Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Şubat ayının başından bugüne, Başpınar Organize Sanayii Bölgesi’nde yaşanan işçi direnişleri hakkında hazırladığı raporu kamuoyuyla paylaştı. Gaziantep’te son iki ayda yükselen işçi direnişlerine dair kapsamlı bir fotoğraf sunan raporu soL okurları için derledik.
1996’dan bu yana yaşanan en büyük işçi direnişleri
Gaziantep’te 1996 yılında 20 bine yakın işçinin katılımıyla gerçekleşen işçi direnişlerinden sonra, irili ufaklı hak arayışları olsa da ikinci büyük sıçrama 2012 yılında yine Başpınar OSB’de 5 bin işçinin katılımı ile gerçekleşen Başpınar grevi olmuştu. 10 yıl sonra, 2022 yılının ilk aylarında başlayan ve yaklaşık iki ay süren direnişlere 13 binin üzerinde işçi katıldı. Bu açıdan, geçtiğimiz iki aylık dönem, emekçi kenti Gaziantep’in sınıf hareketleri tarihine adını büyük harflerle yazdırdı.
Büyük konfederasyonlar sınıfta kaldı
Raporda altı çizilen bir diğer nokta ise, 40 güne yayılan direnişlerin neredeyse tamamının sendikaların öncülüğü olmadan ve kendiliğinden hareketler olarak gelişmesi oldu.
Eylemler sendikalardan bağımsız gerçekleşti
Gaziantep örneğinde olduğu gibi, ülkenin birçok kentine yayılan direnişler zincirinde de, konfederasyonlar ve onlara bağlı sendikalarla yakın ilişki geliştirmeyen işçiler, bağımsız emek örgütlenmelerine yöneldi. Üç büyük konfederasyona bağlı, ilgili iş kollarında bulunan sendikalar bu yanıyla işçi direnişlerinin büyük kısmında yer almadı. İşçilerin alışılmış sendikalar dışında, farklı örgütlenme yollarına yönelmesi, işçi sınıf hareketinin bundan sonraki ilerleyişine dair de önemli yöntem ipuçları veriyor.
En çok öne çıkan talep ücret artışı
Sermaye düzeninin yarattığı yoksullaşma ve hayat pahalılığı krizinin her gün etkisini daha da hissettirdiği günlerde, Gaziantep’te de gerçekleşen direnişlerde en çok öne çıkan talep ücret artışı oldu. Direnişlerin neredeyse tamamında ilk kıvılcımı ücret artışı talebi yaktı.
Raporda kayıt altına alınan 34 fabrikadaki ücretleri incelediğimizde, tekstil işçilerinin ortalama ücretlerinin 5.000 ila 7.500 TL değiştiğini görüyoruz. Artan hayat pahalılığı ve ekonomik krizin, emekçilerin temel yaşam giderlerine olan yıkıcı yansımaları arttıkça, tepkiler hızlanmış ve birçok fabrikaya hızlıca yayılmıştı. Ülkenin diğer bölgelerinde gerçekleşen eylemlerde de bu başlığın yarattığı artışlara şahit olmuştuk. İşçi eylemleri ve fiili grevlerin yoğun yaşandığı günlerde, Türkiye’nin birçok ilinde semt evlerinin örgütlediği ve hala devam eden faturalara karşı hayat pahalılığı eylemleri ise hak arayışları açısından önemli bir boşluğu doldurma misyonu yükleniyor.
Örgütlü duruş kazanım getirdi
Direnişlerin asıl önemli noktalarından biri de öne çıkan örgütlenme fotoğrafı oldu. 31’i tekstil iş kolunda olmak üzere toplam 35 fabrikada, 13 bine yakın işçinin dahil olduğu direnişler döneminde, eylem gerçekleşen fabrikalarda, katılım yüzde 100’e yakındı. İşçiler eylemlerde birlikte davranma anlamında önemli bir fotoğrafı da kamuoyuna vermiş oldu. Kimi fabrikada birkaç saat kimisinde ise birkaç gün süren eylemler, fabrikaların çoğunda, fire verilmeden işçilerin tamamının katılımı ile gerçekleşti. İşçilerin örgütlü durma noktasında gösterdiği güçlü kararlılık da birçok fabrikada kazanım olarak geri döndü. 35 fabrikanın tamamında farklı düzeylerde de olsa haklar alındı, ücret iyileştirmeleri yapıldı.
Emniyet patronların emrinde
Ülkenin birçok noktasında gerçekleşen ve hâlâ süren direnişlerde emniyet güçlerinin, sermaye düzeninin emrinde hareket ediyor olduğunu da uzun süredir gözlemliyoruz. Gebze/Farplas İşçileri direnişine sert müdahale ederek gündem olan emniyet güçleri, Çerkezköy/Pas South direnişinde de yasa dışı engellemeler yapmaktan geri durmamış fakat işçilerin örgütlü tavrı sayesinde geri adım atmışlardı.
Erdoğan iktidarı, başta kolluk kuvvetleri olmak üzere, birçok kamu kurumunu, direnişler karşısında elini güçlendirmesi için patronların hizmetine sundu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun direnişler sırasında Antep’e gitmesi sonrası artan polis baskısı da BİRTEK-SEN araştırma raporunda şöyle özetleniyor:
“Eylemlerine son vermeleri için işçiler üzerinde baskı kuran polisler, özellikle eylemlerin ikinci haftasından itibaren, fabrika dışında bekleyen işçileri, trafiği engelledikleri gerekçesiyle fabrikaya sokmaya çalıştı. Boyar Kimya ve Özkaplan Halı Fabrikaları önündeki polisler, kaldırımda bekleyen, kimsenin canına ya da malına zarar vermeyen, anayasanın kendilerine tanıdığı hakkı kullanan işçilere dağılmadıkları takdirde müdahale edeceklerini söyledi. Yasalara rağmen polisler işçilerin anayasal hakkını çiğneyerek işçileri zorla fabrikaya sokmaya çalıştı. Bazı fabrikalarda polislerin uygulaması bununla da sınırlı kalmadı. Özkaplan Halı Fabrikası önünde bekleyen işçilere, üst düzey bir kamu görevlisi, verilen ücretin asgari ücretten yüksek olduğunu, işçilerin bu ücreti kabul etmeleri gerektiğini söyledi. Angora Halı önünde ise polisler patronun muhasebeciliğine soyunarak, verilen ücreti kabul etmeyen işçilerin ismini toplamaya çalıştı.”
Bu süre zarfında BİRTEK-SEN genel başkanı Mehmet Türkmen’in 7 günde 7 kez gözaltına alınması ise devlet-patron işbirliğine dair birçok şeyi açıklar nitelikte.
***
BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, Antep’in son iki ayına damgasını vuran işçi direnişleri ve raporda öne çıkan başlıklara dair sorularımızı yanıtladı.
Bu rapor birçok açıdan mesajlar veriyor kuşkusuz. İstanbul ve Gaziantep diye iki ana hat oluştu diyebiliriz son iki ayki direnişlerde. İstanbul kısmına dair çok şey söyleniyor, peki ikinci belirleyen hattın Gaziantep olması bize neler anlatıyor?
Bunun pek çok nedeni olsa da öne çıkan birkaç başlık var. Pandemiyle birlikte yaşanan hak gaspları başka boyutlara gelmişti. İşçilerin çalışma koşullarının ağırlaştırılması başta olmak üzere, yine bu dönemde kod-29 ile işten çıkarmaların en yaygın yaşandığı kentlerden biri Gaziantep oldu. Bütün bunlar, son zamanlarda etkisi tüm ülkede her gün daha fazla hissedilen ekonomik kriz ve hayat pahalılığı ile birleşince ortaya bu fotoğraf çıktı. Elbette ülkenin her yerinde sömürü şiddetini arttırıyor ancak Gaziantep’te sömürünün artışının diğer yansıması da patronların kırdığı ihracat rekorları ve yüksek kârlar oldu. Son dönemde işçilerin çalışma koşulları daha da ağırlaştırıldığı için kâr rekorları kırıyor patronlar doğal olarak. Sömürünün şiddetli artışı olarak okumamız gereken bu yoğunluktan ve ağır çalışma koşullarından işçilere hiç pay verilmeye yanaşılmaması tepkilerin fitilini yakan sebeplerden birisidir.
Raporda öne çıkan iki önemli sonuç var gördüğümüz kadarıyla. Birincisi ücret artışı talebi, ikincisi ise direnişlerin çoğunlukla kazanımla sonuçlanması. Bu iki çıktıyı nasıl değerlendirmemiz gerekir?

Bütün eylemlerde ücret talebinin öne çıkması Antep’e özgü değil. Ülkenin her yerinde; ücretlerin erimesi, zamlar ve enflasyondaki artışlar emekçilerin yaşamına damgasını vurdu. Bu yıkıcı etkiler sürecinde, işçilerin ücretlerine gelen zamların da enflasyonun altında kalması bu sebebi kaçınılmaz olarak öne çıkardı. Çünkü; emekçiler ciddi anlamda geçinemez noktaya geldi. Ücret artışı talebi bütün direnişlerin temel karakteridir diyebiliriz.
İkincisi, buradaki dirençlerin yarısından fazlası kazanımla sonuçlandı. İşçilerin taleplerini tamamen karşılamayan, ancak kısmi olan kazanımları da dahil ettiğimizde önemli bir nokta burası. Patronlar, emekçilerin örgütlülüğü karşısında telaşa kapıldı ve işçiler karşısında taviz vermek zorunda kaldılar. Bu açıdan da işçilerin örgütlü duruşu, patronlara geri adım attırmıştır, sonucunu çıkarabiliriz.
Ayrıca direniş olan fabrikalarda işçilerin tamamına yakını eylemlere katılım gösterdi. Patronların bu kararlı tutumu görmesi, kazanımlarda belirleyici etkenlerden birisi oldu.
Diğer baskılar ve tehditler sonuç vermeyince, patronlar, örgütlenmelerin daha da büyüme ihtimalini gördükleri ve yoğun olarak hissetmeye başladıkları için geri adımlar atmak zorunda hissettiler kendilerini. Bu durumu işçilerin patronlara verdiği kararlılık dersi olarak okuyabiliriz.
Pek çok fabrikada belli kazanımların elde edilmesinde sendikamızın etkisi olduğunu da eklemem gerekir. Direnişlere ulaşma çabamız ve desteğimiz dolaylı da olsa itici etki yarattı. İşçilerin birçoğunun ilk eylem deneyimleriydi ve pek çok direniş kendiliğinden, bağımsız başlayan hareketlerdi. Bazı direnişlerde polislerin müdahalesi ve patron tehditleri karşısında ilk kez eylemlilik gösterdiği için doğal olarak endişe ve korku yaşayan işçilerle dayanışma göstermemiz cesaret olarak döndü birçok fabrikada. Hatta bazı fabrikalarda kapıda bizim olmamız sebebiyle patronlar, sırf örgütlenme belli bir forma kavuşmasın diye işçilerin taleplerini kabul ettiler. Bunu da başka açılardan kazanımların yanına eklemek gerekir.
Sonucunda, direnişlerin olduğu fabrikalarda çalışan yüzlerce işçiden geri dönüş ve telefon aldık. Yani somut olarak direnişlere böyle bir katkı koyduğumuz gerçeği de mevcut.
Diğer iş kollarında da bu iki ayda irili ufaklı tepkiler duyduk işçilerden. Tekstil merkezli bir direnişler dönemiydi bu desek yanılmayız. Peki diğer iş kollarında da işçilerin olası biriken tepkileri mevcut değil mi?
35 fabrikada yaşanan direnişlerin 31’i tekstil iş kolunda yaşandı. Diğer dört fabrikanın ikisi petro/kimya, birisi gıda, sonuncusu da kayıt ambalaj iş kolunda gerçekleşti. Bu da Antep açısından önemlidir. Bu kentin emek alanının ana gövdesini tekstil iş kolu oluşturduğu için, sınıf mücadelesinin merkezinde duruyor. Ama son ortaya çıkan hareketlerin diğer iş kollarına da sıçraması tekstil dışına mücadelenin taşması açısından önemli bir yan taşıyor. Üstelik diğer iş kollarında çalışan işçilerin ücretleri tekstilin de gerisinde. Tekstilde ücretler 5.500-7.500 TL arasında değişiyor ancak diğer alanlarda asgari ücret ve az üstü seviyelerde seyrediyor ücretler. Dolayısıyla mevcut hayat şartlarından bağımsız olmayan işçilerin, tekstil direnişlerinden aldığı cesaretin de itici etkisi ile yeni eylemlerine tanık olacağımızı düşünüyorum.
Bundan sonra emekçileri nasıl bir süreç bekliyor ve sizce tepkiler bitti mi ?
Fiili direnişler şimdilik bitti diyebiliriz ancak tepkiler bitmedi. Zam dalgası, ücretlerdeki artışlar ve maaşlardaki erime hala devam ediyor sonuçta. Hatta işçilerin kazanım olarak aldığı ücretler kısa sürede büyük oranda eridi bile.
Ücret zamları yıllık olarak veriliyor. Yıl başında verilen zammın bu ekonomik gidişata dayanması mümkün değil. Dolayısıyla ek zam taleplerinin gündeme gelmesi kuvvetle muhtemeldir.
O durumda da işçilerin ek zam ya da iyileştirme taleplerine karşılık verilmezse, son aylardaki direnişlerde elde edilen kazanımların cesaretinin de etkisi ile bir yıldan daha az süre içerisinde benzer eylemlerin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.

















