CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Program Çalıştayı’nın açılış konuşmasında “Karşımızdakilerin araç olarak gördükleri demokrasiyi artık bir kenara bırakıp hatta ve hatta buraya gelmelerini sağlayan sandığı ortadan kaldırmaya niyetlendikleri bir sürecin içindeyiz. O yüzden bize bu mücadelede de cesaret düşüyor, kararlılık düşüyor. Tarihte görülmemiş mitinglerle meydanların bize kattığı enerjiyle birlikte bir mücadeledeyiz. Ama işin bu büyük değişim ve dönüşümün bir de bu safhası var. Bu safhasını yapmak için de sizlerle birlikteyiz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, parti genel merkezinde CHP Program Çalıştayı’nın açılış konuşmasını yaptı. Özel şunları kaydetti:
“4-9 Eylül geçen sene aynı tarihlerde yaptığımız ve üzerinde bir yıla yakın çalışıp da daha sonra uzun uzun tartıştığımız parti tüzüğümüzde artık Kuruluş Haftası olarak tanımlandı. CHP, 9 Eylül 1923 tarihinde verdiği Osmanlıca dilekçeyle kurulan bir parti. Bunun orijinal nüshası ve daha sonra Latin alfabesiyle yazılmış hali hem arşivimizde hem Devlet Arşivi’nde hem benim odamda bulunuyor. Bir tartışmamız vardı geçen seneye kadar. Parti 9 Eylül 1923’te kuruldu resmen ve 102’nci yaşında. Ama çok sayıda CHP’de çalışan akademisyenin buna itirazı vardı. 1927 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyetin ilk kurultayında Nutuk’u okumaya başlamadan önce CHP’nin ikinci kongresine hoş geldiniz dedi, o zaman kongre deniyor. Ve öyle ikinci dediğinde salonun meraklı bakışları üzerinde birincisini Sivas’ta yapmıştık 4 Eylül 1919’da dedi. Tabii bu CHP’nin kökünü nereden aldığını ve bugünlere nerelerden geldiğini hatırlatması açısından çok önemli bir tarihe not düşüş.
4-9 EYLÜL TARİHLERİNİ KURULUŞ HAFTAMIZ OLARAK TARİF ETTİK
Biz de geçen sene yaptığımız yeni tüzüğümüzde 4-9 Eylül tarihlerini kuruluş haftamız olarak tarif ettik. Bu sene bu haftanın ana temasını program çalışmamız olarak belirledik. CHP yönetimine geldiğimiz süreçteki birinci vaadimiz, hep birlikte demokratik çağın gereklerini karşılayan parti içi demokrasiyi önceleyen kurulları ve kuralları önceleyen ve yenileyen bir tüzük yapacağız demiştik. Ardından parti programımızı içinde bulunduğumuz sürece ve hazırlandığımız iktidara uygun hale getireceğiz demiştik. Onun için attığımız adımlar maalesef 19 Mart sivil darbe süreciyle kesildi. İki, üç ay gibi ister istemez bir gerileme oldu. Bütün çalışmalar kesilmedi. Sizlerin katkıları devam etti. Görev paylaşımları ve bu binadaki ve CHP’nin yönetim kademelerindeki yüksek tansiyondan etkilenmeyen alanlarda çalışmalar devam etti. Ama ardından yaza girmemizle birlikte başta Genel Sekreterimiz Selin Sayek Böke arkadaşlarımız tatillerinden, gecelerinden fedakarlık ederek, o arada kaybedilen birkaç ay telafi edildi ve bu haftaya 81 ilimizde, il danışma kurullarıyla başlayan, 973 ilçemizde ilçe danışma kurullarında tartışılan, kendilerine yollanan yönergeyle partinin bugünkü yöneticileri, aktif üyelerinin yanında geçmişte partiye emek verenler, parti üyesi olsunlar, olmasınlar meslek örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının varsa kendi ilçelerinde, illerinde örgütlü sendikaların mutlaka görüşleri alınarak ve halkla temas edilerek, halkla konuşularak adeta nasıl bir CHP diye talep toplanarak ya da hangi sorununuza nasıl bir çözüm bekliyorsunuz oy vermeyi düşündüğünüz partiden diye sorduğumuz, sonra yeniden il danışma kurullarında bunların raporlaştırıldığı, genel merkeze iletildiği, bu sırada dünyaya bakan heyetlerin dünyadaki başarılı sosyal demokrat programlardan alıntıları ya da buraya taşınması gereken metinleri, örnek çözümleri taşıdıkları ve en önemlisi bu salonda bulunan sizlerle partimizdeki çok kıymetli gölge kabinedeki bakanlarımızı, genel başkan yardımcılarımızın kurduğu temaslar karşılıklı girilen etkileşim ve programa yapabileceğiniz katkılar noktasında üretimlerinizin dahil edildiği bir süreç yaşadık.
