CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Partimiz bu ağır saldırılara uğradığında seçimlere bin gün vardı. O günden beri sokaktayız, otobüsün üstündeyiz, meydandayız, millet ile birlikteyiz. Görünen o ki, millet bu iktidar yürüyüşünü kıymetlendirmiştir, büyük bir anlam yüklemiştir. Bunu bir siyasi mücadeleden çok Cumhuriyet’i kuran partinin kendine ihtiyaç duyulduğunda 100 yıl sonra bir kez daha kendini kurtarmasını, bir kez daha Cumhuriyet’in olmazsa olmazı demokrasiyi kurmasını, bu millete ilk getirdiğinde milletin sarılıp bir daha bırakmak istemediği sandığı tehdit altında gören millet, sandığa sahip çıkan CHP’ye sahip çıkmaktadır. Bunu hepimiz görüyoruz, milletimize buradan CHP Grubu olarak söz veriyoruz. O sandığı kimseye kaptırmayacağız. O sandıkla iktidarı değiştireceğiz. Sizin yüzünüzü bir kez daha güldüreceğiz” dedi.
CHP’nin TBMM Grubu Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı, Abant’ta saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başladı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, toplantının açış konuşmasını yaptı. Özel, şunları söyledi:
“Bir yandan yeni yasama yılı başlıyor. 21 Temmuz günü bizim grubumuzun ‘Nereye gidiyorsunuz, tatil yapılacak zaman mı? Vatandaşın bu kadar önemli beklentileri, Türkiye’nin bu kadar yakıcı bir gündemi varken Meclis’in tatil yapmasına ne gerek var’ itirazlarımıza rağmen Meclis’i kapatıp birileri tatile gitti. Ama grubumuz o gün de yaptığımız değerlendirme toplantısında konuştuğumuz gibi Grup Başkanvekillerimizin koordinasyonuyla hem kendi memleketlerinizde hem de görev verilen 81 ilimizde yazı vatandaşla yan yana, yüz yüze, onların gözüne bakarak, onların derdini dinleyerek, onlara CHP’nin hem haklı mücadelesini anlatarak hem de bu zorlu süreçten Türkiye’yi nasıl çıkaracağımızı anlatarak çalıştınız. Açık söyleyeyim, Genel Başkanların hep gruptan daha yüksek beklentileri olur, bu doğaldır.
Kapalı toplantı kısmında da değineceğiz. Eksiklerimiz var, fazlalarımız var. Ama Grup Başkanvekilliğinden gelen bir Genel Başkan olarak bu gruptan gelen bir Genel Başkan olarak, bir grubun bir üyesi olarak şöyle bir baktığımda bir yanda insan içine çıkamayan, pazarda dolaşamayan, esnafın halini soramayan ve insanlara ‘Nasılsın’ diyemeyen bir iktidar partisi grubu varken baktığımda birden çok CHP Grubu’nu aynı anda çalışır gibi gördüm. Memleketlerinizde vardınız. Saha planlamasıyla görevlendirildiğiniz yerlerde yüzde 100’e yakın bir katılımla, eksiklerimizi konuşuruz, oradaydınız.
GAZI DA MİLLETVEKİLLERİMİZ YEDİ, FİİLİ SALDIRILARA DA BU GRUBUN MİLLETVEKİLLERİ MARUZ KALDI
Parti’ye saldırılar yapılıyordu ve baba ocağına 5 bin polis geliyordu, orada 70 yaşında üyelerimiz de vardı, 19 yaşında gencecik üyemiz de vardı. Ama polisin aldığı kanunsuz emir karşısında baba ocağına ilerlerken arada siz vardınız. Gazı da milletvekillerimiz yedi, kanuna aykırı, anayasaya aykırı şekilde birtakım fiili saldırılara da bu grubun milletvekilleri maruz kaldı. Ama oraya bakan da CHP kolay kolay teslim alınamaz, CHP’nin milletvekili zoru gördüğünde kaçan, Meclis’in tadını çıkaran, yazın tatil yapan değil, gazın, copun karşısında da üyesini koruyan, sahada milletin derdini dinleyen, memleketine koşan, belki en az yaptığı şey kendi ailesine, çoluğuna, çocuğuna, annesine, babasına ayırması gereken zamanı bu yaz boyunca ayırmayan bir görüntü içindeydi.
