CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni (İBB) AK Parti yönetirken devraldığımız gün itibarıyla İBB’den 827 tane araç dışarıya, İBB’nin faaliyet alanı dışındaki kurumlara, kuruluşlara, kişilere tahsis ediliyor. Bunlar herhalde AK Parti İl Başkanlığı’na araba vermiş olamazlar, değil mi? Tam üstüne bastınız. Bakın elimde 59 tane aracın plaka, marka, model, yıl, tahsis edilen kurum, kuruluş, tahsis süresi, bitiş tarihi var. Tamamı AK Parti İl Başkanlığı. 59 araç vermişler AK Parti İl Başkanlığı’na. İBB’yi soruşturuyorsun CHP İl Başkanlığı’na var mı böyle bir şey” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin AK Parti yönetiminde olduğu dönemde AK Partili bazı isimlere tahsis edilen araçlar yanı sıra kumar ve yasa dışı bahis bağımlığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. CHP Genel Başkanı Özel, şöyle konuştu:
“Bir yandan emekliye lazım olan 650 milyarı bulamıyorlar. Dört katını faize veriyorlar. Fazlasını yandaş müteahhitlerin vergisini siliyorlar. Bir taraftan üst düzey kamu görevlilerinin kiraladıkları lojman giderlerini yüzde 230 artırmışlar. 300 milyondan 1 milyar 24 milyon liraya çıkmış. Zavallım, canım infaz kurumu memuru 3 kişiden birine, bazı şehirde, çoğu şehirde 5 kişiden birine lojman var. İki odalı bir lojmanı bulursa dünyanın en mesut insanı oluyor. Yoksa dünya kadar yol gidiyor, cezaevi uzakta, 20-25 bin lira da kira veriyor. Ama Başsavcı beyefendi 48 milyon TL’ye tadilat yaptırdığı villada oturuyor. Üst düzey kamu görevlilerine 1 milyar 240 milyon liralık, oturdukları lüks lojmanlara para veriyorlar. Millete bu AK Parti diyordu ki 1,5 yıl önce ‘Kemer sıkacağız. Kamu da kemer sıkacak. Fazla arabalar belirlenecek, satılacak.’ O işten bir sonuç yok. ‘Yeni araba alınmayacak.’ diyordu. 1,5 yılda bin 500 yeni otomobil almışlar. Ayrıca bir yandan bunların tasarruftan anladığı, okuldaki öğretmenin kettle kullanmasını yasaklıyorlardı, hatırlıyorsunuz. Öğretmenin kettle’la su ısıtıp sabahleyin kendisine bir çay demlemesi yasak; kim bilir ne şartlarda fırladı geldi evden. Bir kahve yapması yasak, kettle elektrik yakıyor diye; öbür taraftan bin 500 yeni araba almışlar. Bir de tutuyorlar. Ağzı olan ileri geri, yok İBB’de savurganlık, o bu; bize böyle birazdan söyleyeceğim tuhaf laflar. Birazcık bak. Evi camdan olan komşusunun küçücük camına taş atmayacak. CHP de İBB’yi yönetiyor. Siz de yönetiyorsunuz. Dünya kadar yalan icat ettiniz, birini ispat edemediniz.
ÇÜNKÜ AKIN GÜRLEK MAJESTELERİNİN HAKİMİ YA O ZAMAN
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni AK Parti yönetirken devraldığımız gün itibarıyla İBB’den 827 tane araç dışarıya, İBB’nin faaliyet alanı dışındaki kurumlara, kuruluşlara, kişilere tahsis ediliyor. Bunlar herhalde AK Parti İl Başkanlığı’na araba vermiş olamazlar, değil mi? Tam üstüne bastınız. Bakın elimde 59 tane aracın plaka, marka, model, yıl, tahsis edilen kurum, kuruluş, tahsis süresi, bitiş tarihi var. Tamamı AK Parti İl Başkanlığı. 59 araç vermişler AK Parti İl Başkanlığı’na. İBB’yi soruşturuyorsun CHP İl Başkanlığı’na var mı böyle bir şey? İlçe başkanlıklarına, gençlik kollarına… Burada Grup Başkanvekili hanımefendi grup başkan vekilliğinden alınıyor. Ertesi gün araç tahsisi yapılıyor İBB’den. Bir örnek göstereyim: Akın Gürlek. 37. Ağır Ceza Başkanı. Opel Insignia… O günkü plaka… Demeyesiniz ‘Terörle mücadele eden kişiye hedef gösterdi.’ Bugün yok öyle bir plaka. 34 NZ 23 01 Akın Gürlek. Bakın, bir başsavcı olur, araba verirsin; mesela der ki, ‘ya adliyeye araba verir belediye. Başsavcıya da vermiş.’ Baktık 40 tane ağır ceza başkanı var. Bir tek Akın Gürlek’e vermiş. O gün ne yapacak? Çünkü Akın Gürlek majestelerinin hakimi ya o zaman. 37. Ağır Ceza. Kim gelirse kafayı kesiyor ya. Ne Kavala bıraktı, ne Selahattin Demirtaş, ne Canan Kaftancıoğlu, ne Grup Yorum. Önüne gelen her davada vurdu kafayı diye İBB’den altına araba çekmişler. Bakın, bir araç teslim tutanağı AK Parti İl Başkanlığı’na. Onlar uzun dönemli şeyler. Bunları hemen bir imzayla vermiş. Karar da yok. Onlarda karar var. Ne zaman için vermiş? Seçim süresince. Böyle rezillik olur mu? Neydi? İstanbul’da bir ilçe belediye başkanı daha belediyede görevli değilken ilçeye seçim kampanyasına bir tane Peugeot Partner koymuş bir müteahhit. O kullanılmış. AK Parti övünüyor Manisa’da Soma’daki madenden 20 otobüs geldi diye. Geçmişte, 5-6 yıl önce.
