CHP PM Üyesi Erhan Adem, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “Kırsalda Bereket, Küçükbaşa Destek” projesine ilişkin, “Kırsalda bereket, sloganla değil, maliyetleri düşüren, pazarı düzenleyen, üreticiyi borç batağına değil sürdürülebilir karlılığa taşıyan bütüncül politikayla olur” açıklamasını yaptı.
CHP PM Üyesi Erhan Adem, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan, “Kırsalda Bereket, Küçükbaşa Destek” projesine ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Projenin kapsamı, uygulanabilirliği ve maliyet gerçekleri konusunda ciddi soru işaretleri bulunduğunu belirten Adem, açıklanan modelin kırsalda gerçek bir kalkınma mı sağlayacağı yoksa sınırlı sayıda üreticiye ulaşan sembolik bir uygulama mı olacağı tartışmasının mutlaka yapılması gerektiğini söyledi.
Adem, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın duyurduğu “Kırsalda Bereket, Küçükbaşa Destek” projesi ile ilk etapta 150 bin küçükbaşın üreticilere uygun şartlarda verileceği, her üreticiye 95 dişi, 5 erkek olmak üzere 100 baş sağlanacağı ve ayrıca aylık 15 bin TL bakım-besleme desteğiyle Ziraat Bankası üzerinden faizsiz kredi imkanı sunulacağının açıklandığını hatırlattı.
Kadın ve genç üreticilere, ayrıca veteriner hekimlik, ziraat ve gıda mühendisliğinden yeni mezunlara öncelik verileceğinin de ifade edildiğini aktaran Adem, şunları kaydetti:
“Ancak mesele şudur, bir projeyi faydalı yapan başlığı değil, uygulanabilirliğidir. Önce rakamları konuşalım; 150 bin küçükbaş, her üreticiye 100 baş verilecekse bu proje toplam bin 500 üretici demektir. 81 ile böldüğünüzde il başına ortalama 18-19 üretici düşer. Bu tablo, ‘kırsalda bereket’ iddiasıyla karşılaştırıldığında yaygın ve dönüştürücü bir etki üretmekten uzaktır. En iyi ihtimalle sınırlı sayıda işletmeye dokunan bir pilot çalışma olur.
HAYVANCILIĞI BİTİREN ŞEY HAYVAN YOKLUĞU DEĞİL, MALİYET KISKACIDIR
Daha önemlisi sahada hayvancılığı bitiren şey hayvan yokluğu değil, maliyet kıskacıdır. Üretici mazotu, yemi, gübreyi, veterineri, ilacı pahalı alırken ürünü pazarda hakkıyla satamıyorsa önüne hangi paket konulursa konulsun zarar ederken bu işin sürdürülebilirliği yoktur. Aylık destek rakamı açıklanıyor. Peki yem ve bakım maliyetleri kontrol altına alınmadan üreticinin gerçek kârlılığı nasıl korunacak? Bir diğer temel sorun: Detay yok. Hangi ırk hayvan verilecek? Bölgelere göre iklim-meraya uygun seçim yapılacak mı? Hayvanlar nereden tedarik edilecek? Kalite standardı ne olacak? Sağlık taramaları, karantina, nakliye ve teslimat planı nasıl işleyecek? Bu soruların hiçbirinin cevabı ortada yokken sahada ‘bereket’ değil, belirsizlik büyür. Ve kritik bir başlık daha: Banka teminatı. ‘Faizsiz kredi’ demek, ‘herkes erişecek’ demek değildir. Daha önce kamuoyunda ‘300 koyun’ diye bilinen uygulamalarda, kredi karşılığında ipotek edilecek arazi ve ağıl gibi şartların gündeme geldiği, kredibilite değerlendirmesinin bankaca yapılacağı vurgulanmıştı. Bugün de benzer bir teminat duvarı kurulursa ‘gençlere ve kadınlara öncelik’ söylemi, uygulamada kâğıt üzerinde kalır. Yeni mezun bir veteriner hekimin ya da genç bir üreticinin karşısına ipotek/teminat şartı koyarsanız projeyi en başta hedef kitlesinden koparırsınız.
KIRSALDA BEREKET SLOGANLA DEĞİL, BÜTÜNCÜL POLİTİKAYLA OLUR
Geçmişin dersleri ortadadır. Benzer programlarda başvuru süreçleri ve sonuçları etrafında adalet algısı tartışmaları yaşandı, kayırmacılık iddiaları basına yansıdı, kurumlar reddeden açıklamalar yaptı. 2019’da ise uygulamanın amacına ulaşmadığı yönünde eleştiriler kamuoyuna taşındı. Bugün yeni bir paket açıklanıyorsa önce geçmiş programların bağımsız etki analizleri paylaşılmalı. ‘Hangi hedef tutmadı, nerede aksadık, kimi dışarıda bıraktık’ soruları şeffaf biçimde cevaplanmalıdır. Sonuç olarak bu proje şeffaf başvuru ve puanlama, teminata takılmayan erişilebilir finansman, bölgeye uygun ırk ve kalite standardı, sağlık/karantina/lojistik planı, pazara erişim ve gelir modeliyle desteklenmediği sürece ne ‘bereket’ getirir ne de kırsalda umut üretir. Kırsalda bereket, sloganla değil maliyetleri düşüren, pazarı düzenleyen, üreticiyi borç batağına değil sürdürülebilir kârlılığa taşıyan bütüncül politikayla olur.”
KAYNAK: ANKA

















