Yön Haber
YÖN Radyo
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Ekonomi
  • Siyaset
  • Dünya
  • Emek Dünyası
  • Kültür-Sanat
  • Daha Fazla
    • Yaşam
    • Sağlık
    • Yerel Yönetimler
    • Medya
    • Avrupa
    • Sürdürülebilirlik
    • Teknoloji
    • Spor
    • Video
    • Podcast
    • Asya Gündemi
    • TBMM
Podcast
Video
Hiç Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yön Haber
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Ekonomi
  • Siyaset
  • Dünya
  • Emek Dünyası
  • Kültür-Sanat
  • Daha Fazla
    • Yaşam
    • Sağlık
    • Yerel Yönetimler
    • Medya
    • Avrupa
    • Sürdürülebilirlik
    • Teknoloji
    • Spor
    • Video
    • Podcast
    • Asya Gündemi
    • TBMM
Yön Haber
Hiç Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Görüntüle
Anasayfa Siyaset

Özgür Özel’den Erdoğan’a: “Sen prense misafirsin, ben Kahramanmaraş’ın bağrına geldim”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Deprem için şu ana kadar harcanan para 90 milyar dolar. Devraldığı Türkiye’den bugüne kadar toplanan deprem vergisi, özelleştirme ve imar affı paraları 132 milyar dolar. Para gani ganiydi. Açık söyleyeyim: 6 Şubat gecesi biz bu depreme yakalandığımız sırada, eğer iktidar millete verdiği sözü tutsa, kanunu uygulasa, var olan parayı doğru yere kullansa, bu evleri yine yapardı, yıkıp yeniden yapardı; o gece bir kişi ölmezdi. O yüzden deprem Allah’tandır ama buna karşı hazırlanmak kulun görevidir. Bu memleket vatandaşları bu görevi Erdoğan'a vermiştir ve o gece biz depreme hazırlıksız yakalandıysak, bunu savunacak bir tane de mazeret yoktur. Herkes bunu böyle bilecek; doğrusunu bileceğiz, doğrusunu konuşacağız" dedi.

Yayınlanma Tarihi: 3 Şubat 2026 - 13:47:28
Güncelleme Tarihi: 3 Şubat 2026 - 16:11:31
Özgür Özel’den Erdoğan’a: “Sen prense misafirsin, ben Kahramanmaraş’ın bağrına geldim”
PAYLAŞPAYLAŞPAYLAŞWechat

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Deprem için şu ana kadar harcanan para 90 milyar dolar. Devraldığı Türkiye’den bugüne kadar toplanan deprem vergisi, özelleştirme ve imar affı paraları 132 milyar dolar. Para gani ganiydi. Açık söyleyeyim: 6 Şubat gecesi biz bu depreme yakalandığımız sırada, eğer iktidar millete verdiği sözü tutsa, kanunu uygulasa, var olan parayı doğru yere kullansa, bu evleri yine yapardı, yıkıp yeniden yapardı; o gece bir kişi ölmezdi. O yüzden deprem Allah’tandır ama buna karşı hazırlanmak kulun görevidir. Bu memleket vatandaşları bu görevi Erdoğan’a vermiştir ve o gece biz depreme hazırlıksız yakalandıysak, bunu savunacak bir tane de mazeret yoktur. Herkes bunu böyle bilecek; doğrusunu bileceğiz, doğrusunu konuşacağız” dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü dolayısıyla depremden etkilenen illere yaptığı ziyaretlerini sürdürüyor. Hafta boyunca depremden etkilenen beş ilde programları olan Özel, TBMM’deki haftalık grup toplantısını Kahramanmaraş’ta yaptı. Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’nde konuşan Özel, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel, şöyle konuştu:

“İstiklal Madalyalı bu şehirde, Sütçü İmam’ın torunlarıyla birlikte, 6 Şubat’ın üçüncü yılında, 6 Şubat’a üç kala, acının merkez üssündeyiz. Parti tarihimiz açısından, grup tarihimiz açısından istisnai bir gündeyiz. Deprem bölgesinde hala gözyaşları kurumadı, ağıtlar dinmedi. Bize dediler ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu haftayı deprem bölgesinde geçirelim ve her ilde, kayıpların ve acıların yaşandığı bu illerde, üçüncü yılda tüm grubumuzla, Parti Meclisi üyelerimizle, Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizle, Cumhurbaşkanlığı aday ofisinde görevli başkanlarımızla birlikte burada olalım istedik.

KÜRSÜYÜ SIRTLANDIK, KAHRAMANMARAŞ’A SİZİN BAĞRINIZA GELDİK

Cumhuriyet Halk Partisi Meclisi, kuran partidir dedik. Meclis, sorunların tartışıldığı, görüşüldüğü, konuşulduğu yerdir. Milli iradenin tecelligâhıdır, kutsal çatıdır. Eğer Meclis milletin sesini duymuyorsa, sorununu çözmüyorsa, Meclis milletin bağrının ta kendisidir dedik. Kürsüyü sırtlandık, Kahramanmaraş’a, bağrınıza geldik. Dün sabah Osmaniye’den başladık; Nurdağı ve Islahiye’den sonra bugün Kahramanmaraş’tayız. Günün erken saatlerinde, gittiğimiz her şehirde olduğu gibi deprem şehitliğimizi ziyaret ettik. Tarifsiz acıları bir kez daha yaşadık. Öyle şeyler gördük, yaşadık ki gerçekten insanın ömründe görüp görebileceği en büyük acılara, en büyük yaslara tanıklık ettik. Beş kişilik aile; anne bir tarafta, baba bir tarafta, sekiz yaşında büyük çocuk babanın yanında, altı yaşında ortanca çocuk annenin yanında, o beş kişinin ortasında iki yaşında bir bebek yatıyor. Ya 2021 yılında aynı gün doğmuş, 2023’te 6 Şubat’ta birlikte Hakk’ın rahmetine kavuşmuş ikiz kardeş, iki yaşında yan yana yatıyor.

Ne ömürler bitti hiç başlamadan, ne ömürler bitti gelinliğe, damatlığa kavuşamadan. Askere gidip de dönemeyenler oldu, yurda gidip evine dönemeyenler oldu, yurttan dönüp evdekilerden hiçbirini göremeyenler oldu. Bu büyük acıda resmi rakamlarla 53 bin 537 kaybımız, 107 bin yaralımız vardı. Kahramanmaraş’ımızda, depremin merkez üssü Kahramanmaraş, 12 bin 622 kayıpla, 9 bin 243 yaralısıyla birlikte büyük bir acıyı yaşadı. Hem Kahramanmaraş’ta hem tüm bölgelerde yitirdiklerimizi Allah’tan rahmetle anıyorum; yakınlarına, bu kahraman şehrin tamamına ve tüm milletimize bir kez daha başsağlığı diliyorum. Allah bir daha Kahramanmaraş’a, ne milletimize böyle bir acıyı yaşatmasın inşallah.

