Hekimler ve sağlık çalışanları Şubat ayından bu yana çeşitli iş bırakma eylemleri ve grevlerle haklarını aramaya devam ediyor. Meslek yasasındaki sorunlar, sağlıkta şiddet yasasına dair beklentiler, aile hekimliğine dair kimi düzenlemelerin yerel yönetimlere verilmesiyle ortaya çıkman keyfi uygulamalara karşı eylem yapan hekimler Şubat ayında bir araya gelmişti.
Önce 8 Şubat’ta yaptıkları çağrıyla iş bırakan hekimlerin çağrısı Türkiye’nin dört bir yanından karşılık bulmuştu. Ancak seslerini duyuramadıklarını ve oyalandıklarını düşünen sağlık çalışanları 17-18 Şubat tarihlerinde bu sefer iki güne çıkararak eylemlerini ileriye taşıdılar. 8 Şubat’ta yapılan iş bırakma eylemine kıyasla daha fazla katılımın olduğu eylemlerde binlerce hekim iş bırakarak yaşadıkları sorunlara dikkat çekti.
‘Bu koşulları hak etmiyoruz’
Neredeyse her gün kamuoyuna yansıyan “sağlıkta şiddet” haberleri hekimler nezdinde bardağı taşıran son damla oldu. Sorunu sadece “maaşlara zam” başlığına sıkıştıran çeşitli basın kuruluşları ise esasında hasta ve hasta yakını ile hekimler arasında olası yaşanacak gerilimleri arttırmaktan başka bir şey yapmıyor.
Oysa sağlık çalışanlarının ve hekimlerin talepleri çok açık. Hekimler öncelikle Malpraksis davaları olarak bilinen davalarda açılan soruşturmalara dair sorumluluğun sadece hekimlerin sırtına yüklenmemesi istiyor. Aile hekimlerinin göreve gelmesi konusundaki yetkinin yerel yönetimlere devrinden doğan keyfi uygulamalara karşı çıkıyorlar. Sağlıkta şiddet yasası talep ediyorlar ve mevcut düzenlemeleri yetersiz buluyorlar. Tüm bu talepleri es geçip sorunun medyaya “maaşlara zam için eyleme çıkan doktorlar” şeklinde yansıtılmasını da etik bulmuyorlar. Hekimlerin talepleri açık, bu koşulları hak etmediklerini ve bazı iyileştirmelerin mümkün olduğunu düşünüyorlar.
‘Göreve gelmeyen soruşturulur’
Hekimler Şubat ayında iki farklı zamanda yaptıkları iş bırakma eylemlerinden sonra Mart ayında da g(ö)reve gitmeye hazırlanıyorlar. 14-15-16 Mart tarihlerine ilan edilen grev kararından sonra Bakanlık 81 il valiliğine göreve gelmeyen sağlık emekçilerinin disiplin mevzuatı hükümleri çerçevesinde soruşturulmasına dair bir genelge yolladı. “Görevin gereği gibi yapılmaması da disiplin suçudur. Ayrıca göreve daha uzun süreyle terki daha ağır yaptırımlarla bağlanmıştır” ibarelerin yer aldığı genelge Şubat ayından bu yana artan eylemlere karşı bir tür gözdağı olarak yorumlanıyor.

Bakanlığın 81 İl Valiliğine gönderdiği genelge…
Bakanlık daha önce grevler için ‘sakınca yok’ demişti
Bakanlığın daha önceki iş bırakma eylemlerine ilişkin 17 Aralık 2021 tarihinde yayınladığı bir genelgede, iş bırakan çalışanların bağlı bulundukları sendikadan doğan haklarla, mazeretsiz ya da özürsüz işe gelmemiş sayılamayacaklarını belirtilmişti. Bakanlık genelgede iş bırakma eyleminden dolayı herhangi bir soruşturma açılamayacağını açıkça beyan etmişti. Bakanlığa bağlı hukuk birimince verilen cevapta eylemin “özürsüz olarak göreve gelmeme kapsamında değerlendirilemeyeceği” ifadesi yer alırken hiçbir soruşturmanın açılamayacağının altı çizilmişti.
Sağlık emekçileri: G(ö)revdeyiz
Sağlık emekçileri ve hekimler ise greve çıkmanın mesleki etik ve geleceği açısından bir tür görev olduğunun, tüm bu süreçte acil polikliniklerinin açık ve hizmette olduğunun ve grevin Anayasal bir hak olduğunun altını çiziyor. Daha önce 17-18 Şubat tarihlerinde yapılan grevlere AHEF, TTB, Hekim Birliği, Hekimsen, Tabip-Sen, SES, Birlik ve Dayanışma Sendikası, AHESEN, Genel Sağlık İş gibi meslek örgütleri ve sendikalar destek vermişti. 14-15-16 Mart tarihlerinde yapılması hedeflenen grev için de benzer şekilde birçok meslek örgütü ve sendikanın destek vermesi bekleniyor.

















