Yön Haber
YÖN Radyo
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Ekonomi
  • Siyaset
  • Dünya
  • Emek Dünyası
  • Kültür-Sanat
  • Daha Fazla
    • Yaşam
    • Sağlık
    • Yerel Yönetimler
    • Medya
    • Avrupa
    • Sürdürülebilirlik
    • Teknoloji
    • Spor
    • Video
    • Podcast
    • Asya Gündemi
    • TBMM
Podcast
Video
Hiç Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yön Haber
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Ekonomi
  • Siyaset
  • Dünya
  • Emek Dünyası
  • Kültür-Sanat
  • Daha Fazla
    • Yaşam
    • Sağlık
    • Yerel Yönetimler
    • Medya
    • Avrupa
    • Sürdürülebilirlik
    • Teknoloji
    • Spor
    • Video
    • Podcast
    • Asya Gündemi
    • TBMM
Yön Haber
Hiç Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Görüntüle
Anasayfa Siyaset

Özgür Özel: “Erdoğan’ın ne arkasına, ne yanına diziliriz”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Mısır'da gerçekleşen Gazze zirvesine ilişkin olarak, "En büyük utancım şu; dün iki yerde sevinç vardı. Birisi İsrail Parlamentosunda, ikincisi AK Parti'nin yandaş basınında. Bizim yandaş basın utanmadan sıkılmadan, İsrail Parlamentosu'ndaki o havayı görmeden bunun Erdoğan'a acaba yurt içindeki siyasette bir faydası olur mu diye bir başarı gibi göstermeye çalışıyorlar. Buradan hepinizin gözünün içine baka baka söylüyorum; biz yas eviyiz, 67 bin tane cenaze var orada siz İsrail'in düğün evinin tefçisi gibi davranıyorsunuz. Yazıklar olsun hepinize. İsrail'in davuluyla zurnasıyla halaya duran yandaş basına diyorum ki; sizde ne yerlilik var ne millilik var şu kadar vicdan yok sadece yalakalık var" dedi.

Yayınlanma Tarihi: 14 Ekim 2025 - 13:55:12
Güncelleme Tarihi: 14 Ekim 2025 - 16:45:28
Özel: “Millet acı reçeteyi içerken, sen vücudu tuzlu suya bastıramazsın kardeşim”
PAYLAŞPAYLAŞPAYLAŞWechat

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Mısır’da gerçekleşen Gazze zirvesine ilişkin olarak, “En büyük utancım şu; dün iki yerde sevinç vardı. Birisi İsrail Parlamentosunda, ikincisi AK Parti’nin yandaş basınında. Bizim yandaş basın utanmadan sıkılmadan, İsrail Parlamentosu’ndaki o havayı görmeden bunun Erdoğan’a acaba yurt içindeki siyasette bir faydası olur mu diye bir başarı gibi göstermeye çalışıyorlar. Buradan hepinizin gözünün içine baka baka söylüyorum; biz yas eviyiz, 67 bin tane cenaze var orada siz İsrail’in düğün evinin tefçisi gibi davranıyorsunuz. Yazıklar olsun hepinize. İsrail’in davuluyla zurnasıyla halaya duran yandaş basına diyorum ki; sizde ne yerlilik var ne millilik var şu kadar vicdan yok sadece yalakalık var” dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’de düzenlediği grup toplantısında dün Mısır’da gerçekleşen Gazze zirvesine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak şunları söyledi:

“Mısır’da bir ateşkes mütabakatı imzalandı. Biz ilk baştan beri bu sürece şöyle yaklaşıyoruz; bu adil bir barış değil. Ama kötü bir barış, süren bir savaştan iyidir. 67 bin Filistinli ölmüş, yarısı kadın ve çocuk. Ölümler durdurulamıyordu ve Trump’ın hayalleri ortadaydı. Kan akmamasına, ekmek kuyruklarının taranmamasına bir umut varsa bütün dünya ‘peki’ dedi. Beklentimiz katliamların tamamen durması, insani yardım ve sağlık hizmetlerinin tam olarak sağlanması, bağımsız bir Filistin devletinin tanınması ve Gazze’nin Filistin toprağı olarak muhafaza edilmesi. Bunun dışında bir şey istemek Filistin davasını terk etmek, Filistin’i yalnızlaştırmak ve İsrail’in kayığına binmektir. İki yıldır kararlı bir şekilde savunduğumuz bu meselede AKP iktidarının ikircikli tutumunu her seferinde eleştirdik. Gazze’nin işgalden kurtarılıp Trump’ın ilhakına açma hevesini de uyanık ve temkinli bir şekilde yaklaşıyoruz.

HİÇ DÜNKÜ KADAR UTANMAMIŞTIM, MİDEM BULANMAMIŞTI

Dün Mısır’da Trump’ın şımarık ve alaycı şovunu bütün dünya ibretle izledi. Trump bu şovdan saatler önce İsrail Parlamentosunda bir konuşma yaptı. Netanyahu’ya ‘sen bir savaş kahramanısın’ dedi. ‘Ona kullanması için en iyi silahlarımızı verdik, o da iyi bir iş çıkardı’ dedi. Bütün salondan alkış aldılar. 67 bin katillerini alkışladılar. Trump da onları ayakta alkışladı. Sumud filosuna saldıranları ayakta alkışladılar ve Trump döndü dedi ki; ‘sevinebilirsin, savaşı sen kazandın’. Sonra oradan Mısır’a geçti. Doğru yaptığında AKP’ye söyledik, yanlışlarında eleştirdik. Ama hiç dünkü kadar utanmamıştım, midem bulanmamıştı. İsrail Parlamentosu’ndaki o şov yetmezmiş gibi bir de güya Netanyahu da gelecekmiş de Erdoğan karşı çıkmış. Ya Netanyahu nereye geliyor? Eli kanlı adam, katliamların failini Lahey’de yargılamamız gerekirken, 67 bin kişinin kanının hesabını sormamız gerekirken neredeyse bir araya geleceklermiş de karşı çıkılmış.

NE YERLİLİK VAR NE MİLLİLİK VAR SADECE YALAKALIK VAR

En büyük utancım şu; dün iki yerde sevinç vardı. Birisi İsrail Parlamentosunda, ikincisi AK Parti’nin yandaş basınında. Buradan dün yaşananları bir başarı, bir zafer anlatıyorlar. Ne Erdoğan kazandı? Erdoğan yıllarca Trump’a sustu, Trump Netanyahu’yu övdü, ekmek kuyruğunda kadınlar tarandı gık demediniz. Ne zaman ki oradaki bölüşüm meselesinde anlaştılar, 150 ülke Filistin’i tanımışken kendilerince manevra yaptılar. Bizim yandaş basın utanmadan sıkılmadan, İsrail Parlamentosu’ndaki o havayı görmeden bunun Erdoğan’a acaba yurt içindeki siyasette bir faydası olur mu diye bir başarı gibi göstermeye çalışıyorlar. Buradan hepinizin gözünün içine baka baka söylüyorum; biz yas eviyiz, 67 bin tane cenaze var orada siz İsrail’in düğün evinin tefçisi gibi davranıyorsunuz. Yazıklar olsun hepinize. İsrail’in davuluyla zurnasıyla halaya duran yandaş basına diyorum ki; sizde ne yerlilik var ne millilik var şu kadar vicdan yok sadece yalakalık var.

AMERİKA’NIN BAŞKANINDAN ÇEKİNSEYDİK KIBRIS BARIŞ HAREKATI YAPILAMAZDI

İmzalanan şey barış anlaşması değil ateşkes mutabakatı. Erdoğan’ın imzasıyla poz verdiği ise bir niyet beyanı. İçinde Filistin devleti yok, Gazze’nin Filistin toprağı olduğu yok. Filistin’in Filistinliler tarafından yönetilmesine ilişkin irade yok. Bu insanlık suçuna karşı bir uluslararası hatırlatma yok, İsrail’de düğün dernek var bizim utanmazlar da konvoy yapıyorlar. ‘Bizim çizdiğimiz alanda siyaset yapacaksınız, muhalefet arkama dizileceksiniz’. Geç onları Erdoğan çok geride kaldı onlar! Erdoğan’ın ne arkasına diziliriz ne yanına ne zaman ki bu zulüm biter onun için mücadele ederiz. Trump’tan medet umanlara söylüyoruz; onun da karşısındayız sizin de karşınızdayız. Amerika’nın başkanından çekinseydik Kıbrıs Barış Harekatı yapılamazdı. Türkiye’nin çıkarları CHP’ye emanettir. CHP geliyor, tam bağımsız Türkiye geliyor.”