MEMLEKETTE HAL BÖYLEYKEN ARTIK EN KISA SÜREDE İKTİDAR OLMA SORUMLULUĞUMUZ VARDIR

Sabahleyin şehitlik ziyaretinden sonra Sanayi ve Ticaret Odamızdaydım. Odamızın başkanı, odanın tüm bileşenlerini temsil eden bir heyetle bizi karşıladı. Ayrıca Tabip Odası, Eczacı Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, akademik odalar ev sahipliği yaptılar. Biz orada sağlıktan tarıma, eğitimden ulaşıma Kahramanmaraş’ın hepinizi rahatsız eden; milletvekillerimiz tarafından Meclis’te dile getirilen, örgütümüz tarafından, il başkanımız ve yönetimi tarafından düzenli olarak bize rapor edilen, bölgeye gönderdiğimiz milletvekillerimizin, Parti Meclisi üyelerimizin sürekli bildirdiği bu sorunları gördüğümüzü, göremediklerimizi konuştuk, not ettik ve muhalefet görevimizi yapmaya devam edeceğiz. Ana muhalefet olarak denetim sorumluluğumuz vardır, eksikleri söyleme, uyarma sorumluluğumuz vardır. Kahramanmaraş’a bakınca, deprem bölgesine bakınca, ülkedeki emeklilerin durumuna bakınca, çalışanların, çiftçinin, gençlerin durumuna bakınca elbette milletin verdiği görevle bir muhalefet sorumluluğumuz vardır. Ama memlekette hal böyleyken artık en kısa sürede iktidar olma sorumluluğumuz vardır. Bunun için sadece sorunları gören, söyleyen değil; bu sorunlara hangi çözümleri ürettiğimizi, iktidara geldiğimizde nasıl yöneteceğimizi, nasıl acıları dindireceğimizi, yaraları nasıl saracağımızı, Kahramanmaraş’ı nasıl yeniden kalkındıracağımızı Cumhurbaşkanlığı aday ofisimizde, politika başkanlarımızla, gölge kabinemizle birlikte anlatıyoruz, çalışıyoruz, devam edeceğiz. Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da Maraş’ta ve artık sorun tespit eden, sesimizi duyuran değil; sizi duyan ve sorunların nasıl çözüleceğini anlatan bir anlayışla, iktidarımızda, 100 yıl önce olduğu gibi işgalden kurtulmuş, yokluktan kurtulmuş, salgın hastalıklarla, açlıkla, yoksullukla baş eden bir ülkeyi nasıl ayağa kaldırdıysak, yine kurucumuzun önderliğinde bu ülkeyi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında nasıl birlikte ayağa kaldıracağımızı hep birlikte konuşacağız.

DEPREME MAZERET ÜRETEMEYECEK BİR SÜREDİR İKTİDARDA OLAN BİR YÖNETİM DÖNEMİNDE YAKALANDIK

Biz bu felakete 6 Şubat 2023 günü sabaha karşı yakalandığımızda nasıl bir Türkiye’deydik? İki aylık bir iktidar mı vardı, ne yapsın daha yeni gelmişler. İki yıllık bir iktidar mı vardı? Tamam, iki yıldır iktidardalar ama depreme hazırlık kolay iş mi? Böyle bir mazereti olan bir iktidar döneminde yakalanmadık bu depreme. Biz bu depreme, 21 yıldır, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bile nasip olmayan bir şekilde, üst üste, tek başına, koalisyon ortağı olmadan, mazeret üretemeyecek bir süredir iktidarda olan bir yönetim döneminde yakalandık. Depreme hazırlanmak için ne lazımsa vardı. Ne vardı biliyor musunuz? En önemlisi toplumsal duyarlılık ve rıza vardı. 1999 depremi olmuş, üç gün geçmiş, herkesin çadırı yok diye Tayyip Bey, Bülent Ecevit’e en ağır sözleri söylemişti. Bir hafta sonra ‘Hala millete bir çorba, bir çeyrek ekmek veriyorsunuz, nerede üç öğün sıcak yemek’ denilen bir süreçte, ‘Biz olsak şöyle yaparız, böyle yaparız’ diyerek rahmetli Ecevit’e ‘Ölünce mi bırakacaksın be adam, yaşlısın, hastasın, bırak ben geleyim’ diyecek kadar saygısız bir dil kullanılırken, kendi partisinin geçmişte siyaset yaptığı partinin kurucusu Erbakan Hoca’ya da ‘Yaş yetmiş, iş yetmiş’ deyip, ‘ona değil bana görev’ dediği bir sürede millet, depremin acısını ve yaralarını sarmak için uygulanan ekonomik programa tepkisiyle geldi, çağırdı, ‘Al, yönet’ dedi. Toplumsal rıza tamdı. Depremle mücadele ve hazırlık için diğer taraftan kanuni hazırlık da tamdı ve bitmişti. Hatırlayın, hala demiyor muyuz, ’99’dan sonraki kanunla yapılan yapılar yıkılmıyor’ diye. Deprem yönetmeliği, depremle ilgili kanunlar, her şey hazırdı.

41 MİLYAR DOLAR SADECE DEPREM VERGİSİ TOPLANDI

Para ve kaynak da hazırdı. O günlerde, iki yıllığına denilerek çıkarılan ve bugüne kadar 26 yıldır süren, bugünkü adıyla ÖTV, o günkü adıyla deprem vergisi vardı. O günden bugüne, önce 21 yıllık iktidarın 3 trilyon dolar vergi topladığını söyleyeyim; bu, Cumhuriyet tarihinde toplanan verginin neredeyse iki katı. Bunun yanında, sadece deprem vergisi olarak 41 milyar dolar, özelleştirmelerden 65 milyar dolar, sekiz kez çıkarılan imar affıyla da 26 milyar dolar toplanmış. Toplam 132 milyar dolar, iktidara geldiğinden bugüne sırf depremde harcansın diye verilmiş. Bu depremde evler yıkıldı, evler yapılıyor. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ‘bedava verelim ‘dedi, ‘bedava olmaz’ dediler; şimdi ‘ev yaptım’ diye övünüyorlar. Kendileri açıkladı, toplam maliyeti 40 milyar dolar. Deprem için şu ana kadar harcanan para 90 milyar dolar. Devraldığı Türkiye’den bugüne kadar toplanan deprem vergisi, özelleştirme ve imar affı paraları 132 milyar dolar. Para gani ganiydi. Açık söyleyeyim: 6 Şubat gecesi biz bu depreme yakalandığımız sırada, eğer iktidar millete verdiği sözü tutsa, kanunu uygulasa, var olan parayı doğru yere kullansa, bu evleri yine yapardı, yıkıp yeniden yapardı; o gece bir kişi ölmezdi. O yüzden deprem Allah’tandır ama buna karşı hazırlanmak kulun görevidir. Bu memleket vatandaşları bu görevi Erdoğan’a vermiştir ve o gece biz depreme hazırlıksız yakalandıysak, bunu savunacak tek tane de mazeret yoktur. Herkes bunu böyle bilecek; doğrusunu bileceğiz, doğrusunu konuşacağız.”

