İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye’nin sorunu anayasa eksikliği değil, aslında bakarsanız adalet eksikliğidir. Devlet şahısların değil, milletin devleti olmalıdır. Rakibini yargıyla susturan anlayış; entrikayla, şantajla, kasetle, tehditle susturmaya çalışan anlayış demokrasi değil, korku düzenidir” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, 3 günlük İzmir programı kapsamında İYİ Parti İzmir İl Başkanlığı’nda düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Toplantıya İYİ Parti İzmir İl Başkanı Ülkü Doğan, il yöneticileri ve partililer katıldı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Türkiye’nin ciddi bir ekonomik darboğazdan geçtiğini belirterek, geniş tanımlı işsizliğin yükseldiğini, vatandaşların kredi ve icra baskısı altında yaşam mücadelesi verdiğini söyledi. Üretim ve istihdamın gerilediğini ifade eden Dervişoğlu, organize sanayi bölgelerinde satılık ve kiralık fabrika ilanlarının arttığına dikkati çekti.
Hayat pahalılığı, konut sorunu ve gençlerin gelecek kaygısına değinen Dervişoğlu, gençlerin evlenmekte ve aile kurmakta zorlandığını dile getirdi. Kreş, eğitim ve barınma maliyetlerinin aile bütçeleri üzerinde büyük yük oluşturduğunu kaydeden Dervişoğlu, gençlerin geleceklerini yurt dışında aramaya başladığını ifade etti.
Tarım politikalarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Dervişoğlu, artan girdi maliyetleri nedeniyle çiftçilerin üretimden çekildiğini söyledi. Köylerin boşaldığını ve tarım arazilerinin farklı kullanım alanlarına açıldığını ifade eden Dervişoğlu, Türkiye’nin gıda konusunda dışa bağımlı hale gelme riskiyle karşı karşıya olduğunu savundu.
Vergi sistemiyle ilgili eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, “Bu ülkede maaş artıyor gibi görünüyor ama vatandaşın cebine girmeden maaş artışları, vergi dilimlerindeki o yanlış uygulamalar yüzünden vergiyle geri alınıyor. Vergi sistemi adalet üretmiyor. Çalışanı cezalandırıyor. Alın terinden değil, ranttan ve haksız kazançtan vergi alınması gerekliliğine inanıyoruz. İYİ Parti, emeğin korunduğu, ücretlinin ezilmediği adil bir vergi sisteminin inşa edilmesinden yana politikalar geliştirmeye çalışıyor” dedi.
HUKUK VE DEMOKRASİ VURGUSU
Hukuk ve demokrasi konularında da açıklamalarda bulunan Dervişoğlu, şunları kaydetti:
“Türkiye’de hemen her vatandaş hukuk ve demokrasi krizinden bahsediyor. Yeni anayasa tartışmaları, yetkiyi daha da merkezileştirme amacı taşıyor. Muhalefet üzerinde son derece ciddi bir baskı oluşturmaya, şantaj mekanizması devreye sokulmaya çalışılıyor. Yargı siyasetin aracı haline getiriliyor. Demokrasi, rekabet sistemi değil, bir kontrol sistemi haline dönüştürülmek isteniyor. Türkiye’nin sorunu anayasa eksikliği değil, aslında bakarsanız adalet eksikliğidir. Devlet şahısların değil, milletin devleti olmalıdır. Rakibini yargıyla susturan anlayış; entrikayla, şantajla, kasetle, tehditle susturmaya çalışan anlayış demokrasi değil, korku düzenidir. Çok çeşitli emarelere rastlıyoruz. Bazı duyumlar da alıyoruz. Bütün bu olumsuzluklar aslında siyasetin de itibarına halel getirecek mahiyet arz ediyor. Dolayısıyla İYİ Parti olarak siyasetin de namusunu savunmak, koruyup kollamak gibi ciddi bir sorumlulukla karşı karşıya bulunduğumuzu kamuoyuyla paylaşımını gerçekleştiriyoruz.”
Ülkenin büyük sorunlarla karşı karşıya olduğunu ancak çözümün siyaset içinde aranması gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, “Tek adamla yönetilen bu rejim, her geçen gün tek adamlığa evrildiğinin delillerini ortaya koyarken vatandaşın siyasete olan güvenini de zaafa uğratıyor. Devlet şahısların devleti değil, milletin olmalıdır. Millet iradesi sandıkta belirlenmelidir. Millet iradesini, sarayda belirlenen bir iradeye dönüştürürseniz o zaman ülkede demokrasi de tartışma konusu olur. İşte bazı devletlerin büyükelçiliklerinin Türkiye’ye sistem önermesi, demokrasi dışında sistemlere meyil edilmesinin gerekliliğine vurgu yapması da aslında bakarsanız buradan kaynaklanıyor. İYİ Parti olarak biz güçlü liderliğin değil, güçlü hukuk sistemi isteyenlerin partisi olmaya devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
TERÖRLE MÜCADELE AÇIKLAMASI
“Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin de Dervişoğlu, “Terör örgütüyle yeniden müzakere zemini oluştuğuna dair hâkim bir kanaat var toplumda. Abdullah Öcalan denen caninin hem siyasi hem de statüye dayalı bir rol arayışı içinde olmasına vatandaşlarımız tepki gösteriyor. Ben de vatandaşın tepkisini hem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hem de yaptığım il ziyaretlerinde ifade etmeye çaba sarf ediyorum. Bütün bunları söylerken de en başından beri ifade ettim, milliyetçi reflekslerle değil, aslında bakarsanız Türkiye için yapılması gereken ya da Türkiye için atılması gereken doğru adımlara işaret ederek bütün bunları gerçekleştirmeye çalışıyorum. Cumhuriyet ve milli birlik hassasiyetinin korunmasının gerekliliğine de sıklıkla işaret ediyorum. Türk milletinin geleceği, terör örgütünün ya da o terör örgütünün başının taleplerine göre şekillendirilemez. Devlet, teröristle müzakere eden değil, milletin hukukunu koruyan bir mekanizmadır, bir organizmadır. Cumhuriyetin eşit vatandaşlık anlayışının dışında da herhangi bir vesayetin kabul edilebilmesi mümkün değildir. Burada mesele siyaset değil, Türkiye’nin egemenlik meselesidir” şeklinde konuştu.