BİZİM EVDE KÜÇÜK BİR CAM BULUP CAMI KIRMAYA ÇALIŞANLAR, KOMPLE CAMDAN EVDE OTURUYORLAR
Seçim süresince kullansın diye İBB’den araç veriyorlar. Ne diyordu Erdoğan? 17-25’te ‘devletin parası değilse ona rüşvet denmez, arkadaş’ diyor. Ben daha devletin parasına ilişkin bir kuruş duymadım İBB iddianamesinde. Hatta yakında duyacaksınız; bir kuruş olmadığı kanunen de ispatlandı. Seçim süresince devletin arabası AK Parti İl Başkanlığı’na veriliyor; dünya kadar… Bakın kardeşim, utanmazlıkta sınır yok. Bakın AK Parti İl Başkanlığı’nın bu arabaları kimlere kullandırttığına dair döküm: AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı, Numan Kurtulmuş. Oktay Kaymak üzerinden tahsis yapılmış Passat. Erkan Kandemir. Çok konuşuyor ya. Opel Insignia. Vito, Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş. Insignia. Tekrar Numan Kurtulmuş. Passat var, bir Insignia. Birinde korumalar gitmiş. Numan Bey burada. Almadım Insignia’yı desin. Korumalarda Passat yoktu desin. Aşağı doğru gidiyor. Gençlik kolları, Belma Satır; burada görevi bitmiş, orada arabaya binmiş. Aşağı doğru hangisini isterseniz; gençlik kolları, kadın kolları. Mesela kadın kolları Passat; kadın kolları Şeyma Dövücü, kadın kolları Murat Derkesen üzerinden AK Parti İl Başkanın’ın özel kalemine Passat araba. Daha ne olacak? Bizim evde küçük bir cam bulup camı kırmaya çalışanlar, komple camdan evde oturuyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir tekini ispat edemedikleri iddialar bir yanda; sadece ve sadece 827 tane aracı kendi siyasi çıkarları doğrultusunda bir yerlere vermişler. Ondan sonra tutmuşlar. Cumhuriyet Halk Partisi’ne ne laf ediyorlar.
YEŞİLAY^’A GÖRE, 7 MİLYON KUMAR BAĞIMLISI VAR TÜRKİYE’DE
Geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığının yanında giderek yaygınlaşan, toplumu çürüten ağır sorunlarımız var: Uyuşturucu, kumar ve çocuklarımıza, çocuklarımızın hayatına kasteden, hepimizin hayatına kasteden suç şebekelerı. Yeşilay’a göre, 7 milyon kumar bağımlısı var Türkiye’de. 7 milyon, uyuşturucu bağımlısı sayısından fazla. 2026 yılına gelirken ciddi bir anket firmasının anketi bizde de var. İsteyen basın mensubuna hemen atarız. ‘Yeni yılda ne yapmaya karar verdiniz?’ diyor yılbaşı gecesi. yüzde 76’sı daha dikkatli harcama yapmaya demiş. Belli ki borç içinde. Bu tarafı da çok kritik. Yüzde 11’i kumardan, bahislerden kurtulmaya karar vermiş. Yani 100 kişiden 11’i ‘Oynuyorum, kurtulamıyorum. Niyetim var, kurtulmaya.’ demiş. Bir de niyet etmeyenler, oynayanlar var. 7 milyon kumar bağımlısı var. Yuvalar dağılıyor. İnsanlar bu illet yüzünden canına kıyıyor. En hazini nedir, biliyor musunuz? Terör gazisi Ferdi Çatal Kayseri’de bir otobüs durağında patlayan bombayla bir bacağını kaybetmişti. Gazi o günden bugüne devlete emanet, millete emanet. O bombanın öldüremediği, bacağını bıraktığı otobüs durağında hayatına kıydı. Geriye bıraktığı notta da sanal bahis ve kumara düştüğünü ifade ediyor. Bir devlet düşünün. Senin için bacağını kaybetmiş gaziye sahip çıkamamışsın. Ekonomik zorluklardan dolayı kumar oynamış. Bacağını kaybettiği yerde hayatına kıymış o. Memleket bu hale geldi. Peki, bu durumda Sayın Erdoğan’ın ne yapması lazım? Normalde hicap duyması lazım. Normalde bu işle ilgili bir öz eleştiri yapması lazım. Yok, şöyle diyor: ‘Her cep telefonu bir kumarhane hâline geldi.’ Yazıklar olsun Başbakanımız İsmet İnönü’ye. Memleketi getirdiği hale bak. Yazıklar olsun Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na. İki yılda memleketi ne hale getirdi. Ana muhalefet lideri de bunu söylüyor. Kardeşim, memlekette her cep telefonu kumarhane haline geldiyse bu işte herkes konuşacak, sen susacaksın. Beyefendi, Varlık Fonu’nun başında. Varlık Fonu, Milli Piyango’nun sahibi. Milli Piyango’yu ilk iktidara geldiğinde ‘Efendim, devlet kumar oynatmaz.’ demiş. ‘Satacağım ben bunu.’ demiş. ‘Dur’ denmiş, ‘yapma, satma.’ Sonra aymış, hem satmış gibi hem tutmuş gibi yapmış. İhale ile vermiş, 10 yıllığına birine. O Milli Piyango’nun sitesinde 150 çeşit sanal kumar oynatılıyor. Geçen hafta gösterdim. Ballı petek var, ballı petek. Arı geliyor böyle vız diye. Balı hangi petek yapacağını bilirsen parayı götürüyorsun. Ballı petek; arının bal yapacağı kovana kumar oynatıyor adamlar. Kol çektiriyorlar. İşin kötüsü, o siteye giren yakayı kaptırıyor. Envai çeşit kumar sitesinin mesajı geliyor. Oradan çerez yakalıyorlarmış. Ben bunları anlattım, bir şey yapın diye.