Salona girdiğinde ayakta alkışlanan Özel, konuşmasında, 9-12 Ekim arasında gerçekleştirdiği İspanya ve Belçika programlarını hatırlattı. Özel, geniş bir heyetle yurt dışında bulunduklarını, ilk olarak İspanya’nın başkenti Madrid’de Sosyalist Enternasyonal’in Prezidyum Toplantısı’na katıldıklarını, aynı gün Sosyalist Enternasyonal Başkanı Pedro Sanchez’le bir ikili görüşme yaptıklarını aktardı.

Sanchez ile dünyada solun, sosyal demokratların içinde bulunduğu süreci, dünya siyasetini, Gazze’de yaşananları ve emekçilerin, sömürüye, adaletsizliğe karşı duran sosyal demokratların, sosyalistlerin mücadelesini nasıl daha yukarıya taşıyacaklarını ele aldıklarını söyleyen Özel, ardından Brüksel’e geçtiğini ve partisinin 61’inci mitingini yaptıklarını anlattı, Avrupa’da gösterilen ilgiye teşekkür etti.

GEÇMİŞTE KENDİNE HELAL OLAN, ŞİMDİ ONUN YÖNETTİĞİ ÜLKEDE MUHALEFETE HARAMDIR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 19 Mart operasyonlarının ardından CHP’ye yönelttiği, “Türkiye’yi yurt dışına şikayet ediyorsunuz” sözlerini eleştiren Özel, şunları söyledi:

“Madrid ve Brüksel programlarımız, yurt içinden ve yurt dışından büyük ilgi gördü. İlgi gösterenlerin başında da Sayın Erdoğan var çünkü Sayın Erdoğan, öyle bir anlayışa sahip ki geçmişte kendine helal olan, şimdi onun yönettiği ülkede muhalefete haramdır. Onun sevabı bizim günahımız olacak. O ne yapmışsa geçmişte yapmış olacak ama bugüne gelince o her şeyi yapacak, muhalefet susacak. O bir çerçeve çizecek, muhalefet onun içinde yapılacak. Çizdiği sınırların dışına çıkılmayacak. Her türlü kötülük, her türlü hak ihlali, her türlü zulüm sessizlikle karşılanacak. O iktidarını sürdürecek, bir taraf acı çekmeye, sömürülmeye devam edecek. O devir kapandı. Ayrıca, Türkiye’de üniversitelerde başörtüsü sorunu varken AİHM’e gideceksin, dava açacaksın, dava kazanacaksın, devletten tazminat alacaksın, bu Avrupa’ya şikayet etmek olmayacak. O gün de yapılanın yanlış olduğunu, hak aramanın meşru olduğunu söylüyordum. AK Parti’ye kapatma davası açılacak, 3-4’erli heyetler yapacaksın, dünya başkentlerine gideceksin, kendi ülkendeki bir yargı sürecini dünya başkentlerine anlatacaksın, meşru olacak. 15 Temmuz akşamı ne istediyse verdiklerin, etle tırnak oldukların, altına F-16 çektiğin, tank verdiklerin demokrasiye karşı darbe girişimine girişecek; biz, senin bize yaptığın haksızlıkları, her şeyi bir kenara bırakıp demokrasinin yanında, darbenin karşısında bulunacağız, sabah ilk teşekkür telefonunu bize açacaksın, sonra diyeceksin ki, ‘CHP’nin uluslararası bağlantıları çok güçlü. Yardım edin bu darbeyi dünyaya birlikte anlatalım.’ O zaman bunların hepsi olacak, yani darbenin mağduru iken yurt dışına gidip anlatacaksın, sonra yıllar önce, ‘Bu demokrasi bizim anlayışımıza ne kadar uygun’ diyene, ‘Bir trendir, işimize geldi bindik, işimize gelmediğinde ineriz’ dediğin yaklaşımla uyumlu olarak yıllarca seçim kazanınca ‘milli irade’ bir kere kaybedince ‘kirli irade.’ Yıllarca mazbatayla fotoğraf verirken milletin mazbatasını iptal ettirmeler… Yıllarca seçim kazanınca yere göğe koyamadıklarını seçim kaybettiğinde bir anda başka bir tarafa koymak ve bir darbeye girişmek… Darbenin mağduru iken gidip dünyaya anlatanlar, darbenin faili olunca susulsun istiyorlar. CHP olarak iki yıldır dünyanın neresine gidersek gidelim -ki gitmeden önce Türkiye’de de bunu konuştuk- Türkiye’nin tezleri neyse; Kıbrıs, Azerbaycan, Filistin konusundaki Türkiye’nin tutumunu ve fazlasını, Türkiye’nin Eurofighter’daki haklı talebini, Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasında uğradığı haksızlığı ve kendi egemenlik haklarıyla ilgili, Kıbrıs’la, Ege’yle ilgili her şeyi en net şekilde konuşurken bir problem yok ama sen Türkiye’de darbeye kalkışacaksın, sandığa saldıracaksın, ondan sonra da ‘Susun, buna hiç sesinizi çıkarmayın’ diyeceksin.

İÇERİDE DE DIŞARIDA DA TÜRKİYE’NİN MENFAATLERİNİ SAVUNMAYA DEVAM EDERİZ BÜYÜK BİR ÖZGÜVENLE

CHP Genel Başkanı Özel, iktidarın ve ittifaklarının bu konudaki yaklaşımını, bugün grup toplantısında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Kol kırılsın yen içinde kalsın istiyoruz” diyerek açık açık dile getirdiğini belirterek, şöyle devam etti:

“İnsan gerçekten duyduğuna, gördüğüne inanamıyor. Sayın Bahçeli, Sayın Erdoğan; kırılan kol bizim, kırılan kalp bizim, saldırılan haysiyet bizim, aşağılananlar bizim arkadaşlarımız, aileleriyle tehdit edilenler bizim arkadaşlarımız ama diyorsunuz ki ‘Sizin kol kırılsın, bizim yenin içinde kalsın.’ Bu memlekette kol kırık, cep delik, cepken delik, insanlar yoksul, adalet sakat ama kendi düzeniniz sürsün istiyorsunuz. Sayın Bahçeli, ‘Kızılcık şerbetini Tayyip Erdoğan’ın etrafı içsin, biz kan kusalım ama kızılcık şerbeti içelim’ diyorsunuz. Kusura bakmayın, hiçbir yerde o yoğurdun bolluğu kalmamıştır. CHP milletiyle birlikte ayaktadır, hakkını aramaktadır, sonuna kadar da arayacaktır.

Türkiye’nin 6,5 milyon oy almış bir siyasi partisiyle Meclis’te merhabalaşıyoruz diye bizi terörist ilan ediyordunuz. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’de nasıl bir sürecin içindesiniz? Yıllarca ‘bebek katili’ dediğiniz kişiye ‘kurucu önder’ diyorsunuz. Bunların hepsi milletin gözünün önünde oluyor. CHP, tarihsel bir tutarlılık içinde, geçmişte ne dediyse bugün aynı şeyi söyleyen, demokrasi, barış, kardeşlik isteyen, herkes eşit olsun isteyen, kimsenin hakkını yemeyen ama kimseye de hakkını yedirmeyen bir siyaseti takip ederken şimdi ‘Ben zulmedeyim, siz susun, pısın, sessiz olun’ istiyorsunuz. Bu kişisel bir şey olsa neyse de şunu biliyor musunuz: Biz, bir kelime eksik söylersek siz bu milleti susturacaksınız. Biz, bir adım geri adım atarsak siz bu ülkeyi 50 yıl geri götüreceksiniz. Biz 1 santim eğilirsek siz bu millete diz çöktüreceksiniz. O yüzden ne bir kelime eksik konuşacağız ne bir adım geri atacağız ne bir santim eğileceğiz. Biz içeride de dışarıda da Türkiye’nin menfaatlerini savunmaya devam ederiz büyük bir özgüvenle.

