CHP Sözcüsü Zeynel Emre, yarın görülmeye başlanacak İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasına değinirken, “CHP savaş meydanlarında kurulan bir partidir. O yüzden bize atılan kir, pas tutmaz. Partimizin iktidar yürüyüşünü kesmek için siyasallaşmış yargı eliyle birçok dava açıldı. Biz diyoruz ki ‘siyasi rekabet sandıkta olur, mahkemelerde olmaz’” dedi.
Emre, CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yarın görülmeye başlanacak davasına ilişkin partisinin Bağcılar İlçe Başkanlığı’nda basın açıklaması yaptı. Konuşmasına, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlyarak başlayan Emre, şunları söyledi:
“Başta ülkemizde olmak üzere dünyadaki emekçi kadınların Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Umuyorum ki, çok sayıda kadına karşı şiddetin yaşandığı ülkemizde, bu şiddet son bulur ve kadın-erkek fırsat eşitliği anlamında pozitif politikalarla buluşabiliriz. Biz, kadınlarımızın her alanda olmasını istiyoruz. Bugün, gelişmiş ülkelere baktığımız zaman, temel ölçütlerden biri, kadın ve erkeğin hemen hemen aynı oranlarda hayatın her alanında buluşmasıdır. Dolayısıyla bu konudaki her türlü pozitif politikayı da CHP ailesi olarak desteklemeye devam edeceğiz.”
CHP’nin, özellikle 2019 yerel seçimlerinden sonra iktidar tarafından ciddi bir yargı kıskacı altına alındığını ifade eden Emre, sözlerine şöyle devam etti:
“Hem kara propaganda hem yalanlar, soruşturmalar, denetimler, engellemeler… Bir önceki dönem İBB’yi 47 kere denetleyenler, bizim zamanımızda binden fazla kez denetledi. Tabii bizim bu konularda hiçbir rahatsızlığımız yok. Ancak bütün bu engellemelerin 2024 yerel seçiminde işe yaramadığı görülüp, CHP’nin elindeki belediye sayısını artırması ile birlikte, bu kez de milli iradeyi hepten tanımayarak, kumpaslar kurarak, yargıyı ele geçirerek belediye başkanlarımızı tutuklamaya başladılar. Tabii burada en çarpıcı olan İBB Başkanımız Sayın İmamoğlu’nun özellikle Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıkladıktan sonra kendisine yöneltilen yargı operasyonları ve bu kapsamda yüzlerce belediye çalışanının, bürokratın, belediye başkanının içinde bulunduğu yüzden fazla kişinin tutuklanması, 400’den fazla kişinin de sanık olarak hakkında iddianame yazılmasıyla sonuçlandı.
BİZ, CHP OLARAK YARIN SİLİVRİ’DE OLACAĞIZ
Bu kumpas davası yarın itibarıyla Silivri’de başlıyor. Biz, CHP olarak yarın Silivri’de olacağız. Biz oraya kitlesel bir çağrı yapmadık. Daha çok yönetici düzeyindeki arkadaşlarla birlikte, parti içerisinde, ilçelerde yönetici pozisyonunda olan kimselerle birlikte orada olacağız. Bunun nedenlerinden biri şu; bize özel, CHP’lileri yargılamak amacıyla yapılan bir inşaat var. Çünkü böylesine bir dava Türk yargı tarihinde yoktur. 4 bine yakın sayfa iddianame, ek klasörlerle birlikte yüz binlerce evrak, 400’den fazla sanık, 100’den fazla tutuklu… Dolayısıyla bize özel bir mahkeme yapmak için bir yandaşa ihale falan yapmadan, pazarlık usulüyle yaklaşık 1 milyar liraya mahkeme salonu yapılmak üzere verilen ihale süresinde tamamlanmadı. Bu nedenle fiziki olarak pek de elverişli olmayan bir mahkeme salonunda yargılanma başlayacak.