“Hepimiz canlı tanığıyız. Depremi duyduk. CHP grubu olarak sabahın 09.00’unda mesaj çektik ‘İlk bulduğunuz vasıtayla deprem bölgesine gidin. Nerede olduğunuzu bildirin’ diye. 120 milletvekiliyle ertesi gün görev dağılımını yapmış sahadaydık. Kulağımızda ilk günün sesi şuydu: ‘Sesimi duyan var mı?’ Ama üçüncü, dördüncü, beşinci günün sonunda kolumuzdan tutanların sorduğu bir soru vardı: ‘Üç gün boyunca ordu nerdeydi?’ Üç gün boyunca şanlı şerefli Türk ordusu, tüm eğitimi gencecik ve bu ülkeye adanmış yürekleriyle, bütün ekipmanlarıyla bir talimat bekledi. O talimat üç gün gelmedi. Şimdi tarih önünde tarihi bir hesaplaşmayı ifade etmek durumundayım. 1999 depremi olduktan birkaç saat sonra deniz birliğine ulaşan dönemin komutanı ‘Vaziyeti gördüm’ diyor. Rahmetli Ecevit’e bir telefon açıyor. Rahmetli Ecevit derhal talimatı veriyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri sabahın ilk ışıklarıyla 37 helikopter, 12 general, bin 392 subay, 33 bin 199 erbaş ve erle sahaya çıkıyorlar. İletişim kesilmiş. Hangimizde cep telefonu var o zaman? Çok azımızda. Üç iridyum cep telefonu merkezi, iki uydu yer terminaliyle iletişimi sağlıyorlar. 270 saat kesintisiz uçuşla binlerce yaralı bölgeden helikopterler ve uçaklar vasıtasıyla tahliye ediliyor. Ve sonuç, rakam söyleyeceğiz, rakam konuşacak, O deprem, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 10 bin 528 vatandaşı enkazdan çıkarıp hastaneye ulaştırıp, yaşamda tuttuğu, çıkarıp da ölenler bu rakamda değil, 10 bin 578 kişiyi Mehmetçik çıkarıyor ve yaşatıyor.

O MEHMETÇİĞİ BİR VEHİMLE, KORKUYLA İÇERİDE TUTANLAR BUGÜN BU MİLLETİN YÜZÜNE NASIL BAKIYORLAR BUNA UTANIYORUM

Bu depremde üç gün duran ordu, üç gün sonra çıkıyor ya aynı kayıt, o da TSK’da, kurtardığı kişinin adı, soyadı, TC’si, hangi enkazdan çıkardın, hangi hastaneye teslim ettin, o gün 10 bin 528, bu depremde sayı 327. Eğri oturacağız, doğru konuşacağız. Hani var ya ‘Orduyu çıkaralım’ denince sarayda, danışman aklına uyup, ‘Orduyu kışladan çıkarmak kolaydır. Geri sokmak zordur. Çıkarlarsa yönetime el koyarlar’ vehmiyle, iktidarı elimden alırlar korkusuyla üç gün kiminiz Facebook’tan yazdınız, kiminiz enkaz başında bağırdınız, kiminiz gittiniz valinin yakasına yapıştınız, ‘Ordu nerede?’ O ordu ilk gün çıksaydı bir de karşılaştırma açısından söyleyelim, bizim bugünkü depremde 53 bin 537 kişi öldü. O gün 1999 depreminde 18 bin kişi öldü. 18 bin kişi ölmüş, 10 bin kişi kurtarmışlar. 53 bin kişinin öldüğü yerde 300 kişi kurtarmış. Basit bir oranla, zamanla teknoloji daha artmıştır, iletişim artmıştır, aygıtlar güçlüdür… Hiç onları düşünmeyin. Bu 53 bin kişinin en az 33-35 binini Mehmetçik en kritik 24 saatte takip eden 24 saatte, 72 saatte kurtarabilecekken o Mehmetçiği bir vehimle, korkuyla içeride tutanlar bugün bu milletin yüzüne nasıl bakıyorlar ben de buna utanıyorum.

ÜÇÜNCÜ YIL BİTTİ, ŞİMDİ BİTİYOR, EVLERİN YÜZDE 70’İ BİTMİŞ

O yüzden millet çadır beklerken Kızılay’a çadır sattıran bunlar, millet enkaz altında yardım beklerken telefonunda yüzde 2 şarj kalmış depremzedenin telefonuna IBAN yollayıp para isteyen bunlar, orduyu içeride tutan bunlar, verdiği sözleri tutamayan bunlar, çıkmış bir de pişkin pişkin ‘Verdiğimiz bütün sözleri tutmanın mutluluğundayız. Asrın felaketini atlattık.’ Asrın felaketi evet Allah bir daha göstermesin ama asrın ihmali, asrın beceriksizliği ve asrın pişkinliğiyle karşı karşıyayız. Gelelim övündüğü kısma. Öncesinde çalışmadı. Deprem sırasında arama kurtarmada çuvalladı. Diyor ki ‘Verdiğim sözleri tuttum.’ Ne söz verdin sen? Dedin ki ‘CHP’ye oy verirseniz…’ O lafı ilk duyduğumda kanım akıyordu dondu. 6 Şubat’ta deprem olmuş. 8-9 Şubat  ‘Malum’ diyor. O gün bize dese, seçim var. Bu dönemde ne seçimi? Gelin bu seçimleri beş altı ay ileri alalım.’ Vallahi CHP seçim meçim düşünmez. Adam iki gün sonra depremden ‘Malum 14 Mayıs’ta seçim var. Sakın, oyu başkasına verirsiniz. Onlar işi öğrenene kadar bir yıl geçer. Bu kardeşiniz bir yılda hepinizin evini yapacak. Ve sizi eve sokacak’ dedi. Dedi ama maalesef o günlerde kimse ona ‘Ev yapamazsın’ demedi. Ama o bize ‘Bunlar yapamaz’ dedi. Şimdi diyor ki ‘Bize bu evleri yapamaz dediler.’ Bir yılda bu evlerin yapılacağını söyleyip oy istemek depremdeki insanların çaresizliğini gösterip ‘Bunlar gelince, işe alışıncaya kadar yapamazlar, biz yaparız’ diyerek, insanları kandırarak o istendi ve o istenen oyların sonucundaki iktidarı yaşıyoruz şu an. Peki ne oldu? Bir yıl bitti. Biz buradaydık. Tüm Türkiye’de yüzde 2.7. Yüzde 2.7’si bitmişti evlerin. İkinci yıl bitti. Tüm Türkiye’de 11 ilde yüzde 30’u bitmişti evlerin. Üçüncü yıl bitti, şimdi bitiyor, evlerin yüzde 70’i bitmiş. Şu anda daha 270 bin kişi konteynerlerde yaşıyor. Kiracılara ev yok. Kiracıda para yok. Eve girmeye imkan yok. Geliyor konteynerdeki elektriğini kesiyor. ‘Çık artık.’ ‘Nasıl çıkacağım kiraya’ diyor. ‘Depremden önce nasıl oturuyorsan otur’ diyor.