ÖNEMLİ BİR SÜRECİN İÇİNDEYİZ
Cumhuriyetin kurucu partisi kendi vizyonunu, en katılımcı anlayışla ve bilimin yol göstericiliğiyle şekillendiriyor ve hayata geçiriyor. Partimiz dünyanın önde gelen program partilerinden bir tanesidir. 106 yıllık partimizin tarihinde programlarımız da ortaya koyulan vizyon Türkiye’yi dönüştüren eylemlere taşınmıştır her zaman. Sizlerle birlikte yazmakta olduğumuz ve artık reaksiyon evresine devretmeyi umduğumuz bu haftanın sonunda programımızda Cumhuriyetin 2025 dünyasına uygun, 2025 Türkiye’sinin sorunlarına doğru çözümler üreten ve partimize ve ülkemize yeni bir soluk, yeni bir vizyon kazandırmasını arzuluyoruz. Bu vizyonu sizlerle hazırlıyoruz ve yine sizlerle uygulamayı ümit ediyoruz. CHP olarak siyaset kalesinin başarı kapısını 47 yıldır bir türlü aşamıyorduk. Elbette yerel seçimlerde zaman zaman elde ettiğimiz başarılar var. Ama kurulduğu gün Türkiye’nin birinci partisi olan ve ne zaman Türkiye’nin birinci partisi olduysa seçimleri kazandıysa iktidarda, yürütmede yer aldıysa Türkiye’nin çok önemli sorunlarına tarihsel çözümler üreten ve Türkiye Cumhuriyeti’ne tarihsel kazanımlar elde etmiş olan daha ilk başta Cumhuriyeti kuran, ardından yokluğu kıtlığı, hastalıkları aşan Atatürk’ün deyimiyle 10 yılda 15 milyon genç yaratan, sonra kaybettiği seçimde Türkiye’ye çok partili demokrasiyi ve iktidarın seçimle el değiştirebilmesini hediye eden, tekrar iktidar olduğunda sosyal devleti işçilerin örgütlenme hakkını işçilerin güvencelerini ve sendikal mücadeleyi Türkiye’ye kazandırmış, toprak reformunu tartıştıran, her türlü eşitsizliğin üzerine soldan, eşitlikçi ve kalkınmacı bir bakışla çözümler üreten bir partinin bir kez daha çok uzun süre iktidardan mahrum kaldığı bir süreçte bir kez daha demokrasiyi kurma, bir kez daha hep birlikte Türkiye’yi ayağa kaldırma, kalkındırma kötü bölüşüme net bir müdahalede bulunma, yoksulluğu bitirme, daha çok kazanma ama adil bölüşmeye yönelik olarak aynı zamanda demokrasiye yönelik olarak, aynı zamanda barışa yönelik olarak, Türkiye’nin başta Kürt sorunu olmak üzere toplumsal barışına olumsuz etki eden her meselenin çözümüne demokratik çözüm önererek ve cesaretle üstüne giderek özellikle son dönemde çok büyük sıkıntılar çekilen toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında etkili, net, tarihsel, kalıcı bir müdahalede bulunmak üzere bir kez daha CHP iktidara hazırlanıyor. Ve bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti CHP’nin bu tarihsel katkısını bekliyor ve o konuda aslında bir önemli sürecin içindeyiz.
