İYİ Parti Grup Başkanvekili Buğra Kavuncu, TBMM’de kurulması planlanan komisyonla ilgili tereddütlerini haklı çıkaracak gelişmeler gördüklerini belirterek, “Şu süreçte bizim yapacağımız tek şey var; sahaya inmek, bu tereddütlerimizi milletimizle paylaşmak; sebeplerini, gerekçelerini, endişelerimizi milletimizle paylaşmak, anlatmak. En nihayetinde bütün bu olan bitenlerden sonra Türk milletinin iradesi son kararı verecektir. Biz bu ortak kimliğe sahip çıkmakla mükellefiz. Dışarıdayız, birileri sağlam kalmalı, İYİ Parti de sağlam kalacak” dedi. Milletvekili istifalarıyla ilgili olarak Kavuncu, “Artık 29 milletvekilimizle hiçbir şekilde savrulma yaşamadan, hiçbir kopmanın ihtimalinin artık konuşulmadığı, tartışılmadığı bir dönem içerisindeyiz. O kısmını atlattık” dedi.
Kavuncu, ANKA Haber Ajansı’na, TBMM’de geride kalan yasama yılıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu ve gündemdeki konularla ilgili soruları yanıtladı.
TBMM’nin yasa gereği 1 Temmuz’da kapanması gerektiğini söyleyen Kavuncu, “Biz bir türlü ne zaman kapanacağını net olarak duyamadık, öğrenemedik. Aslında TBMM’nin verimsiz bir çalışma ortamı var. Bu yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle adeta elinden yetkileri alınmış, önemsizleştirilmiş bir TBMM yaratılmaya çalışılıyor ama önemli, kıymetli konular, hassas ve kritik konular olduğunda da hemen TBMM’ye, yani millet iradesine dönülüyor” dedi.
Bütün bunların Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden kaynaklandığını vurgulayan Kavuncu, bu nedenle sürekli güçlendirilmiş parlamenter sistem vurgusu yaptıklarını dile getirdi.
MECLİS BU HALİYLE VERİMSİZ
Buğra Kavuncu, şunları söyledi:
“Geçtiğimiz dönem birçok konuda bizim şöyle bir rahatsızlığımız oldu. Ben grup başkanvekiliyim ve birçok hafta, benim TBMM’de kendi grubumuzu koordine etmekle mükellef olduğum hafta bir grup başkanvekili olarak ne konuşacağımızı bilmiyordum. Yani hangi kanun teklifinin Meclise geleceğini bilmiyordum. Bu ya iş bilmezlikten, plansızlıktan, programsızlıktan yapılmıyor ya da kötü niyet. Plansız ve programsızlıktan dolayı yapılmıyorsa devlet böyle yönetilmez. Eğer siz milletin kaderini ilgilendiren bir kanunu TBMM’de görüşmek istiyorsanız, bunu tartışmaya açmak istiyorsanız, bunu vakitlice bildirirsiniz, vakitlice ilgili komisyona gelir. Bu komisyonda etki analizleri yapılır, tali komisyonlar vardır, alt komisyonlarda tartışılır. STK’ların görüşleri alınır, siyasi partiler süreci muhalefetiyle iktidarıyla bir şekilde götürür ve en son nihayetinde Genel Kurula gelir. Ama şu iş değildir; pazartesi günü kanun teklifi komisyona gelir, görüşülür, salı günü de komisyondan onaylanır çıkar, biz de salı günü Genel Kurul’da konuşuruz. Bu sağlıklı bir yol değil. Tekrar söylüyorum, bunu bugünkü iktidarın yapmasının iki sebebi vardır. Birisi kötü niyettir, kötü niyetle bu yapılıyordur ya da iş bilmezlik, plansızlık, yani zaman yönetimini beceremeyen bir iktidar vardır. Bunlardan hangisi olursa olsun bu millet için çok kötüdür. Yani zaman planlaması olmayan bir hükümetin yönettiği bir ülkede her an biz kaos görürüz ki görüyoruz.
Kötü niyetle de yapılıyorsa, ‘Biz getirelim zaten kimin ne söylediği önemli değil, millet iradesinin bu konuyla ilgili düşüncesi, fikri hissiyatını biz önemsemiyoruz, ilk yirmi 24 saatte biz sayıca çoğunluğumuz var nasıl olsa, geçeriz’ diyorsanız, TBMM’nin duvarında en yukarıda yazan ‘Egemenlik kayıtsız milletindir’ ilkesini çiğnemektir. Bu anlamda ben geçtiğimiz dönemki ilk dönemin yarısı, ikinci dönemin tamamını sayarsanız bu müşahedeleri çok net olarak yapmış bir grup başkanvekili olarak bunu söylüyorum. Meclis bu haliyle verimsiz. Millet egemenliğinin tam olarak tecelli etmesine de imkan vermeyen bir çalışma sistemine sahip. Umarım yeni dönemde İçtüzük’te yapılacak yeni düzenlemelerle gelecek olan kanun tekliflerinin yeterli derecede tartışılıp müzakere edilmesi için bu Meclise yeterli zaman ve vakit verilir. En büyük tespitim bu. En çok sıkıntı çektiğimiz nokta da bu.”
TBMM’deki tartışmalarda kullanılan dil, yaklaşım ve yöntemlerin de çok önemli olduğunu söyleyen Kavuncu, “Zaman zaman ortam gerginleşebiliyor, tansiyon yükselebiliyor. Ama özellikle tansiyon ne kadar yükselse de sinirlere hakim olup burada milletin iradesini en iyi şekilde temsil edecek olgunlukta olması gerekiyor her milletvekilinin” diye konuştu.
YAŞADIĞIMIZ TEREDDÜTLERİN, ENDİŞELERİN ÇOK DAHA GENBEGÜN YUKARIYA ÇIKTIĞINI GÖRDÜK
Terörsüz Türkiye ile ilgili gelişmeler ve kurulması planlanan komisyonla ilgili görüşlerini tekrarlayan Kavuncu, şöyle konuştu:
“Sürecin en başına dönelim, bize bu konuyla ilgili soru sorulduğunda, sadece biz değil, bizim gibi birçok insan, vatandaşlarımız, herkes ne oluyor deyip birbirine bakıyordu. Bize bir devlet yetkilisi gelip ‘Şöyle bir planımız, böyle bir programımız var’ demedi. Biz bir-iki kişinin vermiş olduğu demeçlerden, beyanlardan böyle cımbızla cümleleri çekip yorumlar yapmaya çalıştık. Bu süreçte en fazla bu konuyu gündeme taşıyan ve adres olarak gösterilen yer de İmralı oldu. Yani sürecin başlangıcında Abdullah Öcalan’ın, terör örgütü başının söyledikleri, yönlendirmeleri, yapmış olduğu açıklamalar, kongre çağrısı ve yayınlanan bildiriler, bu bildirilerde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ana nesne teşkil eden Lozan Anlaşması’na dil uzatmalar, Cumhuriyetimizi soykırımcı olarak niteleyen ifadeler… Böyle kronolojik olarak geldiğiniz zaman, işte en son Sayın Bahçeli’nin yaptığı açıklama, onun üzerinden yürüyen tartışmalar ve biz bunlarla yaşadığımız tereddütlerin, endişelerin çok daha günbegün yukarıya çıktığını gördük ve dolayısıyla başında zaten hiçbir şekilde işin içine dahil etme iradesinin olmadığı, yani bir ya da iki kişinin tamamen sürükleyici olduğu, Meclis’in devreye sokulmadığı, terör örgütü elebaşının yapmış olduğu çağrılarla başlayan bir sürece bizim zaten evet dememiz mümkün değil. Dolayısıyla süreç bu şekilde başladı, ondan sonra da yolun yarısının ortasında bir komisyon kurulma kararı alındı.
SÜRECİN MEŞRULAŞTIRILMASI İÇİN KURULMUŞ OLAN BİR KOMİSYON
Bu komisyonun hedefi nedir? Bu komisyon sonuç odaklı, yani ‘Biz şunu konuşacağız, bunları netleştirmek ve bunları çözmek için bir araya geliyoruz…’ Bu yok. Meclis’te bir sürü komisyon var. Geçmişte anayasa uzlaşma komisyonu vardı, bir anayasa yapılacak. Bu anayasayı tartışmak için bir araya geldikleri net. Efendim işte daha farklı komisyonlar var. Kartalkaya… Bir sürü canımız yanarak hayatını kaybetti. Bunun bütün yönleriyle araştırılması ve sorumluların bulunmasıyla ilgili bir komisyon. Orada da hedef, yani sonuç olarak neye ulaşmak istediği belli.
Bu komisyonun hedefi ve sonuç olarak nereye ulaşmak istediğinin cevabı var mı? Biz buna baktığımız zaman şunu görüyoruz: Başlatılmış olan bir süreç var. Bu sürecin meşrulaştırılması için kurulmuş olan bir komisyon. Yani sonucu, amacı, ulaşmak istediği hedef yok ama başlamış olan bir süreci bütün siyasi partileri oraya dahil ederek meşrulaştırma arzusu taşıyan bir komisyon.”
Türkiye’yi bölgedeki diğer ülkelerden farklı kılan çok temel bir unsur bulunduğunu vurgulayan Kavuncu, sözlerine şöyle devam etti:
“O da üniter yapımız ve milli kimliğimiz. Hani hep söylenir ya ‘Türkiye bir Suriye olmaz, olmadı, Irak olmaz, olmadı, Lübnan olmaz, olmadı.’ Bu kadar provokasyona, bu kadar tahrike rağmen Türkiye’de hiç kimse birbirini düşman bellemedi. Komşuluk yaptık, evlilikler oldu. Herkes her yere özgürce gidebildi. Ve 100 yıldır biz bu cumhuriyeti ayakta tuttuk. Bunun nedenini çok iyi anlaması lazım milletimizin. Bunun da tek sebebi var, bizi birbirimize bağlayan o çimentonun, o ortak kimliğin, Türk kimliğinin muhafaza edilmiş ve Cumhuriyet’in bunu yaratmış ve becermiş olması. Bu konuda muvaffak olmuş olması. Bizi diğer ülkelerden ayıran ve bütün bu tahriklere rağmen sapasağlam ayakta tutan ana unsur bu” diye konuştu.
Kamuoyunda Devlet Bahçeli’nin “Biri Kürt biri Alevi Cumhurbaşkanı Yardımcısı olsun” önerisiyle gündeme gelen “Lübnan modeli” tartışmalarına işaret eden Kavuncu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi buna dokunursanız, buna el uzatırsanız, bunu tartışmaya açarsanız, bunu hangi şekilde tartışmaya açtığınız mühim değil, bu çok tehlikeli bir sürecin sonuna götürür sizi. Efendim işte makamları, etnik kimlikler üzerinden tartışmaya açarsanız ya da birçok konuyu etnik kimlikler üzerinden ya da mezhepler üzerinden tartışmayı açarsanız, o hep gurur duyduğumuz ‘Bak biz farklıyız’ dediğimiz o özelliğimizi kaybederiz. Bu çok kıymetlidir. Bu çok ince düşünülmesi, hassas hareket edilmesi, hassasiyet duyulması gereken bir konudur.”
Kurulması planlanan komisyonla ilk baştan itibaren tereddütleri olduğunu yineleyen yineleyen Kavuncu, “Ve zaman içerisinde maalesef bu tereddütlerimizin ne kadar doğru olduğunu, tereddütlerimizi haklı çıkaracak beyanatları gördük ve gördükçe de vermiş olduğumuz karardan aslında zaten emindik ama şu süreçte bizim yapacağımız tek şey var: Sahaya inmek, bu tereddütlerimizi milletimizle paylaşmak; sebeplerini, gerekçelerini, endişelerimizi milletimizle paylaşmak, anlatmak. En nihayetinde bütün bu olan bitenlerden sonra Türk milletinin iradesi son kararı verecektir. Biz bu ortak kimliğe sahip çıkmakla mükellefiz. Dışarıdayız, birileri sağlam kalmalı, İYİ Parti de sağlam kalacak” ifadelerini kullandı.
MİT BAŞKANI SUNUM YAPTI
MİT Başkanı’nın önceki gün partilerini ziyaret ettiğinin hatırlatılması üzerine Kavuncu, şöyle konuştu:
“Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı, diğer bütün siyasi partilere yaptığı gibi bizi de ziyaret etti. Süreçle ilgili bir sunum yaptılar. Yani o bizim fikrimizi değiştirmeye yönelik bir ziyaret değildi zaten. Yani bizden önce bir başka siyasi parti ziyaret edildi. CHP ziyaret edilecek. Yani ‘komisyonda olan ya da olmayan’ gibi bir ayrım yoktu. Dolayısıyla İYİ Parti’ye gidelim, onları da ikna edelim gibi bir niyetle, amaçla yapılmış bir ziyaret değil. Bu ülkenin bir kurumu olan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın süreçle ilgili yaptığı bir sunum. Bu sunumu dinledik, o kadar.”
Sahada çalışmalarını anlatan Kavuncu, Genel Başkanlarının seçildiği günden bu yana 14 aylık süreçte 70’in üzerinde ili ziyaret ettiğini belirtti. Ziyaretlerinde özellikle STK’larla yaptıkları toplantılara önem verdiklerini belirten Kavuncu, ziyaretlerinde yaşanan süreçle ilgili kendi görüşlerini, hassasiyetlerini ve tehlikeyi, bu sürecin sonundaki riskleri anlattıklarını ifade etti. “Önümüzdeki günlerde buna yönelik de çalışmalarımız olacak” diyen Kavuncu, Diyarbakır ziyaretinin sembolik anlamı olup olmadığının sorulması üzerine “Edirne’ye Kırklareli’ne gittiğimizde nasıl bir program uyguluyorsak Diyarbakır programımız da yine aynı kapsamdadır. Gittiğimiz illerde bölge il başkanlarını da genelde bir araya getiriyoruz, genel başkanımızla beraber değerlendirmeler yapılıyor” ifadelerini kullandı.
Kavuncu, “Komisyon kurulsa da kurulmasa da sahada olacağız. Gerçekten bizim çok hassasiyetle, özenle üzerinde durduğumuz milli birlikteliğimizin temeli olan ortak kimliğimizin muhafaza edilmesi ve buna hassasiyetle sahip çıkmak çok çok önemli. O nedenle bir tatil, yaz vesaire bunları düşünecek dönemden geçmiyoruz. Onun için çok yoğun olarak değerlendireceğimiz bir dönem olacak” şeklinde konuştu.
EĞER BİR İTTİFAK VARSA ‘API İTTİFAKI’ DENİLEBİLİR
Kavuncu, süreç ve yeni anayasa tartışmaları ile ilgili de şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bir ittifaktan bahsediliyor. Bizzat Cumhurbaşkanı’nın kendisi ‘Biz bu yolda üç parti ittifak yaptık ve beraber hareket ediyoruz’ dedi. Nedir bu yol? Mesela bunun içerisindeki infaz yasası başlığının altında neler var? Anayasayla ilgili, değişiklikle ilgili kastedilenler nedir? Anayasa’nın hangi maddeleriyle ilgili veya neyiyle ilgili bir değişiklik öngörülmektedir? Türkiye’nin ihtiyacı olan yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesiyle ilgili bir açıklama yok. İnsan haklarıyla ilgili açıklama yok. Biz neyi duyduk bugüne kadar? ‘Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’a umut hakkı, Abdullah Öcalan’ın tecridi kaldırılsın, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan, İmralı’da ziyaret edilsin, siyasi partiler gitsin onu ziyaret etsin, STK’lar gitsin ziyaret etsin. Terör örgütü başı Abdullah Öcalan gelsin, TBMM’de konuşsun.’ Şimdi bu ‘Üç parti biz bu yolda ittifak yapıyoruz’ denilen ittifakın içinden çıkan, söylenen cümleler hep Abdullah Öcalan, Abdullah Öcalan… Terör örgütü, yani bir ‘Apo ittifakı’ denilebilir eğer bir ittifak varsa ortada. Onun dışında biz bir şey duymadık.
Zira anayasa komisyonu var, zira bir adalet komisyonu var bu Meclis’in. Yani bütün bunların konuşulacağı yerler var. Dolayısıyla o komisyonlara gitmesi gereken konular, bu sürecin içerisinde hangi minvalde konuşulacak, hangi temelde konuşulacak, bütün bunları bilmiyoruz. İlk günden beri hep duyduğumuz, tecridin kaldırılması, umut hakkı, gelip Meclis’te konuşması, insanlar gitsin, ziyaret etsin… Adeta bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Onun için söylüyorum, bir isim verilecekse Apo ittifakı denilecek bir durum var ortada.”
BİZ 20 MİLLETVEKİLİMİZLE ARTIK HİÇBİR KOPMA İHTİMALİNİN KONUŞULMADIĞI, TARTIŞILMADIĞI BİR DÖNEM İÇİNDEYİZ
Milletvekili istifaları hatırlatılarak, bunların “yeni anayasa” ile bağlantısının olup olmadığının sorulması üzerine Buğra Kavuncu, şöyle konuştu:
“Bizden olmuştu ama artık 29 milletvekilimizle çok kritik bir süreçte, hiçbir şekilde savrulma yaşamadan, hiçbir kopmanın ihtimalinin artık konuşulmadığı, tartışılmadığı bir dönem içerisindeyiz. O kısmını atlattık. Evet şu anda oluyor ama biz onun içinde değiliz, dışındayız, bizimle alakalı bir durum yok. Hoş bir hadise değildir bu. Yani seçmeni hayal kırıklığına uğratan, hatta biraz daha ağır ifadelerle ifade etmek gerekirse muhalefet partisinden seçilip iktidar partisine bir milletvekilinin gitmesi sahtekarlıktır. Yani seçmen bir sahtekarla karşı karşıya kalmıştır, seçmen dolandırılmıştır. Seçmen attığı oyla ihanete uğradığı hissine kapılır. İnanın muhalefet partilerinden seçilip iktidar partisine giden milletvekillerinin de iktidar partisine oy veren seçmen nezdinde de ben bir itibar ve saygınlığının olacağını hiç düşünmüyorum. ‘Bu siyasettir, pragmatik davranılır’ falan. Öyle değil. Bu millet unutmaz. Bu milletin hafızası önemli konularda öyle güçlüdür ki vereceği bütün kararlarda muhakkak gün geldiğinde bu his gelir onu ve vereceği kararları bir şekilde etkiler.”
PARTİ DEĞİŞTİRMEK KANUNLA ZAPTURAPT ALTINA ALINMALI
Parti değiştirmeyi tasvip etmediğini yineleyen Kavuncu, “Bu, kanunla zapturapt altına alınmalı mı? Evet, alınmalı. Artık bunu insanların iradesine bırakmamak lazım. Ne olur? Seçilir, istifa eder, vekillikten de istifa eder beraberinde. Çünkü millet ‘Sen benim adıma git o Meclis’te iktidara muhalefet et’ demiştir. Eğer sen değiştireceksen partini, milletvekilliğinden de istifa etmen, en azından sana oy veren seçmene olan saygının bir gereğidir” görüşünü dile getirdi.
400 MİLLETVEKİLİ BULMA İHTİYACI OLABİLİR
Buğra Kavuncu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu, bütün önümüzdeki süreci etkiler mi? Tabii bir 400 milletvekili bulma ihtiyacı olabilir ama hiç oralara girileceğine ben inanmak istemiyorum, düşünmek de istemiyorum. İki sebepten dolayı. Bir, bugünkü iktidar seçim döneminde bugün Türkiye’yi konuşmayı mahkum ettiği hiçbir konuyu gündeme getirmedi. Biz ağızlarından tek bir kelime duymadık. ‘Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’a biz umut hakkı vermeyi düşünüyoruz’ deyip oy alabilirler miydi seçmenden? Veya bunu parti programlarına, seçim zamanı bir propaganda aracı olarak koyabilirler miydi ya da ‘Böyle bir sürecin içerisine gireceğiz, ey millet, bize oy verin’ deselerdi sonuç nasıl olurdu? Aksine bırakın onu montaj videolarla muhalefetin üstüne inanılmaz iftiralarla yüklendiler, inanılmaz iftiralarla. Bundan biz de nasibimizi aldık, bize de çok ağır iftiralar edildi. Bambaşka bir seçim kampanyası yürüttüler. İktidara geldiklerinde de bambaşka bir yol izliyorlar. Dolayısıyla bu konuyu öyle Meclis’te 400 milletvekilliğiyle ve hatta Cumhurbaşkanı adaylığının bir kez daha önünü açmayı da onun içerisine atacak bir stratejiyle götüremezsiniz. Bu millet iradesine ihanettir. Bu kadar kritik konular ancak milletin önüne gelecek olan sandıkta belirlenir.
Bu milletvekili geçişleri bununla alakalı mıdır? Yani onu bile düşünmeye gerek yok çünkü bu konuların çözümü Meclis değildir. Bu konuların çözümü millettir çünkü seçim zamanı bu propagandayla, bu konu başlıklarıyla milletten oy alıp gelseniz, belki tutar bir tarafı olur, anlaşılabilir. ‘Bir mantığı da vardır’ dersiniz. Ama siz hiç bu konuları açmadan milletten oy alıp gelip ondan sonra bambaşka bir şeyi böyle Meclis’ten geçirmeye kalkarsanız, o, millet iradesinin tecelli etmesinin önündeki en büyük engel olur.
Milletvekili geçişleri 400 rakamıyla ilgili midir, değil midir, kimseyi ben töhmet altında bırakmak istemiyorum. Ama bir siyasi partiden seçilmiş milletvekilinin partisini bırakıp başka bir partiye geçmesi benim etik olarak hiç doğru bulduğum bir tavır değil. Hele de muhalefetten iktidara geçmek ya da iktidardan muhalefete geçmek ne olursa olsun. Seçmenden sen bir emanet alıyorsun, o emaneti o dönemin sonuna kadar taşımakla mükellefsin.”
KAYNAK: ANKA

