MECLİS’TE BİR ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMASINI ÖNERİYORUZ ANA HATLARIYLA
Çünkü Yeşilay diyor ki raporunda, Yeşilay’ın raporunda, sanal kumara başlayanların yüzde 70’i yasal kumar sitelerinden, yasal çekiliş sitelerinden, Milli Piyango gibi, oraya geçiyorlar, diyor. Sanal kumar orada yakalıyor bunları. Buna tedbir diyorum. Çıkmış açıklama yapmış. ‘Grup toplantısında kumara özendiriyor’ diye. Ben geçen hafta oynanan kumar rezaletini anlattım ve yarattığı felaketi anlattım. Bu at yalanı dönüp sayalım, inana hesabı. ‘Özgür Özel Meclis kürsüsünden, Meclis kürsüsünden kumara özendiriyor’ diyor. Biz sanal bahis ve kumarla mücadele eylem planımızı hazırladık. Dün Sayın Murat Emir’le birlikte ilgili Parti Meclisi üyemiz bunu basın toplantısıyla anlattılar. Daha sonra bunu tüm siyasi partilerle paylaşıyoruz. Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmasını öneriyoruz ana hatlarıyla. Kumarın her türlüsüne reklam yasağı ve biraz önce söylediğim gibi özendirici yasakların getirilmesini söylüyoruz. Kumarla Mücadele Kanunu’yla olabilecek tüm ilgili kanunları; yok biri Ticaret Yasası’nda, biri Türk Ceza Kanunu’nda, biri orada, biri burada… Hepsinin derli toplu bir yere toplanmasını öneriyoruz. Bu konuda bir düzenleyici ve denetleyici kurum kurulmasını, bu kurulun da özerk olmasını, yetkili olmasını, kaynaklarının güvence altında olmasını söylüyoruz ve diyoruz ki: ‘Gelin bu işle birlikte mücadele edelim.’ 23 yılın sonunda memleketi bu hale getirenler, her cep telefonunu kumarhane haline getirenlere ‘Gelin bu işten bu milleti hep birlikte kurtaralım.’ diyoruz. Bunu bu iktidar yapar mı? İlişki ağına bakarsan yapmaz. Ama biz bütün samimiyetimizle burada bu çözümü takip edeceğiz. Bunun için katkı sunmaya devam edeceğiz.
SUÇ ÇETELERİNİN ŞANTAJ YAPARKEN, TEHDİT EDERKEN, TAHSİLAT YAPARKEN, HATTA CANA KIYARKEN ÇOCUKLARI KULLANDIKLARINI GÖRDÜK
Biraz önce söylediğim, toplumu çürüten ağır sorunlardan bir tanesi de çeteler; özellikle 18 yaşın altındakileri istismar eden, eğiten, suça iten ve birer suç makinesi haline getiren çeteler var. Bunlar suçu da büyütüyorlar ve normalleştiriyorlar. Geçen yıl 14 yaşındaki Ahmet Minguzzi katledilmişti. Ardından Alperen Ömer Toprak kardeşimiz, ardından Hakan Çakır kardeşimiz, son olarak da Atlas Çağlayan evladımız katledildi. Annesi Gülhan Ünlü’yü hepiniz izlemişsinizdir. Ben televizyonlarda izledim. ‘Ben yandım, başkası yanmasın. En ağır cezayı alsın…’ birçok haklı serzenişi ve yakarışı var. Kendisiyle konuştum. ‘Üzerimize düşeni yapacağımızı, Minguzzi davasında olduğu gibi kendisini bir an yol için yalnız bırakmayacağımızı, hukuki destek sağlayacağımızı, elden geleni yapacağımızı’ söyledim. Suç çetelerinin şantaj yaparken, tehdit ederken, tahsilat yaparken, hatta cana kıyarken çocukları kullandıklarını gördük. Bu konuda dün Sayın Erdoğan ‘gerekeni yapacağız’ diyor. Ben Ahmet Minguzzi davasından sonra hangi gerekeni yaptığını kendisinden bir duymak istiyorum. Gereken yapılsaydı ki bu sadece böyle bir vahim olay, elim olaydan sonra bir şey yapmakla değil. 23 yıldır yaptıklarının sonunda her cep telefonu kumarhane; sen yaptın. Senin iktidarında oldu. Şimdi 15 yaşında, 14 yaşında katiller. Burada tartışma: Efendim, çocuk da katil, öldüren de katil. Öyle diyeni o linç ediyor, böyle diyeni o linç ediyor.