ATIK BİR DEVİR KAPANMAKTADIR, YENİ BİR DEVİR AÇILMAKTADIR

Bakan Kurum milletvekillerinizin gözüne bakarak Meclis’te komisyonda ‘O kadar çok ev yaptık ki’ diyor. ‘Şu anda deprem bölgesinde beş bin liraya kiralık konut var kiracılar için’ diyor. Dün Osmaniye’de sordum. En ucuzu 15, ortalama 20. Gaziantep’te sordum. En ucuzu 16-17, ortalama 20-22. Kahramanmaraş’ta soruyorum, beş bin liraya kiralık ev var mı? 10 bin liraya var mı? 15 bin liraya var mı? Burada 20 bin lira kiralık evlerin tutarı en oturulmayacak ev 15 bin lira ve Murat Kurum diyor ki ‘Gidin deprem bölgesine beş bin liraya kiralık konut var’ diyor. Buradan Murat Kurum’a söylüyorum, Erdoğan’a söylüyorum. Öyle kapalı salonlarda kışın ısıtıp yazın serinletip atadıklarınıza nutuk atarak bu milletin aklıyla alay etmeyin. Sokağa çıkın. Millete anlatın bakalım. Bugün itibariyle Maraş’ta 112 bin 414 konut sözü verilmiş. Teslim edilen 73 bin 956. Malatya’da yüzde 22’si bekliyor. Adıyaman’da 43’ü, Gaziantep’te 26’sı ve Hatay’da 254 bin konutun 153 bini verilmiş, yüzde 40’ı bekliyor. İnsanlar anahtarı alıyorlar. Hazır değil. Hazır diyorlar, hepiniz biliyorsunuz, en az 100 bin lira ama çoğunlukla 300 bin lira ilave masraf edilmeden evin içine geçilemiyor. Evin çatısı akmasa borusu akıyor, borusu akmasa camı akıyor. Parkesi kabarmış, boyası kabarmış. Bunların tamamıyla deprem bölgesinin boğuştuğu bir sürecin içindeyiz. Bu yüzden asla ve asla boş söze buradan konuşayım bilen bilir bilmeyen bilmez, 11 il ne yaşarsa yaşar diğer 70 il işler yolunda sanır. Deprem bölgesinde işler yolunda molunda değil. Erdoğan’a söyledim, sen iyi diyorsun ben de diyorum ki üç yıl geçmesine rağmen yapılan işler var zaten devletin bu konuda her imkanı var ancak eksikler çok. Kahramanmaraş’ta itiraz çok. Ve bununla ilgili Hatay’da isyan büyük ‘Gel cesaretin varsa benimle beraber deprem bölgesine gidelim. Hatay’ı gezelim. Konteynere de gidelim. TOKİ’ye de gidelim. Esnafa da gidelim. Hatrını soralım’ dedim. ‘Var mısın’ dedim. Tık çıkmadı. Kahramanmaraş’a gelip de benimle birlikte Maraş’ta gezebilir mi Erdoğan? Asla gezemez. İşte bu yüzden artık bir devir kapanmaktadır, yeni bir devir açılmaktadır. Algı siyasetinin dönemi bitmektedir. Gerçek siyasetin dönemi başlamaktadır. Bakan evlatlarının devri bitmektedir, vatan evlatlarının iktidarı gelmektedir.

ERDOĞAN’A SÖYLÜYORUM: GEL HİÇ OLMAZSA SABİT ÖDEME OLDUĞUNU SÖYLE MİLLETİN İÇİ RAHAT OLSUN

Karşımızda normalde bu işi sivil hayatta yapsa Türk Ceza Kanunu 158 ve 209’a göre açığa imza attırdıkları için yargılanması gereken bir ikili var. Bu yaptıkları işi sivil hayatta yapsalar tefecilikten yargılanırlar. Boş senede imzayı tefeci attırır, başkası attırmaz. Türk Ceza Kanunu bir kişiye verilen bir para, hizmet ya da mülk karşılığında boş senede imza attırmayı ağır şekilde cezalandırıyor. Oysa bugün depremzedeye mesaj atıyorlar, telefon açıyorlar. ‘Evin bitti gel al’ diyorlar. Evin anahtarını gösteriyorlar. Elini uzatıyorsun ‘Bir dakika’ diyor devlet. ‘Burada bir boş senet var. Burada da bir sözleşme var. Bu konut karşılığında nokta nokta lira boşluk ödeyeceğimi, nokta nokta faiz ödeyeceğimi…’ Genç bir avukat ailesine söylemiş, Afet Kanunu’na göre faiz alamazlar. Faiz kısmını çizin demiş. Faiz kısmını çizene ‘Olmaz. Ya evi almayacaksın ya boş sözleşmeye imza atacaksın’ diyorlar. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Elbette biliyorum, bazılarını faizsiz yapmaya, bilhassa dükkanları rezerv alanlarını faiz ya da TEFE TÜFE memur maaş artışı oranında her yıl arttırmayı hedefliyorsun. Şunu soruyorum, bu deprem haftasında şimdi başka yerlere gitti ama 6’sında gelecek inşallah. TOKİ konutları, rezerv alana yapılan konutlar, iş yerlerinden ne kadar ücret alınacağını ve bunların hiçbirinden faiz, TÜFE ve memur maaş artışı dahil hiçbir fark alınmayacağını açıkla. Bunu açıkla benim ana muhalefet olarak senin de iktidar partisi olarak şu üçüncü yılda millete bir hizmetimiz olmuş olsun. Bir katkımız olmuş olsun. Biz ücretsiz yapalım dedik. Dedin ki ‘Ücretsiz olmaz para verecekler.’ Dedi ki ‘Hayır. Doğru değil, ücretsiz olsun.’ ‘Hayır. Hem para verecekler, hem bana oy verecekler.’ Üç yıl önce ‘Para verecekler’ diyen kişi o günün şartlarında milletten yetkiyi aldı. Şimdi ‘Faizle de ödeyecekler’ diyor. Bana kalsa ne faiz olsun ne para olsun ama Erdoğan’a söylüyorum: gel hiç olmazsa sabit ödeme olduğunu söyle milletin içi rahat olsun.”

“Şöyle bir şeyi hatırlayalım. Sonuna kadar şunu anlattım. Geçmişten beri aldığı vergiler bizi depreme hazır etmeye yeterdi. Yapmadı. Peki bu depremden beri ne yaptı? Bunu bir hatırlamakta 3 yılın sonunda bir hatırlamakta sonsuz fayda var. Motorlu Taşıtlar Vergisini bir kere ödediniz, ikinciye de ödeyeceksiniz dedi mi millete? Dedi ödedi millet. Niye? Para depremzedeye gidecek. Bunu vergi değil, ibadet, dayanışma olarak gördü insanlar. MTV’yi 2 kere aldılar. KDV’yi arttırdı. Damga vergisini arttırdı. Yurt dışı çıkış açısını arttırdı. Bunların sonunda toplam 15 milyar dolar bir kaynak elde etti. Ayrıca ‘Türkiye Tek Yürek’ kampanyası yaptı, hepimiz maaşları bağışladık. İlk Mansur başkan bizim Cumhuriyet Halk Partililerden açıkladı, bütün Meclis Grubu açıkladık. Hepimiz maaşımızı, gelirimizi bu insanlar o kadar zor durumda olan insanlar o kadar sembolik ama o kadar önemli katkılar koydular ki toplamda o kampanyadan da 50 milyar dolar toplandı. Yurt dışından 6 buçuk milyar dolarlık maddi destek geldi. Toplam para 6 Şubat’tan itibaren resmi evraklarda, kayıtlarda 71,5 milyar dolar. 455 bin konut yaptık diyorlar. Maliyeti 40 milyar dolar. 31,5 milyar dolar para artmış bile konut için bakarsan. Halen daha bu depremzededen para almanın para alması yetmez, faiz almanın, TEFE, TÜFE işletmenin bir de tefeciler gibi milleti bir tarafta anahtar gösteriyor. Çoluk çocuk 5 kişi konteynerde çamur dize kadar gelmiş, hava soğuk, bir tarafta önünde boş senet. Bu boş senetçilere şunu söylüyorum; bu millete zor gününde yapılan bu zulmün eninde sonunda sandıkta sorulacak hesabı.

ÖZEL’DEN ‘MÜCBİR SEBEBİ UZATIN’ ÇAĞRISI

Tabii sorun bir değil. Rezerv alan sorunu kangren olmuş, acele kamulaştırma adı altında milletin arazisine çökülmüş. Sadece Hatay’da 50 bin kişilik bir mağduriyet söz konusu, 6 milyonluk eve 3 milyon, 2,5 milyon lira değer biçmişler. Sosyal hayat ticaret hala ayağa kalkmamış. Maraş’ın yolları Ali Öztunç geçen gün söylüyor. Diyor ki; ‘Maraş’a gelin’ milletvekillerine söylüyor bunu, ‘arabaya binin, bir gün gezin böbrek taşınız olmaz. Hepsi düşer’ diyor. Ben Maraş’a geldim, arabaya bindim. Daha yarım gün oldu, vallahi böbrek taşı ne böbrek düşmezse iyi. Bir yandan asbest sorunu bugün oturduğumuz doktorlar öyle şeyler anlattı ki bu asbest sorununun ileride ne büyük bir sıkıntıya sebebiyete vereceğini, Aksu çayının nasıl kirlendiğini, kirletildiğini, verilen hızlı tren sözünün tutulmadığı için şehrin halen daha kan kaybettiğini, sosyal hayat, ticaret halen daha ayağa kalkmadı. Konteynerde siftahsız esnaflar var ve öyle bir gerçek var ki hep birlikte bu grupta bunu konuşmayan milletvekili yok. Başta Hatay milletvekilleri, Malatya milletvekilimiz, Adıyaman milletvekilimiz kalmadı, belediye başkanı her gün başkasını arıyor. Bunu anlatın diye. Kahramanmaraş, Gaziantep milletvekillerimiz, Osmaniye milletvekilimiz hepsi anlatıyor bunları. Yapın bunu, halledin bunu diye. 30 Kasım tarihinde mücbir sebep bitti. Zaten 6 ayda bir uzatıyorlar, bitiyor, bir daha uzatıyor. Van’da deprem oldu hatırlayın. Devlet bütün gücünü Van’a verdi, Van’ı ayağa kaldıralım dedi. Kalkana kadar mücbir sebep dedi. 6 yıl sürdü arkadaşlar. 6 yıl bir Van’a 6 yıl boyunca mücbir sebep uygulandı. Koca bölge hal ortada mücbir sebep uygulaması 2 yıl 9 ay depremden itibaren ki farkına varasın ilk 3 ay geçti. 2 buçuk yıl mücbir sebep uygulanıyor. Ve kaldırılıyor. Bu ne demek? Pamuk eller cebe demek. Esnaf sigorta ödeyecek, vergi ödeyecek demek. Yetmedi, basit usulden, gerçek usule geçirdiler esnafı. Bölgedeki esnafı da muhaf tutmadılar. Deprem yokken basit usulde çalışanlar deprem sonrası şimdi gerçek usule geçiyor. Hiç sormadan verilecek işte muhasebeci parası defter parası, onay parası, noter parası dünya kadar para şimdiden cepten çıkıyor. Dükkan yok, altyapı yok, müşteri yok, kepenk kapatacak, kapatılacak kepenk yok dükkanda. Bu haldeyken kredi lazım esnafa, kredi isteyene borcu yoktur kağıdı soruluyor. Borcu yoktur kağıdı için vergi SGK’ya borcunun olmaması lazım. Zaten o halde olsa kredi kime lazım? Borcu yoktur kağıdını alabilmek için yapılandırma yapmak istiyor. Onun için giden esnaftan da bugün Ticaret Odası Başkanı, Sanayi Odası Başkanı anlattı. Bütün bölgenin sorunu, teminat istiyorlar, teminat. Borcu yapılandıracaksın, ‘borcu karşılayacak kadar hiç değilse yarısı kadar bir teminat göster.’ Yahu adam da borcu karşılayacak kadar teminat olsa senin kapına gelmez. O borcu yapılandırmak istiyor, bunun için teminat istenmez. KOSGEB esnaf kredi kullanmış. Daha doğrusu kullanmış demeyelim. Hatırlayın pandemi oldu, pandemi sırasında KOSGEB kredileri oldu. Sonra deprem oldu. Depremde milletin diyor ki yüzde 80’i hibe sandığı aldı onu diyor. Neye imza attığını bilmeden hibe sandığı aldı. Şimdi mücbir sebep bitmiş. Yazıları yollamışlar. 1 Mart itibarıyla KOSGEB’ten esnafa verilen 400 bin lira, 700 bin lira arası paraları geri istiyorlar. Ödemezsen icraya koyarız diyorlar ve faiz istiyorlar.

Bunun için buradan bir kez daha deprem haftası ve bu kahraman şehrin İstiklal Madalyalı şehrin bağrından ve bu kadar acıya katlanmış ve ayağa kalkmaya çalışan Kahramanmaraş’tan sesleniyorum. Hem deprem konutlarından faiz alınmayacağın mümkünse hiç para alma hem mücbir sebebin uzatılacağını hem KOSKEB kredilerinin ya affedileceğini ya da faizsiz yıllar sonraya erteleneceğini esnaftan teminat şartını ve borcu yoktur kağıdını kaldırın kardeşim. Bu esnafın bu şartlar içinde kimseye borcu yoktur. Ondan bu kağıdı isteyenlerde de vicdan yok. Diğer yandan aynı sorun çiftçide var. BAĞKUR prim borcu olan çiftçilere tohum almak için gübre almak için mazot almak için para lazım. Ziraat Bankası’na gidiyor, borcu yoktur kağıdı getir. Halk Bankası’na gidiyor, borcu yoktur kağıdı getir. Geçmişte 1 kilo buğday satıp 1 litre mazot alanlar bugün 6 kilo buğday satıp 1 litre mazot alamıyor. Perişan olmuş durumda halen daha onlardan bugün borcu yoktur kağıtları isteniyor.

O 39’UNCU ZİYARETİ YAPARKEN, ÖZGÜR ÖZEL DE 57’NCİ ZİYARETİNİ TAMAMLIYOR OLACAK

Sayın Erdoğan, hem partimizi, beni, belediye başkanlarımızı bölgeye gitmemekle hatta nereden bulduysa o lafı kendince ‘deprem turisti’ olmakla, ‘bir ara enkaz başında yoktular bir ara fotoğraf çektirdiler kaçtılar bir daha bölgeye uğramadılar’, sayın Erdoğan geçen gün hem belediye başkanlarım için söylemiş şimdi onu söyleyeceğim. Hem de benim için diyor ki ‘sayın Özel’ diyor. ‘Sen neredeydin bugüne kadar? Deprem bölgesinde niye yoktun’ diyor. Dışarıdan duyan olsa hani bunu size değil de Arjantin’de birine söylese yazıklar olsun diyecek. Sosyal demokrat lider bölgeye hiç gitmemiş. Erdoğan 2 kere 2 4 dese ben arkadaşlara kerrat cetvelini kontrol edin diyorum bir yanlışlık olmasın. Bakın dedim, ben kaç kere gitmişim o kaç kere gitmiş. Grup Başkanvekili ve Grup Başkanı olarak 26 kez, Genel Başkan olduktan sonra 23 kez toplam 49 kez gitmişim. Dün 50’inci deprem ili ziyareti, Osmaniye’deydim. 51’inci olarak Gaziantep’teydim. Aha 52’inci deprem bölgesi ziyaretinde huzurunuzdayım. Grup Başkanvekili’yken bir araba bir Mehmet amca bizim şoför Mehmet bey, Erdoğan’ın altında 13 tane uçak devletin bütün helikopterleri, bütün imkanları ve bölgeye toplam 38 kez gelmiş. 39’uncu ziyaretini Osmaniye’ye yapacak 6 Şubat günü Allah nasip ederse o 39’uncu ziyareti yaparken, Özgür Özel de 57’inci ziyaretini tamamlıyor olacak. Bana soruyor ya neredesin? Vallahi Kahramanmaraş’tayım. Depremin ve acının merkez üstündeyim. Sen neredesin? Erdoğan Suudi Arabistan’da. Yani geçmişte eli kanlı katil dediği, yeşil doların ucunu gösterince gidip kardeşine sarılmadığı gibi sarıldığı Suudi Arabistan’da prensin yanına koşmuş. Sen prense yakınsın, ben Kahramanmaraş’ın güzel insanlarına. Sen prense misafirsin, ben Kahramanmaraş’ın bağrına geldim. Onlara sarılmaya geldim.

CHP’Lİ BELEDİYELERİN DEPREM BÖLGESİNDEKİ ÇALIŞMALARINI TEK TEK SAYDI

Şimdi ne dedim? 2 kere 2, 4 dese kontrol edelim. Bunları saymak hatırlatmak bu kadar büyük iftira varken mecbur. Müslüman’ın böyle bir görevi var. Karşıda bir iftiracı varsa ona haddini bildirmek 9 tane yetim giydirmek demektir. Neredeydiniz diyor? 9 bin 638 araçla buradaydık. 28 bin 520 bir personelimizle 10 deprem ilindeydik. 7 bin 204 uçak, 6 gemiyle gıdadan sağlık malzemelerine çadırdan sobaya kadar her türlü yardımı bölgeye ulaştırdık. Toplamda CHP’nin yönettiği belediyelerden 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, 3 milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı ve soba, 202 bin 224 jeneratör, 4 milyon 600 bin hijyen paketi, 50 bin çadır, bin 810 konteyner gelmiş. Kahramanmaraş’a İzmir Büyükşehir Belediye’miz 219 aile için konteyner kent kurdu. Maraş’taki üreticinin daldaki narenciyesini Mersin Büyükşehir Belediyesi aldı. Doğal gazlarını İBB’nin İGDAŞ şirketi ekipleri geldi onardı. Bunlar İzmir Büyükşehir’in Mersin’in ve İstanbul Büyükşehir’in Maraş’a değerli katkıları. Bir de Maraş’a bakın Maraş’a ne yapılmış? 5 bin 880 personelle enkazdan 431 can kurtaran, sadece Maraş’a 2 bin 150 aracını getiren 1.381 araç dolusu yardım getiren 6 bin 747 çadır kuran, 147 konteyner kuran mobil fırında günde 6 bin 500 ekmek üretip dağıtan, 30 bin gıda kolisi dağıtan ve o dönem çok konuşuldu atıl durumda bekleyen garajda bekleyen otobüslerini seyyar tuvalet ve duşa dönüştürüp çok büyük bir krizi tek başına çözen 12 cenaze aracı, 30 din görevlisiyle Maraş’taki definleri yapan, 21 bin 916 çiftçiye 1 milyon sebze fidesi dağıtan, 423 bin litre sıvı gübre dağıtan, 15 kilometre su hattını bizzat döşeyen, evde kalan 7 bin 35 depremzedeyi kendi ilinde o dönem barındıran, halen 700 kişiyi kendi ilinde misafir eden, depremin 3’üncü yılında burayı emanet ettiğimiz gözü gibi bakan başkan Mansur Yavaş. Allah ondan razı olsun. Depremin ertesi günü ‘bana ne düşüyor’ diye buraya koştu. Sana Kahramanmaraş dediler. O günün yerel yönetimlerden sorumlusu sayın Seyit Torun şimdi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde gölge kabinemizde ve ondan sonra bu göreve gelen Gökhan Zeybek. O gün bugün Mansur Yavaş Kahramanmaraş’ta kimin neye ihtiyacı olsa bir belediyenin gücü imkanları dahilinde yapılanı ve yapılamayacağı yaptığı ben partinin Genel Başkanı olarak, hepiniz adına ona bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Erdoğan’a da diyorum ki kadir kıymet bilmezsin, hatır bilmezsin. Partiyi 33 arkadaş kurdu, 31’inin defterini dürdü, birinden selamı yok. Asla ve asla dönüp de olan bir şeye bir saygı duymak bir şey yok. Ama hiç olmazsa 28 bin 521 personel kimi 1 hafta 10 gün kimi 1 ay, kimi 3 ay, kimi 6 ay. Burada depremzede ne haldeyse o halde durup kimi ilk tıraşı on beş gün sonra olup kimi ne zaman seyyar duşlar geldi, bütün konteynerkent, bütün çadırkent yararlandı. Onlardan sonra suya kavuşup burada can siperhane gayret gösterdiler. Her görüşten insan var onların içinde. Bir belediyede bir görüşten insan yok ki. Her görüşten insan var. Allah hepsinden razı olsun. Bunu inkar ettin ya kul hakkına giriyorsun, kul hakkına giriyorsun.”

“Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim. Bugün sabahki toplantıda bence birçok şey dinledik ama Hatay’da Adalet Peşinde Platformu var. İlk duyunca bekliyorsun zaten. Depremde ölmüş insanlar, hayatlarını kaybetmişler. Acılı aileleri bir araya gelmiş. Müteahhit kaçmış, onun peşinde. Kamu görevlisinin kusuru var. Yargılanma izni vermemiş. Onun peşinde. Efendim devletin kusurunu her binaya yüzde 25 yazıyorlar, maksat ödenecek tazminatı küçültmek. Ona itiraz ediyor. Bunların hepsini söylemişler, hepsini yaptılar, hepsini anlattılar. Ama öyle güzel bir şey söyledi ki; ‘Bizim bu vakitten sonra işimiz geçmişle, kayıplarımızla, yaşadığımız acılarımızla değil. Onları içimize gömdük, şuramızda’ diyor. ‘Ama davetim herkese. Sorumluluğu herkes alsın. Geleceğe dönük ne yapacaksa herkes sorumluluğunu bilsin ve üstlensin. Geçmişteki acıları yaşadık ve içimize gömdük. Bir daha böyle acıyı gelecekte kimse yaşamasın. Biz bunun için bir aradayız’ diyor. Hem kayıplarının hem de bu yüce gönüllü insanların ferasetinin önünde saygıyla eğiliyorum.”

Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şimdi dedim ya, ‘haksızlık, kul hakkı.’ Güya mangalda kül bırakmıyorlar. Kul hakkını ben bir kere söylesem, onlar 50 kere söylüyorlar. Ama geçen sene gelmişim buraya. 6 Şubat depreminin ikinci yılına. İl başkanımız, milletvekilimiz ‘Elbistan’da bir anma yapacağız’ dedi, gittik. Anma programından sonra dün Gaziantep’te mevlit okutmuştuk. Geçen sene de 6 Şubat günü Elbistan’da bir mevlit okuttuk. Mevlidi çok da güzel okudu, teşekkür ettim, harika bir dua yaptı. Hepimizi duygulandırdı. Elbistan Müftülüğü’nden Abdullah Hoca okudu. Abdullah Hoca’ya ertesi gün surat asmışlar. ‘Senin orada ne işin var?’ demişler, ‘Oradan soruyorlar, buradan soruyorlar’ demişler. En son buraya geleceğim tekrar belli oldu. 23 Ocak günü Abdullah Hoca’yı Elbistan Müftülüğü görevinden almışlar, Kahramanmaraş Müftülüğü’ne bağlamışlar. Hızlı arabayla 1 saat 15 dakika, toplu taşıma ile 2 saat. Karı var, kışı var, buzu var. Abdullah Hoca’ya had bildiriyorlar. ‘Sen nasıl olur da Özgür Özel’in katıldığı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin mevlid okuttuğu yerde gider mevlid okursun, dua yaparsın?’ Buradan Abdullah Hoca’yı alanlara, sürenlere diyorum: Abdullah Hoca bu zulmü hak eden bir şey yapmadı. Siz ne devlet, millet ayrımı bıraktınız. Ne parti, devlet ayrımı bıraktınız. Bırak acı günde, bırak ibadette, bırak cenazede, bırak mevlidde, bunları bırak. İyi gününüzü, en güzel gününüzü partiyle devleti, devleti partiyle iç içe yaşıyorsunuz. Ülkenin başındaki Cumhurbaşkanı sabah aynı kalemle il başkanı atıyor, öğleden sonra aynı mürekkeple o ile vali atıyor. Adalet Bakanı alıyor eline cep telefonunu, bir yanında AK Parti’nin Grup Başkanı, bir tarafında Adalet Komisyonu Başkanı, arkadan HSK Başkanvekili, vali bir yerde, AK Parti il başkanı onun kolunda, kar altında zevki sefa yapıyorlar. Bu kadar insan ölmüş. Elbistan’a gitmişiz. ‘Bir dua okur musun?’ demişiz. Abdullah Hoca gelmiş, bir Kur’an okumuş, bir dua okumuş. Onu ‘Sen siyasi partinin liderinin yanına nasıl varırsın?’ diye görevden alıyor. Siz Abdullah Hoca’yı ya o göreve iade edersiniz, ya biz Abdullah Hoca’ya nasıl sahip çıkacağımızı biliriz. Günü gelince de bunun hesabını hepiniz verirsiniz. Öyle kimse sahipsiz değil.

YAZ BOYUNCA ATMADIKLARI İFTİRA KALMADI

Son sözlerim şu olsun. Bunların kul hakkı konusunda yapmayacakları yok. Hocaya bunu yapıyor adam, müftülüğün hocasına yapıyor. Yaz boyunca Ekrem Başkan hakkında, onun değerli çalışma arkadaşları hakkında atmadıkları iftira kalmadı. ‘Yolsuz’ dediler, ‘hırsız’ dediler. Efendim jammer olan çantalara ‘Para dolu’ dediler. Efendim ‘İBB’nin parkesinin altında 2 milyon Euro para çıktı. Videosu var’ dediler. ‘Ekrem Başkan toplantıdan para dolu çantalarla çıktı, videosu var’ dediler. ‘Bin 200 cep telefonu’ dediler. Hiçbirisi çıkmadı. Birinin kanıtı çıkmadığı gibi yalan olduğu çıktı. İddianamede bir satır bile geçmedi. Bütün yaz boyunca hırsız, yolsuz, rüşvet, ihale, yetmedi ve sonra yeni bir soruşturma. ‘Ajan’ dediler.

Yetmedi şimdi bir uçak icat ettiler. ‘Uçağa o indi, bu bindi. O oldu, bu oldu’ diye insanların aile düzenlerini bozmak için, karıyla kocanın arasına nifak sokmak için yalan attılar. Bunun iki odağı var. Bir tanesi yandaş medya. Bir tanesi de eski FETÖ’cülerin oluşturduğu ekiplerle sosyal medyada haysiyet suikastları yapanlar. Bunların başında eskiden FETÖ’cülerle uçarken bir grupla uçuyordu. Şimdi FETÖ’cüler güya yok, başka bir grupla uçuyor. İki uçakta ortak bir adam var. Kim? Fettah Tamince. FETÖ’nün en aşağıdaki, devlete girmek için KPSS’de FETÖ’nün dershanesine gitmiş adamı attılar. ‘Efendim, sen de bir bağış yap, birlikte kurban keseceğiz’ diye makbuz kestikleri adamı attılar. Dairenin sahibi ‘Kirayı şu bankaya yatır’ dedi. Bank Asya çıktı. Adamı memuriyetten attılar. Okulda terfi etmek için ‘Bu sendikaya gireceğiz’ dediler, o sendikaya gireni memuriyetten attılar. FETÖ’nün bütün ihalelerini toplayan, bütün işlerini yapan adamı baş köşede oturtuyorlar. Geçen sene bu kişinin otelinde, Antalya’da, bir çocuk turizm okuyor. Otelde çalışırken, oradaki bir çocuğun babası 14 yıldır bağırıyor. Burak Oğraş için. ‘Oğlum görmemesi gereken bir şey gördü. Oğlumu tepeden boş havuza attılar.’ Diyorlar ki, adam buna inanıyor. Otel Rixos. Fettah Tamince’nin. O geceki nöbetçi savcıyı buldu bana getirdi babası. Adam diyor ki ‘Olamaz. Bir çocuk oradan oraya atlayamaz. Ben tutanağı tutarken gördüm. Bunu birisi öldürmüş. Gitmişler oraya atmışlar’ diyor. Ama o dönem FETÖ’nün başsavcısı, bilmem nesi kovuşturmaya gerek yoktur filan. Bu adam 14 yıldır bağırıyor. ‘Göremeyeceği bir şeyi gördü’ diye. Şimdi Epstein belgeleri çıktı. Oradan bu trol ordularına bizim arkadaşlarımıza haysiyet suikast yaptıran Erdoğan da diyor ya ‘Milletin parasıyla…’ Bir şey kastediyor. Bir yalanı kastediyor. Bu kişinin oteline o Epstein’ın geldikleri, orada 18 yaşından küçük kızları eğittikleri, oradan yurt dışına götürdükleri – getirdikleri, bu adamın onlarla iç dışlı olduğu ortaya çıkıyor. Bak, dur daha Allah nasıl bunları tarih yönünde mahcup edecek. Dur.

KUL HAKKINA GİREN ŞİMDİ EPSTEİN BELGESİNE GİRMİŞ

Uçak yalanını, oturmuş sabah – akşam attılar ya. Uçağın sahibi AK Partili çıktı. Kiralayan AK Partili çıktı, ‘Hayatta Reis’ten sapmayız. Ekrem’e selam vermeyiz, ona uçak – muçak kiralamadık’ dedi. Uçakta gezen AK Partili, iş ortağı AK Parti’nin bir önceki İstanbul İl Başkanı çıktı. O uçakla bizim alakamızın olmadığı çıktı. Bunu sabah akşam konuşan TGRT‘nin sahibinin Epstein belgelerinde adı çıktı. Haydi bakalım. Haydi bakalım. Ey Mücahit Ören, bu Epstein böyle bir çıkar grubu. Her ülkede belli adamları var. Para, pul, ilişki… Ayrıca rezaletin bini bir para… Pedofili, taciz bilmem ne falan… Bu Mücahit Ören şimdi diyor ki, ‘Evet. Ben ona mail attım. Ama o manada atmadım.’ ‘Beni içinize alın’ diyor. ‘Ben de sizin halkınız olayım’ diyor. ‘Türkiye ayağınız olayım’ diyor. Bu Epstein’in has adamına. Bak, bak, bak. Attığı şeye bak. ‘Yanlış anlamayın, başka şeye çekmeyin’ diyor. ‘Daha terbiyesiz olmak için senden çok şey öğrenmeliyim’ yazmış. Mücahit Ören, şimdi yaz boyunca olmayan uçağı bizim yapan, bize kiralayan, içinde kızlarla bilmem ne olduğu haberlerini yaptıran, yaptıran, yaptıran, iftira attıran, kul hakkına giren şimdi Epstein belgesine girmiş. Paralıyor kendini. ‘Yaptım ama o manada yazmadım. O uçağa binmedim.’ Ona da baktırıyorum. ‘Ama Türkiye’den giden, gelen küçük çocuklarla alakam yok. Ben onlarla ticari ilişki kurmak istedim.’ Herkes layığını bulur, layığını. Layığını bulacaksın iftiracı, layığını bulacaksın. Yaz boyunca haysiyetimizle oynayacaksın, kul hakkına gireceksin, bizim dua okuttuğumuz hocayı oradan oraya süreceksin, 22 bin tane belediye çalışanı burada canını ortaya koymuş, ‘Gelmediniz, hiç yoktunuz’ diyeceksin. Mansur Başkan bütün yükü sırtlanmış Maraş‘ta, görmeyeceksin. Ekrem Başkan Hatay’ı ayağa kaldırmak için canını dişine takmış. İçeri atmış, görmeyeceksin. Bu kadar kul hakkı yiyeceksin. Sonra, ‘Hakkıma girmeyin.’ Hakkınıza girmeyiz. Niye biliyor musun? Sizin kadar vicdansız değiliz. Sizin kadar ahlaksız değiliz. Buradan bütün Türkiye’ye söylüyorum. Kimse enseyi karartmasın ve moralini bozmasın. ‘Efendim, bunlar gitmezler.’ Nasıl gitmezler? Geçen seçimlerden önce de bunlar seçim kaybetmiyordu. Yenilmez armadaydı bunlar. Her seçimi onlar kazanıyordu.

VAZİYET BU HALDEYSE, VAZİFE İKTİDAR OLMAKTADIR

Aday olduğumuz ilk gün söyledim. ‘Girdiğimiz her seçimden birinci parti çıkacağız, seçimi kaybettiğim gün iktidarı bırakacağım’ diye. Buradan Kahramanmaraş’tan söylüyorum. Türkiye’yi yönetecek en iyi kadrolar bizdedir. En dürüst kadrolar bizdedir. En liyakatli isimler bizdedir. İnancımız, kararlılığımız, gençliğimiz, enerjimiz tamamdır. Birileri yorulmuştur, tükenmiştir, söylediği sözleri yerine getirememektedir. Artık bundan sonra sözünün arkasında duramamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi, 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra da sizin için dimdik ayaktadır ve iktidar olacağız, Maraş‘ı da Türkiye’yi de ayağa kaldıracağız. Tüm kadrolarımızla, Belediye Başkanlarımızla, canım Grubumuzla, Parti Meclisi üyelerimizle emre amadeyiz, emre. Vaziyet bu haldeyse, vazife iktidar olmaktadır. Emrinize amadeyiz, emrinize.”

KAYNAK: ANKA

PaylaşPaylaşGönderPaylaşPaylaş
reklam metni reklam metni reklam metni
Önceki İçerik

Bahçeli’den, Öcalan ve Demirtaş açıklaması

Sonraki İçerik

İstanbul’da sömestir dolu dolu geçti

İlgili İçerik

Numan Kurtulmuş: EYT’yle ilgili son noktaya gelindi
Siyaset

Numan Kurtulmuş’tan “Terörsüz Türkiye” açıklaması

Özgür Özel: “Tayfun Kahraman ölünce mi rahat edeceksiniz?
Siyaset

Özgür Özel: “İktidara bozuk tohum Mesut ile gidilmez”

CHP’li Ağbaba’dan emekli zammı tepkisi
Siyaset

CHP’li Ağbaba’dan, emekli ikramiyesi çağrısı

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan Tele1’e konuk oluyor
Siyaset

Okuyan’dan Özarslan’ın CHP’den ayrılmasına tepki

Burhanettin Bulut’tan, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü mesajı
Siyaset

CHP’li Bulut: “Halk icralarla boğuşurken, Saray saltanat sürmekte”

Özgür Özel: “Tayfun Kahraman ölünce mi rahat edeceksiniz?
Siyaset

Özgür Özel: ‘Yargı sistemi mal varlıkları açıklanamayan kişilerden hızla arındırılacak’

Sonraki İçerik
İstanbul’da sömestir dolu dolu geçti

İstanbul’da sömestir dolu dolu geçti

Gündem

Tutdere: “Bu şehri geleceğe hazırlarken bilimin rehberliğinde hareket etmeye devam edeceğiz”

Tutdere: “Bu şehri geleceğe hazırlarken bilimin rehberliğinde hareket etmeye devam edeceğiz”

Çin Dışişleri Bakanı, APEC 2026 Yılı 1. Üst Düzey Yetkililer Toplantısı’nın açılışında konuşma yaptı

Çin Dışişleri Bakanı, APEC 2026 Yılı 1. Üst Düzey Yetkililer Toplantısı’nın açılışında konuşma yaptı

Beyoğlu Belediyesi’nden öğrencilere YKS ücreti müjdesi

Beyoğlu Belediyesi’nden öğrencilere YKS ücreti müjdesi

Numan Kurtulmuş: EYT’yle ilgili son noktaya gelindi

Numan Kurtulmuş’tan “Terörsüz Türkiye” açıklaması

Özgür Özel: “Tayfun Kahraman ölünce mi rahat edeceksiniz?

Özgür Özel: “İktidara bozuk tohum Mesut ile gidilmez”

Bakırköy Belediyesi’nden temizlik seferberliği

Bakırköy Belediyesi’nden temizlik seferberliği

CHP’li Ağbaba’dan emekli zammı tepkisi

CHP’li Ağbaba’dan, emekli ikramiyesi çağrısı

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan Tele1’e konuk oluyor

Okuyan’dan Özarslan’ın CHP’den ayrılmasına tepki

Alevilere hakaret eden imama soruşturma açıldı

Alevi örgütleri, deyişlerin mafya dizilerinde kullanılmasına tepki gösterdi

Burhanettin Bulut’tan, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü mesajı

CHP’li Bulut: “Halk icralarla boğuşurken, Saray saltanat sürmekte”

  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Bizi takip edin

© 2020 YÖN Haber | Tüm Hakları Saklıdır

Hiç Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Ekonomi
  • Siyaset
  • Video
  • Podcast
  • Emek Dünyası
  • Kültür-Sanat
  • Dünya
  • Yerel Yönetimler
  • Sağlık
  • Sürdürülebilirlik
  • Teknoloji
  • Yaşam
  • Spor
  • Medya
  • Asya Gündemi
  • TBMM

© 2020 YÖN Haber | Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Create New Account!

Fill the forms bellow to register

All fields are required. Log In

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist