İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesi, sosyal medya paylaşımı nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılananan BirGün yazarı gazeteci Zafer Arapkirli hakkında beraat kararı verdi.
Sosyal medyada yaptığı paylaşım nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla hakkında dava açılan BirGün yazarı gazeteci Zafer Arapkirli’nin yargılanmasına, İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nce devam edildi. Duruşmada Arapkirli ve avukatları hazır bulundu.
Bir önceki duruşmada esas hakkında mütalaasını sunan duruşma savcısı, Arapkirli’nin “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan cezalandırılmasını istemişti.
Bugünkü karar duruşmasında ise Arapkirli, mütalaaya karşı beyanda bulundu.
Arapkirli, şunları söyledi:
“Özellikle şu hususun altını çizmek istiyorum: Burada neden bulunduğumuzun bir kez daha anlaşılması ve kayda geçmesini talep ediyorum.
Kendimi ülke çapında bir kavganın tarafı olarak görüyorum. İyilerle kötülerin kavgasından bahsediyorum. Bu ülkenin çok kötü yönetildiğini düşünüyorum ve bizler bunu sürekli hatırlattığımız, eleştirdiğimiz için; ben ve benim gibi bağımsız gazetecilik yapmak isteyenler, bu ülkeyi seven ve korumak isteyen insanlar, sürekli olarak yargı önüne çıkarılarak taciz edilmeye çalışılıyoruz.
Bu ülke kötü yönetildiği için insanlar açlık ve sefalet içinde yaşamaktadır. Kadınlar ve çocuklar öldürülmektedir. Emekliler perişan koşullarda hayat sürmek zorunda kalmaktadır. İnsanlar en temel eğitim ve sağlık hizmetlerine erişmekte dahi zorlanmaktadır. Laiklik ayaklar altına alınmış durumdadır. İnsan hakları, hukuk ve adalet ile düşünce ve ifade özgürlüğü alanlarında ülkemiz dünyanın en alt sıralarına gerilemiştir. Vatandaşlar güvensizlik içinde yaşamaya mahkûm edilmiştir.
Bizler, yani benim gibi gazeteciler, bütün bunları eleştirdiğimiz ve halka gerçekleri anlatmaya çalıştığımız için sürekli olarak yargı sopasıyla cezalandırılmak isteniyoruz.
İddianamede yer alan; belirli bir günde şunu yazdığım, bunu kastettiğim, bir kişiyi ima ettiğim ya da birine hakaret ettiğim yönündeki iddiaların tamamı, açıkça ifade ediyorum ki, gerçeği yansıtmamaktadır. Onursuz bir muhbirin iftirası üzerinden var olmayan bir suç yaratılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle bugün huzurunuza, yargılanmak ve cezalandırılmak amacıyla çıkarılmış bulunuyorum.
Ortada bir suç unsuru bulunmamaktadır. Sadece iyiler ile kötüler arasındaki mücadelede, kendimi iyiler tarafında gördüğüm ve bunu her defasında ifade ettiğim için yeniden yargı önündeyim.
Ortada bir suç bulunmadığını tekrar ediyor, ilk duruşmada verdiğim beyanımı da hatırlatarak beraatıma karar verilmesini talep ediyorum”
Ardından mütalaaya karşı beyanda bulunan avukat Kemal Aytaç ise şunları kaydetti:
“Ben kırk yılı aşkın süredir avukatlık yapıyorum. Meslek hayatım boyunca sayısız dava gördüm; ancak böylesi bir iddia, böylesi bir mütalaa ile ilk kez karşılaşıyorum.
Şimdi gelin, dosyayı tarih sırasıyla birlikte okuyalım. Savcılık ne diyor? Müvekkilin yaptığı sosyal medya paylaşımlarından söz ediyor. İddia edilen şey şu: ‘Çok kötü bir senaristsin, hep öyleydin zaten’ Hepsi bu. Dosyanın özeti budur. Başka ne var? Yok.
Bu sözlerin Cumhurbaşkanına yönelik hakaret oluşturduğu ileri sürülüyor. Peki soruyorum: Hakaret nerede? Cumhurbaşkanı nerede?
Bir kişinin yaptığı paylaşımı alıp, ‘Ben bundan Cumhurbaşkanını anladım’ demesiyle ceza davası açılabilir mi? Eğer bu mümkünse, artık herkes herkes hakkında suç isnadı yaratabilir. Böyle bir hukuk düzeni olabilir mi?
Savcılık makamına sormak istiyorum: Dayanağınız nedir? Mesnediniz nedir? Hangi somut olguya dayanıyorsunuz?
Dosyada görüyoruz ki savcılık, iddia edilen söz dışında müvekkilin başka paylaşımlarını incelemiş, adeta ‘nasıl suç çıkarabilirim’ arayışına girmiştir. Oysa ceza yargılamasında yapılması gereken, isnat edilen somut fiille sınırlı değerlendirmedir. Kişinin geçmiş paylaşımlarını tarayarak suç üretmeye çalışmak kabul edilemez.
Burada esas alınan şey, Cem Küçük isimli kişinin yorumudur. Yani bir kişinin öznel değerlendirmesi, neredeyse belge gibi kabul edilmiştir. Böyle bir soruşturma yöntemi olabilir mi? Böyle bir mütalaa olabilir mi?
Eğer herhangi biri çıkıp bir paylaşımı Cumhurbaşkanına, Başbakana ya da başka bir makama atfettiğini söylerse, her defasında dava mı açacağız? Ceza mı vereceğiz? Hukuk böyle işlemez.
Ben burada hangi anayasa maddesini, hangi içtihadı, hangi Anayasa Mahkemesi ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını anlatayım? Bu kadar temelsiz bir iddia karşısında hukuki tartışma yapmanın dahi anlamı kalmıyor.
Asıl tehlike verilen ceza değildir. Müvekkile ceza verilmesi önemli değildir; bu ülkede 85 milyon insan var, o da onlardan biridir. Asıl tehlike, yargıya duyulan güvenin zedelenmesidir. Yargı kararlarının adil ve demokratik olduğuna dair inanç zarar görürse, toplumun adalet duygusu sarsılır. Hukuka olan güven kaybolur.
Bir söz söyleniyor, ardından soruşturma açılıyor, iddianame düzenleniyor ve sonunda bu şekilde bir mütalaa veriliyor. Bu durum, kamuoyunda talimat algısı yaratır. Bu ise yargının itibarına zarar verir. Türk yargısının hâkim ve savcılarının saygınlığı açısından da bu doğru değildir.
Savcılık diyor ki: ‘Somut olayda aleniyet unsuru gerçekleşmiştir’ Somut olay nedir? ‘Çok kötü bir senaristsin, hep öyleydin zaten’ Bundan Cumhurbaşkanına alenen hakaret sonucu nasıl çıkarılmaktadır?
‘Senarist’ ifadesi bir kişinin şeref ve saygınlığını nasıl zedeler? Bu yorum hangi mantıkla yapılmaktadır?”
Ardından kararını açıklayan hakim, “suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle Zafer Arapkirli’nin beraatına hükmetti
KAYNAK: ANKA