MİLLET YÜZÜNÜ CHP’YE DÖNDÜ
Son yerel seçimlerde 47 yıl sonra partimiz birinci parti olmuştu. Partimizin seçmen desteğinin yaz dönemi boyunca artarak devam ettiğini memnuniyetle izledik. Birazdan Sayın Genel Sekreterimizin sunumunda da Türkiye’deki bütün araştırma şirketlerinin ortalamalarını, partimize yapılan özel çalışmaları, başka partiler için yapılmış çalışmaların yansımalarıyla bu sunumları ayrı ayrı göreceğiz. Ama herkes bilsin ki, anketlerde birinci partiyiz, evet. Son seçimin birinci partisiyiz, evet. Ama en önemlisi artık sokakta çok daha güçlüyüz. Meydanda, çarşıda, pazarda, tarlada biz varız ve git gide güçleniyoruz. Millet yüzünü CHP’ye döndü. Çünkü millet yüzünü yanında olana döner. Millet oy alırken yüz dönüp, beş yıl boyunca sırt dönenlere, ‘Ne olursa olsun canım, nasılsa gelecek seçimden önce, bir yerlerden para ayarlarız, enflasyonu salarız, seçimden sonra yine bedelini onlara ödetmek üzere biz bu emekliyi kandırırız, biz bu asgari ücretliyi kandırırız, çiftçiyi kandırırız, gençleri bir şekilde kandırırız’ diyenlere karşı artık millet seçimde yüz dönüp sonra sırt dönenler yerine seçimin ertesi gününden itibaren birinci parti olmalarına rağmen milletin derdiyle dertlenenleri, onları savunanları, yanında olanları görüyor.
MİLLET BU İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜNÜ KIYMETLENDİRMİŞTİR
Bin günlük bir kampanyanın içindeyiz. Partimiz bu ağır saldırılara uğradığında seçimlere bin gün vardı. O günden beri sokaktayız, otobüsün üstündeyiz, meydandayız, millet ile birlikteyiz. Görünen o ki, millet bu iktidar yürüyüşünü kıymetlendirmiştir, büyük bir anlam yüklemiştir. Bunu bir siyasi mücadeleden çok Cumhuriyet’i kuran partinin kendine ihtiyaç duyulduğunda 100 yıl sonra bir kez daha kendini kurtarmasını, bir kez daha Cumhuriyet’in olmazsa olmazı demokrasiyi kurmasını, bu millete ilk getirdiğinde milletin sarılıp bir daha bırakmak istemediği sandığı tehdit altında gören millet, sandığa sahip çıkan CHP’ye sahip çıkmaktadır. Bunu hepimiz görüyoruz, milletimize buradan CHP Grubu olarak söz veriyoruz. O sandığı kimseye kaptırmayacağız. O sandıkla iktidarı değiştireceğiz. Sizin yüzünüzü bir kez daha güldüreceğiz.
DEMOKRASİ TRENİNDEN KİMİN İNDİĞİNİ MİLLET 31 MART’TAN BERİ GÖRÜYOR
Partimizin bir gün Meclis’te olmadığında neler olduğunu gördük. Sayın Erdoğan, ‘bunun Meclis’e, milli iradeye bir saygısızlık olduğunu’ söyleyecek kadar paniğe kapıldı. Bunun propagandasını yapmak için gayret sarf etti. O günden sonraki her metninin içine ‘CHP Meclis’e saygısızlık yapmıştır’ diye ifadeler kullanmaya çalıştı. Oysa kaybettiği ilk seçimden sonra bindiği demokrasi treninden kimin indiğini millet 31 Mart’tan beri görüyor. Milletin seçtiği Can Atalay’ı, Hatay’ın seçilmiş milletvekilini anayasanın bağlayıcılığına ve Anayasa Mahkemesi’nin net kararına karşı nasıl uygulayıp atmadığını millet görüyor. CHP’li belediyeler iktidara gelip Türkiye’nin yüzde 65’lik nüfusuna, ekonomisinin neredeyse yüzde 80’ine hizmet ederken yılın sonunda kendi yaptırdığı anketlerde CHP’li belediyeleri yüzde 61, CHP’nin anketlerinde yüzde 59’luk memnuniyet oranını görünce Bakanları dönüp ‘Bunları biraz silkeleyin bakalım’ dediğini, kimin dediğini, o Bakanların dört dönemdir AK Partili, MHP’li belediyelerin biriktirdiği vergi borçlarını, SGK borçlarını faizi ile beraber bir seferde e-haciz uygulamalarıyla nasıl üzerimize geldiklerini, CHP’li belediyeleri maaş ödeyemez hale getirtip, ‘Aman maaşları ödetmeyelim, grevler olsun, çöpler toplanmasın’, neredeyse yağacak yağmurdan rahatsızlık duyup, ‘Aman barajlarda su seviyesi çok düştü, şehirlerde su kesintileri olsun, CHP başarısız olsun’ diyecek kadar kendilerini ne hale soktuklarını millet görüyor, biliyor.