KİMSE ANASINDAN KATİP DOĞMUYOR
Rakel Dink ne diyordu? ‘Masum bir bebekten bir katil çocuk yaratan bu sistemi sorgulamak zorundayız’ diyordu. Kim yarattı bunu? Kimse anasından katil doğmuyor. İçine doğduğu ortam, oradaki devlet otoritesinin üstüne düşenleri yapmaması bu çocukları suça itiyor. Suç makinesi hâline dönüştürüyor. Ama dönüp de buna da ‘Ya bu çocuk yaştadır.’ dediğinde bu sefer esas meseleyi de ıskalamış oluyorsun. Bir yandan da meselenin caydırıcılığı var. Boşuna mı 18 yaşından küçükleri kullanıyor? Az ceza alsın diye. Ekonomik şartlar öyle ki bu çocuklar üzerinde çalıştığınızda şu çıkıyor ortaya: Suçu işleyen işliyor ya. ’10 gün önce nereden geldin oğlum?’ , ‘Sosyal medyadan davetlerini aldım. Geldim, katıldım. İlk işini verelim dedik. Gittim, dediklerinin önce dükkânını taradım. Sonra ‘git vur’ dediler, gittim vurdum. Sonra bana içeride bakıyorlar, dışarıda aileme bakıyorlar.’ Yedi kişilik ailesine çete bakıyor. Devlet bakmayınca çete bakıyor. Suçu işleyen çocuğa çete bakıyor. Oradan düş, buradan düş; cezası bitince yeni suç için örgüte yeniden katılıyor. Burada, burada sivrisineğin nasıl yakalanacağından, sivrisineğin nasıl bertaraf edileceğinden değil, bataklığın nasıl kurutulacağından ilgilenmek lazım. Bataklığı ortaya çıkaranlar bataklık kurutamaz, arkadaşlar.”
Suriye’de yaşanan son gelişmeleri değerlendiren Özel, şunları söyledi:
“Komşumuz Suriye uzun yıllar boyunca derin acılar ve kayıplar yaşadı, bu durum ülkemizi de derinden etkiledi. Bu konuda da sustular sonra da ‘yıllarca Müslümanlar katledilirken sustunuz şimdi Aleviler katlediliyor diye bağırıyorlar’ diyen grup başkanvekilinin suçuna ortak oldular. İlk an Gökhan Günaydın fırsatçılık yapmadı, ‘bu laf yanlış bir yere gidiyor, düzeltin isterseniz’ dedi. Düzeltmediler, düzeltmedikleri gibi ısrar ediyorum dediler. Ömer Çelik sahip çıktı, Erdoğan göreve devam ettirdi, bu durumu partiye mal ettirdi. Şimdi geldiğimiz nokta bize gelip ‘Suriye o haldeyken sustunuz’ deniliyor. Ne susması? Heyetlerimiz üç kere Suriye’ye gitti. İdlib’ten gelen farklı farklı çetelerden oluşan grup Şam’a doğru harekete geçince iki gün öncesine kadar Erdoğan’ın açık beyanı var, ‘idlib’ten harekete geçen grupla bağlantımız yoktur’ diye. Sonradan öğreniyor ki Colani, İngiltere, Amerika tarafından hazırlanmış, İsrail tarafından sıvazlanmış ona ortak oluyor. Geçen sene Aralık ayını hatırlayın, Erdoğan’ın büyük zaferini dinleyerek geçirdik sonra ne oldu; o işlerde başka işler var. Bugünlerde yine olan bitene bakıp bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, bölgeyi de Türkiye’yi düşünen sözler söylemek lazım.
TÜRKİYE’DEKİ KÜRT KARDEŞLERİMİZİ DE SURİYE’DEKİ AKRABALARINI DA İNCİTMEYİN DİYORUZ
Yaşanan acıların herkese ders olmasını, artık sorunların diplomasiyle çözülmesinin öğrenilmesini ve çatışmaların bitmesini, Suriye’deki tüm acılı süreçler boyunca hep arzu ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve istikrarını her zaman savunduk. Tüm inanç ve kimliklerin anayasal güvence altında yaşamasını istedik, istemeye devam ediyoruz. Politikalarımızı ve siyaset dilimizi buna göre kurduk. Ancak Suriye’nin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklendiğini üzülerek takip ediyoruz. Bu yüzden diplomasiye, masada oturmaya, varılan mütabakatlara sahip çıkmaya ve herkesin verdiği sözleri tutmasına vurgu yapıyoruz. Suriye’deki gelişmeleri yakından izliyor, sorumlulukla değerlendiriyoruz. Gerilim ortamının Suriye’de, Türkiye’de bölge ülkelerine de kazandırmayacağı görülmeli, herkes aklı selimle hareket etmelidir. Kolaycı yargılardan bilinçli bir kopuş gerçekleşmeli; serinkanlı, uzun vadeli barışçıl bir akıl inşa edilmelidir. Bu akıl hepimizin güvenliğini, sürdürülebilir barışı, silahtan ve gözyaşından kalıcı bir kurtuluşu, demokratikleşmeyi, eşitlik temelli kardeşliği ve kalkınmayı sağlayacak olan akıldır. Bu akıl, birbiriyle kardeş olan ülkelerimizin, kimliklerimizin ve inançlarımızın ortak aklıdır. Emperyalist heveslerden ve çıkarlardan hiçbir zaman fayda gelmediği ve gelmeyeceği görülmeli, gerçek kurtuluşun kardeş olan tüm kimliklerimizin ortak gelecek inşasıyla sağlanacağı idrak edilmelidir.