BİZLERLE DAYANIŞMA GÖSTEREN BU ÜLKENİN GENCİNE, EMEKLİSİNE, HERKESE ŞÜKRANLARIMIZI İFADE EDİYORUZ
Burada şunu düşünün; sanık sayısı, sanıkların her birinin üç avukatla sınırlandırılması, ailelerden kimselerin gelmesi, basının takip etmesi, ki basına da orada mahkemenin belirleyeceği 25 basın mensubu ambargosu var, tüm bunlar itibarıyla böylesine zor bir durumda başlayacağız. Biz bu dosyaya baktığımız zaman, Türkiye’deki alenen seçme-seçilme iradesine, Türkiye’de yaşayan insanların kendi kaderini belirleme iradesine yönelik bir saldırı olduğunu, bu yönüyle de bir darbe girişimi olduğunu ifade etmiştik. Bu kapsamda, gerek 19 Mart 2025 ve sonrasında bizlerle dayanışma gösteren bu ülkenin gencine, emeklisine, İstanbul’da yaşayan her partiden dayanışma gösterip bizlerle buluşan herkese bir kez daha şükranlarımızı ifade ediyoruz.
İddianame itibarıyla baktığımız zaman da çok çarpıcı, hukuk dilinde olmayan, tamamen siyasi içerikli olan ‘ahtapotun dili’ gibi metaforların öncelikle Tayyip Erdoğan tarafından kullanıldığını ifade edelim. Bu yönüyle de ‘bu davalar siyasidir, talimatla yapılıyor’ sözümüzün de bir yönüyle ispatı oldu. Tabii böyle bir dava ve soruşturmaya başlamadan önce biz çeşitli kereler yalanlar, propagandalarla karşılaştık. Bunların dozu öyle arttı ki, hala o yalanlara inananlar var.
KUMPAS KURARKEN BUNLAR FETÖ’DEN ÖĞRENDİKLERİNİ UYGULUYOR AMA O KADAR BECERİKSİZLER Kİ
Soruşturma kapsamında 29 Ocak, 7 Şubat ve 20 Şubat 2025 tarihlerinde reklamcı Ahmet Taşçı’nın gizli tanık diye ifade verdiği ifade edildi. Ama bu kişi savcılığa sunduğu son dilekçesinde bu beyanlarının kaynağının somut bir bilgi olmadığını ifade etti. Meşe dilekçe verdi. ‘Ben tanıklıktan vazgeçiyorum’ dedi. Meşe gitti aynı söz, aynı ifadeler gizli tanık İlke diye geldi. Ancak kumpas kurarken bunlar FETÖ’den öğrendiklerini uyguluyor ama o kadar beceriksizler ki… Bu tanık da ‘20 Kasım 2024’ten iki gün önce tanık olarak ifade vermiştim. Ben gizli tanıklık yapmak istemiyorum. Hakkımdaki tedbirlerin kaldırılması istiyorum’ dedi. Sayın İmamoğlu sözüm ona PKK örgütüne 100 milyon dolar rüşvet vermiş. Peki iddianamede böylesine bir suçlamayla ilgili iddianamede yazılan tek satır var mı?
Bunlar gibi yüzlerce yalanı sıralayabiliriz. Şimdi bu gariplikler bitmiyor. Çünkü fiile göre değil, döneme göre değerlendirilen suçlamalar var. 2 aynı uygulamanın 2019 sonrasında suç, 2019 öncesinde serbest gösterildiği, savcılıkların ilgili birimlere yazarken Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yönettiği dönemi kapsamasın diye 2019 sonrasındaki ihale ve işlemleri ilişkin belge bilgi istendi. Bütün bunlar bitti. Tabii bunlar yeterli karşılık bulamayınca bu sefer dediler ki bunlar casus. Bir casusluk iddianamesi var. İddianamede suç örgütünün altı yöneticisinden biri olarak gösterilen Hüseyin Gün’le Sayın İmamoğlu altı yıl önce bir kez bir fotoğraf çektirmiş. Orada birlikte suçlanan Necati Özkan da altı yıldır görüşmediği kimse. Nasıl oluyorsa da bunlar hep birlikte casusluk yapmışlar? Ama bu casusluk kapsamında hangi gizli bilginin siyasi ve askeri casusluk maksadıyla nereye verildiği de belli değil. Çok organize bir kötülük ve saldırı var.