Dervişoğlu, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Ağırlaştırılmış bir müebbet hapis hükümlüsüne statü verme gayreti içerisinde olan bir devlet anlayışı olamaz. Ayrıca bunun yasal bir çerçeveye ihtiyaç duyduğunu da söylüyorlar, özellikle iktidar kanadında. Eğer yasal bir çerçeve aranıyorsa bugün yapılan bütün iş ve işlemler, biliniz ki yasa dışıdır. Yani komisyonun kuruluşu, komisyon raporunun altına siyasi partilerin attığı imzalar ki onları eleştirdim en başından itibaren, bunu yapmayın, bu gidişatı meşrulaştırmayın diye. Şimdi yasal düzenleme arzusunda olduklarını söylüyorlar. Bu arayış aslında bakarsanız bir itiraf niteliğindedir. Yapılan bütün eylemlerin ve dile getirilen söylemlerin yasal dayanağı yok. Şimdi de onlara yasal dayanak aranıyor. Demek ki Türkiye illegal bir sürecin içine sokulmuş. Şimdi de bir çıkış yolu aranıyor sonucu çıkar bu ifadelerden. İYİ Parti olarak buna sonuna kadar direneceğiz. Ben size krizleri tarif ettim. Yani eğer bir sorunun varsa ki öyle bir sorunun çözümü için bir şeyler öneriliyorsa, yarın ekonomi sorununu çözmek için de aynı adamın kapısına gidilme durumu söz konusu olabilir. Aile krizini çözmek için de aynı kapıya gidilme tehlikesi olur. Üretim krizini çözmek için de aynı durum söz konusu olur. Milli Eğitim Bakanlığındaki olumsuzlukların ortadan kaldırılması için de aynı hukuk dışı yöntemlere başvurma riski doğar. Dolayısıyla bu atılan adımın hiç kimse devlet aklıyla atılmış bir adım olduğu iddiasında bulunamaz. Buna karşı İYİ Parti olarak, şahsen ben, Müsavat Dervişoğlu olarak sonuna kadar gerçekleri milletimizle paylaşmak suretiyle direnmeye devam edeceğim.
ERKEN SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ
Şu anda Türkiye’nin bir seçime ihtiyacı var mı diye bana sorarsanız, seçime ihtiyacı vardı. Ama seçim kararının alınabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde nitelikli çoğunluğa ihtiyaç var. O da 360 milletvekiline tekabül ediyor. Biz parlamentoda 30 milletvekili olan bir siyasi partiyiz. Cumhuriyet Halk Partisi ile beraber ikimizin birleşmesi bile Türkiye’de erken seçim yapılmasını mümkün kılmıyor. Ben söyledim en başından itibaren, muhalefet yapabileceği şeyleri söylemeli. Aksi takdirde vatandaşa sürekli yapamayacağınız şeyleri söylerseniz muhalefete olan güven zedelenir. Dolayısıyla onun telafisi son derece zor olur. Ayrıca bazı söylemler iktidar sahiplerinin iştahını da kabartıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin gündemine kademeli olarak farklı farklı şeyler taşıyabilme, skandallar taşıyabilme ihtimalleri de belirginleşiyor. O zaman bir taraftan menfileri, öbür tarafta müspetleri tutuyorlar. Dolayısıyla doğru bir adım atıldığı zaman siyasetin üzerine sadece baskı değil, aynı zamanda şantaj yüklemesi yapma ihtimalleri de söz konusu olabiliyor. O nedenle işte ben bazı transferleri, bazı yaşanan hadiseleri değil, bunların hepsini, birtakım soruşturmaları ve hatta yargılamaları bu kapsam içerisinde değerlendirmek mecburiyetinde olduğunuzu düşünüyorum. Mesela Cumhuriyet Halk Partisi’yle ilgili güya yargılaması var. Oysa kamuoyunda ne konuşuluyor? ‘Butlan karar yazıldı’ diyor. ‘Yazılan kararın kamuoyuyla paylaşılabilmesi için talimat beklendiği söyleniyor’ diyor. Mesela yani bir mahkeme kararının yaşama geçirilmesi için şayet bir siyasi karar bekleniyorsa o ülkede adalet bitmiştir. O sebeple biz İYİ Parti olarak yaşanan bütün bu süreçleri doğru okuyarak milletin lehine ve menfaatine bir yol haritası çizmeye ve uygulamaya gayret sarf ediyoruz. Ve bütün bunları da dikkat ederseniz sükûnet ile ve milletin anlayabileceği bir dilden ifade etmeye çalışıyoruz.”
KAYNAK: ANKA
