DÜNYA SİYASET TARİHİNİN EN ACIMASIZ SALDIRISINI NASIL ÖNCEDEN MÜJDELEDİĞİNİ MİLLET BİLİYOR
‘Turpun büyüğü geliyor’ diye dünya siyaset tarihinin en acımasız saldırısını, yargı tacizini, yargı eliyle darbe girişimini nasıl önceden müjdelediğini millet duydu, gördü, biliyor. Sonra o çıkmayan turpları, olmayan ahtapotları, delillendirilemeyen iddiaları ama her gün her gün sabahleyin bir yalan fırtınasına nasıl uyandığımızı, toplam bütçesi 470 milyar olan, 6 yıllık bütçesi, yüzde 70’e yakını personel giderine giden böyle bir bütçeye ‘560 milyar belediyede yolsuzluk yapmışlar’ yalanını, sonra da bir kör kuruşu ispatlayamamalarını millet görüyor. Ekrem İmamoğlu’nun arabaları diye servis ettikleri arabaların bir başka milletvekiline ait çıktığında yüzleri kızarmadan, o günkü yalanı bırakıp ertesi günkü yalana sarılışlarını millet görüyor, biliyor. ‘Ankara’yı parsel parsel sattın’ diye partinin üç kurucusundan bir tanesinin söylediği ve ‘metal yorgunluğu’ şifresiyle ya ‘FETÖ’cüsün, ya hırsızsın, istifa etmelisin. İstifa etmezsen biz gereğini yapacağız’ diye istifa ettirdiği Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, 96 dört başı mamur yolsuzluk dosyasının savcıların önünde olup böyle kapağını açıp korka korka kapatılırken, kendisinden sonra gelen, milletin gönlüne giren yüzde 60 oyla yeniden seçilen birisine, o parsel parsel satanın, FETÖ’ye ne istediyse verenin, atmaya çalıştığı iftiralarla, sürmeye çalıştığı lekelerle soruşturma açılmasını; bir tarafta ardında dünya siyaset tarihinin en kirli geçmişini bırakmış Melih Gökçek’in bir köşeden tweet atarken, geri sayarken ortaya koyduğu iftiraları da o pişkinliği de bu taraftaki bu şeffaflığı, bu dürüstlüğü ve bu ahlaki üstünlüğü de herkes görüyor.
CHP OLMASI NEREDEN GÜÇ ALMASI GEREKİYORSA ORADAN GÜÇ ALMAKTA
O yüzden yazın başında bütün köşe yazarları yazarken, dostlar endişelenirken, dost olmayanlar heveslenirken, ‘Hadi bakalım nasıl sürecek bu mitingler? Sıcak olacak 40 derece Kim gelecek oraya? Öğrenciler gidince, memleketlerine herkes gidince İstanbul’da çarşamba akşamı kimi bulacaksın? Gittiğin Anadolu’da yazın ortasında kiminle miting yapacaksın’ diye düşünenlere inat, her gidilen meydanda o şehrin tarihinin rekorları kırılıyorsa, o meydanlar böyle de oluyorsa ahlaki üstünlüğün CHP’de olduğundandır. Psikolojik üstünlüğün bizde olduğundandır. Bunların yarattığı çoğunluk enerjisinin meydanlardaki patlamasıdır. O meydanları dolduranlar da o meydanlardan umutlananlar da hiç korkmasınlar, CHP olması gerektiği gibi nereden güç alması gerekiyorsa oradan güç almakta, kimin arkasında durması gerekiyorsa onun arkasında durmaktadır. Milletimizin yanındayız. Milletin seçtiklerinin sonuna kadar da arkasındayız.”
CHP Lideri Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Bugün Esenyurt, Şişli, Ovacık belediyelerimizde kayyum vardır. DEM parti’nin Van, Mardin, Hakkari, Batman, Siirt, Tunceli, Halfeti, Bahçesaray, Akdeniz, Kağızman belediyelerinde kayyum vardır. Toplamda 13 belediyede milyonlarca seçmenin seçtikleri yerine, Tayyip Erdoğan’ın atadıkları belediyeleri yönetmektedir. CHP’nin belediye başkanları, üçü büyükşehir belediye başkanı olmak üzere Adana, Antalya ve İBB Başkanları hapistedir. Ve içerideki belediye başkanlarımızdan Mehmet Murat Çalık bir hastane raporuna rağmen o rapora itiraz edip ‘Bu hastaneden alacaksınız’ deyip baskılanan hastanenin vermediği raporla öncekinin dört başı mamur ‘Tahliye edilmelidir’ raporuna rağmen içeride tutulmaktadır. Muhittin Böcek günde 14 ilaç içerek bir hapishane hücresinde, haftada bir hayati tehlike geçirerek bütün izahatlarımıza, bütün doğru yollardan anlatmaya çalışmamıza rağmen hasta arkadaşlarımız ve sadece CHP’li değil bütün hasta tutuklular, hükümlüler adeta birilerinin gönlü olana kadar ama onların gönlü olana kadar belki de hayatlarını kaybetme riskleriyle cezaevlerinde tutulmaktadırlar.