Bu anlayışla Suriye’de taraflar arasındaki mutabakatın kesin bir biçimde uygulanmasını temenni ediyoruz. Herkesi de savaşı körüklemeye değil barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz. Bu çerçevede akrabalarımız olan Suriye Kürtleri için büyük bir hassasiyet duyuyoruz. Akrabalarımız olan Suriye’deki Alevilerin durumu için hassasiyet ve endişe duyuyoruz. Suriye’deki Arapları, Kürtleri, Türkmenleri, Alevileri kardeşimiz, akrabamız, komşumuz, ayrılmaz parçamız olarak görüyoruz. Bugün iktidar medyası ve beslenen trollerin yeni algı operasyonları peşinde koştuğu, Kürtleri rencide eden, aşağılayan ifadeleri kullanmaktan çekinmediklerini üzülerek takip ediyoruz. Bu saldırgan söylemlerin tamamını reddediyoruz. Yeniden Kürt eşittir terörist diye bir denklem oluşturmaya çalışanlara aklınızı başınıza alın, Türkiye’deki Kürt kardeşlerimizi de Suriye’deki akrabalarını da incitmeyin diyoruz.
IŞİD DEDİĞİNİZ YALOVA’DAKİ ÜÇ POLİSİMİZİ ŞEHİT EDEN CANİLERDİR
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in IŞİD, Kobani’ye saldırdığında Kuzey Irak’tan peşmergelerin desteğe gelmesi için kapıları ABD Başkanı Obama’nın Erdoğan’a açtığı bir telefon üzerine açtıklarını itiraf etmesi bir skandaldır. Kendisinin açıklaması bir gerçeğin itirafıdır, AK Parti açısından da bir skandaldır. Kürtleri IŞİD saldırısına karşı korumak için Obama’nın telefonunu günlerce beklemiş olmaları, bugün de bir IŞİD tehdidinde Trump’tan talimat bekleyeceklerinin en açık göstergesidir. Bu açıklama AK Parti’nin bölgeye bakışının da ne yazık ki itirafı niteliğinde olmuştur. Bugünlerde azılı, IŞİD’li canilerin tutuldukları cezaevleriyle ilgili durumu endişeyle takip ediyoruz. Cezaevlerindeki kontrollerin el değiştirmesi noktasında ortaya çıkabilecek otorite zaafiyeti ya da geçmişten gelen bazı ilişkilerden dolayı ordaki IŞİD tutuklularının serbest kalma ihtimali hepimizin yüreğini ağzına getirmektedir. Unutmayalım IŞİD dediğiniz Yalova’daki üç polisimizi şehit eden canilerdir. IŞİD dediğiniz Atatürk Havalimanında 46 vatandaşımızı hedef gözetmeksizin tarayan canilerdir, kafa kesenlerdir, Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır.
İktidar, Suriye’de çatışmanın tarafı olarak değil barışın, uzlaşmanın koruyucusu olarak davranmak durumundadır. Türkiye, barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bu zamanlarda bir barış ve istikrar adresi olduğunu kanıtlamalıdır. Suriye’de yaşananlar Türkiye’deki barış sürecini sekteye uğratmamalı, kendi içimizde kardeşliğin güçlü hikayesi yazılmalıdır. CHP olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt meselesinin herkesin içine sineceği bir şekilde çözülmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğimizden herkesin emin olmasını isteriz. Gün, elim güçlendi, elin güçlendi kolaycılığına kaçmadan terörsüz ve demokratik Türkiye yolunda kararlılıkla yürüme günüdür. Gün, Türkiye ve Suriye için Türkler, Kürtler, Araplar ve tüm dinlere mensup insanlar için emperyalist planların figüranı olmadan, kendi öz irademizle barışa, kardeşliğe ve bölgesel kalkınmaya yürüme günüdür. Türkiye’de de Suriye’de de Türkler ve Kürtler kardeştir. CHP, Türkiye’de ve Suriye’de bu kardeşliğimizin bozulmasına izin vermeyecek. Birileri istiyor diye kavga edip ayrı düşmemize ve birilerinin terörden, çatışmadan beslenmesine, sonra Türk’ün de, Kürt’ün de çocuğunun da beslenememesine, geleceğine güvenle bakamamasına itiraz etmektedir, bu oyunları bozacağız, bu konuda kararlıyız.”
“Dünyada bu kadar tehdit, bölgemizde bu kadar krizler varken Türkiye iç barışını ve huzurunu sağlamak zorundadır. Ancak iç barışımızı dinamitleyen, milletin huzurun kaçıran ekonomideki krizi daha da derinleştiren hukuksuzluklar sürmektedir. Artık yargı kararları partisine göre alınır hale gelmiştir. Özellikle belediye soruşturmalarında, yazılı olmayan ama herkesin kabul ettiği, ‘CHP’liyse soruştur, AKP’li ise geçiştir’ kuralı işlemektedir. İzmir’in bir önceki Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve dönemin İZBETON Genel Müdürü Heval Savaş Kaya altı ay iki gün tutuklu kaldılar. Daha sonra kamu zararının oluşmadığına yönelik ispatlar, bilirkişi görüşleri ortaya çıktı. Her şey kabak gibi ortaya çıktı. Kentsel dönüşüm için bir tarafta AKP’nin müteahhit odaklı sistemine alternatif olsun diye kamudan beş kuruş çıkmadan kentsel dönüşüm yapmayı hedefleyen kooperatif modeli, AK Parti’nin kötü yönetimiyle 10 kat artan inşaat maliyetleri yüzünden sekteye uğramış, sendelemiş, bunu fırsat bilen iktidar da burada soruşturma başlatmış, gözaltılar, tutuklamalar yapmıştı. Bir sabah 200 kişinin gözaltına alınması, 150 kişinin tutuklanmasıyla başlayan süreçte, 5 Ocak günü tek tutuklu kalmadı çünkü bir kamu zararı oluşmadığı ortaya çıktı. Yapılan olsa olsa beceriksizlik dahi değil, bir talihsizlikti.