ERDOĞAN, BATILILAR KARŞISINDA OMURGALI DURDUM DİYOR, HAFIZA-İ BEŞER NİSYAN İLE MALULDÜR DERLER

Türkiye’de ana muhalefet partisiyiz şimdilik, ilk sandığa kadar. Yurt dışına çıktığımızda Türkiye’nin partisiyiz. Karşımızda iktidarın şahsileştirdiği dış politika ilişkilerini sadece kendi çıkarları için kullanan ve iktidarda kalabilmek için her tavizi veren, Türkiye’yi değil, kendisini düşünen bir iktidar anlayışı var. Erdoğan çok rahatsız olmuş, yaratılan, ortaya çıkan görüntüden çok rahatsız olmuş, diyor ki, ‘Siyasi hayatımın hiçbir döneminde eğilmedim, bükülmedim. Batılılar karşısında omurgalı durdum.’ Duy da inanma. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür derler ya. Şimdi Sayın Erdoğan’ın omurgalı duruşundan birkaç tanesini hatırlayalım. Rus uçağı düşürüldüğünde Cumhurbaşkanı, Başbakan yarışa girdiler. ‘Benim talimatımla düştü’ diye. Erdoğan çok kızdı, tarafsız Cumhurbaşkanı ama ‘Rus uçağını Başbakan değil, benim talimatımla düşürdük’ dedi. Ardından, ‘Bugün olsa yine düşürürüm’ dedi. Sonra Putin, ‘Senin ailenin taşıdığı petrolleri ve zenginleşmesini BM’de sunum yapacağım’ deyince hızla bir özür mektubu yazdı, Putin’e yolladı, kapısına gitti, Rus Devlet Televizyonu’nda canlı yayında geri sayımla bekletildi. Omurgalı bir duruş gösterdi Sayın Erdoğan.

ÖZEL UÇAK VERDİLER ALTINA, TRUMP’A YETİŞTİRDİLER

Rahip Brunson, ‘Bu can bu bedende durdukça o papazı sana vermem, çok istiyorsan papazı, ver papazımı, al papazını’ dedi. ‘Ver papazını’ dediği Fetullah Gülen’di, ‘Al papazını’ dediği Rahip Brunson. Trump’tan bir telefon geldi, rahip Brunson akşamüstü kendini Beyaz Saray’da Trump’ın yanında buluverdi. Özel uçak verdiler altına, Trump’a yetiştirdiler. O can, o bedende duruyor. Brunson Amerika’da keyfini sürüyor ve Trump her aklına geldiğinde ‘Nasıl verdi ama papazımı, bir istedim hemen verdi papazı’ diye makara yapmaya devam ediyor. Son derece onurlu, omurgalı bir duruşu var Erdoğan’ın.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği söz konusu oldu. Biz dedik ki, ‘NATO’da açık kapı politikası var. NATO’nun o kanadının da güçlenmesi lazım.’ Vay Finlandiya, İsveç’te vaktiyle PKK’lılar iki tur döndüler, orada eylem yaptılar. ‘Siz nasıl PKK’nın hamisi ülkeyi NATO’ya sokarsınız’ dedi, 4 ay sonra ilk imzayı kendi attı. Ama omurgalı bir duruş sergiledi Erdoğan Batı’ya karşı.

OMURGA DEDİĞİN 33 OMURDAN OLUŞUR, 6 TANESİNİ BİR NEFESTE SAYDIM, 33 TANESİNİ İKİ NEFESTE SAYMAZSAM NAMERDİM

Birleşik Arap Emirlikleri’ne 15 Temmuz’dan sonra ‘Darbenin finansörü’ dediler. Daha sonra gidip Birleşik Arap Emirlikleri’nde -kardeşine sarılmaz insan o kadar- emire öyle sarıldı, para istedi. Cemal Kaşıkçı cinayeti, bu ülkenin topraklarında işlenen bir cinayetten Suudi Arabistan’ı doğrudan sorumlu tutup, katil ilan edip, daha sonra doların yeşilinin ucunu gösterdiklerinde dosyayı iadeli taahhütlü bile değil, tek taraflı karşı tarafa ön ödemeli olarak Erdoğan aldı yetiştirdi.

Trump, Erdoğan’a ‘Aptal olma’ diye mektup yazdı. ‘O mektubu katlarım, cebime koyarım’ dedi, hala orada duruyor. Dışişleri Bakanı, ‘Bizden randevu dileniyorlar’ dedi, bunu dedikten iki gün sonra randevuya gitti. ABD Elçisi, ‘Trump akıllı adam, Erdoğan’da olmayanı verecek. Kendisine meşruiyet verecek, her şeyi alacak. Çok da güzel olacak sonu’ dedi. Tam da dediği gibi Boeing’leri satın aldı, pahalı gazı satın aldı, nadir toprak elementlerini peşkeş çekti, ne varsa verdi, karşılığında ‘Hileli seçimleri en iyi bu bilir ama seçim yapılırsa bu kazanır’ diye Türkiye’de olmayan meşruiyeti güya Trump’tan aldı. Omurga dediğin 33 omurdan oluşur, 6 tanesini bir nefeste saydım, 33 tanesini iki nefeste saymazsam namerdim.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’de partisinin grup toplantısında, Amasra’daki Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) ait maden ocağında, 14 Ekim 2022’de 43 madencinin hayatını kaybettiğini anımsatarak, “Soma’da 301 evladımızın kaybından ders çıkarmayanlar, o madene dünyanın en güvenli madeni demişlerdi. Oysa o faciadan önce Soma’dan bugüne ölenlerin ailelerine verilen sözler tutulmadı. Kalan madencilere verilen sözler kısmen tutuldu. İş güvenliği ile ilgili taahhütlerde arpa boyu yol alınmadı” dedi. Özel, şunları kaydetti:

“Katliamdan sonra sanıklara verilen cezalar yürekleri soğutmadı. Dört kişi hakkında olası kast suçu, bilinçli taksire çevrildi. İki buçuk, üç yıla kalmaz salıverilecekler. Madenci ailelerinin itirazıyla eski TTK Genel Müdürü ve Enerji Bakanlığı müfettişlerine soruşturma izni verildi. Görevi ihmalden dava açıldı. Cezanın üst sınırı 2 yıl yani yatarı yok. En üst sınırdan ceza alsalar bir gün yatmayacaklar.

CHP bir facia, bir kaza olduğunda o gün ona ağlayan, manşetlerle yas tutan, manşetler susunca, kameralar gidince, köşelerde yer bulmayınca unutan bir parti değil. Soma davasının her bir duruşmasını ilk günden son ana kadar nasıl takip ettiysek, Amasra’yı nasıl takip ettiysek, toplum vicdanında yara açan ve adaletin tecelli ettiğine toplumun vicdanının ikna olmadığı tüm davaları, tüm süreçlerini takip etmeye devam ediyoruz. Gün gelecek, – o gün bu grup burada olmayacak daha büyük olan bir salon var, orada olacağız – ama o gün çıkacağım. O günkü grup toplantımızda Soma aileleri, Amasra aileleri, Ermenek aileleri, Çorlu aileleri, Lokumcu’nun ailesi, Gezi’de katledilen kardeşlerimizin aileleri, Berkin Elvan’ın annesi varken diyeceğiz ki, ‘Bu davaların hepsini tekrar açıyoruz’. Bir daha yargılanacaklar.

ELİNDE BERKİN ELVAN’IN KANI OLAN, SOMA’NIN KANI OLAN, AMASRA’NIN KANI OLANLAR YARGILANACAKSINIZ KARDEŞİM

AK Parti ve MHP’li seçmene söylüyorum. AK Parti’ye üye olmuş olmak, oy vermiş olmak, bir dönem AK Parti’de siyaset yapmış olmak, bunların hiçbir tanesi bizim için husumet meselesi değil. Her yeni kaydettiğimiz beş üyenin bir ya da iki tanesi daha önceden AK Parti’ye üye çıkıyor. Çoğunun haberi yok. O yüzden kimse şu endişeye kapılmasın. ‘Yarın CHP gelince acaba bize bir şey olur mu?’. Oy verene, üye olana, siyaset yapana bir şey olmaz. Ama elinde Berkin Elvan’ın kanı olan, Soma’nın kanı olan, Amasra’nın kanı olanlar yargılanacaksınız kardeşim. Bu ülkenin menfaatlerini korumak için taviz verenlerden değiliz. Milletin huzurunu ve refahını savunmak da böyle olmaz zaten.”

BİR EMEKLİ AYLIĞIYLA GİTTİĞİNDE TÜRKİYE’DE 19 KİLO DANA KIYMA, BELÇİKA’DAKİ EMEKLİ 108 KİLO DANA KIYMA ALABİLİYOR

Özel, şunları kaydetti:

“Belçika’da emekli aylığı bin 619 euro, Avrupa’da 3 bin, 3 bin 500 euro olan ülkeler var. Türkiye’de emekli aylığı 348 euro. Satın alma gücüne bakalım. Bir emekli aylığıyla gittiğinde Türkiye’de 19 kilo dana kıyma alabiliyorsun. Belçika’daki emekli, 108 kilo dana kıyma alabiliyor. Kıyma üzerinden satın alma gücü 6 kat fazla. Türkiye’de 218 litre süt alabiliyor bir emekli maaşı, Belçika’da 1 bin 819 litre alabiliyor. Hem maaştan fark ediyor hem satın alma gücünden misliyle fark ediyor.

TÜRKİYE’DE ALIN TERİNİN KARŞILIĞI BELÇİKA’DAKİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞININ 7’DE 1’İ KADAR DEĞİL

Asgari ücret Belçika’da bin 919 euro, Türk parasıyla 93 bin lira. Daha işe girmiş bir yıllık asgari ücretli o yoksulluk sınırının üstünde, yani asgari ücretli zengin kabul ediliyor. Belçikalı asgari ücretli 128 kilo dana kıyma alırken Türkiye’deki asgari ücretli sadece 30 kilo alabiliyor.

Araba aynı araba ama Avrupa’da 18 bin 300 euroya, Türkiye’de 31 bin euroya satılıyor. Aradaki fark, bizimkilerin fazladan aldığı vergi. Araba Türkiye’de üretilmiyor. Belçika’da asgari ücretli bu arabayı almak için 10 ay çalışıyor. 10 aylık asgari ücretini koyduğunda bu arabayı alıyor. Türkiye’de 6 yıl hatta 70 ay çalışarak, 10 ay bir yerde, 72 ay bir yerde, 7 kat var.

Türkiye’de alın terinin karşılığı Belçika’dakinin alın terinin karşılığının 7’de 1’i kadar değil. Şimdi bana diyorlar, ‘Ya Avrupa eski gücünde değil’. Doğu ile batı iki farklı yön değil. Zaten doğuda demokrasi varsa doğuya gidelim, kuzeyde varsa kuzeye gidelim. Ama demokrasi neredeyse o yöne gidelim. Onlar gibi yönetelim diyoruz.

DÜNYANIN EN PAHALI 10 LİMUZİN MERCEDES’İNİN İKİSİ BİZDE

Batı’ya gittikçe liderlerin arabaları mütevazılaşır. Merkel kendisi Volkswagen Transporter minibüse biniyordu. Dünyanın en pahalı Mercedes’ini o dönemde ürettiler, limuzin Mercedes. İki tanesi yarın grup yaparsa Meclis’e gelecek Sayın Erdoğan’da. Dünyanın en pahalı 10 limuzin Mercedes’inin ikisi bizde. İkisi Katar’da, birisi Birleşik Arap Emirlikleri’nde, öbürü Suudi Arabistan’da. Merkel bu arabayı, bu taraftaki otoriter liderlere satıp, kendisi mütevazi bir minibüse biniyor. Merkel, Türkiye’de uçan saraylar varken tarifeli uçakla uçuyordu. Ama Almanya’daki asgari ücretin Türkiye’dekine göre satın alma gücü 8 kattı. Şimdi daha da fazla olmuş olabilir.

ERDOĞAN İKTİDARDA KALMAYA DEVAM EDERSE 18 KİLO KIYMA ALABİLİYORSAK 9 KİLOYA DÜŞER

Demokratik ülkelere gittikçe evler küçülüyor, mütevazılaşıyor, konvoylar kısalıyor, arabalar basitleşiyor ama halk zengin. Doğuya doğru gittikçe bin odalı saraylar -elhamdülillah bizimkisinde bin 500 oda var- uzun uzun konvoylar, uçan saraylar, yüzen saraylar, hepsi var. Ahlat’ta kışlık sarayımız, Okluk’ta yüzen yazlık sarayımız var. Bin 500 odalı saray burada var ama millet sürünüyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bundan sonra Türkiye’nin önüne koyduğu en büyük hedef şudur: Biz Erdoğan’ın konvoyuna, limuzin Mercedes’ine, uçan, yüzen, kaçan, yazlık, kışlık saraylarına değil; Türkiye’dekilerin geleceğine, karnının doymasına, Avrupa’daki gibi satın alma gücü olmasına talibiz. Eğer önümüzdeki seçimden sonra Erdoğan iktidarda kalmaya devam ederse 18 kilo kıyma alıyorsak 9 kiloya düşer. Kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü bu düzen bir asgari ücretin 8 çeyrek altın aldığı 2002 yılından, 3 çeyrek altın alabildiği bugüne geldi. 8,5 çeyrek altın alınan emekli maaşından 2 çeyrek altın alınan bugüne geldi ve bu düzen bu şekilde devam ediyor.

ASGARİ ÜCRETLİYE VERİLMEYEN ZAMMI, O YOK DEDİKLERİ OARANIN 120 KATINI HARCADILAR

Bir gün meydanın birinde sordum. ‘Erdoğan sizi seviyor mu?’ Dediler ‘Hayır’. Niye dedim? Birisi bağırdı oradan ‘Fakiriz’ diye. O gün bugün kaldı. ‘Biz niye fakiriz?’ diye soruyor. 19 Mart darbesinin maliyeti 160 milyar dolar. Bunu ben söylemiyorum. Bunu devletin kayıtları söylüyor. Sattıkları rezerv, faize binen yük, faiz artışının getirdiği dış borç yükü. 19 Mart darbesinde harcanan bu para, emekliye yapılan zammın 150 katını 19 Mart darbesi için harcadılar. Asgari ücretliye verilmeyen zammı, yani 22 bin liraya, o yok dedikleri paranın 120 katını harcadılar. Çiftçiye destek veriyorlar. Biz diyoruz ki, kanuna göre alınması gereken gayri safi milli hasılanın yüzde 1’i, sizin verdiğiniz yüzde 0,2. 5 katını vermelisiniz, vermeyiz diyorlar. 100 katını bu darbeye harcadılar. Bakın, Türkiye’deki bütün çiftçilerin aldığının 5 katını verseler kanuna uygun şekilde nefes alacak. Oraya vermeyen buraya veriyor.

FAKİR BIRAKTIKLARI ARAMIZDA TOPLAYIP 2,5 TRİLYON LİRA KUR KORUMALI MEVDUATA PARA HARCADIK

Plan Bütçe Komisyonu’nda şimdi başlıyor. Geçen sene vazgeçilen gelir vergileri için ayrılan kalem; firma çalışmış, üretmiş, satmış, ihraç etmiş, kar etmiş, vergisi çıkmış. 700 milyar liralık vergiyi silmek için bütçeye kalem koyuyorlar. Kur korumalı mevduata 2,5 trilyon lira veriyorlar. ‘Param var ama dolara mı koysam? Koyma, dolar yükselir. Faize mi koysam? Sen gel bunu kur korumalı mevduata koy. Faiz neyse veririz. Dolar ondan çok yükselirse aradaki farkı aramızda toplar, onu da sana biz öderiz’. Kim topladı biliyor musunuz? Asgari ücretliler, işçiler, memurlar, çiftçiler, esnaflar, yani fakirler. Fakir bıraktıkları aramızda toplayıp 2,5 trilyon lira kur korumalı mevduata para harcadık. Daha bu yıl 8 ayda faize 1,5 trilyon lira vergi harcadık. Türkiye’de verginin yüzde 89’unu siz ödüyorsunuz, yüzde 11’ini zenginler ödüyor.

YÜZDE 89 BU SALONDA OTURANLARDANÜ YÜZDE 11 BAŞIMIZDA PARAYI KAZANIP GÖBEĞİNİ KAŞIYANLARDAN ALINAN VERGİ VAR

Bir ülkede dolaylı vergi alınır mı? Alınır. OECD ülkelerinde de yüzde 20’lerde dolaylı vergi var. Dolaylı vergi dünyanın en alçak vergisidir, en haksız vergisidir. Niye? Bir fabrikatörle çok para kazanan, fabrikanın kapısındaki bekçi aynı vergiyi veriyor. Elektriğe, suya, cep telefonu görüşmesine, süte, zeytinyağına, yumurtaya, çocuğunun okul servisine… Aynı parayı, aynı vergiyi verir dolaylı vergi. Bu dolaylı verginin oranı Türkiye’de yüzde 66 yani fakir zengin ayırmadan herkesten alınan vergiler.

Sonra bir de yüzde 23’lük bir vergi var. Maaşlardan kesilen vergi. Bütün çalışanların aldıkları maaştan ve emeklilerin aldıkları maaştan sadece asgari ücret kadarki muaf. Türkiye’de ödenen bütün maaşlardan, eline değmeden, cebe çantaya girmeden bordroda kesilen vergi yüzde 23. Etti mi yüzde 89? Geriye ne kalıyor yüzde 11. Bu ne? Kurumlar vergisi. Türkiye’nin dört bir yanında çalışılan, üretilen, ticaret yapılan, hizmet sektörünün bütün alanlarında şirketlerin kazandıklarından ödediği vergi toplam verginin yüzde 11’idir. Yüzde 89 bu salonda oturanlardan; yüzde 11 başımızda parayı kazanıp göbeğini kaşıyanlardan alınan vergi var.

Eğer bu ülkede iktidar değişip de Tayyip Erdoğan’ın yerine emeklinin, çalışanın, işçinin, memurun, çiftçinin ve esnafın dostu bir iktidar gelmezse, bu vergi düzenini alaşağı edip tepetaklak değiştirmezse bu ülkede kimsenin sorunu çözülmez. Biz bu haksız ve namussuz düzeni değiştirmeye talibiz. Başka bir şeye değil.”

AK Parti iktidarını ekonomi politikaları üzerinden eleştiren Özel, geçen günlerde açıklanan vergi rekortmenleri listesine değinerek, açıklanan vergi listelerinde ilk sıralarda, teknik direktör ve futbolcuların yer aldığını hatırlattı.

Adana’da vergi rekortmeninin Milli Takım Teknik Direktörü Vincenzo Montella, Konya ve Sivas’ta ise yabancı futbolcuların rekortmen olduğuna işaret eden Özel, “Konya’da o kadar firma var. Çalışıyorlar, üretiyorlar, anonim şirketler, limited şirketler, holdingler; ama futbolcular vergi rekortmeni oluyor. Neredeyse Türkiye’nin dört bir yanında gerçek anlamda vergi vermesi gerekenlerin bir şekilde yolunu buldu; hiç elini cebine atmadı. Ama bu salonlarda ya da çağırdığımızda karda kışta meydanlara koşanların cebinden devletin elini çekmediği bir düzendeyiz. Yoksulun cebine atılan o eli oradan çekeceğiz, kırıp atacağız; o şefkatli eli milletin sırtına, sırtına dayayacağız” diye konuştu.

BİREYSEL KREDİ BORCU 5,3 TRİLYON LİRA İLE KENDİ REKORUNU KIRDI GEÇEN AY

Türkiye’nin gerçek gündeminin geçim olduğunu, vatandaşların tarihin en büyük borç batağında bulunduğunu söyleyen Özgür Özel, “Batık kredi 500 milyar lirayı geçmiş, ama esas mevzu ne biliyor musunuz, bireysel kredi borcu 5,3 trilyon lira ile kendi rekorunu kırdı geçen ay. Ve bu yılın ilk 8 ayında, ocak ayından ağustos ayına kadar 2 milyon yeni kişi icra takibine alındı; icradaki dosya sayısı 24 milyon 645 bine çıktı. Yani 22 milyonmuş, 24 milyona çıkmış; 2 milyon yeni hacze uğramak üzere olan, icra dairelerine dosyası düşmüş olan vatandaş var sadece 8 ayda. Nüfusa oranlandığında 10 kişiden üçünün icrası var memlekette. Her 10 kişiden üçünün icraya düştüğü bir noktadayız” ifadelerini kullandı.

VATANDAŞ ‘GARİBAN OLMA BEDELİ’ ÖDÜYOR

Kürsüden elinde “En yoksula en yüksek faiz” yazılı dövizle salondakilere ve televizyondan kendisini izleyen vatandaşlara seslenen CHP lideri, Merkez Bankası politika faizinin yüzde 40,5, kredi kartı ve kredili mevduat bileşik faizinin ise yılda yüzde 95 olduğunu söyledi. Özel, vatandaşın kredi kartı ve kredili mevduat borcunun bir yılda yüzde 50’den fazla arttığına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Merkez Bankası’nın faizi yüksek, düşecekti ne güzel; araya 19 Mart’ı yaptılar, o yüzden faizleri tekrar artırdılar, milleti zarara soktular. Memlekette faiz yüzde 40 ama kredi kartına ve kredili mevduat hesabına uygulanan faiz yüzde 4,5. Üstüne de yüzde 30 vergi alıyor banka. Sigorta Muamele Vergisi ve Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu. Yüzde 5,85’e geliyor aylık. Bunun her ay yüzde 5,85, yıllık bileşeni yüzde 95. Merkez Bankası politika faizi yüzde 40 ama kredi kartını borçla çevirmeye çalışan vatandaş yüzde 40,5’in üzerine yüzde 50 ‘gariban olma bedeli ödüyor’ ve yüzde 95 faiz alıyor. Yüzde 40’a göre parası olana verilen ve sonra geri alınan kredilerde bu rakamlar yüzde 40,5’in biraz üstü uygulanıyor. Ama amcama yüzde 95 faiz uygulanıyor. Öyle bir noktadayız ki, zenginseniz, örneğin 5 milyon lira faiz geliriniz var; sizden alınan vergi sadece yüzde 17,5 stopaj. Parayı bankaya koyuyorsun, milyonlarca lira faiz alıyorsun, yüzde 17,5’unu faiz diye kesiyorlar. Bu amcamın kredi kartı borcunu öderken sırf yüzde 30 vergi alıyorlar. Faize alınan vergi yüzde 17,5, batmış adamın bankaya ödediği kredi kartına işlenen faizde yüzde 30 vergi var ve katlanıyor, yüzde 95’e geliyor. Mevzuya bakınca, amcamın yüzüne bakınca insan diyor ki: ‘Düşmeye gör’ Öyle bir nokta ki, başka konularda söylerler. Bu AK Parti’nin yönetim anlayışı tam da bu. Mert olan karşıdan vurur, namertler bazen arkadan vurur. Bu AK Parti’nin yönetimi var ya, bu Erdoğan rejimi, bu saray; yere düşene vuruyor arkadaşlar, yerdekine tekme vuruyor bunlar. Yazıklar olsun. O yüzden, kimi mertçe karşıdan vurur, kimi arkadan vurur namertler. Ama ülkeyi yöneten bu yönetim anlayışı, yere düşene vuruyor.”

HER SABAH YATAKTAN BUNLARA HADDİNİ BİLDİRMEK ÜZERE KALKIYORUM KALKMAYA DA DEVAM EDECEĞİM

CHP Genel Başkanı Özel, İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON AŞ’de, taşeron şirketler eliyle yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla açılan ve kamuoyunda “Kooperatif Davası” olarak da adlandırılan davayla ilgili AK Parti’den gelen açıklamalara da tepki gösterdi. Özel, şöyle konuştu:

“İzmir il başkanımızı cezaevine atmışlar, kooperatifçilik suçundan cezaevinde duruyor. Şimdi biz il kongresini yapıp cezaevinde duran arkadaşın yerine yarışıp da ‘Sen mi geçeceksin, ben mi geçeceğim?’ yapalım; bütün İzmir il örgütü dedi ki, ‘Yapmayalım, il başkanımızın arkasında duralım’ O çıktıktan sonra bakarız il kongresinde ne yapacağımıza. CHP ailesi ile gurur duydum, hem kendi ailesi memnun oldu.

AK Parti’nin İzmir milletvekili yöneticisi açıklama yapıyor: ‘Acaba bu olanlar İzmir il başkanına sus payı mı?’ diye. Öyle biliyorum ki benim yanımda İzmir’de methiyeler düzüyordu, methiyeler. ‘Biz birbirimizi severiz, İzmir’de birlikteyiz. Şenol başkan da iş insanıdır’ İçeri düşünce arkasında ailesi ve CHP ailesi duruyor. Hapse düşmüş ya, düşene bir tekmeyi ilk o vuruyor; emekliye de çalışana da hapisteki Ekrem başkanımıza, belediye başkanlarımıza da siyasi tutsaklara da ya da her ne sebeple olursa olsun bir şekilde düşene yerde tekme atan bu iktidar anlayışına yazıklar olsun. Her sabah ben yataktan yerdekini tekmeleyen bunlara haddini bildirmek üzere kalkıyorum kalkmaya da devam edeceğim.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’de partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:

“‘Yurtta barış, cihanda barış’ ilkesini savunan bir partiyiz. Ülkede kutuplaşma, kavga değil; kardeşlik, kucaklaşma istiyoruz. Biz çok seçim kaybettik arkadaşlar. 47 yıl boyunca birinci parti olamadık. Kaybettik, adayımızın kapısında sabaha kadar zurna çaldılar. Biz kaybettik, adaylarımızın bulunduğu sokakta trafiği kitlediler, sabaha kadar çocukları uyutmadılar. Alay ettiler. Referandumu kazandıkları belli olmadan ‘Atı alan Üsküdar’ı geçti’ dediler. Kendi evlerinin önünde, Üsküdar’da teşekkür konuşması yapmak için seçildiğinde otobüs üstüne çıktılar, o günkü adayımıza seçimden önce taktığı lakabın alaycılığıyla hitap ettiler. Kazandığında küstahlaşan, burnu büyüyen, zoru görünce biraz pısan, ilk fırsatta saldırganlaşan bir kötülükle mücadele ediyoruz.

SEN ZULMEDECEKSEN, ÖBÜR TARAFTA SENİN İSTEDİĞİN TAKVİM BİLDİĞİN GİBİ İŞLEYECEK

Daha dün Türkiye’nin en saygın araştırma kuruluşlarından birisinin sonuçlarına göre İstanbul İl Başkanlığı’na saldırı milletin gönlünde yüzde 80 tepkiyle karşılanıyor. Bir partinin il başkanlığına 5 bin polisle geliyorlar. Böyle bir sürecin içindeyiz. Biz böyle bir sürece rağmen kutuplaşma değil; kucaklaşma, barış, kardeşlik istiyoruz. Bir yandan bir gün sabah kalkıp da yıllardır yüzüne bakmadıklarının elini sıkanlar, hakaret ettiklerine methiye düzenler bir yanda; biz durduğumuz yerde duruyoruz. ‘Terörsüz Türkiye diyemezsiniz.’ Diyoruz, ‘Terörsüz ve demokratik Türkiye’yi istiyoruz’ diye söylüyoruz. Ama bir yandan ‘Efendim, terörsüz Türkiye olsun. Demokrasi bunun ön şartı olmasın.’ Yok ya. Ne olacak? Sen burada zulmedeceksin, sonra öbür tarafta senin istediğin takvim bildiğin gibi işleyecek.

KOMİSYON FAALİYETLERİNİN DAR BİR ALANA SIKIŞTIRILMASINDAN RAHATSIZIZ

Gelinen aşamada, bazı uyarıları yapmamız gerekiyor. Komisyon faaliyetlerinin dar bir alana sıkıştırılmasından rahatsızız. Geldiğimiz noktada, Meclis’te 10 partinin mutabakatla verdiği kanun teklifi dururken Erdoğan, ‘Kayyum artık istisna olacak. Kayyum atanan belediyeler olmayacak’ demişken, komisyon koca bir yazı yemişken kayyım atanan 13 belediye orada duruyor. Üçü bizim, 10’u DEM’in. Diğer bir taraftan batıda seçim kazanamayacağı için Kürtler, CHP’nin sitesinden birer-ikişer aday gösterip CHP’ye oy vermek suretiyle batıdaki kentlerin yönetiminde söz sahibi edildiler. Bunun adı ‘Kent uzlaşısı suçlaması.’ Birisi sözünü söyleyemiyormuş, bir temsilci konmuş, söz sahibi olmuş, bu terörle ilişkiliymiş. Bu ayıp ortada dururken komisyon orada, bir yandan dinliyor, dinliyor, dinliyor. Biz komisyona giderken söyledik, bütün muhataplara söyledik: ‘Anayasa tartışmalarına girmeyiz, varsanız biz yokuz’ dedik. Oradaki güvenceden sonra buradayız.

DEMORKASİ, KARDEŞLİK, EŞİTLİK İSTEMEK NE ZAMANDAN BERİ MAKSİMİLİST TALEP OLDU

Bir yandan ayların boşa gittiği, bir yandan farklı hesapların yapıldığı bir yerde değiliz. Devlet Bey kendi söylediklerine, kendi yaptıklarına bakmaz; ‘Efendim, maksimalist talepler olmasın.’ Hangisi maksimalist talep? Demokrasi istemek, kardeşlik istemek, eşitlik istemek ne zamandan beri maksimalist talep oldu? Bir maksimalizm varsa dünkü söylemiyle bugünkü söylemi arasında yaşadığı farktan onu Sayın Devlet Bahçeli bir yıl önceki prompter konuşmasıyla bugünkünü karşılaştırarak; hatta prompter’dan çıkıp da kullandığı ifadelere bakacak önce. Ama diğer taraftan bu ülkenin gençlerinin birlikte yaşama iradesi var. Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkes’iyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle bu ülkenin gençlerinin çağı yakalaması lazım, teknolojiye erişmesi lazım, en iyi eğitimi alması lazım. Hiçbir çocuğun doğduğunda kapatamayacak kadar bir farkla öbüründen geride doğmaması lazım. Eğitimle, beslenmeyle bütün imkanlarıyla bu ülkenin bütün gençlerinin geleceğe güven duyması lazım. Vize sorunundan kurtulmak, teknolojiye erişim sorunundan kurtulmak, dünyanın en pahalı internetinden kurtulmak, okula aç gidip aç dönen çocuk sorunundan kurtulmak lazım.

BU İŞ, 80 YAŞ ÜZERİ ÜÇ-DÖRT KİŞİNİN AKRAN DAYANIŞMASINA KURBAN EDİLEMEZ

Bunun için hep beraber barış, kardeşlik; kaynakları doğru yere harcamak lazım. Bu iş 80 yaş üzeri üç-dört kişinin akran dayanışmasına kurban edilemez. Barış, kardeşlik, kalkınma, iş, aş, ortak bir gelecek için ben 40’lı yaşlarını yeni doldurmuş birisiyim, hem vallahi hem billahi ben de yaşlıyım. Dünyada böyle bir şey kalmadı. Bugün dünyayı 20’li yaşlarını tamamlayan, iyi eğitimi, 30’lu yaşlarının başından cayır cayır beyinler ülkelerini şaha kaldırıyor. Demokraside de şaha kaldırıyor, kalkınmada da kaldırıyor. Bakmayın Amerika’nın başındaki soruna, bakmayın dünyayı yöneten otoriterlerin yaşına. Bu iş 80 yaş üstülerin akran dayanışmasıyla değil; Cumhuriyet’in tanımlamasıyla ‘her yaştan gençler’in omuz omuza mücadelesiyle olacak.

İÇ BARIŞIMIZIN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL 19 MART DARBESİ

İç barışımızın, huzurumuzun, refahımızın önüne sürülen en önemli engellerden birisi 19 Mart darbesi. Üzerinden 209 gün geçti. Geçen hafta burada suçlanan arkadaşlarımızın ailelerinin vicdanı adına, ‘Hodri meydan. Dönüp dönüp aynı iftiralar. Hak etmediğinizi duyarsak, hak ettiğinizi duyarsınız’ dedik. O günden bugüne duyuyorsunuz sesi, duyuyorsunuz tonu, duyuyorsunuz tehdidi. Ama hep başka yerden, hep başkasına güvenerek, hep başka tehditlerle. Ne dediğimizi, nerede durduğumuzu ve kimin onurunu nasıl koruduğumuzu biliyoruz. 209 gün geçmiş, 209 günde, 209 yalan attılar, her sabah yenisini, hepsini çürüttük. ‘Bir delikli kör kuruş’ dedim, bugün emsal olmuş bazı metinlere. Bir delikli kör kuruş çıkmadı bizden. Ama birilerinin odalarından, elbise torbalarından, ayakkabı kutularından çıkan paraları önce, ‘FETÖ’cüler koydu’ deyip sonra faiziyle geri aldıklarını bu millet unutmadı. ‘Çalıyorlar ama çalışıyorlar’cılar bir yana, çalmadan çalışanları çekemediğinizi, memnuniyet anketlerine hazmedemediğinizi biliyoruz. Bir yandan da Türkiye’nin kurtuluş umudunda kimin adı geçiyorsa ona saldırmaktan çekinmiyorlar.

MANSUR BAŞKAN’IN BİR KURUŞA EL UZATAMADIĞINI BİLDİKLERİ HALDE KONSERLERDEN YOLSUZLUK ÇIKARMAYA ÇALIŞTILAR

Dün Ankara’nın başkent oluşunun 102’nci yılını kutladık. Atatürk’ün karargahı; kuruluşu, kurtuluşu örgütlediği Ankara altı buçuk yıldır Mansur Başkan’a emanet. Bundan rahatsızlar. Nasıl İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, yıllar sonra hiç seçim kaybetmeyen Erdoğan’a biri Beylikdüzü’nde, üçü İstanbul Büyükşehir‘de seçim kaybettirdiyse; Mansur Yavaş da burada, hem de artık Ankara’yı parsel parsel sattıklarını kendi başbakan yardımcıları, Meclis başkanları, AKP’nin kurucu kadroları kabul etmişken; Ankara’yı onlardan alan, temiz yöneten, ‘Az laf, çok iş’ diyen, yavaş yavaş ama büyük bir azimle Ankara’yı içinde bulunduğu rezaletten kurtaran birisine, şimdi tek bir kuruşa el uzatmadığını bildikleri halde bayram kutlamaları ve konserlerden yolsuzluk çıkarmaya çalıştılar. Mansur Başkan iç denetim yaptırmıştı, sorumluluğunu yerine getirmişti. Oradan bir şey çıkmadı. Sayıştay geldi, denetledi. Tertemiz. Mülkiye müfettişleri aylarca araştırdı, hiçbir şey yok. Çıkan iddianamede Mansur Başkan’ın adı yok, ne sanık ne tanık. Ama başsavcılık bakanlıktan soruşturma izni istiyor. Neden? Devlet memurluğu kanunu. ‘Acaba etkili soruşturma yürüttü mü’ diye soracak. Ama bunun üzerinde tepinen bir anlayış, bir algı yönetimi yaratmaya çalışıyor.

FETÖ’CÜLÜĞÜ BOYUNU AŞMIŞ MELİH GÖKÇEK, HESAP VERDİ Mİ

Yolsuzlukları öyle tuğla gibi değil, briket gibi kitap olmuş Melih Gökçek, iki tane briket gibi kitap var. 97 yolsuzluk dosyası savcılığın önünde duruyor. Ankara’yı parsel parsel satana soruşturma yok. ‘Metal yorgunluğu var sende’ dediler. Ne demek metal yorgunluğu? ‘Sen görevi bırak, yerine başkası gelecek.’ Direndi biraz. Sırıttı biraz kaypak kaypak. Tehdit ettiler. ‘Gereğini yapmazsan biz yaparız.’ Buradan vicdan sahibi bütün siyasetçilere soruyorum ve milletimizi şahit tutuyorum: Bir genel başkan, Özgür Özel, CHP’li bir belediye başkanına, ‘İstifa et, etmezsen ben yaparım gereğini’ dese ne yapabilir? Partisinden atabilir. Başka hiçbir şey yapamaz. Belediye başkanını millet seçmiş, yerinde oturur, yönetir. Çok çok partiden atarsın. Tayyip Erdoğan Melih Gökçek‘e ‘İstifa etmezsen gereğini biz yapacağız’ dedi. Melih Gökçek bu tehdit karşılığında istifa etti. ‘Gereğini yapacağız’ demek nedir? O kişi ya FETÖ’cüdür, kayyım atarsın o günkü mevzuatla. Ya yolsuzluk vardır, yargılarsın. Bir  mahkemeye çağrılıp bir kelime soruldu mu Gökçek‘e? Bir soruşturma açıldı mı? FETÖ’cülüğü boyunu aşmış, hesabını verdi mi? Yolsuzluğun bini bir para, bütün AK Partililer biliyor. AK Parti’nin bakanları söylüyor. Buna bir kişi bir şey dedi mi? Örneği çoktur ama hani kirlenmekte birinciliği beyaza vermişler, AK Parti’de kirlenmekte birinciliği birine verecek olsan Melih Gökçek dışında ikinci bir isim söyleyebilecek biri var mı? Melih Gökçek’e dokunmayacaksın, dönüşünde 97 dosyasıyla her şeyi ispatlayan, tek suçu bu millete hizmet etmek olan, beş yıl sonra kantara çıkınca yüzde 60 basan, Ankara’da yaşayan herkes yüzde 60’la Mansur Yavaş‘ı seçmiş. Sen ona karşı kumpas kuracaksın. Ekrem Başkanımızın da bütün arkadaşlarımızın da burada yapmaya çalıştıkları algı yönetimine inat Mansur Başkanımızın da sonuna kadar yanlarındayız, arkalarındayız ve bütün gücümüzle de yanlarında olmaya devam edeceğiz.

ESKİ, GİTMEMEK İÇİN, YENİ GELMESİN DİYE HER ŞEYİ DENİYOR

Bir yanda da öyle bir süreçteyiz ki yeniyle eskinin mücadelesinde, eski gitmemek için, yeni gelmesin diye her şeyi deniyor. Ayşe Barım’ı hakim salıyor. İnat o ya, korku salacak ya. Başka mahkemeden tutuklama çıkarıp hasta yatağındaki kadını Silivri’ye götürmeye çalışıyorlar. Açık kalp ameliyatı olması gerekiyor. Sendikacıları alıyorlar, diğer sendikacılar sinsin diye. Gazetecileri alıyorlar, muhabirleri alıyorlar, gazeteciler korksun diye. YouTube’da şaka yaparken saniyelik şakaya güldü diye içeride tutuklu YouTuber var. Fatih Altaylı’nın sözlerinden Cumhurbaşkanı’na fiili taarruz çıkardılar. Her birisi içeride işlediği suçtan değil, ibreti alem olsun diye yatırılan birileri var. Şimdi de orada, önceki dönemlerde AK Parti’den bir milletvekili var. Neden? Geçmişte gazetecilik yapmış, yazmış, çizmiş. Partiye davet edilmiş, danışmanlıklar yapmış, milletvekilliği yapmış ve şimdi onu Sincan Cezaevi’ne attılar. Buradaki savcıyla değil, İstanbul’daki savcı ‘Alın evinden’ dedi, Türkiye Başsavcısı ya. SEGBİS’le ifade aldı, Sincan’da hücreye attı. Sırf ne olsun diye? AK Parti’de geçmişte siyaset yapıp da ‘Buna yanlış’ diyenler AK Parti kitlesinde etkili olabilir, hepsi birden sinsin diye.

ESKİ AK PARTİ MİLLETVEKİLİ, ŞİMDİ AK PARTİ’Yİ SADECE ELEŞTİRİYOR DİYE HAPSE KONULABİLİYOR

Elimde Sayın Hüseyin Kocabıyık’ın tutuklanmasına sebep ifadeler var. Bunlar Cumhurbaşkanı’na hakaretmiş. Bunu tarih önünde, Türkiye’de bu rejim neye tenezzül etti, bu Meclis’in kayıtlarına geçsin diye söylüyorum: Önceki AK Parti milletvekili diyor ki İstanbul Nöbetçi Ceza Hakimliğine, 21 Eylül tarihli paylaşımında tutuklanmasına gerekçesine ifade: ‘Bir iktidar sahibi düşünün, rakibinden korktuğu için onu hapse atarak kurtulmak istiyor.’ Birinci suçu bu. 21 Eylül 2025 diğer paylaşımında: ‘Tek adam siyaseti muhalefeti güçlendirdi, birleştirdi. Özgür Özel gibi önüne konan siyasi barikatları yıkıp geçen bir liderin ortaya çıkmasına neden oldu. Şimdi tek adam rejiminin oynayacağı tek bir oyun kaldı. CHP’ye kapatma davası açmak. Bakalım, bu çılgınlığı da yapacaklar mı?’ İkinci suçu bu. Üçüncü suç, 25 Eylül günü: ‘Bilmemek ayıp değil. Trump Erdoğan’ın Suriye’de 2 bin yıldır kimsenin yapamadığını yaptığını söyledi, Erdoğan Suriye’de 2 bin yıldır yapılmayan neyi yaptı? Gerçekten bilmiyorum, öğrenmek istiyorum. Yahudi Devleti’nin Suriye’nin bir bölümünü işgal etmesini mi kastediyor?’ 19 Mart 2025, bugünlerde dediklerinden gaza gelip hırsını alamayıp 19 Mart’a gitmiş: ‘Recep Tayyip Erdoğan geleceğin yer burası mıydı? Biz bunlar için mi mücadele ettik? Bunlar için mi mahkemelerde süründük yıllarca? Sen aslında kendine darbe yapıyorsun, haberin yok.’ ‘28 Şubat’ta Tayyip Erdoğan’a yapılan nasıl bir tür darbe ise İmamoğlu’na yapılan da darbedir. Bakın size anlatayım: Demokrasilerde kurallar, partiler, rekabet, tartışma, müzakere, sandık vardır. Tüm bu unsurların üzerinde; kaynağın milletten, rıza ve meşruiyet şartı vardır. Siz demokratik rekabete eşitlik, dürüstlük, meşru tahammüllere uygun siyasi mücadele yapanlara saldırırsanız bu demokrasi değildir.’ Bu laflar Cumhurbaşkanı’na hakaretmiş arkadaşlar. Önceki dönem bir AK Parti milletvekili şunları söyledi diye, şu anda Sincan Cezaevinde. Babamın oğlu değil. Geçmişte siyaset yapmadım. Geçmişte bizi ağır eleştiriyordu. Ama şimdi AK Parti’yi sadece eleştiriyor diye hapse konulabiliyor.

CHP VERDİĞİ MÜCADELEYLE KENDİSİNİ KORUYOR DEĞİLDİR, KORUDUĞUMUZ BU ÜLKEYE GETİRDİĞİMİZ DEMOKRASİDİR

Onun için buradan şunu söyleyeceğim: Bugün Türkiye’de yapılanlar, sadece CHP’ye yapılan bir iş değil. Siyaset kurumuna yapılıyor, sandığa yapılıyor, fikir özgürlüğüne yapılıyor. ‘Bugün hedef CHP’dir.’ Dün DEM’di, bugün CHP, yarın işine gelmediğinde bir başka siyasi parti. Bu ülkede hem DEM’in hem Zafer Partisi’nin genel başkanları aynı anda hapis yattı. Aynı yerde yan yana düşmeyecek isimler ama ortak yönleri bu iktidarın karşısında olan isimler. Bunun için buradan büyük bir samimiyetle söylüyorum: CHP verdiği mücadeleyle kendisini, partisini, belediye başkanlarını, üyelerini koruyor değildir. Koruduğumuz bu ülkeye getirdiğimiz demokrasidir, fikir özgürlüğüdür. Bugün yaptığımız bu yürüyüş, Türkiye’yi 100 yüzyıl sonra 100 yıl öncekine götürmemeleri içindir. Biz bu ülkeyi hata yapmaya müsait, yaşı kaç olursa olsun, dimağı ne hale gelmiş olursa olsun, kararı tek başına veren ya da etrafının etkisiyle veren tek adamların yaptığı hatalardan dolayı uğramış işgalden kurtardık. Savaşı kazanıp geldiğinde 40 yaşında değildi. Amerikan tipi başkanlık vardı Amerika’da örnek, reddetti. Yıldız Sarayı’nda padişahlık mı, reddetti. İngiliz tipi krallık mı, reddetti. Dedi ki ‘Biz bir Meclis kurduk, ne vazife verirse onu yaparız. Hesabı da millete veririz.’ ‘Kalıcı Cumhurbaşkanı ol’ dediler. ‘İktidarımın kalıcılığını değil, Türkiye’de millet iradesinin kalıcılığını istiyorum’ diyen birinin kurduğu ülkede yaşıyoruz.

BU MEMLEKETİN YARINLARI SİZE DEĞİL, BU MEMLEKETİN EVLATLARINA, TÜM GENÇLERİNE EMANETTİR

Onun yüzünden 80 yaş üstü akran dayanışmasıyla düşecekken biri, onu omzundan tutanları, birbirine meşruiyet verenleri, Türkiye’nin geleceğini ve gençlerinin geleceğini kendi ihtiraslarına, kendi yorgunluklarına, kendi tükenmişliklerine feda edenleri buradan uyarıyoruz: Bu memleket size feda edilecek kadar kolay kazanılmadı. Bu memleketin yarınları size değil, bu memleketin evlatlarına, tüm gençlerine emanettir. Hep birlikte kurtulacağız. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz.”

KAYNAK: ANKA

PaylaşPaylaşGönderPaylaşPaylaş
reklam metni reklam metni reklam metni
Önceki İçerik

CHP’li İlgezdi, SGK’nın fizik tedavi sınırını Meclis gündemine taşıdı

Sonraki İçerik

Bakan Tunç: Bin hakim ve savcı yardımcısı alımı için ilan yayınlandı

İlgili İçerik

Özgür Çelik yeniden CHP İstanbul İl Başkanı seçildi!
Siyaset

Özgür Çelik: “Adalet Bakanı topu taca atıyor”

Özgür Özel, Bülent Arınç’ı ziyaret etti…
Siyaset

Özgür Özel, Bülent Arınç’ı ziyaret etti…

CHP’li Karasu: “Bir imza ile 600 milyon Euro’yu şirketin kasasına koydular”
Siyaset

CHP’li Karasu: “Ocak ayında 195 bin 576 kişi işsiz kaldı”

CHP’li Yavuzyılmaz: Çayırhan peşkeş çekilmeye hazırlanıyor
Siyaset

Yavuzyılmaz’dan iktidara Halkbank’ın ABD’deki davası üzerinden tepki

CHP’li Bulut: “Uygulanan ekonomi politikaları çöktü”
Siyaset

CHP’li Bulut’tan “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” hesabına soruşturma başlatılmasına tepki

Özgür Özel’den Erdoğan’a: “Cesaretin varsa karşımıza çıkacaksın”
Siyaset

Özgür Özel’den Erdoğan’a: “Cesaretin varsa karşımıza çıkacaksın”

Sonraki İçerik
Adalet Bakanı CHP ile görüşmeyi iptal etti

Bakan Tunç: Bin hakim ve savcı yardımcısı alımı için ilan yayınlandı

Gündem

ÖSYM yetkilileri hakkında harekete geçildi

2026-YKS başvuruları bugün saat 23.59’da sona erecek

Metrohan’da edebiyat yolculuğu: “Edebiyatımızda Beyoğlu ve İETT”

Metrohan’da edebiyat yolculuğu: “Edebiyatımızda Beyoğlu ve İETT”

Özgür Çelik yeniden CHP İstanbul İl Başkanı seçildi!

Özgür Çelik: “Adalet Bakanı topu taca atıyor”

Özgür Özel, Bülent Arınç’ı ziyaret etti…

Özgür Özel, Bülent Arınç’ı ziyaret etti…

CHP’li Karasu: “Bir imza ile 600 milyon Euro’yu şirketin kasasına koydular”

CHP’li Karasu: “Ocak ayında 195 bin 576 kişi işsiz kaldı”

CHP’li Yavuzyılmaz: Çayırhan peşkeş çekilmeye hazırlanıyor

Yavuzyılmaz’dan iktidara Halkbank’ın ABD’deki davası üzerinden tepki

İBB davası… İlk gün Silivri’de ne oldu?

İBB Davası’nda dördüncü gün…

Hürmüz’de yeni saldırılar petrolü yeniden 100 doların üzerine taşıdı

Hürmüz’de yeni saldırılar petrolü yeniden 100 doların üzerine taşıdı

CHP’li Bulut: “Uygulanan ekonomi politikaları çöktü”

CHP’li Bulut’tan “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” hesabına soruşturma başlatılmasına tepki

Özgür Özel’den Erdoğan’a: “Cesaretin varsa karşımıza çıkacaksın”

Özgür Özel’den Erdoğan’a: “Cesaretin varsa karşımıza çıkacaksın”

  • Künye / İletişim
  • Gizlilik Politikası
Bizi takip edin

© 2020 YÖN Haber | Tüm Hakları Saklıdır

Hiç Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Ekonomi
  • Siyaset
  • Video
  • Podcast
  • Emek Dünyası
  • Kültür-Sanat
  • Dünya
  • Yerel Yönetimler
  • Sağlık
  • Sürdürülebilirlik
  • Teknoloji
  • Yaşam
  • Spor
  • Medya
  • Asya Gündemi
  • TBMM

© 2020 YÖN Haber | Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Create New Account!

Fill the forms bellow to register

All fields are required. Log In

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist