Orta Vadeli Program, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde açıklandı.
Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık yol haritasını ortaya koyacak programda büyüme, enflasyon, istihdam ve diğer temel makroekonomik hedefler kamuoyuyla paylaşıldı.
Yılmaz, 2026 yılına ilişkin tahminlerde yapılan güncellemeleri açıklayarak, “2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik. Sanayi büyümesi tahminimiz yüzde 2,3’e gerilerken yıl sonu enflasyon tahminimiz yüzde 28,4’e yükseldi” dedi.
Cevdet Yılmaz’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
2026 büyüme tahmini yüzde 3,3’e güncellendi
“Enerji ve emtia fiyatlarında ortaya çıkan arz yönlü baskılar ve başlıca ticaret ortaklarımızdaki zayıflama, doğal olarak 2026 yılı ekonomik tahminlerimize yansımıştır. 2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik. Sanayi büyümesi tahminimiz yüzde 2,3’e gerilerken, yıl sonu enflasyon tahminimiz yüzde 28,4’e yükseldi. Enerji fiyatlarındaki yükselişin dış dengemiz üzerindeki doğrudan etkisiyle enerji ithalatı tahminimiz 63 milyar dolardan 71 milyar dolara yükselirken, dış ticaret açığı tahminimiz 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkmıştır.
Turizm geliri tahmini 65 milyar dolara revize edildi
Buna bağlı olarak cari işlemler açığının millî gelire oranına ilişkin tahminimizi de yüzde 2,6 olarak güncelledik. Turizm geliri tahminimiz ise yine savaşın etkisiyle 68 milyar dolardan 65 milyar dolara revize edilmiştir. Bu güncellemeler, programımızın yönünde veya ana çerçevesinde bir değişiklik anlamına gelmemektedir. Nitekim 2026’da öngörülmeyen ölçekte ortaya çıkan savaş ve beraberinde getirdiği enerji ve emtia şoku, dış talepteki zayıflamayla birlikte tüm ekonomiler üzerinde ilave yük oluşturmuştur.
Buna rağmen Türkiye ekonomisi üretmeye, büyümeye ve istihdam oluşturmaya devam etmektedir. 2026 yılı, hem küresel büyümenin hem de dünya ticaretinin belirgin biçimde ivme kaybettiği bir yıl olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte 2027 yılına ilişkin beklentiler, küresel görünümde yeniden bir toparlanmaya işaret etmektedir. Küresel büyümenin yüzde 3,4’e, küresel ticaret hacmindeki artışın ise yüzde 4,3’e yükselmesi beklenmektedir.
Dış talepte 2027’de toparlanma bekleniyor
Özellikle küresel ticarette beklenen bu canlanmanın, dış talep koşullarının iyileşmesine ve Türkiye gibi ihracatçı ülkeler açısından daha destekleyici bir ortamın oluşmasına katkı sağlamasını bekliyoruz. İhracatımızın yaklaşık yüzde 96’sını oluşturan başlıca ticaret ortaklarımızın ağırlıklı büyümesinin, 2025 yılındaki yüzde 2,4 seviyesinden 2026 yılında yüzde 1,6’ya gerilemesi tahmin edilmektedir. 2027 yılında ise dış talep koşullarının yeniden iyileşmesiyle bu oranın yüzde 2,8’e yükselmesini öngörüyoruz.
Bu zayıflama, ihracatımızın yaklaşık yüzde 43’ünü gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği ile yüzde 22’sini gerçekleştirdiğimiz MENA bölgesinde özellikle dikkat çekicidir.
En büyük ihracat pazarımız olan Avrupa Birliği’nde 2025 yılında yüzde 1,6 olarak gerçekleşen büyümenin, 2026 yılında yüzde 1,2’ye gerilemesi, 2027 yılında ise sınırlı bir toparlanmayla yüzde 1,4 seviyesine yükselmesi beklenmektedir. MENA bölgesinde ise Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da savaşın ve jeopolitik gerilimlerin ekonomik faaliyet üzerindeki etkisi çok daha belirgindir.
Enerji ithalatı tahmini 71 milyar dolara çıktı
Küresel ekonomik görünüm üzerinde belirleyici olan unsurlardan biri de jeopolitik risklerde yaşanan belirgin artıştır. Savaşın başlamasıyla birlikte jeopolitik risk endeksinin çok hızlı bir şekilde yükseldiğini grafikten de görüyoruz.
Jeopolitik gerilimler; enerji ve emtia piyasalarından ticaret ve lojistik hatlarına, yatırım kararlarından finansal piyasalara kadar birçok kanal üzerinden dünya ekonomisine yayılmaktadır. Bu gelişmeleri ve oluşturabilecekleri ilave riskleri yakından takip ediyor, etkileri sınırlayıcı tedbirler alıyor, ekonomi politikalarımızı farklı senaryoları dikkate alan ve dışsal şoklara karşı dayanıklılığı güçlendiren bir anlayışla yürütüyoruz.
Küresel arz koşullarından kaynaklanan fiyat hareketleri, bir taraftan enerji ithalat maliyetlerimizi ve dış ticaret dengemizi etkilerken diğer taraftan üretim ve ulaştırma maliyetleri üzerinden enflasyon görünümüne de yansımaktadır. Nitekim geçtiğimiz yıl 2026 yılı için 63 milyar dolar olarak öngördüğümüz enerji ithalatı tahminimizi bu yıl 71 milyar dolara güncellememizde de bu gelişmeler etkili olmuştur.
Büyümenin üçte birinden fazlası verimlilikten geliyor
Programımızı hayata geçirdiğimiz günden bu yana temel önceliğimiz makroekonomik istikrarı güçlendirmek, ekonomide dengelenmeyi sağlamak, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek ve kazanımlarımızı sürdürülebilir hâle getirmek olmuştur.
Programımız kapsamında yatırımların tüketimin üzerinde seyrettiği, dolayısıyla büyümenin kompozisyonunda daha dengeli, üretken ve sürdürülebilir bir yapının öne çıktığını görmekteyiz. Yeni yatırımlar üretim kapasitemizi genişletmekte, teknolojik dönüşümü ve verimlilik artışını desteklemekte, aynı zamanda yeni istihdam imkânları oluşturmaktadır.
Nitekim 2026’da öngördüğümüz yüzde 3,3’lük büyümenin 1,2 puanının toplam faktör verimliliği kaynaklı olduğunu görüyoruz. Yani büyümenin üçte birinden fazlası toplam faktör verimliliğinden gelmektedir. Bunu önümüzdeki dönemde de sürdürmeyi hedefliyoruz.
TL mevduatın payı yüzde 61,5’e yükseldi
Tüketim ağırlıklı bir yapı yerine üretim kapasitesini artıran yatırımların öne çıkması, enflasyonla mücadeleyi destekleyen, dış denge üzerindeki baskıları sınırlayan ve potansiyel büyümemizi yükselten daha sağlıklı bir makroekonomik görünüm sergilemektedir.
Uyguladığımız politikalar çerçevesinde TL’ye güven artarak devam etmiş, TL mevduatımızın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine yükselmesi, izlediğimiz politikaların isabetli olduğunun diğer bir somut göstergesidir.
Rezervler 188,2 milyar dolara ulaştı
Koşullu yükümlülüklerimizden olan kur korumalı mevduattan çıkış sorunsuz bir şekilde tamamlanmıştır. Kararlılıkla uyguladığımız politikalarla, küresel ekonomik görünümdeki belirsizliklere ve jeopolitik risklere rağmen brüt rezervlerimiz 89,7 milyar dolar artarak 188,2 milyar dolara ulaşmıştır.
Jeopolitik gerilimlere rağmen risk primimiz de önemli ölçüde gerilemiş ve 700’lü seviyelerden bugün 220’nin altına inmiştir. Bu gelişme, gerek kamunun gerekse özel kesimin döviz cinsi borçlanmalarında faiz yükünü aşağıya çekmektedir.
Yıllıklandırılmış ihracat 280 milyar dolara ulaştı
Yıllıklandırılmış ihracatımız, ticaret ortaklarımızdaki belirgin yavaşlamaya ve zorlu dış talep koşullarına rağmen ağustos ayı itibarıyla 280 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. İhracatımız nitelik olarak da güçlenmiş ve Ağustos 2024’te yüzde 40 seviyesinde olan orta ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracatımız içindeki payı, Ağustos 2026 itibarıyla yüzde 44,1’e ulaşmıştır.
Enflasyonda yıl sonu beklentisi yüzde 28,4
2024 yılı Mayıs ayında yüzde 75,5 seviyesine yükselen enflasyon, uyguladığımız politikalarla belirgin bir düşüş eğilimine girmiştir. Bu güçlü düşüş eğilimi, savaş koşullarının oluşturduğu arz yönlü baskılar nedeniyle geçici olarak yataylaşmıştır.
Enflasyon, Ağustos 2026 itibarıyla yüzde 31,5 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yıl sonunda yüzde 28,4 seviyelerinde olmasını bekliyoruz.
Merkez Bankamıza göre savaşın enflasyon üzerindeki maliyeti, enflasyon artışına etkisi bakımından 7 puana yakın hesaplanmaktadır. Arz şoklarının etkisinin zayıflamasıyla birlikte, uyguladığımız sıkı ve koordineli politika çerçevesinin desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin yeniden belirginleşmesini bekliyoruz.
Enflasyonda 2029 hedefi yüzde 9
2026’da yüzde 28,4 olarak gerçekleşmesini öngördüğümüz enflasyonun 2027 yılında yüzde 21’e, 2028 yılında yüzde 13,5’e, 2029 yılında ise yüzde 9’a gerileyerek program dönemi sonunda yeniden tek haneli seviyelere inmesini hedefliyoruz.
Dış dengede, küresel ticarette artan yeni nesil korumacılık eğilimlerine, jeopolitik gerilimlere ve ticaret politikalarındaki belirsizliklere rağmen cari işlemler açığını sürdürülebilir seviyelerde tuttuk.
Program döneminde ise bölgemizdeki savaşın etkisinin azalmasıyla birlikte cari işlemler açığının yeniden kademeli olarak gerilemesini; 2027 yılında yüzde 1,9’a, 2028 yılında yüzde 1,8’e, 2029 yılında ise yüzde 1,6’ya düşmesini öngörüyoruz.
2029’da yüzde 5 büyüme hedefi
Değerli basın mensupları, şimdi de elde ettiğimiz kazanımların üzerine inşa ettiğimiz 2027-2029 Orta Vadeli Programımızın makroekonomik hedeflerine geçmek istiyorum.
2026 yılında yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesini beklediğimiz büyümenin kademeli olarak güçlenerek 2027 yılında yüzde 4,2’ye, 2028 yılında yüzde 4,6’ya, 2029 yılında ise yüzde 5’e ulaşmasını öngörüyoruz.
Yeni program döneminde makroekonomik istikrarla uyumlu, üretim kapasitesi ve verimliliği artıran, enflasyonist baskı oluşturmayan sürdürülebilir bir büyüme anlayışı içindeyiz. Bunun için büyümenin niteliğini de dönüştürüyoruz.

















