üretim kapasitesinin yüksek olduğunu ancak yüksek girdi maliyetlerinin çiftçiyi zorladığını kaydeden Sarıbal, “AKP iktidarının temel tarım politikası ithalat, sözleşmeli tarım ve piyasa koşulları” değerlendirmesinde bulundu.
“ŞEKER PANCARI ÜRETİCİSİ FİYAT BEKLİYOR”
Şeker pancarı üreticilerinin fiyat beklentisine de değinen Sarıbal, sözleşmeli tarım sisteminde üreticinin fiyatın önceden belirlenmesini beklediğini söyledi.
Sarıbal, 16 polar şeker içeren şeker pancarının ton fiyatı için üreticilerin 4 bin lira talep ettiğini belirtti. Geçen yıl şeker pancarına ton başına yaklaşık 3 bin lira ödendiğini, bu süreçte mazot fiyatının yaklaşık yüzde 70 arttığını savunan Sarıbal, nakliye maliyetlerinin de yükseldiğini dile getirdi.
Burdur’da şeker pancarı nakliyesinin bir süre durdurulduğunu aktaran Sarıbal, üreticinin ve nakliyecinin maliyet baskısı altında olduğunu ifade etti
“ÇELTİKTE DE FİYAT BELİRSİZLİĞİ VAR”
Çeltik üretimine de değinen Sarıbal, bu yıl yaklaşık 1 milyon 100 bin tonluk çeltik rekoltesi beklendiğini ve bunun yaklaşık 600-650 bin ton pirince karşılık geldiğini bildirdi.
Çiftçinin çeltiği ektiğini ancak fiyatın hala açıklanmadığına işaret eden Sarıbal, tarımda planlama ve sözleşmeli üretimden söz edilirken üreticinin önünü görebileceği taban fiyatların açıklanması gerektiğini dile getirdi.
“Fiyat, tohum toprağa düşmeden bilinen fiyattır” diyen Sarıbal, ekonomik koşulların değişmesi halinde fiyatların da sürece göre güncellenmesi gerektiğini belirtti.
Sarıbal, yüksek enflasyon ve girdi maliyetlerindeki artış nedeniyle Türkiye’de tarımsal üretimin maliyetlerinin birçok ülkeye kıyasla yükseldiğini dile getirerek, çiftçinin borç yükünün daha da ağırlaşmaması için tarımsal desteklerin artırılması ve üreticinin gelirinin güvence altına alınması çağrısında bulundu.
KAYNAK: ANKA