Sayın İmamoğlu’nun almış olduğu diplomayı hukuksuz bir şekilde iptal ettiler ve kendisiyle birlikte de o dönemde yatay geçiş yapan içlerinde profesörler de var 27 kişinin diplomasını iptal ettiler. Ve bu 27 kişiden sadece İmamoğlu’na aynı işlemden ötürü resmi belgede sahtecilikten dava açtılar. O kadar saçma sapan bir dava. Mahkemeye gittik. Mahkeme başkanı her türlü usule uyan, hukuk neyse, Ceza Muhakemesi Kanunu neyse onu yapan biriydi. Biz de dedik ki ‘Bu adam vallahi bayağı iyi davranıyor herkese. Kesin bunu da buradan gönderdiler’ dedik. Adamı sürdüler gitti. Adamı görevden aldılar. Onun yerine başka biri geldi.
Herhangi bir şekilde mahkemeden Sayın İmamoğlu lehine bir karar çıkarsa sürgün. Peki aleyhine bir şekilde ceza veriverenler ödüllendiriliyor. Bir başka dosya. Sayın İmamoğlu hakkında, İstanbul Başsavcısı Sayın Gürlek’e yönelik hedef gösterme, hakaret, tehditten dava açıldı. Üyenin teki dedi ki ‘Ben burada suç unsuru görmüyorum’. O üyeye ne oldu? Hemen ağır cezadan aldılar iş mahkemesine gönderdiler.
“HERKES BUNLARI GÖRSÜN” DEDİKÇE KISITLAMA KARARLARI ALINDI
Böyle bir ortamda CHP olarak biz dedik ki ‘yüzleşelim’. Gelin bu mahkemeleri tüm yurttaşlarımız görsün. İzlesin. Önce Milliyetçi Hareket Partisi, sonra Adalet ve Kalkınma Partisi ‘olabilir’ dediler. İlgili kanun değişikliğiyle ilgili teklif verdik. Reddettiler. Bakın bu iki yüzlülüğü bir kez daha ifade edelim. Kameralar önüne geçince ‘evet olabilir’ dediler. Ama kanun teklifi verdik ve reddettiler. Biz ‘TRT’den canlı yayınlansın. ‘Herkes bunları görsün’ dedikçe kısıtlama kararları alındı.
BİZE ATILAN KİR PAS TUTMAZ
Şimdi gerçekler er ya da geç ortaya çıkar. CHP olarak içinde bulunduğumuz bu kötü durumdan, dünyadaki bu karmaşa, bu kargaşa, dünyada yaşayan nüfusun yüzde 7’sinin demokrasiyle yönetildiği bir düzende halkımızla birlikte, yurttaşlarımızla birlikte Türkiye İttifakı’nı kurarak, örgütleyerek sandığa inancı güçlendirerek ülkeyi bu karanlık durumdan çıkartacağız. CHP savaş meydanlarında kurulan bir partidir. O yüzden bize atılan kir, pas tutmaz. Partimizin iktidar yürüyüşünü kesmek için siyasallaşmış yargı eliyle birçok dava açıldı. Biz diyoruz ki ‘siyasi rekabet sandıkta olur, mahkemelerde olmaz’. Türk milletinin en büyük özelliklerinden birisi kararlılığı, cesareti ve inancıdır, inatçılığıdır. Eğer siz milletle inatlaşırsanız millet size bunun cezasını keser. O nedenle de diyoruz ki; elbet sandık gelecek ve iktidar boyunun ölçüsünü alacak. Güneş balçıkla sıvanmaz. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı doğuyor.”
KAYNAK: ANKA

