TOKİ’DE KAÇIP GİDEN MÜTEAHHİTTEN DOLAYI HANGİ ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI BÜROKRATINI ALIP DA İÇERİ ATMIŞSIN
Başlarken bir olan inşaat maliyetleri 10’a çıkmıştı. İşler aksamıştı. Mevcut Büyükşehir Belediye Başkanımız kooperatiflerle oturdu, çalıştı, çoğuyla anlaştı. Bu sene nisanda teslim edilecekler de var, gelecek sene şubatta bitecekler de var. Sorunu çözmeye uğraşıyoruz. Tahliyeler göründü. ‘Keşke yılbaşından önce olsaydı. Niye 5 Ocak’ dendi. 5 Ocak pazartesi ya, çarşamba günü İzmir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nden bir rapor geldi. Murat Kurum’un atadığı İzmir Çevre Şehircilik Müdürlüğü’nün raporunda bir kooperatif için başka iddialar çıktı. Perşembe günü bununla ilgili soruşturma, cuma günü Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya’ya ‘Siz bu kooperatifi denetlemeliydiniz.’ Büyük bir hukuki tartışma. Kesinlikle olamayacak bir durum. TOKİ’den kaçıp giden müteahhitten dolayı hangi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bürokratını alıp da içeri atmışsın? Sen bunu denetleyecektin, kaçmış filan ki kaçan da yok. Geciken işler var. Tunç Soyer ve Heval Savaş Kaya ve önceki İzmir İl Başkanımız Şenol Aslanoğlu’na tutuklama. Pazartesi günü duruşma, ilk dosyadan tahliye. İki gün önce ‘Yeniden tutuklandın, burada dur’ diye. Sebep? İzmir’de o köpürttükleri, attıkları o büyük yalanın altından bir şey çıkmadı. Hızlı bir yargılamayla mahkemenin bir kamu zararı olmadığı önüne geldi ya. Şimdi çıkıp da ‘Bir şey yokmuş. Burada kamu zararı yokmuş. Aksine iyi niyetli bir çabanın uğradığı sekte varmış. Şimdi de o düzelirmiş’ olmasın diye atılan o kadar iftira, İzmir’de söylenen büyük büyük laflar, buradaki laflar olmasın diye bu işi yaptılar.
İKİLİ HUKUK SİSTEMİ
Şimdi orada içeriye konulan bu arkadaşlarımızı ne diye koydular? Kendilerini kooperatifi denetlemedi diye koydular. Kooperatif davasında bilirkişilerin sunduğu rapor diyor ki ‘Şirket yönetim kurulu kararı olmadan işlem yapılmış. Bu da suçtur.’ İzmir Büyükşehir iştiraki İZBETON’un yöneticisi bununla ilgili altı ay iki gün yattı. Sonra kamu zararı olmadığı ortaya çıktı. Bakın, aynı madde. AK Parti Trabzon Büyükşehir. TİSKİ’nin Sayıştay raporu diyor ki ‘TİSKİ Genel Müdürü yıllar boyunca yönetim kurulu kararı olmadan araç kiralama işlemi yapmıştır.’ Bırakın tutuklamayı ifadeye bile çağırılmamıştır. Sayıştay diyor ki ‘MHP’li Gümüşhane Belediye Başkanı kendi ortağı olduğu şirketten belediyeye 2,8 milyon liralık alım yapmış karar olmaksızın.’ Bırakın yargı işlemi soru bile sorulmamış. Sayıştay Raporu 2023, MHP’de olan Amasya Belediyesi, ‘İlgili ihale mevzuatına aykırı şekilde belediye bütçesinin yarısıyla otel yaptırmış. Onaysız malzeme kullanıp kamuyu zarara uğratmış.’ Herhangi bir yargı işlemi yok. Sayıştay 2023, AK Partili Kağıthane Belediyesi, ‘Ortada bir sözleşme yokken hazine arazisine konut yapmaya kalkmış. Sonra vazgeçip tasfiye maliyetiyle kamuyu zarara sokmuş.’ İfadeye dahi çağrılmamış. 2023 AK Parti Ordu Büyükşehir Belediyesi, ‘Ünye Limanı, Fatsa İskelesi ihale mevzuatına aykırı şekilde belediye şirketine dolgu yaptırılmış’. Soru dahi sorulmamış. İşte tam karşımızda bir ikili hukuk sistemi.
BİZ ANKARA’YI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN MELİH GÖKÇEK’İ GİBİ YAĞMUR DUASINA MUHTAÇ HALE GETİRMEDİK
Tükenmiş siyasetine ‘Ankara’da su tükendi’ diye bir nefes aldırmaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan. Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş diyor ki ‘Ankara’nın 200 günlük suyu kaldı.’ Bas bas bağırıyorlar, ‘Sorumlu belediyedir. Belediye yapmalıdır. Nasıl yaparsın?’ Bakın, Allah’tan hani diyor ya ‘Plazma çok güzel bir alet, değil mi?’ Bakın, ‘Başbakan Erdoğan’ın evinin suyu kesik.’ Kendi evinin suyu kesilmiş Ankara’da ve 2007 yılında Erdoğan yağmur duasına katılmış. ‘Başbakan Erdoğan, cuma namazı için gittiği camide yağmur duasına katıldı. Erdoğan yağmur duasıyla beş yıldır yönetmekte oldukları…’ Hani diyor ya ‘Yönetiyorsun ya beş yıldır, niye çözmedin?’ Niye çözmemiş senin belediye başkanın? Yağmur duasına katılmış. Erdoğan diyor ki 1994’te, ‘Yağmur bombası değil, yağmur duası gerekir. Erdoğan’ın umudu yağmur duası.’ Allah’a şükür yağmur duasına çıkanlara, inananlara, itikat sahiplerinin hepsine saygım sonsuz. Ama biz Ankara’yı Recep Tayyip Erdoğan’ın Melih Gökçek’i gibi yağmur duasına muhtaç hale getirmedik. Allah’tan Mansur Yavaş var.
AİLELERİN DEVLET ELİYLE ELDE EDEBİLECEK BİLGİLERİNİ BU ÇETELERE KİM VERDİ
Bir yandan Aile Dayanışma Ağı’na (ADA) ‘İBB davasında yeni soruşturma açılacak. Gözaltı listeleri hazır. Sizin de isminiz geçiyor. 5 milyona kapatırız’ diye tutuklu ailelerine SMS atılıyor. SMS’ler tutukluların ailelerinin isimleri, cisimleri, TC’leri, çocuklarının adları bilinerek yapılıyor. Bu konuda aileler çağrıda bulundu. Bir soruşturma bekliyoruz. Bütün ailelerin dosyadaki bilgilerini ve devlet eliyle elde edilebilecek bilgileri bu çetelere kim verdi? Bunları görmek lazım. Biz aynı FETÖ borsası gibi, İBB borsasını ispat etmişiz. Nasıl etmişiz? Bir tutuklunun yakınına, ‘Babanı çıkarmam için ver bu kadar para’ dedi. Gelip, bana söylediler. Ben gittim, bunu ispat ettim. Miting sırasında söyledim. Ben söyleyince arabasına bindi, Yunanistan’a kaçmaya çalıştı. Yunanistan’a kaçmak için Akdeniz’de tekneye giderken yakalandı. Bunu tutuklamadılar, ev hapsine koydular. Öbürünü yakalattık, AK Parti’den attılar, ev hapsi bile vermediler. Ama şimdi hala içeriden birtakım fareler, birtakım bilgiler getirip aileleri tedirgin etmekteler.
EKREM BAŞKAN’A HER ŞEYİ DİLEDİLER, BİR TEK ‘EKREM’DEN KORKMUYORUZ, GELSİN YARIŞALIM’ DİYEMİYORLAR
Diğer yandan geçen hafta Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diplomasını iptal edip 19 yaşındaki bir çocuğa sahtecilik soruşturması açmışlardı. Bu utanç davasına gittik ve hep birlikte dinledik. İdarenin avukatı, İstanbul Üniversitesi’nin avukatı ne yapıyor, biliyor musunuz? 2025 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın atadıklarının eline kalmış İstanbul Üniversitesi’nin avukatı, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in kurdurduğu İstanbul Üniversitesi’ni suçluyor. Özünde bir tek şunu söylüyor: ‘Biz Ekrem İmamoğlu’nun doğrudan bir eyleminden bahsetmiyoruz. Ne yapmışsa eski İstanbul Üniversitesi yanlış yapmış. Ama hiç kusura bakmasın, biz diplomayı 35 yıl sonra geri alırız’ diyor. 35 yıl önce adam öldüren, öldürdüğü yeri, vurduğu silahı, gömdüğü kişinin kemiklerini gösterse ‘zaman aşımı’ diyorlar. 35 yıl sonra İstanbul Üniversitesi’nin güya yaptığı bir hatadan ki o tarihlerde onun hata olmadığını da böyle ispatlayıp alınlarına çaktılar. O tarihte ne denklik var, ne bilmem ne var var. Üniversitenin kendini savunan yazıları var. Ekrem İmamoğlu’na ‘hırsız’ dediler, ‘yolsuz’ dediler, ‘ihaleye fesat’ dediler, ‘sahte diploma’ dediler. Her türlü iftirayı attılar. Hepsini birden Ekrem Başkan yapmış. Bir tek şeyi diyemiyorlar. ‘Ekrem’den korkmuyoruz. Gelsin yarışalım. Biz Ekrem’i yeneriz’ diyemiyorlar. Meselenin özü burada.
İKİ TOPÇUYLA ŞİKE, İKİ POPÇUYLA UYULTURUCUYLA MÜCADELE OLMAZ
10 aydır her türlü iftirayı attılar. Her birisi geri sekti. Birini bile ispatlayamadılar. Şimdi kaçıyorlar. Canlı yayından kaçıyor. Tutuksuz yargılamadan kaçıyor. Şimdi güya uyuşturucuyla mücadele… Keşke yapılsa, samimiyetle yapılsa, bataklık kurusa. Ama iki topçuyla şike, iki popçuyla uyuşturucuyla mücadele olmaz. Ama o uyuşturucuyla mücadelede bir zavallı kadın bulmuşlar. Aynı İBB’de olduğu gibi, ‘Bir iftira at.’ Kadın diyor ki ‘Ekrem İmamoğlu’nun jeti vardı. Ben de o jete bindim.’ Bir isim veriyor. ‘Onunla birlikte de şunu yaptım, bunu yaptım.’ Mesele Ekrem İmamoğlu bir gazeteciyle karşılaşmış. ‘Geçmiş olsun.’ ‘Sağ ol Başkanım.’ Bunu yalan yazdı bu kadar. Hiç utanmadı. Ben gittim, o gazeteciyle öpüştük, sarıldık. Konuştuk, hatta helalleştik bir ölçüde. Benimle ilgili de güya bana demiş. Yalan yazdı, hiç utanmadı. Bunun üzerinden o utanmaz diyor ki ‘Efendim uçakta onlar bunlar.’ Yetmezmiş gibi Erdoğan’ın imaları. Hatta bugün Devlet Bey’in imaları. AK Parti’nin o troll ordusu ne rezillikler, aileye saldırıyor düşün ya. Adamı 10 aydır haksız tutuyorsun, anası-babası, üç çocuğu, eşi dışarıda. ‘Adamın jeti varmış da jette bilmem ne olmuş da.’ Bir çıktı arkadaşlar, yani Allah’tan korkmazları, bu böyle kayda geçsin kayda. Hem bu dünyada soracağız hesabını, hem öbür dünyada soracak Mevla.
UÇAK AK PARTİLİ’NİM, KİRALAYAN AK PARTİLİ, UÇAKTA GEZEN AK PARTİLİ, ORTAĞI AK PARTİ İL BAŞKANI
Hani diyorlardı ya ‘Şikayet eden CHP’li’ diye. Değildi de öyle atıyorlardı, suçlanan CHP.’li Uçağın sahibi çıktı mı AK Partili? Uçağı işleten çıktı mı AK Partili? Yurt dışına kaçan kişi dedikleri kişi çıktı mı AK Partili? Uçağın sahibi ‘Ben reisçiyim’ diyor. İşleten kişi ‘Bu uçağı İmamoğlu‘na hiç vermedik, siyasilerden uzak dururuz’ diyor. Erdoğan ise bu uçağı kast edip ‘Milletin parasıyla orada burada keyif çatıp, bilmem ne işler yapanlar’ diye iftira ediyor. ‘İmamoğlu’nun adamı’ dedikleri, ‘yurt dışında firari’ dedikleri Murat Gül İbrahimoğlu, en büyük ihaleleri AK Parti’den almış. Kendisi AK Partili olduğunu gizlememiş. İBB AK Parti’deyken milyon dolarlık ihaleler almış. İstanbul Valiliği yanına devlet koruması vermiş. Şirketi var, şirketin ortağı Murat Gülibrahimoğlu’nun, şirkete ihaleyi veren bu Cebeci Hafriyat Alanı’na ihaleyi veren Enerji Bakanlığı. Döküm muvafakatını Murat Gülibrahimoğlu’na veren Enerji Bakanlığı. İstanbul Valiliği’ni döküm gelirlerine ortak eden, valiliğe gelir olsun diye o yasak döküm alanının gelirine ortak eden Enerji Bakanlığı. Bu adamı zengin eden valilik ve Enerji Bakanlığı. Peki Murat Gülibrahimoğlu kim? Cevap vermiyorlar, ben söyleyeyim: Ticaret Sicil Gazetesi, İstanbul bir önceki il başkanı, AK Parti il başkanı Osman Nuri Kabaktepe’nin şirket ortağı. Uçak AK Partili’nin, kiralayan AK Partili, uçakta gezen AK Partili, ortağı AK Parti il başkanı ve paranın gelirini de verecekleri dedikleri yer valilik. Hepsinin bütün kayıtları burada.
EĞER CHP’YE BULAŞTIRILABİLECEK BİR ŞEY VARSA ÖZENLE SEÇ, AK PARTİ’NİN PAÇASINDAN PİSLİK AKIYOR OLSA ONU GEÇ
Osman Nuri Kabaktepe TÜGVA’nın yönetiminde hala daha. Önümüzdeki günlerde ayrı ayrı çıkacak, Osman Nuri Kabaktepe üzerinden Gülibrahimoğlu’nun en çok para yatırdığı yer TÜGVA. Kim var başında? Osman Nuri Kabaktepe üzerinden TÜGVA‘ya bağış var. Bir de açıkça söylüyorum: Akın Gürlek’in altında görev yapan İBB savcıları; Osman Gülibrahimoğlu’nun hesap hareketlerini, kendisinin tutuklu olan bir şirket çalışanına soruyorlar. 4 milyon euro para bozduruluyor, nakit çekiliyor. Onu soracak diye bekliyor. Onu sormuyor. Çünkü onu Osman Nuri Kabaktepe ile birlikte, onun uygun gördüğü yerlere, onun o banka şubesinde birine vermişler. İzah etmekte zorlanacağı bir kalem var. O kalemi atlıyor savcı. Dönmek istiyor, ‘Yukarıdakini sormadınız’ diyor. ‘Onu geç.’ Neden? Eğer CHP’ye bulaştırılabilecek bir şey varsa özenle seç, AK Parti’nin paçasından pislik akıyor olsa onu geç. Bundan sonra daha da çıkıp konuşun bakalım. Daha hepsi gün gün, tarih tarih yedi tane başvuruda bulundum HSK’ya. Oturdular, kalkmıyorlar oradan. Dönüp dönüp ikide bir şey diyorlar: ‘Soruşturmaya gerek görmedik.’ Bugün İBB borsasını soruşturmaya gerek duymayanları, günü gelince millet soruşturmaya gerek duyacak.
KATLANMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ, BİZE KATILABİLİRSİNİZ
Son sözüm şudur: Kartalkaya’daki acıyı da Soma’daki acıyı da yapılan haksızlıkları da çekilen zulümleri de bugüne kadar çektik, katlandık. Bıçak kemikte. Bundan sonra bunların hiçbirine katlanmak zorunda değilsiniz. Biz katılabilirsiniz, hep beraber iktidara yürüyoruz. Kökünü kazıyacağız bu pisliğin. Kökünü kazıyacağız.”
KAYNAK: ANKA
