BİZE BU MÜCADELEDE CESARET DÜŞÜYOR, KARARLILIK DÜŞÜYOR
Yaşadığımız bütün kötülükler, bütün antidemokratik müdahaleler tarihte eşine benzerine rastlanmayacak şekilde yargı eliyle bir sivil darbe girişimi, Türkiye’nin mevcut değil gelecekteki iktidarına gelecekteki cumhurbaşkanına darbe girişimi de hiçbirisi boşuna değil. Bu dönüşüme direnenlerin, cumaları hutbelerde kadınla erkek mirastan eş pay alırsa bu erkeğin iki kat mirastan pay alması gerektiren İslam hukukuna aykırıdır, bu yüzden kadın erkeğin hakkına girmiş olur diyecek hutbeleri okutmaya başlayanların okuttukları hutbelerde neredeyse kadınların bütün toplumsal kazanımlarına el uzatmaya niyetlenenlerin buna bir zemin yaratmaya çalışanların diğer yandan işimize geldi bindik, işimize gelmediği gün ineriz dedikleri demokrasi tramvayından 31 Mart seçimlerinde, kaybettikleri bir seçimden sonra inmeye karar verenlerin yaşattığı bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Yani içinde bulunduklarımız ana muhalefet partisinin iki yıl önce yapılmış seçiminde seçilmiş ve yenisi seçilmesine 15 gün kalmış İstanbul İl Başkanlığına kayyum atanacak kadar 2025 yılında ve CHP’nin genel merkezine kayyum atamayı ya da yapılmış seçimleri yok saymayı hedefleyecek kadar ki geri dönmüşlük, aslında vadettiğimiz değişimin ne kadar büyük, ne kadar yapısal ve ne kadar kalıcı olduğunu o yüzden de ne kadar birilerini korkuttuğunu gösteriyor. Karşımızdakilerin araç olarak gördükleri demokrasiyi artık bir kenara bırakıp buraya gelmelerini sağlayan sandığı ortadan kaldırmaya niyetlendikleri bir sürecin içindeyiz. O yüzden bize bu mücadelede cesaret düşüyor, kararlılık düşüyor. Ama her mücadelenin bir fiziki tarafı birilerimiz ne kadar daha süreceğini bilmeyen, haksız mahkumiyetle ve lüzumsuz uygulanan, kötü niyetle uygulanan bir tutuklama tedbiriyle zindanlarda bedel ödüyorlar. Kimilerimiz meydanlardayız otobüslerin üstündeyiz. Tarihte görülmemiş mitinglerle meydanların bize kattığı enerjiyle birlikte bir mücadeledeyiz. Ama işin bu büyük değişim ve dönüşümün bir de bu safhası var. Bu safhasını yapmak için de sizlerle birlikteyiz.
TÜRKİYE’NİN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKA BAKA BU BAŞARININ KADINLARLA GENÇLERLE VE BİLİMLE GELDİĞİNİ SÖYLEYEBİLMİŞTİK
47 yıldır siyaset kalesinin açamadığımız başarı kapısını 47 yıl sonra nasıl açacağız diye oturduğumuz MYK salonunda aslında nasıl açacağımız gözümüzün önündeydi. Hatta şakasını yaptım. Dedim ki bakın içeride üç tane anahtar olacak, Atatürk onları bir yere koymuştur, o anahtarlar bu koca kalenin başarı kapısını açacak muhakkak. Aslında salonda gözümüzün önündeydi anahtarlar. Ortalaması 42’ydi bunu söylediğim Merkez Yönetim Kurulu’nun. Ve gölge kabineden oluşuyordu. 17 bakan bir Cumhurbaşkanı yardımcısı 18 kişi, Tayyip Erdoğan’ın o 18 kişisinin gerçek bakanların 17’si erkekti. Sadece aile bakanı kadındı. Kadını çünkü kafasında aileden sorumlu, sadece aileyle var olan, çocuğu doğuran, çocuğunu büyüten, kocasını bekleyen, varsa hastasını engellisine bakan ve evde duran olarak kodladıkları için Dışişleri, İçişleri, kültür sanat herhangi bir bakanlık kadına göre değildi. O evde oturmalıydı. Ama benim karşımdaki MYK’da 18 gölge bakanın dokuzu kadındı, dokuzu erkekti. Yani kadınlarla birlikte yani gençlerle birlikte ve üçüncü anahtar bilimle birlikte bu sorunlar çözülecekti. Bütün analizlerimizi eğer kazanabilecek bir aday varsa ki onu en bilimsel yöntemlerle ölçme değerlendirmeyle 355 bin anket yaparak adayları belirleyip 250 bin anketle sahada takip ederek anbean bu raporların hepsini her toplantıda tartışarak devam ettik. Eğer kazanabilecek adaylar içinde genç varsa mutlaka genç aday olmalıydı. Kazanabilecek adaylardan bir tanesi kadınsa, kadın aday olmalıydı, birden çok kadın varsa kadınların arasında bir tercih olmalıydı. Böylelikle örneğin 6 bin 500 belediye meclis üyesini seçilecek yerlerden kadın aday gösterebildik. Örneğin tüm Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sadece altı tane kadın belediye başkanı varken İzmir’de tüm partilerden CHP gösterdiği dokuz kadın adaydan sekizini İzmir’de seçtirebildi. Türkiye’de 40 kadın belediye başkanına ulaşabildik. Gençlik Kollarından gelen yüzlerce arkadaşımız belediye başkan adayı oldu. Ve çok önemli belediyelerde Türkiye’nin en büyük metropollerini 30’lu yaşlarındaki gençlere ve kadınlara emanet etme imkanı bulduk. Ve sonra bu kürsüye çıkıp da seçim akşamı Türkiye’nin gözünün içine baka baka bu başarının kadınlarla gençlerle ve bilimle geldiğini söyleyebilmiştik.”
“Bir yıldır yoğun olarak sürdürdüğümüz program çalışmaları Türkiye’yi gelecek on yıllara hazırlayacak şüphesiz. Atatürk devrimleri ve altı okumuz üzerine inşa edilmiş kapsamlı bir vizyon metnimizi yine bilimin ışığında hep birlikte tamamlayıp uygulayacağız. 4-9 Eylül tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayımızdan bu yana katılımcı, kapsayıcı, dinamik bir süreçle parti programımızı güncelleme çalışmalarımızı yürüttük, yürüttünüz. Bir yıl boyunca bilim ve siyaseti örgütlerimiz ve uzmanları bir araya getiren, keyifli bir çalışma pratiğine sahip olduk. Bugünkü çalıştayımızda birçoğunuzun farklı vesilelerle kıymetli katkılar sunduğu bu çalışmayı son aşamasına getireceğiz. Akademisyenler, uzmanlar, bilim insanları, bürokratlar ve sivil toplum temsilcilerinden oluşan bu geniş kadro genel merkezimizin bir fikir fabrikasına dönüştürecek. Demokrasiden kalkınmaya, sosyal adaletten sanayi politikalarına, toplumsal cinsiyet eşitliğinden gençlik politikalarına, ekonomiden ticarete her başlıkta ülkemizin gelecek yıllarını şekillendirecek yaklaşımları ortaya çıkaracağız. En önemlisi de Türkiye’nin günümüzde çok ihtiyaç duyduğu; katılımcı, kapsayıcı, çoksesli, ortak akla dayalı yönetim ve siyaset anlayışımız, bugün çalıştayımızda çalışma yöntemimizi ortaya koyacak. Türkiye’yi nasıl yöneteceğimize karar verirken bu süreçte de Türkiye’yi vaad ettiğimiz şekilde yöneteceğiz. Yuvarlak masalarda birlikte üretecek, birlikte tartışacak, farklı alanlardaki deneyimlerden ve masaya gelmiş çalışmalardan son şekline giderken yine ortak akılla karar verme yöntemini tercih edeceğiz.
ÖNÜMÜZDE BİR HÜKÜMET PROGRAMI VAR
Bugün burada 600 kişi var, çok zengin geniş bir kadroyla buluştuk. Ancak imkanlar dahilinde katılımcı listemizi sınırlı tutmamız gerektiğini buradan ifade etmek isterim. Hem ben hem çok sayıda yöneticimiz bu süreçte görev almak isteyen, geçmişte alamamış ya da bugünden itibaren katkı sağlamak isteyen, belki bu salondan daha fazla katılımcının talebini almış durumdayız. Önümüzdeki süreçte Genel Sekreterliğimiz ve programın çalışmalarını yürüten ekibimiz, hiçbir katkıdan mahrum olmayacak şekilde o başvuruları da değerlendirecek. Çünkü daha önümüzde çok yol var. Bugün ve bu hafta parti programımız sizlerin emekleri, yarın gençlerin ortaya koyacakları katkılar ve sonraki iki günde de örgütümüzün yapacağı katkılarla son şeklini almaya başlayacak. Ama bu partimizin programı. Önümüzde bir hükümet programı ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizin ortaya koyacağı bir iktidar programı olacak. O programla ilgili Genel Sekreterimiz ki aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizin İcra Kurulu üyelerinden birisi olarak bu salona davet edemediğimiz, bu binada 10 büyük salondaki kurulacak çok sayıda yuvarlak masaya oturtamadığımız ama burada olma iradesini bize iletmiş herkesin emeğinden, enerjisinden yararlanmaya, yapmak istediği katkıları bundan sonraki süreçlere dahil etmeye gayret gösterecekler. Bu konuda kapıların ardına kadar açık olduğunu ifade etmek istiyorum.
EN AĞIR YARAYI BİLİMSEL ÖZGÜRLÜK, KURUMSAL ÖZELLİKLER VE ÜNİVERSİTELER ALDI
İktidarın 19 Mart darbesiyle başlattığı antidemokratik saldırılar sadece siyaset kurumunu ya da siyaset zeminini hedef almıyor şüphesiz. Bilimsel üretimin çok zorlu koşullarda yapıldığı bir dönemdeyiz. 19 Mart darbesiyle birlikte geleceğin iktidarına ve geleceğin cumhurbaşkanına yönelik bir sivil darbenin somutlandığını ifade ediyoruz. Ama bu anlayış ülkeyi yıllardır darbeci bir zihniyetle, daha doğrusu kendisinin imkan tanıdığı, devletin her yerine, en mahrem alanlarına yerleştirdiği, altına tank da uçak da ünvan da verdiği, YÖK’ü de teslim ettiği Emniyet Genel Müdürlüğü’nü de teslim ettiği ve daha sonra kendisine darbe girişiminde bulunan bir cemaatin hain bir darbe girişimini araçsallaştırarak ilan ettiği OHAL’den sonra; ülkeyi o günden bugüne, önce OHAL’de bir referandum yaparak, sonra bunu kalıcılaştıracak bir baskın seçim yaparak, hem de referandumdan sonraki hazırlık kanun maddelerini yapmayıp onları da aldığı yetki kanunuyla OHAL şartlarında, OHAL kararnameleriyle yaparak, daha sonra bu şartlarda seçim yaparak, sonra da bir buçuk aylığına ilan ettiği OHAL’i neredeyse üç yıl sonra kaldırırken OHAL’in yarattığı konforlu alanları kalıcılaştıran kanuni düzenlemeler yaparak bugünlere geldi. Tabii bu süreçte en ağır yarayı bilimsel özgürlük, kurumsal özellikler ve bu ikisinin de olmazsa olmaz buluştuğu yer üniversiteler aldı.
BARIŞ AKADEMİSYENLERİ’NİN YAŞADIKLARI SORUNLAR HALA DAHA ORTADA
Bilimsel üretim için ön koşul olan demokratik ortam ortadan kalktığı gibi, bugün yapılan araştırmalarda akademisyenlerin yüzde 45’i kendilerine otosansür uyguladıklarını ifade ediyorlar. Ve ayrıca bir bütün olarak ve büyük utanç olarak Barış Akademisyenleri’nin yaşadıkları sorunlar hâlâ ortada. Suçlamalardan beraat etmelerine rağmen akademisyenler mağdur edilmiş, görevlerine iade edilmemiş durumdalar. Bilim insanlarının özgürce araştırma yapamadığı, düşüncelerini ifade etmekten çekindiği bir ülkede, ne bilimsel ilerlemeden ne yenilikçilikten ne demokratik kültürün gelişmesinden söz etmek mümkün değil. Bilimin, yeniliklerin ve demokrasinin olmadığı yerden ne refahtan ne kalkınmadan ne zenginlikten söz etmek mümkün. Bizim kalkınma için yeniliklere, yenilikler için yeni teknolojilere ve süreçlere, yeni teknolojiler için araştırmayla geliştirilen bilime ihtiyacımız var. Bu da ancak akademisyenlerimizin özgür olduğu, liyakatin egemen olduğu, özerk üniversitelerin olduğu bir yükseköğretim sistemiyle mümkün olacak.
AKADEMİSYENLERİN KÖLELEŞTİRİLMİŞ OLDUĞUNUN ALTINI ÇİZMEK İSTERİM
Bugün çok sayıda bilim insanıyla birlikte olduğumuz bu noktada, akademinin sorunlarının yanında, akademisyenlerin ekonomik sorunlarının hem bilim yaparken ki ekonomik şartların kısıtlı olmasına hem kendilerinin yaşadığı ekonomik sorunlara değinmek gerekir. Burada sadece şunu söylemek gerekiyor: Pek çok karşılaştırma yapılıyor, ‘AK Parti geldiğinde’ diyerek yapıyoruz. Öğrenci bursu 1,5 çeyrek altın alıyordu, bugün yarım çeyrek altın bile alamıyor. Akademisyenlerin durumuna baktığımızda, profesörlere verilen maaş da AK Parti geldiği günkü kriterlerle maaş ödeniyor olsa bugün 490 bin lira maaş alması gereken akademisyene, 110 bin lira maaş ödüyorlar. Durum bu açıdan bu kadar vahim. Hem kendi kişisel hayatı açısından hem kendisini geliştirmesi, aldığı maaşla geçinmesi, geçim sıkıntısı çekmemesi, evladının durumunu düşünmemesi, istediği kitabı alabilmesi, istediği konsere gidebilmesi, yurt dışı seyahatler yapabilmesi açısından gerekli bu ekonomik özgürlüğü akademisyenlerin elinden alınmış, onların da köleleştirilmiş olduğunun altını çizmek isterim.
MÜCADELE AZMİMİZİN İLK GÜNKÜNDEN GERİDE OLMADIĞINI HEPİNİZİN BİLMESİNİ İSTERİM
Tabloya bakıldığında durum kötü, durum karanlık. Hatta şöyle bir durum var: Geçen gün İstanbul İl Başkanlığına girerken durum artık iyice karikatürize oldu. Girdiğim binanın binası mahkemelik, elimizden almaya çalışıyorlar. Girdiğimiz binayı kimin yöneteceğine karar verilen iki yıl önceki İstanbul il kongresi mahkemelik. İstanbul İl Başkanımız verdiği demokratik mücadeleden dolayı 22 yıl hapisle yargılanıyor, mahkemelik. Bizim burada olduğu gibi, orada da bir parti kedimiz vardı. Adı Şanslı. Binaya girerken ‘Şanslı nerede dedim’ o da olmuş veterinerlik. Bu şartlar altında halen daha umudumuzun şu kadar gerilemediğini, direncimizin şu kadar azalmadığını ve mücadele azmimizin ilk günkünden geride olmadığını hepinizin bilmesini isterim.
SUÇ ORTAKLIĞI BAĞIYLA BİRBİRİNE BAĞLI OLANLARIN, GÜLE OYNAYA BİR İKTİDAR DEVİR TESLİMİ YAPMAYACAKLARI BELLİYDİ
Ne bekliyorduk ki? Tayyip Erdoğan beyaz zambaklar yaptırıp devir teslim için bizi mi bekleyecekti? Elbette böyle olacak. Bu kadar suça bulaşmış, bu kadar kirlenmiş, geçmişte bugün bizlere yapıştırmaya çalıştıkları, haksız şekilde yüzyılın yolsuzluğunu kendi kendilerine ortaya çıkarmışlar, bütün kanıtlar ortaya dökülmüş. Kanıtlar toplanırken ‘deliller usulüne uygun toplanmadı’ diye kovuşturmaya geçirmemiş. Ayakkabı kutularından, kasalardan balya balya paralar çıkmış. ‘Önce onlar koydu yatak odama bunları’ demişler, sonra faiziyle geri istemişler. Öyle bir sürecin içinden geçenleri, ‘Aramızda kardeşlik hukuku var’ diyenlerin birbirinin boğazını sıktığı, birbirine darbe yaptığı, birlikte kurulan partideki 33 kurucudan 31’inin partide olmadığı ve sadece ve sadece artık biat edenlerin, övenlerin, ‘Yok bunu da iyi yaptınız’ diyenlerin parti yönetiminde ve ülke yönetiminde olduğu, liyakatsiz sadece sadakate dayanan, birbirlerine sadakate dayanan, güçlü bağlarla birbirine bağlı olduğu… Çünkü en güçlü bağ suç ortaklığı bağıdır. Suç ortaklığı bağıyla birbirine bağlı olanların, varıp da normal yollardan güle oynaya bir iktidar devir teslimi yapmayacakları belliydi.
YATANIMIZ YATACAK, BEDEL ÖDEYENİMİZ BEDEL ÖDEYECEK
O yüzden yatanımız yatacak, bedel ödeyenimiz bedel ödeyecek. Bu mücadele sırasında çok yorulacağız. Başımıza belki çok kötü şeyler gelecek. Ama hepimiz şunu biliyoruz ki şartlar 100 yıl öncesinden ağır değil. Yani Akın Gürlek’in iftiralarıyla, yalancı tanıklarıyla, işbirlikçileriyle saldırıyorlar da Birinci Cumhurbaşkanı’nın boynuna idam fermanını asarak Samsun’a geçtiğini, Havza’ya gittiğini, Amasya’da genelge yayınladığını, Erzurum’da kongre yaptığını, Sivas‘ta kongre yaptığını, daha sonra gelip Ankara’da Meclis açtığını unutmamak lazım. Boynunda idam fermanına rağmen kurtuluşu örgütlemiş, kuruluşu başarmış, bu ülkeye bu Cumhuriyeti kazandırmışların partisinde ne moral bozukluğu olur ne saldırılardan yılma olur ne bir adım geriye atma olur.
BİR SANTİM EĞİLİRSEK BİZ, ONLAR BU MİLLETE DİZ ÇÖKTÜRECEKLER
Ne bir adım geri atacağız ne bir kelime eksik söyleyeceğiz ne bir santim eğileceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki eğer biz bir kelime eksik söylersek bu milleti susturacaklar. Bu milleti konuşmaya, yüksek sesle tartışmaya biz alıştırdık, biz başardık bunu. Eğer bir adım geriye atarsak bizi 100 yıl geriye götürecekler. Ve bir santim eğilirsek biz, onlar bu millete diz çöktürecekler. Bu millete diz çökmeyen bir millet olduğu için Cumhuriyet’i kazandırmış olan ve asla diz çökmemiş Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin Genel Başkanı olarak hepinize emeğiniz, cesaretiniz, katkılarınız için ve geçmişte yazdığımız tarihi şimdi hep birlikte geleceğimizi yazmak üzere bize katıldığınız için şükranlarımı sunuyorum.”
KAYNAK: ANKA

