CHP’Lİ BELEDİYELERE ‘YA HAPSE ATIL YA DA AKILLI OL, AK PARTİ’YE KATIL’ DİYE EN AHLAKSIZ ŞANTAJLAR YAPILMAKTA
Bir yandan da CHP’li belediyelere, ‘Ya hapse atıl ya da akıllı ol, AK Parti’ye katıl’ diye olabilecek en ahlaksız teklifler yapılmakta, en ahlaksız şantajlar yapılmakta. Bundan korkup kaçanlar AK Parti’ye katılmakta ama bu teklifi yapılmasına karşı, karşısındakinin yüzüne acı bir tebessümle bakanlar sonra da eve gidip eşine, ‘Sıra bize geliyor. Hakkınızı helal edin. Çocuklar size emanet. Biz valizimizi yapalım. Kapının arkasına koyalım. Abdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz. Ama benim de bu şantaja pabuç bırakacak birisi olmadığımı görecekler’ diyenler cezaevlerine gidip yatmaktadırlar. Bu sözleri tutuklanmasından üç gün önce ve üç gün sonra önce telefonda, sonra cezaevindeki görüşme odasında duymuş bir genel başkan olarak söylüyorum. Onun için bu zorlu süreçte kendisini, ailesini feda edip partisine olan gönül bağını ve kendisine olan özgüvenini gösteren bütün arkadaşlarımın şimdi her birisi 12’şer metrekarelik hücrelerden bizi izliyorlar. Teker teker alınlarından öpüyorum.
CHP’Yİ, MÜCADELESİNİN BELİNE KAZMAYLA VURULACAK BİR HEDEF OLARAK BELİRLEDİLER
Meclis kapandıktan sonra partimizin kurumsal kimliğine saldırılar da sıklaştı. Biliyorsunuz, CHP’ye karşı, İstanbul’da ve Ankara’da onlarca mahkeme başvurusu yapıldı. Bunları Türkiye’nin aklı başında bütün hukukçuları, kesinleşmiş bir il kongresinin mazbatası verilmiş, kesinleşmiş bir kurultayın dava konusu yapılamayacağını ancak kişilerin varsa hakkında iddialar bunların yargılanabileceğini söylemelerine rağmen İstanbul’daki defalarca denenen asliye hukuk mahkemeleri görevsizlik kararı verip ‘Bir siyasi partinin il-ilçe başkanlıklarına karşı bir dava açılacaksa bu Ankara’da görülür’ demiş, hepsi Ankara’ya gitmiş, ilk açılan mahkemede birleşmişken İstanbul’da bir asliye hukuk mahkemesi, nisan ayından ayarlanmış, AK Partiliyken hakim yapılmış, ağustosun 15’inde nöbeti başlamış birisine bekletip çift denemeyle o mahkemeye bir dosyayı düşürüp, o mahkemeden eylül sonuna mahkeme günü alıp, CHP’ye, ‘O güne davanız var’ deyip, adli tatilin bittiği gün tedbir kararını çıkarıp, bir kayyum atayıp, İstanbul’daki bütün delegeleri de düşünüp, oradan İstanbul İl Başkanlığı’na, oradan CHP’ye yürüyüp bu partiyi ilçe kongrelerini yapan, il kongrelerini yapamaz, kurultayını yapamaz, kayyumla yönetilen, esasen mücadelesinin beline kazmayla vurulacak bir hedef olarak belirlediler.
İSTANBUL’UN NOTERLERİNDEN BİR BUÇUK GÜNDE 540 İMZA YOLLADILAR
Oradaki oyuna başta söylediğim gibi milletvekillerimiz, İstanbul il örgütümüz ve bütün üyelerimiz büyük bir kararlılıkla itiraz ettiler, sahip çıktılar. Ve bu sırada partimizin hukukçuları, ilgili genel başkan yardımcılarımız, milletvekillerimiz büyük bir hukuki mücadeleyi de verdiler. Atılması gereken, atılan her şeytani adıma karşı bir akılcı cevap ürettiler. Her düşmanca saldırıya karşı akıllıca bir mücadele hattı ördüler. Her gün, gün gün planlandı. Türkiye’nin dört bir yanında her gün delegelerimiz birer imza vererek gerektiğinde 15 günlük sürenin ayak bağı olmayacak şekilde bütün hukuki hazırlıklar yapıldı. Ve bir şeye güveniyorduk: Bu saldırıyı yapan kötü aklın bu örgütte yalnız kalacağına, karşılık bulmayacağına, bu partinin böyle bir oyuna gelmeyeceğine inanıyorduk. Ve o gün onlar düğmeye bastığında, biz hazırladığımız cevabı verdik. Şu oldu -büyük bir gururla, onurla anlatıyorum-: İstanbul’da 340’a, 310 yaşanmış bir yarışın tarafları ki o gün delegelik faslı süren 580 kişi vardı. 540’ı noter sıralarından fotoğraf attılar. Bir önceki seçimde oy vermedikleri Özgür Çelik’e, oy vermedikleri il yönetimine yapılan darbeye karşı İstanbul’un noterlerinden bir buçuk günde 540 imza yolladılar. 580 kişiden 540’ı imza yolladı. Bir önceki seçimde 330 oy olan il başkanına, 540 kişi, ‘Arkandayız. Kongreni yap. Yeniden seçil. Bu partiyi kayyuma bırakmayız. AK Parti’ye bırakmayız’ dediler. 15 günlük süre var. İmzalar çekilebilir. Sürenin 15 gün önce başladığını, 15’inci gün öğrendi birileri.
TÜRKİYE’DE ŞU ANDA KAYYUMLAR İŞLEVSİZ KALMIŞTIR
Aynı noktada CHP çok küçük bir farkla yaşanmış, üzerine seçimler geçmiş, bazısı üzülmüş, beklentileri karşılanamamış, aday olmak isteyip olamamış onlarca, yüzlerce delegeden ve içinde bulunduğumuz hassas süreçten bir şeyler beklenirken sadece 81 il başkanına delegelerimizle; İstanbul delegeleri olmadan ve doğal delegeleri olmadan ‘Bir kurultay partiyi hukuken rahatlatır’ mesajının üzerine, bir buçuk günde Türkiye’den bin 37 imza geldi. Bunun içinde 196 İstanbul delegesi yok, doğal delegeler, PM üyeleri, YDK’lar yok. Ve bunun üzerine İstanbul il kongresi İstanbul’da 24’ünde yapıldı. 21’inde kurultayımızı yaptık. Buna yapılan itirazları da tüm seçimlerin tek ve gerçek ve Anayasal yürütücüsü olan ilçe seçim kurulları, il seçim kurulları ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK) illallah edercesine defalarca, ‘CHP haklı. Siz bunu yapamazsınız’ kararlarını aldılar. Ve Türkiye’de şu anda hem kayyumlar işlevsiz kalmış, kayyum hevesi boşa düşmüş; diğer yandan ilçe kongreleri bitmiş, il kongresi takvimi başlamış ve 23 Ekim günü tüm il kongrelerimiz bitmiş, tüm delegelerimiz belli olmuş, kurultay tarihi tayin olmuş şekilde CHP bu yolunu, bu yolculuğunu sürdürmektedir. Bunun için kendi aralarındaki kırgınlıkları, rekabetleri, geçmiş seçimleri, her şeyi bir yana bırakıp bütün manipülasyonlara, bütün kötü ve birbirine düşürmeye yönelik ahlaksızca saldırılara rağmen bu partinin kurumsal kimliğinin arkasında duran tüm delegelere, tüm üyelere, partiyi AK Parti yargısı karşısında, o kötü akıl karşısında bir ve beraber tutan herkese yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varlar, iyi ki onlarla birlikte siyaset yapıyoruz.
CHP ÜZERİNDEN TÜRKİYE’DEKİ MUHALEFETİN SESİNİ DEĞERSİZLEŞTİRMEYE ÇALIŞAN BİR SÜREÇ İÇİN ELLERİNDEN GELENİ YAPIYORLAR
Tabii bu içinde bulunduğumuz darbe döneminde, geçen sene 2 Ekim günü bir siyasetçiyi, Erdoğan’ın deyimiyle ‘Eskiden bakanlar siyasiydi, müsteşarlar teknikti. Şimdi bakanlar teknokrat, yardımcıları siyasi olacak’ deyip bakan yardımcılarını, ‘Bakanlıkla teşkilatımız arasında köprü olacak’ diye il başkanları toplantısında müjdeleyen Erdoğan, bir bakan yardımcısını, bir siyasetçiyi İstanbul’a Cumhuriyet Başsavcısı atadı. O günden sonra göreve başladığı 9 Ekim gününden sonra adeta AK Parti’nin gençlik kolları, kadın kollarının yanında, ‘yargı kolları başkanı’ olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Her attıkları adım, CHP’nin hem belediye hizmetlerini felç etmeye, belediye başkanlarını hapsetmeye, millete dönüp ‘Burada hırsızlık var, yolsuzluk var’ yalanını sürdürmeye ama aradıkları kanıtları bulamamaya, dünyaya da dönüp Türkiye siyasetini CHP üzerinden Türkiye’deki muhalefetin sesini değersizleştirmeye çalışan bir süreç için ellerinden geleni yapıyorlar. Ben daha tutuklamalar başlamadan bir darbe mekaniğinin işlediğini, bütün darbelerin iktidara karşı yapıldığını, bunun diğer farklı olarak mevcut iktidar tarafından bir sonraki iktidara, mevcut cumhurbaşkanı tarafından kendinden sonraki cumhurbaşkanı adayına yapılan bir darbe girişimi olduğunu Meclis kürsüsünden 19 Mart’tan çok önceki toplantılarda, ‘Bir darbe mekaniği işliyor. Adım adım gidiyor. Sakın ha sakın bu darbeye direniriz. Ve bilin ki bu darbeye karşı tek güvencemiz milletimiz’ demiş birisi olarak buradan bu darbe sürecine hep birlikte direndiğimizi ve bu darbeyi planlayanların bizim gözümüzde artık meşru muhataplar olmadıklarını ve onlara karşı da nasıl mücadele edilecekse öyle mücadele edeceğimizi… İstanbul İl Başkanlığı’nın önünde sordular; ‘Bundan sonra ne yapacaksınız?’ Dedim ki ‘Siyaset yapıyorduk, balta çektiler. Siyaset yapıyorduk, savaş ilan ettiler. Bunu bir savaş ilanı kabul ediyorum. Savaş ilan edilmiş bir kişi, bir yapı, bir parti nasıl davranacaksa bundan sonra o şekilde davranacağız.’
YILDA BİR KEZ MECLİS’E GELİP NUTUK ATMAKLA MECLİS’E SAYGI GÖSTERİLMİŞ OLUNMUYOR
O günden bugüne de CHP olarak bir yandan Meclis zemininde sizler mücadele ediyorsunuz, bir yandan hep birlikte sokaklarda, meydanlarda mücadele ediyoruz. Ve darbecilerin, bu darbeyi üzerimize salanların, bize bunu yapanların gelip de sadece o gündemde bir açılış konuşması yapacağı ve karşısında bütün yasama Meclisi’ni bulacağı bir günde onun karşısına geçip oturmadık. Onu ne cumhurbaşkanlığı makamının ve onu seçenlere saygının gerektirdiği şekilde ayakta ne de Meclis’in yetkilerine saldıran birisi diye oturarak; onun bulunduğu o salonda bulunmadan, onun yaptığı o açılış konuşmasını dinlemeden ve Amerikalarda aradığı meşruiyeti TBMM salonunda bulmasına izin vermeden hep beraber bir tutum içinde olduk. Buna karşı Meclis’e saygısızlık ve CHP’yi Meclis’ten firar etmekle suçladı. 19 kez sadece geçen sene -bu grup salondaydı- AK Parti milletvekilleri olmadığı için Meclis yoklamayla kapandı. 30 bin 500 soru önergesi verdiniz. Anayasal süresi içinde sadece 3 bin 900’nü yanıtladılar. 2017’de rejime kasteden Anayasa değişikliğiyle Meclis’in yasama yetkisi sınırlandı, denetim yetkisi törpülendi. Sözlü soru yok, gensoru yok. Ne yaparlarsa yapsınlar, Meclis’te bakanı sorgulamak, düşürmek yok. Yılda bir kez gelip Meclis’te nutuk atmakla Meclis’e saygı gösterilmiş olunmuyor.
Yedi yıldır bütçe görüşmelerine adım atmayan, yerine yardımcısını yollayan, bakanlarını yollayan bir yürütmenin başıyla karşı karşıyayız. Bir parlamentonun saygınlığını, vatandaşlarının sorunlarını çözebilme yeteneği, çözmesi artırır. Her gün yoksullaşan vatandaşın, milletin sorunlarını sizler dile getiriyorsunuz. Ama bunu duyan, gören yok. Kapatıp kaçtıkları 70 günlük sürede, emekli ve asgari ücretli, satın alma gücü olarak dörder bin lira maaşlarından kaybetti. Ve memurlar aldıkları maaşlarından yedişer bin lira en düşük memur maaşı satın alma gücünü kaybetti. Çiftçinin en büyük maliyeti olan mazotun bir deposu iki ayda 110 lira daha pahalıya dolar hale geldi. Millet bu Meclis’ten asgari ücrete, emekli maaşına zam bekledi, bunu yapmadılar. Üreticiler destek bekledi, bunu vermediler. Atanmayan öğretmenleri duymadılar. Staj mağdurlarını dinlemediler. Adalet bekleyenlerin çığlıklarını dinlemediler. Sadece beklentileri yönetmekle, bizim yıllardır, ‘Meclis zemininde çözülsün. Demokratik açılımlarla çözülsün’ dediğimiz Kürt sorununu, ‘Terörsüz Türkiye’ adı altında milletin gündemine getirdiler. Terörsüz ve demokratik Türkiye’yi, CHP’nin mücadeleleriyle komisyon adına ‘demokrasi’yi bile haftalarca direnerek koydular. O günden bugüne gerçek anlamda bu ülkenin çözülmesi gereken en önemli sorununa en bütüncül, en kapsayıcı ve en doğru demokratik bir kapsayıcılıkla çözüm üretme önerilerimiz bir yanda dururken kurulan komisyonu bütün bir yazı ve bütün bir tatil süresini sadece dinleme yaparak ve gelinen noktada da belki dilek ve temenniler metinleriyle kapatmaya çalışarak devam ediyorlar.
ALEVİLERİN TÜM TALEPLERİNİ 29 EKİM’E KADAR HALLEDECEK YÜREK, CESARET, SAMİMİYET VARSA CHP BURADADIR
Bir yandan da ‘Cemevi, cümbüş evi’ diyecek kadar utanmazlığı ele almışların, bir yandan sırf bu zihniyetle Alevilerle ilgili kurdukları bir kurumu Cumhurbaşkanlığı’na bağlamak yerine, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayarak gerçek niyetlerini ortaya koyanların şimdi Alevi açılımından bahsetmeye başladıklarını da aynı çıkarcı, samimiyetsiz yaklaşım olarak takip ediyoruz. Bunu AK Parti’nin beyanları, geçmiş pratikleri, Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konudaki en katı tutumunu hatırlayarak ve hatırlatarak söylüyorum. Barış ve kardeşlik için hangi demokratik adım atılacaksa biz Meclis’teyiz, yaz boyunca orada olduk, bundan sonra da yasama Meclisi’nde olacağız, sorunun çözümüne yönelik en kararlı adımların takipçisi olacağız. Ama birilerinin bu süreci istismar etmesini, birilerinin bu süreci bir al-ver ilişkisine çevirmeye çalışmasına da izin vermeyeceğiz. İşte Meclis’teyiz. Alevilerin cemevlerinin ibadethane statüsüne alınmasını, Alevilerin yıllarca bekledikleri, hepimizin malumu olan ve defalarca söyledikleri tüm taleplerini, 29 Ekim de bir adım ya, 29 Ekim‘e kadar bir ay boyunca tıkır tıkır tıkır halledecek yürek, cesaret, samimiyet varsa CHP buradadır. Kürt sorununun demokratikleşerek çözüleceğini biliyoruz. Muhalefet partilerinin tamamının bir arada, kayyumlara karşı imzalayıp verdikleri kanun teklifi ortada duruyorken, hasta tutuklular ve hükümlülerin sorunları ortada duruyorken, Kürt sorununa yönelik antidemokratik uygulamalar ya da demokratik yasa çalışmaları Meclis’te bekliyorken, pek çoğunu ve en iyisini yapacak hukukçular hem CHP’de hem tüm partilerde duruyorken bir yandan başka şeyler konuşup, bir yandan başka şeyler yapma gayretine karşı biz CHP olarak bulunmamız gereken yerde bulunduk ve bulunmaya da devam edeceğiz.
BU LİNÇ KAMPANYASINA SON VERİLMESİ GEREKİYOR
1 Ekim’de, bir gün bizim Meclis’te olmamamızın iktidar partisini nasıl bir davranışa ittiğini, nasıl ruh hallerinin yalnızlaştığını ve bunu nasıl telafi etmeye çalıştıklarını bütün milletimiz gördü. Meclis Başkanı eliyle, ağzıyla partilerin liderlerine yapılan bir davete icabet etmiş olan sayın liderlere, sosyal medyada da basınında da herhangi bir yerde de yapılan tüm haksız saldırılardan büyük bir üzüntü duyduğumuzu açıkça ifade etmek isterim. Ancak orada yapılanın, içeride bulundurulan tek kamera ve tek fotoğraf makinası veya ekibi varken özenle seçilmiş en insani gülüşlerin, duruşların, hepimizin başına gelebilecek birtakım talihsiz bakışların, özellikle kimler tarafından çekildiğini, kimlerin paylaştığını, Cumhurbaşkanlığı fotoğraf servisinin ne özenle yaptığını hep birlikte gördük, takip ettik. Ama bunun üzerinden sözümüze değer veren kim varsa, köşesinde yazan, televizyonda tartışan, sosyal medyada yorum yapan; bu büyük haksızlığa, bu büyük lince, Meclis Başkanı’nın çağrısıyla gösterilen nezakete, bir linç kampanyasına kim katkı sağlıyorsa bunun bir an önce son verilmesi gerektiğini büyük bir samimiyetle söylüyorum.
KİMSE ERDOĞAN’IN KENDİ ÇEKTİRDİĞİ FOTOĞRAFLARI SERVİS EDİP DE ‘HERKESİ YANINA TOPLADI’ SAFSATASINA İNANMASIN
Çünkü bugün Türkiye’de CHP bu ağır saldırı altındayken Meclis’te ve Meclis dışında bulunan bütün muhalefet partilerinden sadece dostluk gördük. Tek başına CHP’yi savunmaya onları çağırmadık. Biz onlarla birlikte Türkiye’deki demokratik sistemi, sandığı savunduk, savunmaya da devam ediyoruz. Bundan sonra DEM Parti’den İYİ Parti’ye, Saadet Partisi’nden DEVA Partisi’ne, Gelecek Partisi’ne, EMEP’ten TİP’e; Meclis zemininde bulunan birlikte mücadele verdiğimiz bütün muhalefet partilerine, partimize nasıl sahip çıkıyorsak onların kurumsal kimliklerine de öyle sahip çıkmak durumundayız. Ben çok değerli genel başkanlarıyla ayrı ayrı görüştüm ve görüşmeye de devam ediyorum. Buradan CHP olarak CHP’nin yarattığı boşlukta kendisinden ayrılan siyasi partilere bayramda randevu vermemeyi meziyet sayan, ‘AK Parti’nin bayramlaşma programında DEVA ve Gelecek Partisi bulunmayacak’ diyen, DEM Parti’yi yıllarca şeytanlaştıran, ellerini sıktığımız için bize ‘Teröristin kanlı eline el uzatıyorsun’ diye bizi eleştirenlerin, CHP’nin 31 Mart seçiminden sonra birinci parti olduğunda, tüm siyasi partileri bayramda teker teker arayan, kendi genel merkezlerinde teker teker ziyaret eden, siyasette seçmene saygıdan, ‘Siyasi ilişkiler böyle olmalıdır. Normali budur’ diyen, bunun üzerinden normalleşme tartışmalarında aldığımız tüm haksız eleştirilere karşı, karşı karşıya kaldığımız darbe girişimine kadar, bu tutumunu nezaketle ve kararlılıkla sürdüren bir siyasi parti olarak şunu gösteriyoruz: Dünün el tutmayanları, bayramlaşmayanları, CHP’nin onları Amerika’da aradıkları meşruiyetin karşısında bir gün açılış konuşmasında onlara, onu sunmadığında ne hale geldiklerini gördünüz. Kimse Erdoğan’ın kendi çektirdiği fotoğrafları servis edip de ‘Çekim merkezi oldu, herkesi bir anda yanına topladı, moral buldu’ safsatasına inanmasın.
MİLLETİN TEMSİLCİSİ MUHALEFET PARTİLERİ, BU CEBERUT İKTİDARDAN KURTULMAK İÇİN BİRDİR, BİR ARADADIR
Ahlaki üstünlük neredeyse psikolojik üstünlük oradadır. Psikolojik üstünlük kimdeyse çoğunluk enerjisi oradadır. Meydanda da çoğunluk enerjisi bizimledir, Meclis’te de çoğunluk enerjisi bizimledir. Millet, haklı olanın yanındadır. Milletin temsilcisi muhalefet partileri de bu ceberut iktidardan kurtulmak için, sandığa sıkı sıkı sarılmak için, önce topu sahada tutmak için, topu alıp da kaçana, kesip de götürene karşı önce maçın oynanmasını sağlamak için birdir, bir aradadır. Günü gelince farklılıklarımızla rekabet ederiz. Muhalefeti bir arada tutmaya emek eden ve her birisine ayrı ayrı saygı duyduğun tüm genel başkanlara muhabbetlerimi kampımızdan bir kez daha ifade ederken milletimize de şunu söylüyoruz: Kimse yılgınlığa kapılmasın, kimse korkmasın. Kimse ‘Yine bu iktidar kalacak ve ben açlığımla, yoksulluğumla, güvencesizliğimle baş başa kalacağım. Hadi beni geçtim, artık evlatlarımız bu ülkede yaşamak istemiyorlar’ diyenlere şunu söylüyorum: Bütün dünya Türkiye’nin üzerinde hesap yapıyor olabilir, hayal kurabilir. Bu bir beka sorunu değildir. Yaptıklarında nasıl bir yanıt aldıklarını 100 yıl öncesinden bilirler. Beka sorunu, bu memleketin evlatlarının başka yerlerde hayal kurmasıdır. Biz o evlatlarınızdan 31 Mart seçiminde bir söz aldık, bir seçim daha beklemeye karar verdiler. O seçime gidiyoruz, adım adım gidiyoruz. Türkiye’nin evlatlarının Türkiye’de hayal kuracağı, bu ülkenin yarınlarında hep birlikte mutlu olacağımız, birlikte daha çok kazanacağız, daha çok üreteceğimiz ama hakça, eşit paylaşacağımız yarınlarda sizin evlatlarınız, bizim evlatlarımız bu güzel ülkenin yarınlarında olacaklar. Bu ülkenin yarınlarını bir tek adamın alıp kaçmasına, bu ülkenin sandığının işlevsizleşmesine, bu ülkede demokrasiyle gelenlerin demokrasiyi götürmesine izin vermeyeceğiz. Kurduğumuz Cumhuriyet’e hep birlikte sahip çıkıyoruz, çıkmaya devam edeceğiz. Kurulduğu gün olduğu gibi bugün de CHP, Türkiye’nin birinci partisidir ve sizlere asla yalnız bırakmayacaktır.”
KAYNAK: ANKA

















