24 Ekim akşamı saatler 19:30’a yaklaşırken, her zaman olduğu gibi gerçekleri aktarmak için TELE1 Ana Haber bülteninde bu memleketin derdi, çaresi konuşulurken, Murat Taylan’ın ağzından şu cümleler döküldü:
“Kayyım heyeti kanala geldi, yayını sonlandırmamı istediler. Bunu duyurmak benim için ağır ve zor. 8 yıldır verdiğimiz bu mücadelede, (kulağına bir şeyler söyleniyor) tamam, kayyım atama kararıyla beraber ana haber bültenini zamanından önce bitiriyoruz. Her zaman bitirdiğimiz gibi bitirelim: kendinize iyi bakın, yalanlara teslim olmayın.”
Murat Taylan, kimi zaman bu ekrandan sabah bülteniyle merhaba dedi kimi zaman ana haberde günü özetledi kimi zaman moderatör oldu kimi zaman haberin mutfağında işleyişi yönetti; ama her zaman “yalanlara teslim olmama” inadını taşıyanlardan oldu.
Biraz mizacından biraz da sinir bozukluğu olsa gerek, kayyım anını tanıyanların ve izleyicilerin bildiği gülüşüyle anlattı:
“Habertürk’e de kayyım atadılar biliyorsun. Yayında öğrenmişti Mesut Yar, benim gibi. Ama tek fark, o ‘kayyım atandı’ deyip yayına devam etmişti. Bizde öyle olmadı. Ben ana haberi sunarken, yabancı bir ses yani kayyım kulağıma, ‘yayını sonlandıralım’ dedi. Tam o esnada da Yeni Şafak’ın ‘mülkiyet hakkı tamamen tehdit altında’ haberini veriyorduk. Ve ben kayyım haberini verelim mi, doğru mu diye teyit etmeye çalışıyordum kayyım kulağıma konuşmadan önce. Böyle birkaç saniye içerisinde 100 tane şey geçti aklımdan…”
Tele1 kanalının kuruluşundan bu yana 8 yıldır kanalda görev yapan bir isim, Murat Taylan. Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınmasının hemen ardından kanala kayyım atanması sürecini, arka planını ve şimdi yola nasıl devam edeceklerini anlattı.
Yaşananların Türkiye’deki siyasal gelişmelerden bağımsız olmadığını ve iktidarın “muhalefetsiz bir Türkiye yaratma projesi”nin bir parçası olduğunu vurguladı. Türkiye’de muhalif tüm siyasi hareketlerin sesini duyurabildiği kanal hangisi diye bakıldığında Tele1’in orada özel bir yeri olduğunun da altını çizdi. Bu kapsayıcılığın da Tele1’i öncelikli hedef olarak seçilmesinde önemli bir yer tuttuğunu belirtti. Bu durumun, muhalefetin sesini duyurabildiği tüm imkanları hedef alan bir operasyon sürecinin göstergesi olduğunu belirtti. “Diğerlerine de ne olacağını bilmiyoruz” derken sık sık yükselen “Sarı öküzü vermeyecektik” seslerine de değindi:
“Sarı Öküz kim, tartışılabilir. Çok öncesinde biliyorsunuz 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında da Hayat TV, İMC TV, birçok TV benzer biçimde kapatıldı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşanan o sürecin 8 yıl sonra yeniden hareketlendiğini görüyoruz. Kanun Hükmünde Kararnamelerle o dönem yapılıyordu bütün işler ve olağanüstü hal süreci vardı, resmi olağanüstü hal süreci.
Şimdi gayri resmi bir olağanüstü hal sürecinden geçtiğimize şüphe yok. Yani bir televizyon kanalına bu kadar kolay iki dakikada el koyabilmek, yönetimini devralabilmek, yayın akışını tamamen değiştirebilmek ancak olağanüstü halde gerçekleşebilecek bir şey olabilir. Bunun olağan olduğunu herhalde kimse iddia etmez.”
Uzun süredir kanallara RTÜK sopasıyla verilen cezalar ve gözdağı, zaten lisans iptaline yol açabilecek sınırlara itti bazı kanalları. Ancak burada lisansı iptal edip yok etmektense, tüm yayın haklarını ele geçirmeyi hedefleyen bir yöntem var. Bir süredir uygulanan bir yöntem. Taylan da bu yöntemi şöyle özetliyor:
“Bir biçimde kayyım eliyle bir süre belki idare etmeye çalışacağınız, sonrasında da satış yoluyla bir yandaşa, belki bir medya grubuna ya da hazır bir sermaye grubuna teslim edebileceğiniz bir kanal almış oluyorsunuz.”
Habertürk kayyımının ‘yumuşak’ geçişi akılda, Tele1’de buz gibi kesiş
Ana haberi sunduğu sırada kayyım haberinin geldiğini ve kayyım heyetinden bir sesin yayının sonlandırılmasını istediğini aktaran Taylan, bu ani müdahalenin Habertürk’e kayyım atanması sırasındaki “yumuşak” geçişten farklı olduğunu söyledi.
“Ama sonuçta mücadeleyi artık bizim büyütmemiz için önümüzde yeni bir dönem var, onu söyleyeyim.”
Tüm bunları konuşurken biz, hem kanal emekçileri, hem kayyım, hem dayanışmaya gelen gazeteciler ve siyasiler kanalda farklı farklı noktalardaydı. Yeni bir mücadele örme kararlılığını bu şartlarda dile getirdi Taylan. Tele1’in yayıncılık hikayesiyle medya tarihinde aldığı özel yeri tarif ederken, hem tüm yolları deneyeceklerini hem de sonuç alamazlarsa yeni mecra ısrarını ortaya koyma niyetlerini anlattı.
Hukuki yollar her ne kadar “kâğıt üzerinde” olsa da kayyım kararına karşı üst mahkemeye itiraz edeceklerini belirtti. Eğer kayyım kalıcı ve kesin olursa ne olacak sorusuna yanıtı net:
“Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. Yani ya bir kanal bulacağız ya bir kanal kuracağız.”
Her şey çok taze ve yeni. Ne kanalla ilgili durum kesinleşmiş ne de Yanardağ’ın durumu. Taylan da anlatırken “Daha kimseyle oturup konuşamadık, bunlar benim düşüncelerim” notunu da düştü.
Kayyımın kendilerini yayına çıkarmayacağına inandığını dile getiren Taylan, “Kayyımın önümüze koyacağı bir metni çıkıp ekranda okuyacak halimiz yok. Onların da bizi çıkarmayacaklarına şüphe yok” dedi. Kayyımın, kanalı hafta sonu yayınlanan “soft” programlar ve bantlarla doldurma çabasında olduğunu, ancak bu durumun uzun sürmeyeceğini öngördü.
“Kayyımın bize pazartesi gününe kadar bir toplantı yapacaklarını söylediler. Şunu söyleyebilirim. Yayına bizi çıkarmayacaklar. Siyasi çizgimizle onlar için risk oluşturuyoruz. Editoryal kadroya dokunmayacakları yönünde açıklamaları var. Ancak bu ilk gün söyledikleri söz. Bu ilk gün ortaya çıkacak tepkiyi yumuşatmak ya da tam olarak kontrolü sağlayana kadar yumuşak geçiş için söylenmiş sözler olabilir. Onların en yumuşak geçişi de sonuçta ne kadar yumuşak olursa olsun bizim uyum sağlayamayacağımız bir zemin olacak.
Bizim onlarla bir uzlaşma aramamız söz konusu değil. Hukuki olarak üst mahkemeye başvuru yapacağız. Sonucunda da kanala haksız el konulduğu yönünde bir karar çıkmasını ve yeniden kanalımıza, kendi irademizle çıkmayı bekliyoruz.”
















